• "Adam diyor ki ben ömrümde harama uçkur çözmedim. Ben de diyorum ki eline fırsat geçmemiş. Nasıl yani, diyor. Arkadaş sen de Hz. Yusuf gibi bir odada azgın bir kadınla yalnız kal bakalım ne yapacaksın? Haramdır diye kendini pencereden atacak mısın, yoksa ulan fırsat bu fırsat diye uçkuru çözecek misin?
    Valla zor soru.
    Elbette.
    Ancak başına gelen bilir.
    Onun için bekara karı boşamak kolay.
    Senin eline doğru dürüst bir servet geçmemiş. Aç gelmişsin, aç gidiyorsun. Hele bir mal-mülk sahibi ol bakalım malı nasıl harcayacaksın?"
  • Göt kısmetten çıkarsa uçkur dört yerinden kırılır
    Pekşen Tamdoğan
    Sayfa 111 - YEKSAV Yay.
  • Saadettin Merdin
    Son Diyanet Fetvasında bir diğer konu "Kur'an kıssalarının tarihi sıhhati/gerçekliği" hakkında idi.
    Şimdi Davud peygamber hakkında Tevrat ve Kur'an'da anlatılanlara kısaca bir bakalım. Diyanet Vakfı'nın İslam Ansiklopedisinden yararlanalım.
    Tevrat’a göre 99 karısı (dokuzu nikâhlı, doksanı cariye) olan Dâvûd, ordusunda asker olan Hittî Uriya’nın karısı Bat-şeba’yı evin damında yıkanırken görmüş, onu beğenip sarayına aldırıp, onunla beraber olmuş ve bu asker karısını hamile bırakmıştır. Uriya’ı da ölümün mukadder olduğu bir yerde görevlendirerek öldürtmüştür. İleride Süleyman’ın annesi olacak bu kadını haremine katmıştır. [II. Samuel, 11] .
    Aynı olayın sonuç kısmı (Dâvûd’un suçunu itiraf ettiği ve nedamet bölümü) Kur’ân’da da buna yakın bir şekilde anlatılır. Dâvûd’un Uriya’ya yaptığını anlaması için insan görünümlü iki melek temsili bir davalı-davacı senaryosuyla Dâvûd’un karşı-sına çıkar. “Na‘ce /dişi koyun” dan kinaye Uriya’nın hanımıdır. İki hasımdan zorba olanın nasıl 99 koyunu varsa, Dâvûd’un da 99 karısı vardır . Ulema genellikle bu tür “ismet-i enbiya” anlayışıyla bağdaşmayan haberleri “israiliyyât” olarak niteleyip işin içinden sıyrılmaya çalışsa da; bu konuda Tevrat ile Kur’ân’ın anlatımları birbirlerini teyit etmektedir. Zaten “Dâvûd kendisini sınadığımız yakinen anladı ve hemen rabbinden af diledi, secdeye kapandı ve pişmanlıkla rabbine yöneldi. Biz de onun hatasını affettik.” [38/24-5] âyeti onun bu suçu işlediğini açıkça ifade etmektedir.
    -------------
    Kur'an'ın musaddık ve müheymin olduğu (yani hem tasdik ettiği hem de izzet ve şerefini koruduğu) Tevrat'a göre [5/48] Dâvud acımasız bir kraldır. Tevrat'a göre olay kısaca şöyledir.
    Rab Davud’un bu davranışına (Bet-Şeba'yı sarayına alıp, onunla zina etmesine) çok öfkelenir ve peygamber Natan’ı ona gönderir. Natan Davud’un yanına gelince ona, “Bir kentte biri zengin, öbürü yoksul iki adam vardı. Zengin adamın birçok koyunu, sığırı vardı. Ama yoksul adamın satın alıp beslediği küçük bir dişi kuzudan başka bir hayvanı yoktu. Kuzu adamın yanında, çocuklarıyla birlikte büyüdü. Adamın yemeğinden yer, tasından içer, koynunda uyurdu. Yoksulun kızı gibiydi. Derken, zengin adama bir yolcu uğradı. Adam gelen konuğa yemek hazırlamak için kendi koyunlarından, sığırlarından birini almaya kıyamadığından yoksulun kuzusunu alıp yolcuya yemek hazırladı.” Zengin adama çok öfkelenen Davud, Natan’a, “Yaşayan Rab’bin adıyla derim ki, bunu yapan ölümü hak etmiştir!” dedi. Bunun üzerine Natan, Davud’a: “O adam sensin!” dedi. Daha sonra Davud rabbe karşı suç işlediğini itiraf eder. [II.Samuel, 12:10-18]
    Bk. Ömer Faruk Harman, “Davud” DİA, c. 9, ss. 21-23.

