• 230 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sosyal medya faydalı mı? Zararlı mı? Hayatımızda nasıl bu kadar hızlı yer aldı.
    Hemen hemen hepimizin gündeminde.
    #dijitalizm kitabının ilk sayfasındaki "sosyal medyada hakkınızda kötü konuşulmasından daha kötüsü hiç konuşulmamasıdır." sözü sizi karşılıyor. Dijitalizmin gündemimizde nasıl var olması gerektiğini ve en önemlisi hayatımizda kaçınılmaz bir dünya olmasından dolayı üreten bireyler olmamız gerektiğini kitabın tüm satırlarında hissedebilirsiniz. Öyle güzel aktarılmış ki bilmediğiniz sosyal medya terimlerden , nasıl kullanmanız gerektiği, gelecekteki dijital dünyayı neler bekliyor?
    Sosyal medya uzmanı nedir?
    Sosyal medya güvenirliği gibi bir çok soruya ufuk açmış.
    En mutlu olduğum tarafı ise kitabın sonunda size hediye değerindeki öneri kitap listesi ve sinemalar.
    Bu kitap aslında bir buluşmayı temsil ediyor. Gerçek hayatta başlayan ve sanala taşınan, sanalda başlayan ve gerçeğe taşınan bir buluşma, dijitalin kalbine başlatılan yolculuğun dokunsal hali.
    Dijital pazarlama, sanal gerçeklik, sosyal medya bağımlılığı, yapay zeka, dijital iletişim, sosyal medya uzmanlığı, viral pazarlama, bloglar, influencerlar ve daha bir çok konu ile buluşacaksınız.
    @saidercan beyefendiye teşekkür ediyorum bizleri bu eserle buluşturdugu için 🤗
    #okumadığıntekgünkalmasın
    #okudumbitti
    #kitaptavsiyesi
    #kitap
    #dijitalizm
  • "Gülümsedi. Aslında gülümsemek ağlamanın sadece bir biçimidir."
  • Biri gider sen onun gidişiyle bir kaybedersin. O ölünce o şehirde yaşayan her şey ölmüş gibi hissedersin.
    O ölür ; o şehirdeki tüm ağaçlar sararır, tüm çiçekler solar. Ufuk çizgisi silikleşir, o şehirde yaşayan herkes bir bir ölür.
    Anılar, o şehre yazılmış şiirler, her şey ölür de sen öyle yapayalnız kalırsın.
    Bu; hayatın, her gidenin ardından yeniden ayağa kalkmanı, her yokluktan yeniden doğmanı sağlama şeklidir. Yoksa insan başka türlü yaşayamaz kalp ağrılarıyla. Siler, silinir, yeniden başlarsın. Hiç bir zaman kolay olmamıştır, olmaz da.
    Zamanı gelir, tekrar ayağa kalkarsın. Sonra yeni yeni insanlar tanışır etrafına, zamanında yalnız yürüdüğün yollar kalabalıklaşır. Hayat, elini tutmaktan vazgeçmediğini işte böyle gösterir.
    Seda Eroğlu
    Sayfa 52 - Destek Yayınları
  • İhsan Fazlıoğlu Hoca’nın “Akıllı Türk Makul Tarih” kitabından bir millet için tarihin ne anlama geldiğine ve önemine işaret eden tespitler:


    Geçmiş, geleceğe ilişkin bir niyeti, gelecek ise geçmişine ilişkin hissî ve fikrî bir ünsiyeti olan milletler için anlamlıdır.
    Her milletin doğal yeri tarihidir. Bir milletin doğal yerini bulması, o milletin özünün gürleşmesini, özgürleşmesini sağlar. Bu nedenle her millet eğitim ve terbiye sistemini, doğal yerini verecek bir biçimde örgütlemelidir.
    Bir milletin geçmişi, yani tarihi üzerinde en hafif tabirle operasyon yapabilmek için göz önünde bulundurulması gereken ilk ilke, o milletin tarihinin yok-sayılması, bu mümkün değil ise değersizleştirilmesidir.
    Köklerini tarihte bulan arzuları, tutkuları, istekleri, beklentileri ve ümitleri ketlenen, engellenen milletler kendi devletlerine karşı yabancılaşırlar. Bu karşılıklı yabancılaşma ise milleti sürekli bir iç-savaş halinde tutar; sonucundan da yabancılar beslenir.
    Türkiye’de tarihimiz mahsus olmadığından makûl değildir; makûl olmadığından da bilgisi yoktur; ya mitolojik bir söylentidir ya psikolojik bir avuntudur ya da akademik bir gevezeliktir; ama her halükârda idrâk değildir; eğitimin (terbiye), öğretimin (talim) ve erdemimizin (edeb) içine yedirilmiş, eritilmiş bir hâlde olmadığından da davranış hâline gelmemiştir. Bu nedenledir ki; idrâk ve davranış hâline gelmediğinden Türkler kendi tarihi içinde değil başkalarının tarihleri içinde yaşamaktadırlar.
