• 98 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bilimle ilgili televizyon programlarının aslında ne kadar eğlenceli
    olabileceğini görmek için ülkemizde de yayınlanan bazı yabancı
    çocuk programlarına bakmak yeterli. Ne zaman böyle bir programa
    rastlasam 11 yaşındaki oğlumla birlikte keyifle izliyoruz. Diğer yanda
    belgesel kanalları da ülkemizde epey ilgi görüyor. Peki önümüzde
    Carl Sagan'ın kült olmuş Cosmos'u gibi bir örnek varken, günümüzün
    teknolojisi ile mükemmel bir görselleştirme eşliğinde, bilimin ilginç
    ve harika öykülerini anlatan televizyon programlarının yapılmasının
    önündeki engel ne?
    Aslında böyle bir engel yok. Zaten bu ay kısa bir röportajını sayfala￾rımızda bulacağınız Neil deGrasse Tyson da tam bahsettiğim gibi bir
    programa başlamak üzere. Umalım ki bu program dilimize çevrilerek
    ülkemizde de yayınlansın.
    Daha önceki yazılarımı okuduysanız televizyondan pek de haz￾zetmediğimi biliyorsunuzdur. Aslında tüketici elektroniği olarak
    televizyon gibi bir cihaza karşı olmak tabii ki mantıklı değil. İtirazım,
    ülkemizde yayın yapan kanalların yayın politikalarını, tamamen
    çoğunluğun talepleri ve beklentileri üzerine kurmuş olmasına. Tele￾vizyon kanalları sosyal sorumluluk projesi değil ticari oluşumlardır.
    Dolayısıyla reklam ve kar beklentileri doğrultusunda içerik planı yap￾maları tabii ki anlaşılabilir. Fakat bir insana yiyecek olarak her gün
    ekmek verirseniz bir süre sonra diğer yiyeceklerin tadını unutur ve
    dünyadaki tek ve en güzel yiyeceği kuru ekmek olarak görmeye başlar.
    İzlediğimizde bize sorular sorduran, şaşırtan, öğreten ve tabii ki ke￾yif veren programları sonuna kadar hak ediyoruz. Bu noktada aslında
    iş bize düşüyor. Kötü programları izlemek zorunda değiliz, yapmamız
    gereken televizyonu kapatmak. Kaldı ki biz talep etmezsek kanalların
    da çizgilerini değiştireceği yok. Bakalım günün birinde Cosmos gibi bir
    programın, tamamen ülkemiz insanı tarafından hazırlanıp yayınlandı-
    ğını görebilecek miyiz

    UYKU
    Uyumanın anatomisini ve çoğu
    kişide rastlanan uyku problemlerine
    ait çözümler.
    42 AHŞAP GÖKDELENLER
    Son yıllarda yerini başka
    malzemelere bıraksa da ahşap
    temel inşaat malzemesi olarak
    tekrar popüler olmaya aday.
    48 GOOGLE’IN ROBOT
    ORDUSU
    Teknoloji devi Google, son dönemde
    önde gelen robotik şirketlerini satın
    alıyor. Peki amacı ne?
    50 ÇÖP ADAM
    Plastiğin geri dönüşümü ilk başta
    kolay gibi görünse de hiç de öyle
    değil. Bu adam bu işin hakkını
    veriyor.
    58 HAVAYLA ÇALIŞAN
    OTOMOBİL
    Hayalin gerçek olmasına ne kadar
    var?
    60 UÇAN ROBOT SAVAŞLARI
    İnsansız hava araçları yani İHA’lar,
    sadece istihbarat ve savaş alanında
    değil yakında günlük hayatımızda da
    kendini gösterecek.
    66 KUTUPLAR BUZ
    TUTMAZSA?
    İklim değişiklikleri ve küresel
    ısınmanın etkilerini kutuplar çok
    farklı bir şekilde hissedecek.
    74 MISIR’IN 4600 YILLIK
    PİRAMİDİ
    Bulunan bu piramit yeni keşiflerin
    de yolunu açacak mı?
    78 KİM DAHA AKILLI?
    Hayvanların zekasını
    küçümsüyorsanız büyük hata
    ediyorsunuz.

