Bibliyoman, bir alıntı ekledi.
17 May 11:33 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Hakikatin kıymetini, öğrendiğin şahsın niyetiyle ölçmeyeceksin. Niyeti ne kadar kötü olursa olsun.

Ukde, Akif Kurtuluş (Sayfa 94)Ukde, Akif Kurtuluş (Sayfa 94)

Pek çoğumuz belli bir yaşa geldiğimiz için, kendi karakterimize sahip olduğumuzu ve seçimlerimizi hür irademizle yaptığımızı düşünürüz. Bu bir nebze de olsa doğrudur. Lakin hiç düşündünüz mü, size, sizinmiş gibi görünen o fikirlerin temelini attıran nedir? Öz benliğiniz saydığınız hamur, kimlerin leğeninde yoğrulmuştur? Mühim olan bu soruları sorabilmek. Sorduktan sonra ise cevabı basit zaten: Aileniz. Aile ile ilgili hikayeler, birçoğumuzun olduğu gibi benim de ilgimi çeker ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinin, önemi yadsınamayacak düzeyde olduğuna inanırım. Hatta öyle inanırım ki, yaşını başını almış insanların dahi hatalarını, zamanında ebeveynlerinin yaptıklarına veya yapmadıklarına bağlarım. Bunları neden anlatıyorum? Çünkü hikayemizdeki A ve B, günahıyla sevabıyla ebeveynlerinin ürünleri. Annie ve Buster'a neden A ve B dedim peki? Yahu ana babaları bile onları bu iki harfe indirgemiş de ondan. A ve B, onlar için sanki birer sahne dekorundan ibaretler.
Buster aşırı duygusal ve kırılgan, Annie ise öfkeli ama kardeşine göre daha sistemli. Büyük kardeş olmasının da bunda etkisi var tabii. Bütün bu karakter özelliklerinin oluşması ise, ebeveynlerinin saçma sapan "sanat" takıntıları yüzünden.
Sanat dendiğinde aklımıza gelen şeylerin bir kısmı durağandır. Resim heykel vs. gibi. Bunların sanat anlayışı ise karmaşa ve kaos üzerine kurulu. Biraz da sosyal deney tadında ama şu da bir gerçek, bu sanat örnekleri çok da çarpıcı gelmedi bana. Tamam, halkın olaylar karşısında tepkisini ölçme üzerine kurulu bir durum benim de hoşuma gider ama öyle, "vay canına" dedirtecek şeyler de olmadı hani. Finale kadarki "sanat"ları bana göre sıradan, finaldeki oyunları ise haddinden fazla acımasızdı. O aşamada zaten, çocukların ne denli zorlu bir süreçten geçerek yetişkin oldukları belli oldu.
Bu arada, uzun zaman sonra adamakıllı bir "NY Times bestseller" okumuş oldum. Yazarın anlatımı eğlenceli, olayların akışı sürükleyici, çeviri ise güzel. Yalnız tek falsosu, "Allah, İnşallah, Valla"lı kısımları olmuş. Yabancı kitapları bu şekilde çevirmeyi abes buluyorum. Bu kelimelerin yerine "Tanrı, umarım, harbiden" gibi kelimeler kullanılabilirdi.
Gelelim neticeye... Kitabı okumanızı öneririm. Keyifli vakit geçirmek için ideal olacak düzeyde. Ama ben keyfin yanında ibret de aldım bu kitaptan. Şöyle ki, bazılarımız halihazırda ebeveyniz zaten, bazılarımız ise geleceğin ebeveyni adayı. Lütfen ama lütfen, hayata dair planlarınızı gerçekleştiremediyseniz ve bunların, içinizde ukde kalacağını düşünüyorsanız, hayatınıza başka hayatlar sokmayın. Tamam, belki evlenirsiniz, eşiniz de sizinle aynı ideallere sahip biri olabilir. Buraya kadar her şey olumlu. Onunla birlikte bu planlarınızı hayata geçirirsiniz, daha bile eğlenceli olur belki. Lakin çocuklarınız sizinle aynı hayatı yaşamak mecburiyetinde değil. Ne siz, çocuklarınız için, bir kere geldiğiniz şu dünyanın nimetlerinden mahrum kalın, ne de çocuklarınız, kendisine uymayan bir hayatı, sırf siz yaşamak istiyorsunuz diye yaşamak zorunda kalsın. Sonra o yaşadıkları travmalar, genetik miras gibi nesilden nesile sirayet etmek durumunda kalmasın.