    Nitekim bir kısım ulema Dâvûd’un bu cürmü işlediğini kabul etmektedir. Bk. S. Ateş, Kur’ân Ansiklopedisi, Davud md, c.5. s. 25-35. Buna göre Dâvûd, Uriya’nın karısına âşık olmuş, hile ile kadının kocasını öldürterek onunla evlenmiştir. Bunun üzerine birbirinden davacı iki insan şeklinde iki melek gönderilmiş, bunlar söz konusu kıssayı naklederek Dâvûd’a kendi hükmünü kendisine verdirmişlerdir. İşte o zaman Dâvûd kendisinin imtihan edildiğini anladı ve suçunu itiraf etti. Secdeye kapanıp tam kırk gün secdede ağladı. Taberî, Tarîhu’r-rusül ve’l-mülûk, s. 481.
    ----------
    Soru şu: 99 karısı olan birisi nasıl peygamber olur?
    99 karısı varken nasıl zina eder?
    Bu kadından daha sonra (bize göre peygamber, Yahudilere göre kral olan) Süleyman dünyaya gelir.
    Nasıl olur da bir peygamber ordusunda kendisi için çarpışan, ona ganimet ve cariye toplayan bir askerin, önce karısını haksız yere elinden alır? Sonra da bu askeri ölümün kaçınılmaz olduğu bir yerde görevlendirerek öldürtür?
    Hem zina eden, hem de adam öldüren biri nasıl peygamber olur? İsmet-i enbiya nerede kaldı?
    -------------
    Davud ve Süleyman toplam seksen sene krallık yapmışlardır. Eğer bu ikisi Kur'an'ın anlattığı gibi iki peygamber ise neden bu 80 yıl zarfında İsrailoğullarının dini hayatında bir düzelme görülmez? Aksine bu yıllar İsrailoğullarının İştar'a, Baal'e taptığı, Aşare ayinleri yaptıkları putperestliğe en yakın oldukları yıllardır. Mesela Davud'un bir oğlunun adı İshbaal (Baal'in adamı, kuludur) Neden diğer üç oğlu uçkur yolunda ölmüş, öldürülmüşlerdir. [Bk: Ali Osman Kurt, “İki Kral - İki Hikâye: Kral Saul ve Kral Davut, Tarih ve Mitoloji Işığında Bir Okuma” Milel ve Nihal, Sy: 6/1, 2009.]

    Tevrat’ta bir kral gibi takdim edilen Dâvûd’un Kur’ân ve hadislerde birçok fazileti zikredilir. Dâvûd’a hem hükümdarlık hem de hikmet (nübüvvet) [2/251]; Zebur verilmiş [4/163; 17/55] yeryüzünde halife kılınmış, adaletle hükmetmesi emredilmiştir. [38/20, 26; 21/78] Onun günah işlemekten titizlikle kaçındığı, Allah’ı çok zikrettiği, ibadete ve salih amele düşkün olduğu vurgulanır. [38/17] Allah dağları ve kuşları Davud’un emrine vermiş, onlar da akşam sabah onun tesbihine katılıyor, neşidelerine iştirak ediyorlardı. [21/79; 34/10; 38/18-9] Hadislerde de çizilen Dâvûd portresi Kur’ân paralelindedir. Allah’ın en sevdiği namaz Davud’un namazı, en sevdiği oruç yine Dâvûd’un orucudur. [Buhârî, Teheccüd, 7] Bir gün oruç tutup bir gün tutmamak “Dâvûd orucu” olarak takdim edilir. [Buhârî, Savm, 55-57] O, gecenin üçte birini namazla geçirir. [Buhârî, Teheccüd, 7] Kendi el emeğiyle geçinmesi için Allah ona zırh yapma sanatı öğretmiş; kendi el emeğiyle kazandığından başkasını yememiştir. [Buhârî, Büyû’, 15 (2072)]
    Örneğin Dâvûd’a verildiği bildirilen [4/163; 17/55] Zebur'u ele alalım. Zebur farklı şahısların şiir ve ilahi koleksiyonundan ibarettir. M.Ö. 10-5. yy. arasında kompoze edilmiş olan Zebur’un kanonik kitaplara dâhil edilmesi ise çok daha geç tarihlerdedir. S. Leyla Gürkan, “Zebur” DİA, c.44, s. 173; 137. Mezmur’un bazı bölümleri, Dâvud’tan en az 400 yıl sonra yazılmış olmalıdır. Çünkü Babil’deki Yahudilerin o tarihlere denk düşen esaretine değinmektedir.
    ---------
    Tevrat'ın kral Davud'u mu yoksa,
    Kur'an'ın yukarda tasvir edilen nebisi mi tarihte yaşamıştır?
    Kur'an'ın tasdik ettiği Tevrat mı Davud'u olduğu gibi hikaye etmektedir? Yoksa Kur'an mı?

