Ahmet Biçer, bir alıntı ekledi.
24 May 11:41 · Kitabı okuyor · Beğendi

İnsanoğlunun gelişmesinde üç aşama vardır: Hayvanlık, düşünce, isyan

Mağaradakiler, Cemil Meriç (Sayfa 100 - İletişim Yayınları)Mağaradakiler, Cemil Meriç (Sayfa 100 - İletişim Yayınları)

Mavi Balina Oyununa Dikkat!
İnternet üzerinde oynanan şiddet içerikli pek çok oyun olduğunu ve sayısının gün geçtikçe arttığını biliyoruz. Çocuklar başta olmak üzere farklı yaş grubundaki bireyleri etkisi altına alan ve olumsuz manada psikolojik etkisinin giderek arttığını düşündüğüm bu oyunların en yeni ve dehşete düşüreni "Mavi Balina" isimli bilgisayar oyunu.

Dünya genelinde pek çok habere konu olan bu oyunun insan psikolojisi üzerindeki etkisi diğer oyunlardan çok daha fazla ve sonunda kişiyi "intihara" götürüyor olması.
Bu oyunla ilgili çıkan haberlerden bazıları:

İlk olarak Rusya'da ortaya çıkan ve sosyal medya üzerinden hızla yayılan Mavi Balina oyunu nedeniyle dünya genelinde 100'den fazla çocuğun intihar ettiğinin bildirilmişti. Bu dönemde sürpriz yumurtadan çıkan mavi balina bu haberlerin tekrar gündeme gelmesine neden oldu. İşte mavi balina hakkında merak edilenler ve ayrıntılı analiz...

MAVİ BALİNA OYUNU NEDİR?

Oyunun orijinal adı Siniy Kit. Bu ismin Rus rock grubu Lumen'in bir şarkısından alındığı düşünülüyor. Şarkının sözlerinde “Neden çığlık atarsın / Kimse sesini duymazken / Konu ne, konu ne” diyor. Şarkı “ağı delip geçemeyen devasa bir mavi balinanın” öyküsünü anlatıyor.

Bu oyuna bir şekilde katılan kişilerden, çoğu şiddet içeren 50 talimatı yerine getirmesi isteniyor. 50 günlük bir süreyi kapsayan bu komutlar arasında derin olmayacak şekliyle kol ve bacakların kesilmesi, belirli bir süre boyunca kimse ile görüşülmemesi, yüksek sesli olarak müzik dinlenilmesi gibi aşamalar yer alıyor. 50. günün sonunda da kişiye son aşama olan “yüksekten atlayarak ya da kendini asarak” intihar etme komutu veriliyor.

Oyunun adıyla ilgili ortaya atılan bir başka iddia da zaman zaman balinaların açıklanamaz şekilde karaya vurup intihar eden hayvanlar olması.

Oyunun hızla yayılmış olmasında sosyal medya önemli rol oynuyor. Özellikle 10-14 yaş arasındaki gençler hedef alınıyor. Bu oyunu düzenleyenler, belli etiketler kullanarak ya da sıkça ziyaret edilen gruplara mesaj atarak gençleri oyuna dahil etmeye çalışıyor.

Bu oyun, Rusya'da ilk kez araştırmacı bir gazetecinin 12 yaşındaki bir kız çocuğunun intiharının ardından yaptığı araştırma sonucunda ortaya çıkarıldı. Rusya'da 2016 yılında Nisan ve Kasım ayları arasında 130'dan fazla çocuk intihar etti.

Mavi Balina kurucusu kimdir?
2016 yılının Kasım ayında tutuklanan 21 yaşındaki Rusya vatandaşı Philipp Budeikin, Rusya’Nın St Petersburg kentinde yer alan bir cezaevinde kalıyor.

Birçok genç çocuğu öldürmekle suçlanan Budeikin, çıkarıldığı son duruşmada, toplumda temizlik yaptığını söyleyerek, kurbanlarını “biyolojik atıklar” olarak tanımladı.

“Oyun Yöneticisi” adı verilen kişi yada kişiler tarafından yönetilen oyunda 8 tane ölüm grubu olduğundan şüpheleniliyor.
Gazeteci, Mayıs 2016'da ergenler arasında bu tarz oyunların oldukça popüler olduğunu ve bu gençlerin internette kendi aralarında iletişim kurabildikleri çok sayıda “ölüm grubunun” bulunduğunu tespit etti.

Çocukları intihara sürükleyen bu oyun, genellikle Rus sosyal medya sitesi Vkontakte ve Instagram üzerinden yayılıyor. Dünyanın farklı yerlerinde bu oyunla ilgili alınan önlemleri derledik:

Sosyal medya siteleri, özellikle Mavi Balina oyunuyla bağlantılı olduğu söylenen intihar vakalarının artmasının ardından çeşitli önlemler aldılar.

Tumblr, özellikle Mayıs 2016'da site içerisinde Mavi Balina bağlantılı aramaların çok ciddi miktarda arttığını tespit etti. Bunun üzerine site, arama sonuçlarını göstermeden önce kullanıcıya bir uyarı mesajı vermeye başladı. Bu mesajda, kullanıcının bulunduğu ülkede psikolojik destek için arayabileceği ücretsiz telefon numaraları gösteriliyor.