    Editörün Notu
    06 Okur mektupları
    07 Artırılmış
    Gerçeklik
    rehberi
    08 Megapikseller
    90 Soru&Cevap
    98 Arşivlerden
    Bölümler
    ÖZEL DOSYALAR
    ŞİMDİ
    12 Muhtemelen en şık
    hoparlör
    14 En bağımlılık
    yaratan oyun
    15 Yalama olmayan
    vida
    16 Dünyayı görmenin
    beş yeni yolu
    18 Kusursuz dengeli
    robotlar
    19 Takıntılar
    20 Robocop
    21 LED lambaların
    yükselişi
    22 iPad’e mahremiyet
    GELECEK
    24 Karadeliklerden
    kaçabilenler
    25 Bilimin tadı
    26 Çöpçü su değirmeni
    27 Modüler telefonlar
    mümkün mü?
    28 Neil deGrasse Tyson
    ile kısa kısa
    29 Kesintisiz uçuş
    yapabilen İHA
    30 Atık ısıyı kullanmak
    31 İçimizdeki internet
    El Yapımı
    84 Işıktan grafiti
    85 İlkbaharı karşılayan üç
    proje
    86 Bisiklet jeneratörü
    87 Işıklı hız kemeri
    88 Annenizi aramanın en
    teknik yolu
    89 Kendi kendine hareket
    edebilen robot arac
  • 715 syf.
    ·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
    (Giriş bölümü 1. cilt incelemenin başında, tekrar olmasın diye eklemedim. Bütünlük oluşturması açısından dileyenler bakabilir: #67026844)

    Kitaba genel olarak bakacak olursak; 1. cilt 3, 2. cilt 4 başlık altında toplanan öykülerden oluşuyor.(1.cilti daha önce incelemiştim.)

    2.cilt, 1. Bölüm: Mizah ve Yergi Öyküleri; 7 öyküden oluşuyor.
    Adından anlaşıldığı üzere yine satirler var. Ama okuması bir önceki bölüm kadar yorucu değil.

    (***spoiler içerir.***)

    Burdaki favori öyküm: Gözlük
    Okumaya başlarken hiç böyle bir son beklememiştim, ilginç bir öykü. Poe burda ilk görüşte aşk ile dalga geçiyor. Yakışıklı miyop genç, gözlüğü görüntüsünü bozduğunu düşündüğü için kullanmıyor. Ve bir tiyatroda güzel ve genç olarak gördüğü bir kadına sırılsıklam aşık oluyor, birkaç kez daha vakit geçirip gencin ısrarıyla apar topar evleniyorlar. Evlendikten sonra kadının ısrarı ile gözlük takıp bakınca genç afallıyor, kadın açıklıyor, tüm olanlar aklı beş karış havada olması sebebiyle ders vermek için onun planı. Bu olaydan sonra genç gözlüksüz dolaşmıyor tabi.

    2. Bölüm: Fantezi ve Uçuş Öyküleri; 19 öyküden oluşuyor.
    Poe nun hayal gücü çok zengin. Buna ek olarak verdiği bilimsel ayrıntılarla da inanırlık kazandırıyor. Öyküleriyle hemen her konuyu ele almış: Felsefe, Tarih, Coğrafya, Tıp, Matematik, Fizik, Filoloji, Simya... ve bunları fantastik bir biçimde sunmuş. Özellikle bu bölümde bunu daha çok hissettim.

    Bu bölümde favori öykülerim:

    Eiros ile Charmion un Sohbetleri
    İncildeki Kıyamet ilgili kehanetlerden esinlenilerek yazılmış bir öykü. 1835 te görülen Halley kuyrukluyıldızının insanlarda yarattığı dünyanın sonu geliyor mu karmaşasını öykülemiş. Poe, burda akıldan çok sezginin önemini vurguluyor, ben de iç seziye önem verdiğimden ilgimi çekti.

