• “Labirentte yolumuzu nasıl bulabileceğimizi düşünüyordum.Gerçekleştirmesi kolay değil , ama etkili olabilir.Önünde sonunda ,doğu kulesinin içinden çıkılıyor, bunu biliyoruz. Şimdi tut ki kuzeyin nerede olduğunu bildiren bir makinemiz var. Ne olurdu?”
  • “Gördüğü gün batımı manzarası onu günün bile ışığını baybedeceğini, günün bile karanlıkta kalabileceğin bir kez daha hatırlatırken derin bir iç çekti.”
  • 65 syf.
    ·3 günde·10/10
    Bir kitap için inceleme yapmayalı uzun zaman olmuş, bu yüzden bu enfes kitabı -kusuruma bakmayın- pek inceleyemeyeceğim ama biraz irdeleyeceğim.

    Arka kapağından öğrendiğim bilgi elimdeki kitabın Tezer Özlü'nün ilk romanı olduğuydu. Bu bilgi ışığında beklentimi düşürmüştüm. Yazarın hayatını okuduktan sonra gelen iç bulanıklıkla başladım kitabın ilk kısmı 'Ev'e. Bir kızın babasıyla ilgili anlatıklarını okuyacağım beklentisi oluşturan iki sayfadan sonra iş değişti. Özlü, diğer birçok yazarın kaleme almayacağı -belki de alamayacağı- çocukluk denilince akla gelen pamuk şekeri havasının dışına çıkarak cinselliğe değinmiş. Cinsellik dediysem de öpüşmeden bahsediyorum. Çocukluğun getirdiği utangaç bir öpüşme. Şaşırmadım desem yalan olur. Bu kadar sade bir dil ile lafı dolandırmadan anlatmak. Anlatmak istediğini kapalı cümlelere gizlemek yerine kafanda net bir şey oluşturacak cümleler ile anlatmak. Daha birkaç sayfa okumama rağmen, Tezer Özlü'nün anlatımının içine dalmış bulundum. Aralarda geçen olayların ardından 'ölüm' düşüncesine geçtik, 7 sayfada 3 cümlenin altını çizmişim, hayli yüksek bir oran. Bir yandan elimden kalemi de bırakamıyorum. Cümleler öyle net ki bir sayfa boyunca cümlelerin altını çizesim geliyor. O an anlıyorum ki, geç kalmışım Tezer Özlü'yü okumaya.

    O anlattıkça bir yandan da utandım, belki de etrafımda böyle depresif çocuklar vardı, -halen de olabilir-. Ve ben onları anlamadım, anlamak istemedim, hep mutlu zannettim çocukları, hep iyi anne babaları var zannettim, herkesin onları anladıklarını, benim de anladığımı, çocukluğun soğuk geceleri olmadığını. En kötüsü de kendi çocukluğumda ki soğuk gecelerimi şimdi unuttuğumu fark ettim. İlk bölümün sonunda bir paragrafın sonunda 'gitmek,gitmek...isterim hep.' Spoiler olmasın diye yazmadım ama o paragraf boyunca yazdıklarını görüp ben de gitmek istedim.
    İkinci bölüm 'Okul ve Okul Yolu'nda farklı bir mekan, farklı bir yaşam var ama insanın ve insanlığın duydukları, duyguları aynı. Yine cesur bir kalem olduğunu; o, hepimiz ağaçta yetişmiş, duygularımız, hazlarımız, doğal isteklerimiz yokmuş gibi yaşayanların öcü gibi kaçtığı cinselliğe değinmekten kaçınmayacağını göstermiş Özlü. Toplum olayım derken makineleşen insanı da anlatmış, okul fabrikasının sistemini de. Benim okuduğum Yky'deki 34. baskı da 30. sayfa var, tüm sayfanın altını çizmek istedim, hiçbir cümlenin altını çizemedim, o sayfa kıymetli bir sayfaydı. "Yalnız geceler de biter." diyor, "Çocukluğun soğuk geceleri de." Hayalet Oğuz'a da selamlar.
    Üçüncü bölüm 'Leo Ferre'nin Konseri'nde gençliğe adım atıyoruz. Hareketli bir somut yaşam ile soyutluğun harman olduğu sayfaları bir çırpıda geçtim. Acı gerçekler de var, çok acı gerçekler de. Gerçekler var kısacası. Anlatmak isteyip cümle bulamadığım bir bölüm olsun bu da.
    Son bölüm 'Yeniden Akdeniz'de filmin gün batımı sonunu izledim, sakin ve etrafı gözetleyerek. Kliniklerin boğuk havasının ciğerde bıraktığı köhneliği atarcasına yazmış Özlü bu bölümü.