IV
Perişanım yollarında, menziline varamadım,
Alıp seni kollarıma, doya doya saramadım.

Gece gündüz hasretinle, daldım nice hayallere,
Ne yazık ki muradımı, vuslatınla karamadım.

Beni sana bende eden, ab-ı hayat gözlerinde,
O hülyalı bakışlardan başka bir şey aramadım.

Dayanılmaz arzu ile o kadar çok istedim de,
Has ipekten saçlarını, bir kez bile taramadım.

Gerçekleşmeyi bekleyip, içimde kıvranan ukde:
Yorgun argın şu başımı, dizlerine koyamadım.

Bir sorayım dedimse de, acep gönlün var mı diye,
Cevabından çekinerek, korktuğumdan soramadım.

Bana doğru koştuğunu, düşlerimde gördüm ama
Bunu muhal bulduğumdan, hayırlara yoramadım.

Seviyorum dersin diye, sabırsızca bekledim de,
Lal kesildi dudakların, bu sözleri duyamadım.

Sıkça tamam dedim sana, sınırları aşmam diye,
Ama öyle aşığım ki, söz verdim de uyamadım.

Eda, bir alıntı ekledi.
26 Nis 21:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ils Sont Eux -1981
Safir göz görünmüyor yargıca
kendini valiye vermiyor bakır dudak
görmüyor alay komutanı tekmil alırken
gömleğine bir damla civanın sızdığını
bir gözyaşı, bir ukde anlamı kazanarak.

Erbain, İsmet Özel (Sayfa 211 - TİYO)Erbain, İsmet Özel (Sayfa 211 - TİYO)

Izdiham ...İstanbul'da doğup büyüyen ama doyamayan birisi olarak "Izdiham 34" ile ansızın yollarimizin kesismesi müthiş bir mutluluk verdi bana ...
İstanbul,ailem,dinmeyen özlemim ,kalp ağrım ,yürek yanginim...Bir davetle izdiham'la bu buluşmama vesile olan Sevgili Sena Ç çok teşekkür ederim ...


