• "Ultimatom pazarlık oyunu" diye bilinen bir oyunu ele alalım. Adam'a nakit 100 pound verilmiş ve bunu Bob'la paylaşması söylenmiştir. Adam, Bob'a ne kadar vermeye niyetli olduğunu belirtmelidir ve şayet Bob teklifi reddederse, oyunculardan ikisi de hiçbir şey elde edemeyecektir. Şayet Bob kabul ederse, Adam ne teklif ettiyse onu alacaktır. Adam'ın Bob'u da akılcı biri olarak gördüğünü varsayarsak, Adam açısından mantıklı olan tutum, Bob'a devede kulak bir rakam, diyelim ki 1 pound teklif edip, geri kalan 99 poundu kendine saklamasıdır. Bob akılcı davranarak bunu kabul etmelidir çünkü 1 poundu olması, teklifi reddedip hiçbir şey alamamasından daha iyidir.

    Fakat Adam rolünü oynaması istenen pek az insanın bu denli gülünç bir rakamı teklif etmesinin yanı sıra, Bob rolünü oynayan daha da az sayıda insan da böyle kıt bir miktarı kabul eder. Gerçek Adam'lar tarafından en fazla sıklıkla yapılan teklif 50 pounddur. Psikolojideki diğer birçok oyun gibi, ultimatom pazarlığı oyununun amacı ne denli mantıksız davrandığımızı ve bu hakikat karşısında hayrete düştüğümüzü ortaya koymaktır.
    (...) İnsanlar kendi çıkarlarına göre davranmak kadar adil olmaya da özen gösterirler. Adam'ın konumundaki birinden, kendilerine böylesine gülünç bir rakam önerilmesini beklemezler ve bunu reddederler; zira mantıksızcasına bir dikbaşlılık bunu insanlara anlatmanın iyi bir yoludur. Aynı şekilde, Adam rolünü oynadıklarında, gelecekte güvene dayalı fırsatlar gündeme gelirse, ne denli adil ve güvenilir olduklarını göstermek için yarı yarıya, "adil" bir teklif yaparlar.
  • Yakın zamanda yapılmış başka bir deneyde primatolog Frans de Wall, yan yana iki kafese birbirlerinin davranışlarını görebilecek şekilde iki Kapuçin maymunu yerleştirir. Frans de Wall ve meslektaşları iki kafese de küçük taşlar koyup bu taşları kendilerine vermeleri için maymunları eğitirler. Maymunlar her bir taş karşılığında bir parça yiyecek alırlar. İlk ödül bir parça salatalıktır. İki maymun da halinden memnun salatalıklarını yer. Birkaç denemeden sonra Frans de Wall deneyin ikinci kısmına geçer. Bu sefer taşı veren ilk maymuna üzüm verilir. Üzümler salatalıktan çok daha lezzetlidir. Ne var ki taşı veren ikinci maymun yine bir salatalık alır. Biraz önce salatalıktan gayet memnun olan maymun öfkelenir. Salatalığı alır, bir an şaşkınlıkla bakar ve öfkeyle araştırmacılara geri atarak zıplayıp çığlıklar atar. Bu maymun kesinlikle enayi değildir.
    Ültimatom Oyunu ve (dilerseniz yine YouTube'dan izleyebileceğiniz) bu eğlenceli deney, pek çok insanı primatların doğal bir ahlak anlayışına sahip olduğuna ve eşitliğin evrensel bir değer olduğuna ikna etti. İnsanlar doğaları gereği eşittir, eşit olmayan toplumlar hınç ve tatminsizlik yüzünden iyi işleyemez.
  • Davranışsal ekonominin en ünlü deneylerinden birini, Ültimatom Oyunu'nu ele alalım. Bu deney genellikle iki kişiye uygulanır. Katılımcılardan birine 100 dolar verilir ve bu parayı dilediği gibi diğer katılımcıyla paylaşması istenir. Katılımcı paranın tamamını kendine saklayabilir, ikiye bölebilir ya da çoğunu diğerine verebilir. Diğer katılımcıysa teklifi kabul edebileceği gibi kendisine önerilen parayı baştan reddedebilir. Eğer reddederse kimse hiçbir şey kazanamayacaktır.
