• Yataktan kaldırılmak istenen hasta bir yaşlı adam ve onu kaldırmak için reçete edilen 3 ilaç. Hangisi faydalı hangisi zararlı? Hangisi uygulanır hangisi fikirde kalır?
    Günümüz gözlüğü ile geçmişin yansımasına getirdiğimiz yorumların özünü o günlerden yazmış Yusuf Akçura. İlm-i siyasetin içinden gelen, askeri terbiye alıp uluslararası akademide kendini yetiştiren dönemin ilmi siyasetçilerinin en önemlilerindendir Yusuf Akçura. Osmanlı'nın kurtuluşu için ortaya atılan 3 tarz siyaseti her yönüyle ele alıp hem anlatan hem yorumlayan yazar günümüz siyaseti içinde çarpıcı örnekler sunmuştur.
  • Edebiyatın ilham aldığı alanlardan biri şüphesiz ki tarihtir. Tarihsel gerçekliklerin özgün ve dikkat çekici bir üslupla aktarılması bizi geçmiş dönemlere, savaşlara, insanları ilgilendiren hayat hikâyelerine götürür.

    Tarihin genellikle erklerin kontrolünde yaşandığı ve her çatışmadan en büyük payı kadınların aldığı düşünülürse, Marta Sofia’nın kaleme aldığı Agora isimli roman, bunu gösterebiliyor olmasıyla edebiyat alanında önemli bir görev üstleniyor. Öncelikle bu eserin adını irdeleyelim. Agora; Eski Yunanca’da sosyal, ticaret ve siyasi yönleriyle gelişmiş olduğundan şehir merkezi anlamına geliyor. Toplanma yeri de diyebileceğimiz bu merkezler kimin elindeyse yönetim ona ait oluyor. Şehirdeki seçimler, duyurular ve benzeri organizasyonlar bu meydanda yapılırmış. Kütüphane ise Agoranın en merkezi yerinde kale gibi inşa edilmiş, korunaklı bir yapı. Bu yapının içinde kütüphanenin yanı sıra tiyatro, dinlenme yerleri, derslikler, arşiv gibi birçok bölüm bulunuyor. Kısacası dev bir kültür kompleksi.

    Romanın konusu, milattan sonra 4. yüzyılın sonu ile 5. yüzyılın başlarında Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de geçiyor. Bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia’nın (d.370 – ö.415) hayatı merkeze alınarak; o dönemdeki din, siyaset, hırs ve çıkar ilişkileri üzerinden evrensel meseleler ele alınıyor. Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi’nin bilinen son yöneticisi Theon’un kızıdır ve kütüphanede her dinden öğrencisine astronomi, felsefe, matematik ve geometri dersleri veren bir bilim insanıdır.

    Yazarın bu eserinde asıl amacı, İskenderiye Kütüphanesi’nin son döneminde dini küstahlığın -hem paganlık hem Hristiyanlık hem de Yahudilik adına- medeniyet dediğimiz şeyi nasıl yerle yeksan ettiğini anlatmaktır. Yazar çatışan her üç dine de uzaktan bakmayı tercih etmiş; hiçbirine özel bir önem atfetmediği gibi körlüğün her an her yerde, herhangi bir dinde ya da inanışta iktidar hırsı ile nasıl kaynaştığını ve kendini nasıl meşrulaştırdığını başarılı bir biçimde anlatmış. Elbette ki şu an yeryüzündeki egemen dinlerden biri olan Hristiyanlığı ön plana alarak.

    Varoluşu sorgulayan, hiçbir dogmatik fikri kabul etmeyen bir filozof düşünün. Aşkı bir erkekle yaşanacak bir duygu olarak görmüyor; felsefeye, bilime, güneşe, yıldızlara âşık. Farklı inanışlardan öğrencilere ders veriyor ve fikirleriyle yönetimde etkin olduğu için tehlikeli bulunuyor. Hepsinden önemlisi, o bir kadın… Hypatia birçok kişi tarafından istenmiyor. Bir dinsiz olarak valiyi yönettiği düşünülüyor ve bir kadın olduğu için susması gerektiğine inanılıyor.

    Bir insan başka bir insanın bir şeye inanıp inanmamasını sağlayabilir mi? Kişi, karşısındakine bilgiyi aktarır. Ancak o aktarılan bilgiyle ne yapacağını aktardığı kişi, ister kabul edelim ister kabul etmeyelim, kendisi seçer. İşte insanları köleleştiren zihniyet, hizipleştiren ve Hypatia’nın barbarca biçimde katledilmesine neden olan, insan eylemlerinin kişilerin seçimleri sebebiyle olduğunu görmezden gelen bu zihniyettir. Çünkü bu düşünce tarzı korku kültünden ve cehaletten beslenen fanatizmin ürünüdür.

    Din kavramının, tarihin her döneminde şiddet ile olan birlikteliğinin insanlığa, bilimsel birikime ve kültüre verdiği zararlara dikkat çekilen eserde, aynı zamanda birilerinin bilgiye ve özgür düşünceye olan tahammülsüzlüklerinin, insanlığın maruz kaldığı bin küsur yıllık bir kayba neden olduğu sorgulanıyor. Bunu yaparken de ayrım gözetmeksizin bu kayıptan herkesi sorumlu tutuyor. Tüm bu karmaşanın ortasına ise tarafsız, masum bir güzellik; bilimi, felsefeyi, aşkı vücudunda toplamış bir kadını, Hypatia’yı koyuyor. 2009 yılında ünlü yönetmen Alejandro Amenábar tarafından aynı isimle sinemaya da uyarlanan bu değerli eseri tüm kitapseverlere tavsiye ediyorum.
  • Kitap bölümlere ayrılmış ve üç konu üzerinde durulmuştur:

    Bir Osmanlı milleti meydana getirmek

    Esasını İslamcılıktan alan bir devlet yapısı oluşturmak

    Türk milliyetçiliği oluşturmak

    Yazar; Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük diye de adlandırılan bu fikirlerin faydaları, zararları, gelişme aşamaları üzerinde durmuş; bunlardan hangisinin Osmanlı devlet yapısına uygun olduğu üzerine tezler geliştirmiştir. 
    Ve diğer bölümlerde de eleştirel cevaplar var.

    Ağır bir kitap olmasına rağmen çok beğendim.
  • YUSUF AKÇURA
    Öncelikle kitabı Ötüken Yayın evinden okumanızı tavsiye ederim. Yusuf Akçuranin Türkçülük denildiğinde akla gelen en önemli simacılardandır. "Türkçülük'ün Babası" . Yusuf Akçura 'nın bu kitabı devletin bekası için osmanlıcılık, türkçülük ve islamcılık politikalarının uygulanabilirliğini ele alan kısa bir makaledir. Kitap gerçekten Osmanlı'nın Türkçülük'ün ve İslamın muhteşem bileşkesi. Kitabı tavsiye eder ve size bir akıntıya esenlikler dilerim..
    " Bugüne kadar dedik, diyoruz, demek istiyoruz ki "TÜRK" mazi, meziyet sahibi bir kavimdir, altı yüz beş senelik bir devletin, Bir saltanatın kurucusu, malikdir. 🇹🇷
  • Bugün çoğunlukla Türkler, mazilerini, ananelerini unutmuş bir halde bulunuyorlar...
  • "Çalışalım!.."
  • Bugüne kadar dedik, diyoruz, demek istiyoruz ki Türk, mazi, meziyet sahibi bir kavimdir, altı yüz beş senelik bir devletin, Bir saltanatın kurucusu, malikdir.