Öncelikle nasıl bir dergi ile karşılaşacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu.Sadece alintilarini takip edebildiğim kadarıyla ruhumla iletişime geçmeyi başarmış bir dergi olarak hafızamda kalmış Izdiham .Beni Izdiham'a sürükleyen en büyük çekim kuvveti ise hiç şüphesiz Gökhan Özcan'a aitti.Aynı dergide Gökhan Özcan'la hem-mekan olabilmek tarifsiz bir duyguydu benim için.Bakmakla göremediğimiz çok küçük ayrıntıları yazan ,kalbimize fırça darbeleri vurarak resmettigi kelimeleriyle ruhunun inceliği vucud bulmuş muhteşem bir insan .Yapılacaklar listesi ile okurlarinin gönlüne dokunuyor yazar ."Karşı bahçede güneşe kanıp çiçek açmış bir ağaç var ,seyredilecek bir süre,ucu açık" hayatın kalabaliklarinda doymak bilmeyen, sikemperver nefsimiz için yaptıkça bitmek bilmeyen listelerimiz dururken,alışveriş merkezlerini boydan boya defalarca amaçsız tavaf ederken,sosyal medyada tüm simarikligimizla mutlu (-muş) gibi pozlar verirken;kim bakacak güneşe ,dallara konan kuşlara,ince ince yağan yağmura ,suya,
yıldızlara ...Kendi egomuzun sırf beğenilmek ,taktir edilmek uğruna şekilden şekile girdiğimiz pozlarda "Aman ,takipçilerim beğendi mi?","Eyvah eyvah çok güzel pasta yaptım hemen resmini cekmeliyim","Oğlum annene bak ,bak şuraya poz ver;şu etkinliği yaparken ,su kitabı okurken çekeyim"","Ne olmuş ,ne olmuş cinsiyeti mi kız kız..Iyi o zaman hemen bir cinsiyeti belli oldu partisi yapalım"gercekten soruyorum kendimize bu gidiş nereye ? Birileri beğenince ,birileri onaylayınca çok daha mutlu mu olacağız? Emin olun başkaları için (sanal alem ) vermiş olduğumuz özveriyi kendimiz ,eşimiz,
çocuklarımız için vermiş olsaydık çok daha farklı olacaktı her şey .Kadrajda sadece ruhlarina dokunulmasi gereken kişiler olsaydı ? Mutluluğu minik ayrintilarda arasaydik...Tıka basa sıradan,bos,sisirilmis mesguliyetlerle doldurdugumuz gezegenimizde (yazarın dediği gibi )duraklamali biraz,duraklatmali hayatı ...Günün kaydını tutmalı belki de .Güneş'e selam verilip tebessüm edildi.Çiçekler yanına sıcak kelime eklenerek sulandı .Otobüste otururken yaşlılara yer verildi .Sokakta mendil satan çocuğa dondurma alındı.Rengarenk balon tutusturuldu eline .Arkadaşımla telefonum araya girmeden yüz yüze ,göz göze muhabbet edildi .Büyükler(akrabalar) ziyaret edildi. Yapılacak ,gözümüzden kaçmış o kadar çok liste var ki .Kırdıysam,hatirlarini sormadiysam hepsinden özür diliyorum demeli .


Izdiham Maarif Takvimi'nde haz ile hız arasında koşan,zamanın nasıl geçtiğini anlamayan insana takvim yapraginda "Gerçekten her şey için çok mu geç?" sorusuyla silkinip uyanmamizi sağlıyor adeta.


Mustafa Kutlu 'nun muhteşem yorumuyla Cahit Sıtkı'nin "Şaşırdım Kaldım " siiriyle siz de ilk defa duyduğunuz için saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.Herman Hesse ile mutluluğu ancak ruhunuzun tadabilecegini ,para cüzdanı ile elde edemeyeceginizin tokadini bir kez daha yiyorsunuz .Cioran ile uyuma yeteneginizi kaybediyorsunuz satır aralarında.Kırsal alanlarda mezarliklara gidip ,iki mezar arasına uzanarak saatlerce sigara içme zevki karşısında saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.


Bazen de derbeder yalnızlığiniz ve huznunuzle baş başa kalıyorsunuz.Kelimelerle bakışıp daginikliginizi ,kirilmisliginizi,göz yaslarinizi kimse görmesin diye silmeye çalışıyorsunuz .
Nedenini ,nasilini bilmeden kalbinizdeki kirilmalari kelimelerle iyileştirmeye çalışıyorsunuz .Zayiat çok fazla kim bilir .Özlem zayiati ,umut zayiati,hayal zayiati ...


Sonra şiir yetişiyor kırık dilekcenize, sevgi her şeye rağmen sevgiyi fısıldıyor kulaklariniza...Beni dusunmuyorken de seviyordum seni ,kalamiyorken de gidemiyorken de seviyordum seni,en güzel yerinde yarım kalsa da hikayen seviyordum seni ,acılar canını yaksa da seviyordum seni ,aramızda mesafeler olsa da seviyordum seni ,hayallerine makas atılsa da seviyordum seni .Sevgi nasıl müthiş bir iksir değil mi ? Içinde katman katman alemler taşıyan insan sevdiği müddetçe ayakta kalabilir ,sevdiği müddetçe nefes olabilir ...