YouTube da aynı şekilde “Mavi Balina” kelimeleriyle arama yapıldığında benzer bir pencere açılıyor. Instagram'da da Mavi Balina ile bağlantılı etiketlerle ilgili arama yapıldığında kullanıcıya üç seçenek sunan bir pencere açılıyor. “Yardımcı olabilir miyiz?” başlıklı pencerede Yardım Alma, Sonuçların Görüntülenmesi ve İptal olmak üzere üç seçenek yer alıyor. Ancak bu uyarıların İngilizce terimlerle, yani #BlueWhale olarak arandığında görüldüğü, Türkçe Mavi Balina kelimeleriyle arama yapıldığında ise çıkmadığı anlaşıldı.

Mavi Balina oyunu, Türkiye'de son dönemde 14 yaşındaki Furkan Şen'in intiharıyla birlikte gündeme geldi.

Daha sonra Ağustos ayında da 24 yaşındaki Evrim Mertin intihar etti. Mertin'in ailesi, oyunla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Hükümet kanadında ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve İçişleri Bakanlığı'nın ortak bir çalışma yaptığı açıklandı.Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan, Eylül ayında yaptığı açıklamada, “Zararlı içerikli yayınları BTK olarak durdurabiliyoruz ama böyle özel linklerle çalışan oyunlara bir şey yapamıyoruz. Üzerinde çalışıyoruz. BTK ve emniyet uzmanları çalışma yapıyor” dedi.

Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/...tili-analiz-2196793/
Kaynak: https://shiftdelete.net/...i-balina-oyunu-nedir

Küçük problem zaten küçüktür adı üstünde
ama büyük problem. gerçekten büyüktür
hele de daha problemin sebebini bile bulamadı iseniz
önce problemin sebebi bulunacak
sonra çözümü
sonra da gereği yapılacak
tüm bu üç aşama küçük problem olabilir mi ?
SABIR - TEMEKKÜN - KIYAM-
Hayatımızın şekillenmesi bu ( 3 ) aşama iledir...

Sosyoloji günlükleri,

Her medeniyetin olduğu gibi
her devletin ,
her kurumun ,
her topluluğun ve
her bireyin ve nefsin
yapılanmasında ( 6 ) altı aşama görülür :
1.Kuruluş, eğitim ve öğretim süreci,
2.Başarı ,İktidar ve İktidara bağlı elit kadro oluşumu
3.Refahın artması
4.Doyuma ulaşmak , müstağnilik, kibir , gerçeklikten kaçış ve ataları taklit
5.Safahat ve israf
Ve son noktada
6.ÇÖKÜŞ …

Bu altı maddeyi tefsir ve tevil edebiliriz, acizane vurgulamaya çalışacağım,
bu çöküşe medeniyet, devlet, kurum, topluluk ve kişi bazında
hatta fikir,düşünce bazında da nasıl engel olabiliriz ?

Usulu bulabilirsek, aslı korumak kolaylaşacaktır.

İhtiyaçlar ( 3 ) üç türlüdür :
Zorunlu İhtiyaç = Zaruriiyat
Normal ihtiyaç = Haaciyat
Lüx ihtiyaç = Tezyinii ihtiyaç

Örneklersek ;
Çuval giyerek üstümüzü örtebiliriz /
Elbise ile normal ihtiyaç görülür /
kürk manto ile tezyini ihtiyaç karşılanır.

Mağarada yaşanarak korunuruz /
Evle normale döneriz /
Boğazda villa, tezyini ihtiyaçtır.
Meslekten de örnek olsun :

Mimarlık,
1.sağlamlık (= hayatı idame ettirsin yeter)
2.fonksiyonel(=işe yarar, olması gerekenler)
3.Estetik (= lüx, göz zevkine hitap etmesi)

Ve ihtiyaçların giderilmesi, yeni ihtiyaca götürür.
Yeni ihtiyaçlar estetik, süsleme, konforizm ve konfor ile
insanda da toplumda da çürümeyi başlatır
yani tezyini ihtiyaç zevale (yok oluşa) kapı açar,

peki zeval nasıl geciktirilir ?
El cevap : - Kemali ihtiyacı gündeme almak ile !

Kemalat süreklidir ve kemali, olgunlaşmayı sürekli hale getirebilirsek
zevali yani çöküşü yokoluşu geciktirebiliriz.
Burada Tasavvuf devreye girer ;
var iken yok gibi yaşamak !

Yok iken yok u yaşamak fakirliktir /
Var iken yoku yaşamak kemalattır .