    Eleonora
    Bu öykü Poe nun kendi hayatından izler taşımakta. Eleonora ile ölen eşini kastediyor bence ve ona aşkını kıskanılacak biçimde sunuyor. O yokken bile varmışcasına yanındaymışçasına hissetmek... Onunla gezdiği yerleri hayaliyle gezip onun verdiği duyguları tekrar tekrar yaşamak... Öykünün sonu ise hayatına başkasını alsa bile Eleonora sının derinlerde hala canlı kaldığını hissettirdi bana.

    Minos ile Una Arasında Karşılıklı Konuşma
    Evren, ruh, varoluş bilinci, ölüm, hayat... gibi kavramlarda bilgiye duyuya bağlı soru cevaplarla ilgimi çekti.  Evreni kutsal bir bütünlük olarak gören kültürlerde, sanatçı aynı zamanda din adamı, kahin ve bilim adamıydı. Poe, insanın bakış açısının bütüncül olduğu, bölmelere ayrılmadığı o dönemlere altın çağ gözüyle bakmaktadır, diye notu var eleştirmenin. Bu bakış açısını benimsedim.

    Bir Uyanık-Uyurla Sohbet
    Ben spiritüel bilgileri seviyorum, bu öykü de de mesmerizmden bahsetmesi ilgimi çekmişti. Eleştirmenin söyle bir notu var. Poe zamanında mesmerizm 3 dala evrildi: Akışkan Kuramı, Zihinsel Iyileştirme hareketi, Spiritüalizm.

    Sözcüklerin Gücü
    Hiçbir şey ölmez, hiçbir şey ölemez. Ağızda  çıkan en değersiz söz bile Zamana atılmış bir tohumdur ve Sonsuzluk boyunca büyür, demiş Thomas Carlyle. Bu öyküde de ana tema bu. Eleştirmen, Poe nun metafiziğini anlamak isteyenler için en önemli öyküsünün bu olduğunu belirtmiş, bence de öyleydi.

    3. Bölüm: Keşif ve Serüven Öyküleri; 1 roman, 2 öyküden oluşuyor.
    Bu bölümde Poe'nun yazdığı tek roman olan Arthur Gordon Pym'in Öyküsü var ve favorimde bu oldu. Burda August'un ölümü beni çok etkiledi, sanki kendi arkadaşımı sırdaşımı kaybetmiş gibi hissettim. Anıları hayalimde canlandı sanki birlikte geçirmişiz gibi. Onun ölmesini beklemiyordum, sonrasında cesedini köpekbalıkların yemesi, arkadaşlarının gözlerini kaçırması ama o sesleri duyması, o anki hisleri beni çok etkilemişti, böyle sorgulatan pasajlar daha vardı. Sonu biraz belirsizdi, Amerika'ya geri dönüyorlar ama nasıl...

    Diğer ikisinde Amerikada ayak basmamış muhteşem güzellikteki toprakları keşfe çıkan, kürk ticareti yapmak için avcılık yapan kahramanlarımızın; bir taraftan da Siu, Karaayaklar gibi yerli kabilelerle, vahşi doğayla olan maceralarını konu alıyor. Ama Astoria yı okumak bana çok zor geldi, düz yazı olarak kaleme alındığından baya sıkıldım diyebilirim. Zaten Astoria, Kürk Ticareti yapan kişinin, bizzat girişimcinin isteğiyle, yaşadıkları yazılmış.

    4. Bölüm: Doğa Öyküleri; 5 öyküden oluşuyor.
    Bu bölümde bir tabloyu betimler gibi, biraz abartıyla, hayalinize muhteşem görüntüler getirecek şekilde detaylandırıyor.

    Poe nun dili alegorilerle dolu, sırlı bir dil. Okuyucusu tarafından çözülmeyi bekliyor.

    Özellikle Fantezi ve Uçuş Öyküleri ve Arthur Gordon Pym in Öyküsünü tavsiye ederim. Jules Verne, Charles Baudelaire, Arthur Conan Doyle başta olmak üzere birçok yazarı etkileyen Poe'nun okunması gerektiğini düşünüyorum.