Sezai Karakoç'un munzevi yaşantısına tanıklık ediyorsunuz .Halen yaşıyor olmasına rağmen Mona Roza şiirine yapılan şehir efsanelerine,guzellemelere seyirci kalıp gizemini koruyor yazar.Içinde ukde kalan diriliş partisine olan inancını yitirmemis olması karşısında şahsen siyasetten pek haz etmeyen birisi olarak hayret ediyorsunuz .


Medyanın kadına şiddet noktasında parantez içi vermiş olduğu mesajlarla toplumun bilincinin suçu erkek işler ,cezayı da kadın öder haberleriyle şiddetin sonucuna değil de nasıl'ına dikkat çekmesi karşısında kalbiniz ve ruhunuz bir kez daha darp ediliyor .


Film repliklerinin küçücük cümlelerde nasıl da büyük anlamlarla yogrulduguna şahit oluyorsunuz .Yesilcam filmlerinin fabrikasyon seri üretim misali nasıl da hızlı senaryolar uretildigini ,gunumuzle kıyaslandığında oyuncuların rollerini ciddiyetle yapmalarindan ötürü seyircinin ilgisiyle büyümesine -kamera arkası - şahit oluyorsunuz .


En sevdiğim koselerden birisi de hiç şüphesiz Kafka ile röportaj kismiydi .Herkes yüzündeki gülücükler ile çıkarlarını perdelemeye çalışsa da, bakışlarıyla kendisini böcek gibi hissettirmesi karşısında siz de huzunleniyorsunuz.Yani başındaki sevgisini esirgeyen babasına kızıyorsunuz .Milena'ya yazmış olduğu mektup karşısında sevilmediğini hissetmesi ,sevgi ve merhamet dilenmesi karşısında sizin de yüreğiniz eziliyor .


Kimi zaman teknoloji turu atıp ,kimi zaman Frank Lloyd Wright'in yaşamla iç içe mimarisine hayranlık duyuyorsunuz.Gogol'un Palto'sunu bulmak için her yeri kolaçan ediyorsunuz .Çocuk işçilerin içlerinde don tutmuş; karsilanmayan sevilme,değer görme,güven duyma ihtiyaçlarından habersiz olarak büyüyen çocuklar karşısında bogazinizda kocaman bir düğüm oluşuyor .


En kırılgan yanlarinizi açtığınız ,sevdiğiniz,değer verdiğiniz ,kalbinizi teslim ettiğiniz insanların açtığı yaranın izlerini silemiyorsunuz.Çünkü insanı en çok sevdikleri yaralar .Kalbinizin izdihamlanmasina engel olamiyorsunuz.

Izdiham 1k Genel Yayın Koordinatorumuz Ferman Mamedov Bey'e de teşekkürlerimi sunuyorum .


Keyifli okumalar ...

E.Z, bir alıntı ekledi.
14 Nis 12:04 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ukde düğüm. Benim hâlim düğüm düğüm. Kördüğüm...

Yerli Yersiz Cümleler, Nazan BekiroğluYerli Yersiz Cümleler, Nazan Bekiroğlu

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin? 
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? 
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın? 
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!

Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk! 
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?

Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; 
Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar

Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez…
En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!

Mâdâm ki alçaklığı bir, ye’s ile sirkin; 
Mâdâm ki ondan daha mel’un daha çirkin

Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev’ûd-u Hudâ’dan,

Hüsrâna rıza verme… Çalış… Azmi bırakma; 
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş! ‘

Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; 
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.

Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır! 
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!

‘İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.

Büşra, bir alıntı ekledi.
11 Nis 19:39

Hiçbir zaman duygularımı, kalbimin derinliklerinde ukde gibi kalmış olan duygularımı açıklamaya dilim varmadı. Sevgi sözcüklerini söylemek istiyordum ama soğuk ve sessiz, olduğum yerde kaldım.