Tüm bu anlatılanlar fert olarak bizim için de geçerli :
Tüm yapılanmamız sonrası gelen başarı ve başarının getirdiği zenginlik,
doyuma ulaşmak, kendini müstağni ihtiyaçsız hissetmek
yeni birşeylere ihtiyaç duymamak,
geçmişimizle övünme ile avunmak
zira atalarımız da müthiş insanlardı
ve çöküş öncesi zenginliğin verdiği israf ile
çöküşün kapısını aralamak..

aslolan hangi platformu yaşarsak yaşayalım,
ne olduğumuz ,
nerede olduğumuz ,
nasıl olduğumuz
en önemlisi
ne için yaşadığımızdır…

Tarih günlükleri,

MR.NOBODY, bir alıntı ekledi.
08 May 22:47 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Filistin’i İşgal Planı!
Filistin’i elegeçirmek için 10 Mart 1948’de bir plan
yapıldı. Buna, D planı denildi (A, B ve C planları ise değişen durum
karşısında geçm işte kalan siyonist stratejiyi formüle eden benzer nitelikteki planlardı). D Planı (ya da İbranicede Dalet) Yahudi kuvvetlerine, kendi denetim bölgelerindeki Filistinli yaşam alanlarını
temizleme emri veriyordu. Haganah’ın emrinde birçok tugay vardı
ve bunların her birine, işgal edecekleri ve yakıp yıkacakları köylerin bir listesi verilmişti. Köylerin çoğunun yıkılması istenmişti ve
birliklere, ancak çok istisnai durumlarda köylere hiç zarar verilmemesiem redildi.3
Aralık 1947’de başlayan etnik tem izlik operasyonu 1950’lere kadar
devam etti. K öyler üç taraftan kuşatılıyor ve Filistinlilerin köyü
boşaltıp kaçm aları için dördüncü taraf açık bırakılıyordu. Bazı durum larda bu taktik işe yaram adı ve köylülerin birçoğu evlerini terk
etmedi; işte katliamlar böylesi vakalarda gerçekleşti. Filistin’in
Yahudileştirilmesi için benim senen başlıca strateji buydu.
Etnik tem izlik üç aşam ada m eydana geldi. Birincisi, kıyı ve iç bölgelerdeki ovaların tahrip edildiği ve buradaki insanların zorla göç
ettirildiği Aralık 1947’de başlayıp 1948 yazının sonuna kadar süren
aşamaydı. İkinci aşama, 1948 sonbaharı ile 1949 kışında gerçekleşti ve Celile ile Naqab (Negev) bölgelerini kapsadı.
1949 kışından itibaren Filistin ülkesinde silahlar susmuştu. Savaşın ikinci aşaması ve etnik temizliğin ikinci evresi son bulmuştu.
Ama savaşın gürültü patırtısı yatıştıktan sonra bile Filistinlileri ülkelerinden sürmeye devam ettiler

Yaşamla Ölüm Arasında Gazze, Noam ChomskyYaşamla Ölüm Arasında Gazze, Noam Chomsky

Mayıs 2018 Etkinliği : Hikaye 15
Yazar: Fox Mulder
Hikaye Adı : Hayal veya Gerçek
Link: #29392131

Saatlerdir rıhtıma yanaşmış olan Rus bandıralı bu gemiyi gözlüyordum. Yanıma aldığım çekirdekler biteli saatler olmuştu. Geminin ışıkları tamamen kapalı ve göze çarpan en ufak bir hareketlilik dahi yoktu. Gerçek oralarda bir yerdeyse sonsuza kadar beklemek sorun değildi ama ya değilse? Ya yine yanıldıysam?

Düşüncelerimi çalan telefon böldü. Arayanın Scully olduğunu görünce telefona cevap verdim.
“Mulder, neredesin?”
“Dünya üzerinde bir yerlerde ufak bir çekirdek kabuğu öbeği yapmakla meşgulüm saatlerdir.”
“Skinner saatlerdir seni arıyor. 2 gün önce kiraladığın bir arabayla kimseye haber vermeden ayrılmışsın.”
“Yeni bir iz üzerindeyim.”
“Mulder, bana neden haber vermedin?”
“Haber kaynağım her kimse, yalnız gelmemi istedi.”

Scully yeni bir cümle kurmaya çalışırken geminin güvertesinde iki gölgenin hareket ettiğini gördüm.

“Şu an kapatmam lazım. Sana tekrar ulaşıncaya kadar Skinner’ı oyalamaya çalış.”
“Muld…”

Cevabı dinlemeden telefonu kapattım. Arabadan inip, hızla gemiye doğru ilerlemeye başladım. Güvertede gördüğüm iki gölgenin ellerinde bir çanta ile gemiden inip, ileride bekleyen Ford’a doğru gittiklerini fark ettim. Karanlıkta yüzlerini seçmeme imkân yok ama karanlık beni de kamufle ettiği için pek fazla umursamadım. Olabildiğince sessiz ve hızlı olarak gemiye girdim, Rusça birkaç söz duyunca kendimi kapısını açık bulduğum ilk yere attım. Burası depo gibi bir yerdi. Bir sürü çuvalla dolu bir depo. Havayı koklayınca içerinin yoğun bir şekilde çay koktuğunu fark ettim. Çuvallardan birini hafif aralayınca yanılmadığımı anladım. Delil poşetine örnek almak için hamle yapacağım sırada Rusça konuşmaların yakınlaştığını fark ettim. Örnek almaktan vazgeçip, ses çıkarmadan beklemeye başladım. Kapının önünde sesini ayırt edebildiğim üç kişi konuşuyordu. İçlerinden birisi birden Rus aksanıyla da olsa akıcı bir şekilde İngilizce konuşmaya başladı. Bir telefon görüşmesi yapmaya başladığını anladım.