    Kur'an'ın anlattığı "Peygamber olan" Davud ise; pekala bir peygamber nasıl olur da böyle bir cürmü işler? Sad suresinde anlatılan 99 koyun hikayesi neyi anlatmaktadır. Davud açıkça günahını itiraf etmekte, kendisinin sınandığı anlamıştır. Böyle bir peygamber nasıl adaletle hükmeden biri olabilir?
    Daha onlarca soru sorulabilir.

    Süleyman'a hiç geçmeyelim. Kur'an'da anlatılan Süleyman tam bir masal figürüdür. Şeytanlarla cinlerle/devlerle mabet, saray yapan, kuşlarla hüdhüd ve karınca ile sohbet eden, kuşlardan ve cinlerden müteşekkil ordusuyla fetihlerde bulunan, kendi emrine verilen özel rüzgarına emredip, uçan halısı/dev platform benzeri gemisiyle havada seyahat eden 1000 karısıyla zevk-ü sefa süren muhteşem Süleyman!
    --------
    Şimdi bana kızmayın. Tarih orada, kaynaklar burada duruyor. Diyanet Fetvası ile tarih yeni baştan yazılabilse, tarihin akışı değiştirilebilse, "ben böyle fetva veriyorum, böyleyse öyledir" olsaydı işimiz çok kolay olabilirdi.

    Şimdi bazılarınız diyecektir ki, Tevrat/Yahudiler Davud ve Süleyman'a iftira etmiştir. Oysa Kur’ân’ın Tevrat’ı tasdik ettiğini ifade eden âyetler epey bir yekûn tutar. [2/41, 89, 91, 97, 101; 3/3, 50; 4/47; 5/48; 6/92; 35/31; 46/12, 30] Râzî, Yahudilerin “kelimeleri yerinden oynatarak tahrif etmesini” [5/13] Tevrat’ın büyük ölçüde değiştirilerek tahrif edilmesi olarak anlamaz. O bu âyetle kastedilenin yanlış tefsir ve te’vil yaparak anlamının kaydırılması olarak anlar. Çünkü mütevatir olarak nakledilen bir kitabın kelimelerinin değiştirilmiş olmasının söz konusu olmadığını; ya da günümüzde -Müslümanların yaptığı gibi- Tevrat pasuklarını kendi mezheplerinin görüşleri doğrultusunda yorumladıklarını söyler .İbn Teymiyye'nin tercih ettiği görüşe göre de: Tevrat’ın az bir kısmın tahrif edilip, büyük bölümü olduğu gibi kalmıştır. [İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, c.13, ss. 523-524.] Gerçekten de Kur’ân’ın Tevrat’ın tahrifi meselesine yaklaşımı budur.
    --------------
    Çözüm ne mi? Kur'an kıssalarının tarihte birebir yaşanması gerekmez. Zaten bu kıssaların tamamı vahyin ilk muhatapları tarafından biliniyordu. Bilindiği şuradan da bellidir ki, Kur'an söz konusu bu kıssalardan bir fragman almıştır. Zira hikayenin geri kalanını, tamamını Araplar zaten biliyorlardı. [Bk. Bk.Halil Aldemir, “Vahiy Öncesi Kur’ân Kıssalarının Bilinebilirliği” DAAD., c. 11, Sy: 1, 2011,] Vahiy de bu bilinen kıssaları, onların sevdiği üslupla anlatmıştır. Kur'an bir tarih/kronoloji kitabı değildir, derken bu kastedilir. Ne var ki Arapların bildiği bu kıssalar doğru değildi. Kur'an bu kıssaları öğüt/vaaz vermek için, kıssadan hisse vermek için anlatmıştır. Efsane düzeltmek için değil.
  • “Bir kadın her erkeği farklı sever ve her kadın bir yaşamda pek çok erkeği birden sever. Biliyor musun kadınların başka şansı yoktur Tuna. Çünkü erkekler...”
    ...
    “Çünkü erkekler sürprizsizdirler!”
    ...
    “Erkeklerin en çok yönlüsü bile monotondur, bu yüzden asıl çokeşliliğe gereksinen kadınlardır! Çünkü cinsel çeşitlilik ihtiyacı insanı öldürmez ama duygusal yetmezlik öldürür!”
    Üzüldüm. O “bütün erkekler”e dahil edilmek be pis bir yüktür, bilenler bilir. Erkek milletinin yetişkin olamayan kişiliği, kaba güç eğilimi, kadın-aklına düşmanlığı ve uçkur düşkünlüğü gibi evrensel sakatlıklarından nasibimi almamak için be kadar eğitilmiş olsam da aynı kategoriye her sokuluşumda içim ezilir, kalbim kırılır.
  • SEN MEHDİ BEKLERKEN...