    Eğlenceli bir animasyonla Edgar Allan Poe yu kısaca tanıtan videoya göz atabilirsiniz:
    https://youtu.be/8lgg-pVjOok

    Bu arada gizemli öyküleri ile tanınan Poe nun ölümü arkasındaki sorular da hala devam etmekte ilgisini çeken olursa diye ekliyorum:
    https://youtu.be/JNG6AaCNYJ4

    Keyifli okumalar...
  • 146 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10 puan
    Əsərin əvvəlində baş qəhrəman qeyri-adi biri.. Bizdən biri olan, amma bir qədər bizdən fərqləniri.. Bu, 8 yaşlı ayaqları inkişafdan qalmış Sara Millerdir. 8illik həyatını evində, ailəsinin əhatəsində keçirən bir qızcığaz indi məktəbə gedəcək, fərqli mühitdə fərqli isanlarla qarşılaşacaqdı.

    İlk gün, balaca Sara o qədər sıxılmışdı ki, tez evə getmək üçün sanki vaxtı iplə çəkirdi. Dərs deyən müəlliminin də bu qüsurlu şagirdinə fikri o qədər də xoş deyildi. Və qızcığaz bunu çox gözəl bilirdi. Hətta bəzi məktəb uşaqlaeı onun məktəbə çox tab gətirə bilməyəcəyini və tezliklə məktəbi tərk edəcəyini düşünürdülər. Amma Saranı sevənlər də az deyildi. Ailəsi, nənə-babası, ona növbə ilə yardımçı olan məktəb yoldaşları. Bu dostlar arasında Lili və Con demək olar ki, mükəmməl bir dost idilər. Əgər bir qüsurlu birinə bu qədər güvənə, ondan utanmayaraq onunla zaman keçirə bilirlərsə demək onlara yaxşı dost demək olar. =)

    Sara.. Əsərin qəhrəmanı. Güclü və ağıllı bir sima.. Sarı hörüklü, gülərüzlü bir qız. Bəzən çoxunun edə bilməyəcəyi işləri cəsarətlə edən 8 yaşlı bir uşaq. Bu dediklərimi bir yerə cəm edəndə insan mükəmməl birini təsvir edir. Doğurdan da, bu belədir. Sara ətrafındakı insanların onu necə gördüklərini çox yaxşı anlayır. Görür, duyur.. Amma bununla bağlı heçkəsə kin bəsləmir. Hərkəsi bağışlaya bilən bir qızcığaz, onlara həyat dərsi keçir.

    Onu sevməyənlərdən biri də qonşusunun qızı Marta idi. Sara bunu bilərək onunla xoş davranır, amma Marta onu incitmək üçün əlindən gələni əsirgəmir. Onu utandıracaq sözlər, kobud davranışlar..

    Bunlar Saranı daha da möhkəmləşdirir. Yuxuları onun mükəmməl məkanı olur zamanla. Yuxuda uçduğunu xəyal edən birini düşünün, insana ilkdə gülünc gəlir eləmi? Amma bu zamanla aydınlaşır. Saranın uçmağı hərkəsin düşünə biləcəyi bir bəsit uçuş olmur. O, özünün idarə edə biləcəyi bir təkərləkli arabada külək sürəti ilə hərəkət edərək uçaqdan bəhs edir. İlk əvvəl yuxularından heçkəsə danışmayan qızcığaz, bu fikri reallaşdırmaq üçün dülgər olan babası ilə bölüşür. Hansı baba ki, nəvəsini hər zaman sevmiş və onu qüsursuz görənlərdən olmuşdur.

    Babası ilə çertyojlar çəkən Sara, bu zaman ərzində dülgərliyi də öyrənir.

    Bir gün babasını itirən Sara, öz planı ilə tək qalır. Köməksiz olduğunu sananda David həyatına girir. Dəmirçi olan Davidə babası Saranın planından danışmış və Saraya bundan sonra yardımçı olan David olur.

    Məktəb layihəsinə öz təkərləkli arabasını hazırlayan qızcığaz artıq babasına Davidə görə təşəkkür edir.

    Onlar, Saranın çəkdiyi çertyoj əsasında arabanı düzəldirlər. Bu müddət ərzində Sara Miss Börkə onun da bir insan olduğunu anlatmağa çalışır. Amma anlayır ki, o dadın bəlkə yalnız bu arabadan sonra Saranı da bir insan kimi görəcək, çünki ayağı olmayan birinin, ağlı da olmaz deyə bir qanun yoxdu.