“Gemi rıhtıma yanaştı ikinci aşama için emirlerinizi bekliyoruz.”
“Evet, doğrudan Türkiye’den geliyor ve birinci kalite.”
“Evet, Karadeniz Bölgesi’nden toplandı.”

Telefon görüşmesi bitince, az önce İngilizce konuşandan Rusça birkaç kelime geldi ve yürümeye başladılar. Adamlar uzaklaşınca tekrardan çay çuvalının başına döndüm, delil poşetine çay örneği alıp, çuvalı ilk konumuna getirdim ve yavaşça deponun kapısını açtım. Sessizce gemiden aşağı indim ve arabaya doğru koşmaya başladım. Arabaya bindikten sonra, hızla limandan ayrılıp, Scully’yi aradım.

“Mulder, az önce neler oldu? Telefonu neden kapattın ve tekrar aradığımda neden açmadın?”
“Yarım saat içinde laboratuvarda olman lazım. Rusya’dan gelen geminin içerisi çay ile dolu.”
“Yani? Gecenin saat üçünde beni çay içmeye mi davet ediyorsun?”
“Çaydan örnek aldım. Analiz yapmamız lazım.”
“Peki, yarım saat içerisinde görüşürüz.”

Arabayla gidebildiğim kadar hızlı olarak Scully’nin yanına ulaştım. Buna rağmen bir saatten önce ulaşamamıştım. Scully yüzüme dikkatle baktı.

“Kaç saattir uyumuyorsun”
“Bilmiyorum. Şimdi bunun hiçbir önemi de yok. O gemide bir şeyler döndüğü kesin ve çayda kesinlikle bir şeyler söz konusu.”
“Peki, sen de bu arada Skinner ile görüşmek isteyebilirsin.”

Skinner’dan bir ton laf işittikten sonra laboratuvara geri döndüm. Scully olması gerektiği gibi analizi tamamlamıştı.

“Çayda herhangi bir sorun gözükmüyor. Haber kaynağın kesinlikle seni kandırmış.”
“Telefonla konuşurlarken duydum, doğrudan Karadeniz Bölgesi’nden geldiğini ve birinci kalite olduğunu söyledi.”
“Açık söylemek gerekirse, bu son iki gününü boşuna harcadığını düşünüyorum. Evine git ve dinlen Mulder.”

Hiçbir şey söylemeden Scully’nin yanından ayrıldım. Eve kadar uyumadan gidebilmek için klasik müzik çalan bir radyoyu ayarladım. Çaykovski’nin Piyano Konçertosu No:1 çalıyordu. Eve kadar hiçbir şey düşünmeden gitmeye ve sıcak bir duş alıp uyumaya karar verdim.

Duşa girip çıktıktan sonra uykuya henüz yenik düşüyordum ki telefonun sesiyle kendime geldim. Gözlerimi ağır ağır açtım ve yerimden doğruldum. Arayan her kimse beni sevdiğinden dolayı aramıyordu. Yanılmıştım, sevdiğinden dolayı arıyor da olabilirdi, çünkü arayan Scully’di.

“Mulder, çay örneği aldığın gemi Rus bandıralı demiştin değil mi?
“Evet.”
“Bu sabah erken saatlerde Rus bandıralı bir geminin limandan ayrıldığını ve açıklarda da battığını öğrendim.”
“Ama nasıl olur, bu kadar kısa süre içerisinde koskoca gemiyi nasıl boşaltmış olabilirler?”
“Bilmiyorum. Belki de boşaltmadan ayrıldı ve batırıldı. Ama şüphelerinde haklı olabilirsin. Daha detaylı analiz yapmak için tekrar laboratuvara döndüm.”

Yerimden kalktım. Tekrardan büroya döndüm. Bodrum katındaki odamda otururken kapının altından bir zarf atıldığını gördüm. Hızla yerimden fırlamama rağmen, kimin attığını görememiştim. Zarfı açtığımda rıhtımda arabanın içerisinde beklerken ve telefonla konuşurken çekilmiş fotoğraflarımla beraber bu işin peşinin bırakmamı söyleyen bir mektup buldum. Eğer bu işin peşini bırakmazsam kaybedenin yine ben olacağımı da söylemeyi ihmal etmemişlerdi.

Hızla odamdan çıkıp, otoparka indim. Arabaya bindiğim sırada yan kapının açıldığını ve içeriye Sigara İçen Adam’ın bindiğini gördüm.