    "Bir Musa gelecek deniz yarılacak!"

    “Bir İsa gelecek deccal geberecek!”

    “Bir Mehdi gelecek müslümanlar dünyaya hakim olacak!"

    Bilir misin hacı dayı?; Peygamberlerin sırtındaki ağır yükleri sen?..

    Hiçbir deniz Musa'nın hatrına yarılmamıştır!

    Hiçbir Ömer Muhammed'in hatrına müslüman olmamıştır!

    Bu rabbinden kabul edilmezdi zaten!

    Deniz hakikat için mücadele edip bittim raddesine gelen ve artık tüm gücünü hak uğruna tüketen Musa'nın davası için yarılmıştır!

    Nuh gemi için malzeme toplarken, aşağılanırken, fırtınanın ne zaman kopacağını bilmiyordu! Nuh’un yüzü suyu hürmetine değil, onun emeğinin üzerine kaldırıyordu gemiyi sular!

    Tesbih taşlarını saymakla, duvarlara “ismi şerif” çivilemekle, bir ölümlüyü hayal etmekle, bir kulübe, bir takıma, bir kol’a bağlanmakla, Allah’ın emrini yerine getirmek yerine, sadece terennüm etmekle geminin imal olacağını, yeryüzünün mamur olacağını, bu çağda yaşasaydı da öğrenseydi Nuh; çölün ortasında gemi yapmak gibi “gülünç” bir duruma düşmesiydi keşke!

    Lut, yeryüzünde görülmemiş pisliği, hiç yaşanmamış aşağılıklığı, ve buna şahit olan taşların utançtan gözlerini kapadığı ve dayanamayıp parça parça olup yerinden fırlayarak yeryüzüne yağdığı çağı tesbih taşlarını sayınca, bir ölümlünün eteklerine tutununca temizleyebileceğinin ilmine vakıf olsaydı keşke!.. Koca peygamber o kadar üzülmese, yanına gelen meleklerden belki yüzünün damarları yanacak kadar mahçup olmasaydı!...



    Evlat acısıyla gözleri kör oluncaya kadar ağlayan Yakup, senin efendinin sahip olduğu görme mesafesine sahip olsaydı, gözlerinden olmazdı!



    Bilir misin hacı dayı?; Yakup evladı için gözlerini kaybederken, senin efendi islamın evlatlarını gözlerinin daha iyi nimetleri temaşa etmesi için, doymayan gözleri için feda ediyor! Yakup evladı için gözleri kör olana kadar ağlarken ve küçücük bir haber verilmezken, senin efendinin bir adamı uçkur davasından hapse düşünce, “Allah bizzat harekete geçtiğini!” söylüyor!

    Düşün! Çocuk, mazlum ve bir peygamber; baba da peygamber! Diğer dava uçkur davası! Ve gök kapıları uçkur davasının halli için sonuna kadar açık! Ta “Allah’a kadar!” Fakat iki peygambere duvar!

    “Allah istese olmaz mı?” diyeceksin” Olmaz! Çünkü Allah senin şeyhinin adamının uçkur davasının avukatı olmaktan münezzehtir!