    Kendi hakkında bir idrâki olmayan kişi, ne kendine ne de tarihine saygı duyar; başka milletlerin kültür ve tarihinde yanaşma, sığıntı olarak kalır.
    Tarih bir gelecek idrâkidir; bir milletin gelecek idrâkine aktarılan geçmişi o milletin tarihi olur. Bu nedenledir ki, Türkiye’de siyasal harekete dönüştürülen sosyolojik aidiyetler, ciddi bir kültürel/tarihî bakış açısına (perspektif), gelecek idrâkine sahip ol(a)madıklarından politik alanda kısa süreli başarılı olsalar da, milletin önünü açan bir ufuk sunamamaktadır; milletin tarihi de siyasi çıkar öbekleri arasında simgesel şiddetin bir aracı hâline gelmektedir.
    Ya Türkiye’de tek bir millet yok ya da Türkler bir geçmişe sahip olmakla birlikte bir tarihe sahip değiller. Çünkü lisanî, dinî, tarihî, siyasî, hatta istikbale ilişkin hemen hemen her konuda vicdanî hassâsiyetleri ile idrâkî mensubiyetlerinin işaret ettiği ortak bir aidiyetleri mevcut değil.
    Mekanik-deneysel-matematiksel yeni doğa felsefesinin Evren’i anlamdan, büyüden ve ara-varlıklardan arındırma sürecinin, birey, toplum ve siyaset düzlemindeki karşılığı tarihsizleştirmedir. Tariksizleştirme, anlamsızlaştırmadır.
    onların tarihini de yenmek lazım.” derken kasttettiği buydu.
    Bir milletin canı, nefsi ve ruhu tarihi olduğuna göre, bir milleti anlamsızlaştırmak da o milletin tarihteki eylemini, eylemlerini anlam-değerden arındırmak demektir. 1876’da Rus Generali Michail Grigor Cernayev’in “Demek ki, yalnızca Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım.” derken kasttettiği buydu.

    Yarım yamalak tasavvur ve idrâk, o milletin tarihte yol alışını sorunlu, tehlikeli bir hâle getirir; giderek bizâtihi o milleti yarım yamalak kılar.
    Tarih, insanın irâde-i akliyesine dayanan eylemlerinin tecessüm ettiği küllî bir zemindir. Bu nedenle tarihî bir olgu, cisimleşen bu irâdenin duyu, duygu ve düşünce cihetinden tüm yönleriyle idrâk edilmesini talep eder. Üç boyutlu bir olguyu, herhangi bir boyutunu ihmal ederek kavramaya çalışmak, idrâk değil tatmin verir. Böyle bir tarih tasavvuru, bilgi değil mit yaratır; ortaya da ilm-i tarih değil mitoloji çıkar.
    Bilmekten korkanlar belirsizliğe sığınırlar; tarihten korkanlar da mite… Hâlbuki bir milletin geleceği korkuya, dolayısıyla da mite dayalı inşa edilemez.
    Bir milletin hikâyelerini, masallarını ve destanlarını taşıyan o milletin dili ve dinidir. Dilinin ve dininin tecessüm ettiği, millete mâl olduğu yer o milletin tarihidir.
    Bir milleti bir kere değil, sürekli yenme hazzını tatmak için o milleti tarihine lanet etmeye alıştırmak yeterlidir.
    İhsan Fazlıoğlu, Akıllı Türk Makul Tarih, Papersense Yayınları, İstanbul, 2014
  • 264 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Açıkçası Derviş Zaim den bu performansı beklemiyordum. Gerçekten güzel anlatım ve ufuk açıcı bir kitap yazmış. Edebiyatta da başarılı olacağını göstermiş
  • " Bu dünyada herkes anlaşılmadığından şikayetçidir... Halbuki kimse kendi kendisini anlamaya çalışmaz... Ben anlıyacağımda ne olacak? Sen anla kendini... Kendi kendini deşmeye bak..."
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 63 - Büyük Doğu Yayınları, 7. Basım
  • " Eğer işi mutlaka maddî bir kıyasa dökmek lâzımsa, bildirelim ki, vazifelerin belki en küçüğü damarlara kan basma olan kalpten binlerce onbinlerce sinir geçiyor. O yerini bir başkasına verince yabancı bir kalp veya makine ile değiştirilince ne olacak? Bu sinirler hangi faaliyete memur edilecek ve manevî hayatımızda ne gibi bir inkılâba, ihtilâle yol açacak?..."
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 42 - Büyük Doğu Yayınları, 7. Basım