“ Seni or...”
“Sakin olun Ajan Mulder. Buraya sizinle bir anlaşma yapmak için geldim.”
“Seninle hiçbir anlaşma yapmam. O sigarayı da söndür.”
“Anlaşma yapmak zorundayız. Gördüklerin karşısında ispatlayabileceğin çok fazla bir şey yok. Tabii aldığın örnek dışında. O örneği yok edeceksin.”
“Neden yok ediyorum?”
“Kız kardeşini tekrar görmek istiyorsan bu dediğimi yapmak zorundasın. Yoksa bir anlaşmamız olmayacak.”
“O çaylarda ne vardı?”
“Senin ve FBI’daki kimsenin bilmesinin doğru olmadığı şeyler.”
“Örnek laboratuvarda analiz ediliyor. Eğer ki gerçekten bir şey varsa bu ortaya çıkar ve o zaman da sadece ben değil tüm dünya öğrenir.”
“Anlaşmayı unutalım o halde, kız kardeşini tekrar kaybetmeyi göze alacak kadar gözün kara ise yapabileceğim bir şey yok.”
“Kız kardeşim nerede?”
“Anlaşmayı kabul edersen, görebileceksin. Bana güvenmen lazım.”
“Hiç kimseye güvenmiyorum.”
“Bu işi şu an bitirdiğin takdirde hemen kız kardeşinin yanına gideceğiz. Scully’i ara ve o örneği yok ettir.”

Bu adi herife güvenmememe rağmen Scully’i aradım ve örneği yok etmesini söyledim. Dediğimi yapacağından emin olduğum için de cevabı beklemeden telefonu tamamen kapattım.

“Sözümde duruyorum Ajan Mulder. Yalnız benim arabamla gideceğiz.”
“O çaylarda ne vardı.”
“O çaylar, uygun ısı ve sıcaklıkta potasyum bromür ile karıştırıldığında kitlelere istediğinizi yaptırabileceğiniz bir silah olarak kullanılacaktı.”
“Potasyum bromür mü? Sedatif etkisi yüzünden mi?”
“Aynı zamanda anti-epileptik etkisi yüzünden de”

Bir süre konuşmadan sessizce yol aldık. Günlerdir uykusuz olmanın verdiği yorgunlukla uykuya dalmışım. Gözlerimi açtığımda bir hastane odasının içerisinde başımda Scully ve Skinner’ı dikilirken buldum.

“Ben ne zaman buraya geldim.”
“Mulder, bizi çok korkuttun.”
“Ben, ben Sigara İçen Adam ile beraber kız kardeşime gidiyordum.”
“Mulder, seni 2 gün önce kiraladığın araba rıhtımın içinde park edilmiş bir haldeyken baygın bulduk. Buraya geldiğinde hala baygındın.”
“Rus bandıralı bir geminin peşindeydim. Sana da telefonda söylemiştim. Hatta çay örneği almıştım. Sen analiz yapmıştın.”
“Çay örneği mi? Öyle bir şey olmadı hiç. Ancak kanında çok fazla oranda potasyum bromür bulduk. Seni bulmasaydık günlerce orada durabileceğin kadar fazlaydı. Sanırım hayal veya rüya gördün.”
“Kahretsin! Hayal veya rüya değildi. Hiçbiri değildi. Çay, çuvallar dolusu çay vardı. Sigara İçen Adam bana potasyum bromür ile karıştırıldığında neler olabileceğini anlattı.”
Skinner dayanamayıp söze girince susmak zorunda kaldım.
“Ajan Mulder, bu konuyla ilgili saha raporunuza neler yazacağınızı merakla bekliyorum. Rus bandıralı bir geminin oraya hiç yanaşmadığını ve orada herhangi hiçbir şeyin olmadığını iddia ediyorlar. Buna göre 2 gün boyunca boş rıhtımı gözlemlemiş ve sanrı görmüşsünüz.”

Skinner öfkeyle odadan çıkınca Scully’ye baktım.

“Gördüklerimin hiçbiri hayal değildi Scully. O gemi oradaydı, çayları gözümle gördüm. Adamların konuşmalarını işittim. Sonra örneği yok etmem karşılığında Sigara İçen Adam bana kız kardeşimi göstermeye söz vermişti, onu tekrar kaybetmemek için kabul ettim. Sonra arabayla uzun bir yolculuğa başlamışken uykuya yeni düştüm ve bir şekilde Sigara İçen Adam beni oraya, o rıhtıma, geri götürdü ve her şeyi hiçbir şey ispatlanamayacak şekilde yok etti.”
“Mulder, dinlenmen lazım. Bir şey düşünmeden uyumaya çalış lütfen.”

Tekrardan uykuya yenik düşerken hatırladıklarım bunlardı. Gerçek oralarda bir yerdeydi ve ben yine gerçeğe ulaşamadan kaybetmiştim.

Hayal veya Gerçek
Saatlerdir rıhtıma yanaşmış olan Rus bandıralı bu gemiyi gözlüyordum. Yanıma aldığım çekirdekler biteli saatler olmuştu. Geminin ışıkları tamamen kapalı ve göze çarpan en ufak bir hareketlilik dahi yoktu. Gerçek oralarda bir yerdeyse sonsuza kadar beklemek sorun değildi ama ya değilse? Ya yine yanıldıysam?

Düşüncelerimi çalan telefon böldü. Arayanın Scully olduğunu görünce telefona cevap verdim.
“Mulder, neredesin?”
“Dünya üzerinde bir yerlerde ufak bir çekirdek kabuğu öbeği yapmakla meşgulüm saatlerdir.”
“Skinner saatlerdir seni arıyor. 2 gün önce kiraladığın bir arabayla kimseye haber vermeden ayrılmışsın.”
“Yeni bir iz üzerindeyim.”
“Mulder, bana neden haber vermedin?”
“Haber kaynağım her kimse, yalnız gelmemi istedi.”