    Yusuf hasretiyle sığınılan, yakarılan Allah, şimdi güç devşirmenin aracı yapılıp, nesnelerin üzerine yazılarak pazarlanıyor! Ve Yusufların, Yakupların, İsaların, Musaların, Nuhların, Lutların, İbrahimlerin, Muhammetlerin davası güce ulaşmak için tepe tepe kullanılıyor!



    Yine, Allah’ın ayetlerinden daha etkili sözleri, daha kestirme yolları bilseydi Hz. Muhammed’de, onca çileyi çekmese, ümmeti için onca yanmasaydı yüreciği! Kendisinden sonra, islam ümmetinin “medar-ı iftarı” kurtarıcısı, dinin eğilmez bükülmez direkleri olan adamların geleceğini bilseydi de, “Kuran’dan hesaba çekileceksiniz!” ayetini bir güzel şerh etseydi! Bu ayetin yanına, kendisine kitapta olmayan ve “gizli” inen ayetleri de ekleseydi! Kendisine kur’andan bağımsız vahyedildiğini, bunları bilmeden “sakladığını” ve bunu 200 küsur yıl sonra kendisine hatırlatacak adamları tanıyabilseydi; “Ben gaybı bilmem, bana ve size yarın ne yapılacağını da bilmem!” ayetini de tebliğ etmese, gizli kalsaydı! Keşke yine bilmeden belki de, “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım!” “ayetinin” de kendisinden birkaç asır sonra keşfedileceğini bilseydi de, ümmet ne maksatla, neden ve niçin yaratıldığını öğrenseydi! En yakın dostları bu “ayetten” mahrum gitmeselerdi! “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım!” ayetiyle birlikte bu “gizli ayete” de iman etselerdi!..



    Peygamberden hemen sonra savaşa tutuşan, peygamberi görmüş olması hasebiyle, senin hepsine birden, toptan “sahabe” dediğin o insanlar birbirlerini katledecek noktaya geldiklerinde, islama değilde, senin tarikatının “pak koluna” mensup olsalardı da, neyin doğru neyin yanlış olduğunu senin şeyhine uykudan kalkınca soruverselerdi!



    Şimdi hacı dayı! Kur’an’ı, tevhidi, peygamberlerin mücadelesini, acılarını, yaşamlarını, aciz kaldıkları anları bir kefeye; seni kendine çağıran, sana kutsal nesneler satan, sana önerdiği yaşamın tam tersini yaşayan, seni Allah’ın emirlerini yerine getirmeyi değil, kendi arzularını dayatan, seni insan değil sayı olarak gören adamların anlattığı dini de diğer kefeye koy! Tart bakalım elde hangisinden ne kalacak!

    Aldanma hacı dayı! Allah hiç kimseyi hükmüne ortak etmez! Allah’ın cehennemi hak eden bir kulunu hiç kimse cennete götüremez!



    ....ve hacı dayı, dünyayı tek başına imana getirecek bir gücü rabbin hiç kimseye vermemiştir! Sen Musa gelecek deniz yarılacak diye göğe bakarken ne canlar boğuluyor bir kaşık sularda!

    Mehdi beklerken sen, ne deccaller bebeklerin sütüne petrol doğrayıp, kan rafinerileri kuruyor!

    İsa’nın gökyüzünden insanlığı seyrettiğini ve inmek için zaman beklediğini düşlerken sen, zulümatın bağrında nice insan helak oluyor!

    Ve tevhid için can veren peygamberlerin davası, senin şeyhinin, mezhebinin, tarikatının, cemaatinin, hizbinin güçlenmesinin payandası olarak kullanıldığından beridir insanların çoğu şirk koşmadan iman etmiyor! Edemiyor.