    Həmin gün yetişir.. İlk valideynlərinə bunu göstərən Sara, onların sevincinə səbəb olur. Bundan sonra Davidlə məktəbə gedən Saranı, hərkəs alqışla qarşılayır, hətta Miss Börk də! O belə anlayır ki, insanın düşüncəsi əngəlli deyilsə, o, həyatda çox şeyə nail ola bilər.

    O gündən etibarən, artıq, Sara sərbəst biri idi. İndi o, sadəcə təkərləkli arabasından asılı idi..

    Və Amiş qəsəbəsinin balaca qızcığazı ən gənc biznesmenə çevrilir.

    Təkərləkli arabanın yaradıcısından danışırdıq sizə. Bəli, bu gerçək bir həyat hekayəsi idi.

    A, bir ayrıntını unutduq.. Axı Sara məktəbi bitirdikdən sonra, Davidlə ailə də qurmuşdu. Və bununla bağlı o qəsəbənin girişində yazılmışdı..

    “Yuxuların çin olduğu yer”
  • 400 syf.
    ·10 günde·Beğendi·8/10 puan
    “Geleceğin en etkili silahı da, aracı da hiç kuşkunuz olmasın tayyaredir. Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de aydan bize haber yollayacaktır. Bu mucizenin gerçekleşmesi için 2000 yılını beklemeye gerek kalmayacaktır. Gelişen teknoloji daha şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görev ise, batıdan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir” Mustafa Kemal ATATÜRK (1936 Eskişehir Tayyare Alayı Ziyaretindeyken…)

    Açılışı, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kitapta geçen bu sözleriyle yaptıktan sonra, Kurtuluş Savaşının nice bilinmeyen kahramanlarından biri olan makinist, pilot Vecihi Hürkuş’un yaşam öyküsünü anlatmaya çalışacağım. Kitabı iki sene önce almıştım. Necip bey’in / Necip G./Duvar/ önderliğini yaptığı Farklı Türler Etkinliği okumam için beni ateşledi. Tıpkı Vecihi’nin müptelası olduğu biricik uçağı, nazlı kızım dediği Albatros tayyaresini ateşlediği gibi. Necip bey’e de buradan teşekkürlerimi gönderiyorum.

    Evet Vecihi ismi size mutlaka çağrışım yapmıştır. Hepimiz Şener Şen’in o ünlü uçan Vecihi karakteriyle, Münir Özkul’un evine girdiğini, Ayşen Gruda’yı seven ve onunla babası vermediği için evlenemeyen rolüyle hatırlıyoruz :) Filmin ismi Gülen Gözler’dir. Mutlaka izlemişsinizdir ya da karakteri biliyorsunuzdur. İşte bu karakter aslında gerçek Vecihi Hürkuş’tan esinlenilip uyarlanmıştı.

    Peki Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşu ona nasip olan ya da Rusların ona taktığı isimle Kara Tehlike Vecihi Hürkuş kimdi? O, insanın soyadının hayatı olabildiği özel kişilerden biri. 6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul'da doğdu. Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girerek pilot olarak mezun oldu. Vecihi tam bir tayyareciydi. Ama kökten bir tayyareci. İçini dışını her şeyini bilen, onaran, tasarlayan sözden değil, gönülden bağlı bir uçuş kahramanıydı. Tüm imkansızlıklar, olumsuzluklar, uçak düşürmeleri Onu asla yıldırmaya yetmedi. Evet uçak düşürdü ama sapasağlam hayatta kalabildi. O hep uçtu. Uçmak için doğmuştu. Semaya ait olduğu kadar aziz vatanına da aitti. Önce yaptığı keşif uçuşlarından sonra, gerçek savaşın olduğu göklerde uçmaya başladı Vecihi. Rusları bombalamaya gittiklerinde, Yüzbaşı Şükrü Bey'in “Bu görevde gazilik yok Vecihi, ya şehitsin, ya esir” dediğinde gözünü kırpmadan “Allah şehitliği nasip etsin” diyordu.