Scully yeni bir cümle kurmaya çalışırken geminin güvertesinde iki gölgenin hareket ettiğini gördüm.

“Şu an kapatmam lazım. Sana tekrar ulaşıncaya kadar Skinner’ı oyalamaya çalış.”
“Muld…”

Cevabı dinlemeden telefonu kapattım. Arabadan inip, hızla gemiye doğru ilerlemeye başladım. Güvertede gördüğüm iki gölgenin ellerinde bir çanta ile gemiden inip, ileride bekleyen Ford’a doğru gittiklerini fark ettim. Karanlıkta yüzlerini seçmeme imkân yok ama karanlık beni de kamufle ettiği için pek fazla umursamadım. Olabildiğince sessiz ve hızlı olarak gemiye girdim, Rusça birkaç söz duyunca kendimi kapısını açık bulduğum ilk yere attım. Burası depo gibi bir yerdi. Bir sürü çuvalla dolu bir depo. Havayı koklayınca içerinin yoğun bir şekilde çay koktuğunu fark ettim. Çuvallardan birini hafif aralayınca yanılmadığımı anladım. Delil poşetine örnek almak için hamle yapacağım sırada Rusça konuşmaların yakınlaştığını fark ettim. Örnek almaktan vazgeçip, ses çıkarmadan beklemeye başladım. Kapının önünde sesini ayırt edebildiğim üç kişi konuşuyordu. İçlerinden birisi birden Rus aksanıyla da olsa akıcı bir şekilde İngilizce konuşmaya başladı. Bir telefon görüşmesi yapmaya başladığını anladım.

“Gemi rıhtıma yanaştı ikinci aşama için emirlerinizi bekliyoruz.”
“Evet, doğrudan Türkiye’den geliyor ve birinci kalite.”
“Evet, Karadeniz Bölgesi’nden toplandı.”

Telefon görüşmesi bitince, az önce İngilizce konuşandan Rusça birkaç kelime geldi ve yürümeye başladılar. Adamlar uzaklaşınca tekrardan çay çuvalının başına döndüm, delil poşetine çay örneği alıp, çuvalı ilk konumuna getirdim ve yavaşça deponun kapısını açtım. Sessizce gemiden aşağı indim ve arabaya doğru koşmaya başladım. Arabaya bindikten sonra, hızla limandan ayrılıp, Scully’yi aradım.

“Mulder, az önce neler oldu? Telefonu neden kapattın ve tekrar aradığımda neden açmadın?”
“Yarım saat içinde laboratuvarda olman lazım. Rusya’dan gelen geminin içerisi çay ile dolu.”
“Yani? Gecenin saat üçünde beni çay içmeye mi davet ediyorsun?”
“Çaydan örnek aldım. Analiz yapmamız lazım.”
“Peki, yarım saat içerisinde görüşürüz.”

Arabayla gidebildiğim kadar hızlı olarak Scully’nin yanına ulaştım. Buna rağmen bir saatten önce ulaşamamıştım. Scully yüzüme dikkatle baktı.

“Kaç saattir uyumuyorsun”
“Bilmiyorum. Şimdi bunun hiçbir önemi de yok. O gemide bir şeyler döndüğü kesin ve çayda kesinlikle bir şeyler söz konusu.”
“Peki, sen de bu arada Skinner ile görüşmek isteyebilirsin.”

Skinner’dan bir ton laf işittikten sonra laboratuvara geri döndüm. Scully olması gerektiği gibi analizi tamamlamıştı.

“Çayda herhangi bir sorun gözükmüyor. Haber kaynağın kesinlikle seni kandırmış.”
“Telefonla konuşurlarken duydum, doğrudan Karadeniz Bölgesi’nden geldiğini ve birinci kalite olduğunu söyledi.”
“Açık söylemek gerekirse, bu son iki gününü boşuna harcadığını düşünüyorum. Evine git ve dinlen Mulder.”

Hiçbir şey söylemeden Scully’nin yanından ayrıldım. Eve kadar uyumadan gidebilmek için klasik müzik çalan bir radyoyu ayarladım. Çaykovski’nin Piyano Konçertosu No:1 çalıyordu. Eve kadar hiçbir şey düşünmeden gitmeye ve sıcak bir duş alıp uyumaya karar verdim.

Duşa girip çıktıktan sonra uykuya henüz yenik düşüyordum ki telefonun sesiyle kendime geldim. Gözlerimi ağır ağır açtım ve yerimden doğruldum. Arayan her kimse beni sevdiğinden dolayı aramıyordu. Yanılmıştım, sevdiğinden dolayı arıyor da olabilirdi, çünkü arayan Scully’di.

“Mulder, çay örneği aldığın gemi Rus bandıralı demiştin değil mi?
“Evet.”
“Bu sabah erken saatlerde Rus bandıralı bir geminin limandan ayrıldığını ve açıklarda da battığını öğrendim.”
“Ama nasıl olur, bu kadar kısa süre içerisinde koskoca gemiyi nasıl boşaltmış olabilirler?”
“Bilmiyorum. Belki de boşaltmadan ayrıldı ve batırıldı. Ama şüphelerinde haklı olabilirsin. Daha detaylı analiz yapmak için tekrar laboratuvara döndüm.”