    Sonuç olarak güzel bir kitap okudum. Çoğu kişi için 10 puanlık olmayacaktır. Ancak herkesin uykusunu açan hatta uykusunu kaçıran kitaplar vardır. Ben de yarattığı etkiyi tam anlayamasam -uyandım mı uykum mu kaçtı, kestiremedim- beni çok etkiledi. İyi ki var oldun Tezer Özlü :)
  • Orhun yazıtları Doğu Yüzü:

    Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzenleyi vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapı’ya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Göktürk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabiî, cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, şğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedi vermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evlâdı cariye oldu. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutup, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden yine teslim olmuş. Bunca işi gücü verdiğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk tanrısı, Tük mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinde tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya, batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca … Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz Kağanı balbal olarak dikmiş. O töre üzerine kağan oturdu. Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim Tarduş milleti üzerinde şad idim. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekûn olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş Kağanı Türkümüz, milletimiz idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği için kağanı öldü. Buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz olmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip … Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi yanıldı, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmenin yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız kavmini düzene sokup geldik. Savaştık … ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarmana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu olmuştu. Cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi.Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden, gittin. Batıya giden, gittin. Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdın kul oldu, hanımlık kız evlâdın cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün yüzünden amcam, kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumda, her yere gitmiş olan millet öle yite, yaya olarak çıplak olarak dönüp geldi. Milleti besleyeyim diye, kuzeyde Oğuz kavmine doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru, güneyde Çine doğru on iki defa büyük ordu sevk ettim, … savaştım. Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbî kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. İşi gücü veriyor. Bunca töreyi kazanıp küçük kardeşim Kül Tigin kendisi öylece vefat etti. Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı … Umay gibi annem hatunun devletine küçük kardeşim Kül Tigin er adını aldı. On altı yaşında, amcam kağanın ilini, töresini şöyle kazandı: Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettik, bozduk. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi, savaştık. Kül Tigin yaya olarak atılıp hücum etti. Ong valinin kayın biraderini, silâhlı, elle tuttu, silâhlı olarak kağana takdim etti. O orduyu orda yok ettik. Yirmi bir yaşında iken, Çaça generale karşı savaştık. En önce Tadıgın, Çorun boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. İkinci olarak Işbara Yamtar’ın boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. Üçüncü olarak Yigen Silig beyin giyimli doru atına binip hücum etti. O at orda öldü. Zırhından kaftanından yüzden fazla ok ile vurdular, yüzüne başına bir tane değdirmedi. … Hücum ettiğini, Türk beyleri, hep bilirsiniz. O orduyu orda yok ettik. Ondan sonra Yir Bayırkunun Uluğ Irkini düşman oldu. Onu dağıtıp Türgi Yargun Gölünde bozduk. Uluğ İrkin azıcık erle kaçıp gitti. Kül Tigin yirmi altı yaşında iken Kırgıza doğru ordu sevk ettik. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastık. Kağanı ile Songa ormanında savaştık. Kül Tigin, Bayırku’nun ak aygırına binip atılarak hücum etti. Bir eri ok ile vurdu, iki eri kovalayıp takip ederek mızrakladı. O hücum ettiğinde, Bayırku’nun ak aygırını, uyluğunu kırarak, vurdular. Kırgız kağanını öldürdük, ilini aldık.O yılda Türgiş’e doğru Altın ormanını aşarak, İrtiş nehrini geçerek yürüdük. Türgiş kavmini uykuda bastık. Türgiş kağanının ordusu Bolçu’da ateş gibi, fırtına gibi geldi. Savaştık. Kül Tigin alnı beyaz boz ata binip hücum etti. Alnı beyaz boz …… tutturdu. İkisini kendisi yakalattı. Ondan sonra tekrar girip Türgiş kağanının buyruku Az valisini elle tuttu. Kağanını orda öldürdük, ilini aldık. Türgiş avam halkı hep tâbi oldu. O kavmi Tabarda kondurduk … Soğd milletini düzene sokayım diye İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Ondan sonra Türgiş avam halkı düşman olmuş. Kengeris’e doğru gitti. Bizim askerin atı zayıf, azığı yok idi. Kötü kimse er … kahraman er bize hücum etmişti. Öyle bir zamanda pişman olup Kül Tigini az erle eriştirip gönderdik. Büyük savaş savaşmış. Türgiş avam halkını orda öldürmüş, yenmiş. Tekrar yürüyüp…
  • "Hüzünler var dilime dolanmış...
    Gün aşırı yalnızlıklarında yorgun düşmüş şiirler ayaklanmış çoktan.
    Şehrin gölgeler düşmüş kaldırımlarında bir yangın yerine dönmüş hatıralar..
    Kan uykusundan uyanmış keşkeler inlemekte,
    Kızıl saçlı bir kadın gibi susan gün batımı çığlıklarında bin keder yüklü yine...
    Ve aşk ne zaman taşsa yüreğimden ben
    Yüklemi üçüncü tekil şahısken ben manasız bir özne...
    Tozu dumana katsam,
    kıyameti koparsam kaderin her satır başında,
    idam edilmiş şiirlerde...
    Nafile...
    Kafesini elleriyle örmüş bir avcıyım ben...
    ölüm misafir olup kapıma gelse
    manasız bir cümle söylenmemiş...
    Ruhuma çöreklenmiş hüznüme..."