    Vatanına da uçağı gibi tutkuyla kopmamak üzere bağlanmış biri vardı hep okuduğumda. Vecihi bir yandan vatanı için savaşırken, bir yandan da ölen pilotlar ve diğer insanlar için derin bir üzüntüye kapılıyordu. Hümanist yönünün bu denli güçlü olması, okuyucuyu etkilememesi mümkün değil. Kaç kadını kocasız, kaç çocuğu babasız, kaç anne babayı evlatsız bıraktım diyor, her bombaladığı uçaktan sonra…

    Ruslara karşı savaşında uçağı düşürerek, Nargin Adasında yaşadığı esir hayatından da söz ediliyor. Okurken insan tasavvur ettikçe, içinin acımasını önleyemiyor. Esir düşmek Vecihi için zaten ölümden beter. Orada esir düşen Türk askerlerinin çoğu temizlenme imkanı olmadığından kolera salgınından hayatını kaybetmiş. Her yer pislik içinde. Yemek namına hiçbir şey yok. Adada su kaynağı da olmadığı için, şehirden getirilen su önce Ruslara, kalırsa Türk esirlere veriliyordu. Burada tam 6 gün su verilemiyor Türk esirlere! Ne acı, sert, kesif koşullar. Savaş süresince ne beter hayatta kalma direnişleri. Vecihi buradan kaçmak için plan yapıyor. Öleceksem özgürlüğüme giderken öleyim diye kazıyor tüm belleğine, azmine. Pes etmeyi asla kendine yediremediği için yüzerek kaçmayı başarıyor. Kaçmasından önceki yaptığı bir planı ve Ruslara tokat gibi verdiği bir ders var ama onu burada anlatarak okuyacak kişilerin keyfini kaçırmak istemiyorum.

    İstanbul’a döndüğünde ise, kaldığı yerden devam etmeye başlıyor bizim kahraman pilotumuz. Yunanlılara da gereken cevabı fazlasıyla veriyor Vecihi. İstanbul İngilizler tarafından resmen işgal ediliyor. Ülkenin o zamanki vahim durumu, Vecihi’yi biran olsun görevinden ayırmıyor. Her zaman yürekten inanıyor ve biliyor ki, bu Vatan kurtulacak! Vatan yeter ki sağ olsun! Çoğu arkadaşını kaybediyor Vecihi. Burada daha çok kişi ve pilotların adı geçiyor ve onlarında hayatlarına bakış atma imkanı sunmuş yazar. Hepsi Kuvayi Milliye’nin adsız, onurlu, cesaretli, aziz vatanperverleri olarak yüreklerde ilelebet yaşayacak.

    Vecihi tarihe yazdığı başarılarından dolayı İstiklal Madalyası alıyor. Kendisi o kadar tevazu sahibi biri ki ne zaman bir komutanı tarafından azıcıkta olsa övülse bunu içinde yaşayıp, dillendirmiyordu. Ve hep okuduğumda etkilendiğim gibi, ölen insanların acısı onu daha çok düşündürüyor, ilgilendiriyor.

    Kitapta, Vecihi’nin 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresince yaşadıklarını anlatmış. Savaştan sonraki kendi uçağını üretmek için başlattığı girişimden ve bu girişimin defalarca baltalanmasını anlatmıyor. Ben onu da kitapta bulabileceğimi düşünmüştüm! Umarım bu serüvenin bundan sonraki kısmını da okuma imkanım(ız) olur. Çünkü bildiğim kadarıyla kendisinin bu sevdasını tüketmek adına çoğu insanın bu işi sabote ettiği tatsız bir gerçek. Meyve veren ağaç her zaman her yerde taşlanır, taşlanmakla da kalmaz kökünden sökülür!

    Kitabın anlatım dili son derece anlaşılır ve akıcıydı. Yazar Orhan Bahtiyar’ın kalemi okuyucuyu kesinlikle sıkmıyor. Ben zamanımın kesintiye uğramasından dolayı on güne yayarak okuyabildim. Yoksa en fazla iki ya da üç günde bitirebileceğiniz bir kitap olmuş.

    Okumak isteyenlere “mutlaka” diyor, herkese iyi okumalar diliyorum.