Yerimden kalktım. Tekrardan büroya döndüm. Bodrum katındaki odamda otururken kapının altından bir zarf atıldığını gördüm. Hızla yerimden fırlamama rağmen, kimin attığını görememiştim. Zarfı açtığımda rıhtımda arabanın içerisinde beklerken ve telefonla konuşurken çekilmiş fotoğraflarımla beraber bu işin peşinin bırakmamı söyleyen bir mektup buldum. Eğer bu işin peşini bırakmazsam kaybedenin yine ben olacağımı da söylemeyi ihmal etmemişlerdi.

Hızla odamdan çıkıp, otoparka indim. Arabaya bindiğim sırada yan kapının açıldığını ve içeriye Sigara İçen Adam’ın bindiğini gördüm.

“ Seni or...”
“Sakin olun Ajan Mulder. Buraya sizinle bir anlaşma yapmak için geldim.”
“Seninle hiçbir anlaşma yapmam. O sigarayı da söndür.”
“Anlaşma yapmak zorundayız. Gördüklerin karşısında ispatlayabileceğin çok fazla bir şey yok. Tabii aldığın örnek dışında. O örneği yok edeceksin.”
“Neden yok ediyorum?”
“Kız kardeşini tekrar görmek istiyorsan bu dediğimi yapmak zorundasın. Yoksa bir anlaşmamız olmayacak.”
“O çaylarda ne vardı?”
“Senin ve FBI’daki kimsenin bilmesinin doğru olmadığı şeyler.”
“Örnek laboratuvarda analiz ediliyor. Eğer ki gerçekten bir şey varsa bu ortaya çıkar ve o zaman da sadece ben değil tüm dünya öğrenir.”
“Anlaşmayı unutalım o halde, kız kardeşini tekrar kaybetmeyi göze alacak kadar gözün kara ise yapabileceğim bir şey yok.”
“Kız kardeşim nerede?”
“Anlaşmayı kabul edersen, görebileceksin. Bana güvenmen lazım.”
“Hiç kimseye güvenmiyorum.”
“Bu işi şu an bitirdiğin takdirde hemen kız kardeşinin yanına gideceğiz. Scully’i ara ve o örneği yok ettir.”

Bu adi herife güvenmememe rağmen Scully’i aradım ve örneği yok etmesini söyledim. Dediğimi yapacağından emin olduğum için de cevabı beklemeden telefonu tamamen kapattım.

“Sözümde duruyorum Ajan Mulder. Yalnız benim arabamla gideceğiz.”
“O çaylarda ne vardı.”
“O çaylar, uygun ısı ve sıcaklıkta potasyum bromür ile karıştırıldığında kitlelere istediğinizi yaptırabileceğiniz bir silah olarak kullanılacaktı.”
“Potasyum bromür mü? Sedatif etkisi yüzünden mi?”
“Aynı zamanda anti-epileptik etkisi yüzünden de”

Bir süre konuşmadan sessizce yol aldık. Günlerdir uykusuz olmanın verdiği yorgunlukla uykuya dalmışım. Gözlerimi açtığımda bir hastane odasının içerisinde başımda Scully ve Skinner’ı dikilirken buldum.

“Ben ne zaman buraya geldim.”
“Mulder, bizi çok korkuttun.”
“Ben, ben Sigara İçen Adam ile beraber kız kardeşime gidiyordum.”
“Mulder, seni 2 gün önce kiraladığın araba rıhtımın içinde park edilmiş bir haldeyken baygın bulduk. Buraya geldiğinde hala baygındın.”
“Rus bandıralı bir geminin peşindeydim. Sana da telefonda söylemiştim. Hatta çay örneği almıştım. Sen analiz yapmıştın.”
“Çay örneği mi? Öyle bir şey olmadı hiç. Ancak kanında çok fazla oranda potasyum bromür bulduk. Seni bulmasaydık günlerce orada durabileceğin kadar fazlaydı. Sanırım hayal veya rüya gördün.”
“Kahretsin! Hayal veya rüya değildi. Hiçbiri değildi. Çay, çuvallar dolusu çay vardı. Sigara İçen Adam bana potasyum bromür ile karıştırıldığında neler olabileceğini anlattı.”
Skinner dayanamayıp söze girince susmak zorunda kaldım.
“Ajan Mulder, bu konuyla ilgili saha raporunuza neler yazacağınızı merakla bekliyorum. Rus bandıralı bir geminin oraya hiç yanaşmadığını ve orada herhangi hiçbir şeyin olmadığını iddia ediyorlar. Buna göre 2 gün boyunca boş rıhtımı gözlemlemiş ve sanrı görmüşsünüz.”

Skinner öfkeyle odadan çıkınca Scully’ye baktım.