Sonsuz Gün Batımında, Furuğ FerruhzadSonsuz Gün Batımında, Furuğ Ferruhzad

Tazmîn-i Beyt-i Râsih Der-Medh-i Sadr-ı a‘zam Dâmâd Ali Pâşâ :
Âlemin gördüm ki ebr-i feyz-i bârân üstüne
Şevk müstevlî tamâm eczâ-yı ekvân üstüne

Mihr-i devlet baht-ı erbâb-ı dile âyînedir
Perde-keş subh-ı vatan şâm-ı garîbân üstüne

Zîr-i ran fersân-ı nazma tevsen-i tünd-i felek
Sâyeban perr-i hümâ erbâb-ı irfân üstüne

Şimdi sahbâ-hâne-i irfandadır rûh-ı neşât
Can verir muğ-beççeler telkîn-ı îmân üstüne

Nazm-ı rengindir gül-i rûy-ı sebed bu meclise
Şimdi dîvanlar müreccahdır gülistân üstüne

Can-fezâ geldi çü bûy-ı pîrehen hâtırlara
Uğramış var ise râh-ı şevk Ken‘ân üstüne

Germ edüp yek-rengî-i ülfet gül ü pervâneyi
Âşiyân-sâz oldu bülbüller şema‘dân üstüne

Sîr-i meh-tâbiz fürûğ-ı bahtdan bî-hûde mihr
Etmesin tahmîl-i minnet mâh-ı tâbân üstüne

Âsman nüh tûy bir çarhî siper der-pîş eder
Şeyh seng-endâz-ı ta‘n oldukça rindân üstüne

Sûk-ı isti‘dâda şehr-âyîn edüp yârân-ı nazm
Etdiler gül-rîzler âvîze dükkân üstüne

Her biri bir şeb-çerâğ-ı ârzûdan muktebes
Her biri pervâne bir şem‘-i fürûzân üstüne

Hâsılı seyr ederek bu hırmen-i feyzi yine
Sabr bâr oldu dil-i âşüfte-sâmân üstüne

Ben dahı bir bezm-i nûş-â-nûş tertîb eyleyüp
Harf atardım sâkî-i meh-rû-yı fettân üstüne

Şevk ile tarf-ı külâh eşkeste vü hâtır-dürüst
Dîdeler hayran hat-ı câm-ı dırahşân üstüne

Elde mey divân-ı Câmî vü Neşâtî der-miyân
Beyt okurken şîve-i nâhid-i şahşân üstüne

Râsihin bu matla‘ın tazmîn edüp sâkî-i kilk
Nukl sundu çekdiğim sahbâ-yı irfân üstüne

Süzme çeşmin gelmesin müjgan müjgân üstüne
Urma zahm-ı sîneme peykan peykân üstüne

Nergis-i gül-gûn beyâzın sanma surh etmiş remed
Gamze-i zâlim yine kan eylemiş kan üstüne

Tîğ-i âteş-renge arz etmiş dil-i mecrûhunu
Müjdeler ey can-be-kef nâr indi kurbân üstüne

Sünbülistân-ı hatın fikriyle her şeb tâ seher
Göz döner bin kerre bir hâb-ı perîşân üstüne

Kişver-i hüsne aceb âşûblar düşmüş yine
Çekmiş ebrû hançer ol ber-geşte müjgân üstüne

Halvet-i sâfî-zamîran hâne-i âyinedir
Sıklet olmaz gelse de mihman mihmân üstüne

Tarf-ı hatda turresi bir ukde peydâ eylemiş
Gûyiyâ sah çekmiş âsaf pençe-fermân üstüne

Âsaf-ı İskender-âyîn ü hakîm-i hurde-bîn
Fâ'ik olmuş zâtı Hâkânî vü hâkan üstüne

Sadr-ı mülk-ârâ Ali Pâşâ-yı rûşen-re'y kim
Şem‘inin pervâne-veş hurşîd lerzân üstüne