    Ramazan Yaman
  • “Seninle asla evlenmem uçkur meraklısı. Haremine kimi istiyorsan onu al, çünkü ben senin harem ağan olmayacağım.” diye diklendi kız.
    “Ne haremi Ecem, üşüttün mü?”
    “Bi’ git.” diye silkeledi onu üzerinden öfkeyle. “Ailemi ikna etmen beni edeceğin anlamına gelmez. Sana son cevabı ben vereceğim ve Cem, bu asla ‘Evet’ olmayacak.”
    “Artık çok geç! Olsa da, olmada da… Evleniyoruz cadı.” diye buyurdu öfkelenen adam. Yeter sıkılmıştı çocukça kaprislerinden. Evlendiği zaman ona gerçek erkek nasıl olur gösterecekti. Olgunlaşmayı öğrenecekti küçük cadı. “Benim karım olacaksın, konu kapandı.”
    “Senin katilin olacağım.”
    “Oldun zaten, sayende bekârlığımın cenazesi kaldırıldı.
    Müjde Aklanoğlu
    Kaderimde Saklı -ecem2
  • 356 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Honore de Balzac eserleri hangileridir ? diye bir soru sorulsa bizlere, hepimizin vereceği cevap ilk olarak ''Vadideki Zambak'' ismini söylemek olacaktır. En az yarımız bunun yanına bir de ''Goriat Baba''yı ekleriz. Belki bir kaçımız da ''Eugenie Grandet'' ve ''Otuzunda Kadın'' isimlerini ekleyebilir. Ama sonrası ... ?

    Bunu şunun için yazdım. Balzac'ın bilmediğimiz o kadar çok eseri var ki, belki de onlar, bu saydıklarımızdan çok daha önemli ve muhteşem denecek düzeyde eserlerdir. Ama gerek Türkçeye çevrilmemeleri ve gerekse tanıtılmamalarından kaynaklanan sebeplerden dolayı hep geri planda kalmışlardır. Tıpkı ''Bette Abla'' veya ''Kuzin Bette'' isimleriyle Türkçeye çevrilen bu kitabı gibi.

    Öncelikle muhteşem bir kitap okuduğumu söylemeliyim. Baştan sona kadar süper derecede akıcılığı ve sürükleyiciliği olan ve bu durumun da son cümleye kadar sürdüğü nadir kitaplardan biri. Hele kitabın bir son cümlesi var ki, bütün doğruluğu ve ihtişamıyla, dünya durdukça geçerli olacak bir söz olarak insan hafızasına yer ediyor.

    Kitapta beş ana karakter var.
    Bunlardan :
    Baron Hulot, güzel eşini hep aldatan , genç ve güzel kadınların ağına çok çabuk düşen ve onlara varını yoğunu harcayacak düzeyde gözü dönmüş , uçkur düşkünü bir adam.
    Karısı Barones Adeline ise sanki bir iyilik meleği görüntüsünde, kocasının her türlü kötülüğüne katlanan, kimse hakkında kötülük düşünmeyen, kocasına ve çocuklarına bağlı erdemli, güzel bir kadın.
    Bette Abla ise, Adeline'nin, kötü kalpli, kurnaz, kıskanç ve kendini bu ailenin yaşayacağı kötülüklere adamış ama onlara dost olarak görünmeyi de çok iyi beceren kuzeni.
    Bay Crevel, Baron Hulot gibi uçkur düşkünü olmasına rağmen ondan daha uyanık ve zengin bir adam. Aynı zamanda da Baron'un dünürü.
    Valerie Marneffe ise kocasının yükselmesi ve bundan ayrı olarak da kendisinin zenginleşmesi için her türlü ahlaksızlığı yapacak karakterde güzel bir kadın.

    Ana karakterler bunlar. Bunun dışından çocuklar, damatlar, amcalar, kardeşler, sevgililer, rütbeli, rütbesiz devlet erkanı, hizmetçiler, uşaklar ..vs gibi çok sayıda yan karakterler var ama bizim ana konumuz bu beş karakterden çıkan ve çevrelerindeki tüm insanları da etkileyen olaylar.

    Balzac, bu kitabında da bu beş karaktere öyle bir güç veriyor ki, kesinlikle kendi yapılarının dışına çıkmalarına bir türlü müsaade etmiyor. Hani bir atasözü vardır ya ''can çıkmayınca huy çıkmaz '' diye. İşte Balzac bu karakterleriyle sanki bu söze gönderme yapıyor. Kitabı okuduğunuzda bunu çok açık ve net olarak görüyorsunuz.

    Karakterler bu derece işinin ehli olunca anlatılan olaylar da aynı derece de muhteşem olarak seyrediyor. Size sadece kitabı elinize alıp keyifle, merakla ve büyük zevk alarak okumak kalıyor.

    Balzac'ın en önemli eserlerinden biri olarak değerlendirdiğim ve büyük beğeniyle okuduğum bu kitabın, mutlaka okunması gereken klasik kitaplardan biri olduğu düşüncesindeyim. Ve okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.