“Gördüklerimin hiçbiri hayal değildi Scully. O gemi oradaydı, çayları gözümle gördüm. Adamların konuşmalarını işittim. Sonra örneği yok etmem karşılığında Sigara İçen Adam bana kız kardeşimi göstermeye söz vermişti, onu tekrar kaybetmemek için kabul ettim. Sonra arabayla uzun bir yolculuğa başlamışken uykuya yeni düştüm ve bir şekilde Sigara İçen Adam beni oraya, o rıhtıma, geri götürdü ve her şeyi hiçbir şey ispatlanamayacak şekilde yok etti.”
“Mulder, dinlenmen lazım. Bir şey düşünmeden uyumaya çalış lütfen.”

Tekrardan uykuya yenik düşerken hatırladıklarım bunlardı. Gerçek oralarda bir yerdeydi ve ben yine gerçeğe ulaşamadan kaybetmiştim.

MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, Ben Robot'u inceledi.
 25 Nis 10:16 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Isaac Asimov'un bu eseri toplam 9 kısa ilginç öykülerle dolu bir roman-hikâye kitabıdır. Sanki dizi izlemek gibi oldukça keyifli küçük hikayelerin olduğu bir kitaptır.Kitap dil bakımından sade ve akıcı, kurgu bakımında güzel ve tatmin edicidir.Kitabın konusunu kısaca özetlersek; ana karakterimiz ABD Robot ve Mekanik İnsan A.Ş’ye uzun süre hizmet vermiş Robopsikolog Susan Calvin dir. Robopsikolog Susan Calvin'in çalışması süresince karşılaştığı ve başına gelen en ilginç olayların anlatıldığı toplamda 9 öykü yer alıyor kitapta. Her öyküde robotların evrimine ve insanlığa etkilerine aşama aşama tanıklık edeceksiniz.
Her hikâyede bir robotun bu üç kanundan birisi sebebiyle sıkıntı yarattığını görüyoruz. Üç robot kanunu ise şunlar:
1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.

Ferya Fertelli, Üçleme'yi inceledi.
07 Nis 23:28 · Beğendi · 10/10 puan

SAMUEL BECKETTADLANDIRILAMAYAN

Kitabın kapağını kapatıp şöyle arkanıza yaslandığınızda ne verdi bu kitap bana diye düşündüğünüzde verebileceğiniz cevap hiçbir şey,hayır hayır sakın yanlış anlaşılmasın belki de çok şey.Bellekle zihinle uzun bir konuşmanın içinde,yaratılmış iki karakter içinde Mahood ve Worm, çok şeyler var.Benim,sizin,ötekinin yarattığı sorguladığı sorduğu,soruların cevaplarını beklediği bir çok sorular var.”Araştırırsınız durmadan ararsınız,kendinizde ararsınız,kendinizin dışında ararsınız,insanlara söversiniz,Tanrı’ya söversiniz,sövmeyi bırakırsınız haliniz kalmaz toparlarsınız kendinizi,yılmadan yine ararsınız,doğa neresi,usumuz neresi,siz nerdesiniz,onların size yaptıklarını arar ve sürekli konuşursunuz diyor “yazar romanda.Evet kitabın özeti bu tamamen ağız ve belleğin bir kafanın içinde hapis oluşu habis oluşuda diyebiliriz buna.Gözlerbelirli bir konumda,sadece ileriye bakabiliyor,oynatmaya çalışıyor hareketi kısıtlı,kulağı olmadan duyan,ağzı olmadan konuşan,dünyayı bir yandan dışarısı bir yandan içerisi diye ikiye bölen şeyim,dünya jilet gibi ince ben iki yanda da yer almıyorum tam ortadayım ara bölmedeyim,iki yüzüm var diyor ki bu iki yüzünü yukarda da bahsettiğim gibi iki karakter oluşturarak veriyor önce Mahood daha sonra Worm olarak bazen de ikisi birden.Bazen yalnız,bazen üç karakter halinde,uzun uzundaya,sözler,söz öbekleri,bazen umutsuzsa tam kaybederken umudu tekrardan umuda yönelişi,varoluşsal yurtsuzluğa doğru,zor bir yolculuk.Sadece bir ses işiten,düşünen,düşündüklerini anlatan bir varlıkla karşı karşıyayız.

Adlandırılamayan’la birlikte üçlemeyi tamamladım.Beckett önce bir dizini,sonra bacağını,daha sonra diğer bacağını,belden aşağısını ve aşama aşama tüm bedenini kaybettirerek,sadece ağız,zihin,bellek ve söz öbekleriyle sürekli konuşan bir karakter yarattı en nihayetinde.İsimsiz,Adlandırılamayan bir karakter.

Kitabın önsözünde J.M . Coetze’nin Samuel Beckett’e bakmanın sekiz yolu başlığı altında bir yazı var.Bu yazının ilk maddesinde Beckett’ın felsefi açıdan düalist olması,bir beden artı bir zihinden olduğumuz kanısında,beden ve zihin arasında bağlantının açıklanamamış olması ve gizemli olması.Yaratılışımızın ikili olduğunu,ikili yaratılışında dünyada ki tedirginliğimizin kökeni olduğu kanısında,yaratılışın değiştirilememesinden dolayıda absürdlükün ortaya çıktığı kanısındaymış.Üçlemeyi okuduğumuzda ortaya çıkan sonuçta tam olarak bu denebilir.