Şekl-i pervin sanma tevkî‘in yazar bircis-i çarh
Lâcüverd-endûde bir levh-i zer-efşân üstüne

Çehresinden rengi pervâz eylemiş sanman şafak
Heybet ü iclâli düşmüş mihr-i rahşân üstüne

Kevkeb-i âlisin idrâk edemez erbâb-ı fen
Etseler vaz‘-ı rasad tâ çarh-ı hâmân üstüne

Ol sipeh-sâlâr-ı Kisrî-şan ki istiksâr eder
Bir sipâhî bendesin taht-ı Sipâhân üstüne

Lerze düşmüş savlet-i kûh-ı vekârından tamâm
Arz-ı Nişâbûr-veş iklîm-i İrân üstüne

Hâk-i pâyinden varup bâd-ı sabâ tarh eylemiş
Sürmesinden gerd-i kesâd-âsâ Sıfâhân üstüne

Kûr eder der-ceng-i evvel dîdesin gerd-i haşem
At salsa hışm ile Sâm u Nerîmân üstüne

Hiç selâmet yakasın görsün mü düşmen kim kodı
Kahn bin ser-pençe her târ-ı girîbân üstüne

Nîzesin tîr-i sebük-pervâza eyler pîş-rev
Rezmde gelse o rahş-ı berk-cevlân üstüne

Düşmeni hayretle hem-çün rubeh-i tasvîr eder
Şîr-veş geldikçe ol kûh-ı hırâmân üstüne

Rû-nümâ çîn-i cebîninden bile sîmâ-yı lutf
Hüsn-i diger bahş eder mevc âb-ı hayvân üstüne

Gül-nihâl-âsâ mutarrâ berkler peydâ eder
Assalar ta‘vîz-i lutfun nahl-i mercân üstüne

Âsafâ deryâ-kefâ sammah-ı Hâtem-masrafâ
Mübtenîdir tıynetin ifzâl u ihsân üstüne

Pây-müzd olmaz berîd-i müjde-i eltâfına
Katsalar mahsûl-i bahri hâsıl-ı kân üstüne

Şeyh u şâbı eylemiş fermânına zîr-i nigîn
Zâtını ta‘yîn eden kürsî-i dîvân üstüne

Devr-i ikbâlinde yokdur hiç harâb olmuş meger
Mey-güsârânın süre gâhî kadeh-rân üstüne

Pür eser nîsân-ı lutfun şöyle kim dür-pûş olur
Çeşm-i âşık nem-çekân oldukça dâmân üstüne

Şu‘le-i idrâk kim tab‘ın güher-bâr etmede
Gûyiyâ berk-i cehandır ebr-i nîsân üstüne

Tab‘-ı gevher-bâra vermiş rağbetin feyz-i sühan
Mihrdir kim pertevin salmış Bedahşân üstüne

Devletinde böyle bir şemşîr-peyker nazm ile
Şerha çekdim sîne-i gül-berk-i handân üstüne

Ma‘nî-i rengîne her bir beyti gûyâ selsebil
Cesr her mısra‘ı âb-ı la'l-i rümmân üstüne

Gerçi teng oldu zemînin sen de ammâ kim
Nedîm Çarhı teng etdin ser-i hussâd-ı yârân üstüne

La‘l ü mürvârîd-i da‘vâtı nisâr et ba‘d-ezîn
Nev-arûs-ı tâli‘-i düstûr-ı zî-şân üstüne

Tâ ki cedveller çeke hatt-ı şuâ‘-ı mihrden
Münşi-i kudret bu nüh tûmâr-ı imkân üstüne

Mısrâ‘-ı ber-ceste-i ikbâl ola ser-levhası
Ma‘delet bâbında dâ'im tâk-ı eyvân üstüne.