  • Avcı-toplayıcıların eşitlikçiliği, kaynakların bölüşümü konusu­na kafa yormamızın ardında uzun bir evrim tarihi olduğunu düşündürür. Avcılar , kendi ailelerini ve dostlarını kayırmasınlar diye, av­ladıkları hayvanı bölmelerine bile izin verilmezdi.Dünya çapında Ültimatom Oyunu oynayan antropologlar insanların her yerde eşit­liği önemsediğini ortaya çıkardılar. Ültimatom Oyunu iki oyuncunun belli bir meblağı aralarında bölüşmesinden ibaret.Paranın nasıl
    bölüneceğine oyunculardan biri karar veriyor ama ancak öteki de bunu kabul ederse parayı alabiliyorlar.Türümüzün bütün üyeleri
    eşit paylaşımı tercih ediyor, MUHTEMELEN KARARI VEREN KİŞİ EŞİTSİZ BİR PAYLAŞIM ÖNERDİĞİNDE KABUL EDİLMEYECEĞİNİ BİLDİĞİ İÇİN.Haksız tek­liflerle karşılaşan oyuncuların beyin taramalarında, horgörü ve öfke gibi olumsuz duygulara rastlanıyor.
    İnsanlar Ültimatom Oyunu'nu biraz karmaşık bir biçimde oynar­lar çünkü sadece daha az aldığımızda itiraz etmekten ibaret olan bi­rinci-seviye hakkaniyet sergilemekle kalmayız, karşımızdaki kişi­nin bu tepkiyi vereceğini tahmin eder ve bunu engellemeye çalışırız. Aktif olarak eşitliği teşvik ederek yaparız bunu, böylece ikinci­seviye hakkaniyete ulaşılır, yani genel olarak hakkaniyetli sonuçla­rın tercih edilmesine.Çatışmadan kaçınmanın hayati rolüne Tho­mas Hobbes da işaret etmiştir: "Her insan doğal olarak kendisi için iyi olan şeyi ister ama adaleti, sadece Barış için, hasbelkader ister."Siyaset filozofuna katılıyorum ama ben asla "hasbelkader" sözünü kullanmazdım.Bu kadar bariz ve yaygın bir insan eğiliminin bir se­bebi olsa gerek.Bu eğilimin ne kadar eskiye dayandığı, Sarah Brosnan'la birlikte bu eğilimi kapuçinlerde tespit etmemizle açıklığa kavuştu.Epey ün­lenen bu deneyde, aynı iş için bir kapuçin salatalık alırken diğeri üzüm alıyordu.Kapuçinlerin her ikisi de niteliği her ne olursa olsun birbiriyle aynı ödülü aldığında işi yapmaya devam ediyorlardı ama eşitsiz neticeyi öyle hararetle reddediyorlardı ki duygularını anlamamak imkansızdı. Kapuçinlerin tepkilerini seyrettirdiklerim gülmek­ten sandalyelerinden düşüyor - izleyicilerin tepkisini de hayretle tanıma olarak yorumluyorum. Bu görüntüleri görünce duygularının, şebeklerin duygularına ne kadar benzediğini fark ediyorlar.Sa­latalık alan kapuçin memnuniyetle ilk dilimini mideye indiriyor ama arkadaşının üzüm aldığını görünce öfkeden çıldırıyor.Aniden değersizleşen salatalık dilimlerini fırlatıp atıyor ve deney bölmesini öyle hararetle sarsmaya başlıyor ki , bölmenin parçalanmasına ra­mak kalıyor.Altta yatan motivasyon, işsizliği ya da düşük ücretleri sokaklarda protesto eden insanların motivasyonlarından çok da farklı değil.Occupy Wall Streeet hareketi, bazıları üzümler içinde yuvarlanırken geri kalanların salatalığa talim etmesinden kaynakla­nıyor.
    BAŞKASI DAHA İYİSİNİ ALIYOR DİYE MİS GİBİ YİYECEĞİ REDDETMEK, Ültimatom Oyunu oynayan insanların performansına çok benziyor.HERHANGİ BİR ŞEY ALMANIN HİÇBİR ŞEY ALMAMAKTAN DAHA İYİ OLDUĞUNU DÜŞÜNEN İKTİSATÇILAR , BU TEPKİYİ "AKILDIŞI" BULUYOR.Hiçbir maymun, normalde yiyeceği bir gıdayı reddetmemeli, hiçbir insan düşük de olsa bir teklifi reddetmemeli, onlara göre.Para paradır.Bu tepkiler akıldışıysa bu, türler ötesi bir akıldışılık.BİR ŞEBEK ÜZERİNDE BÜTÜN CANLILIĞIYLA GÖRDÜĞÜMÜZ ZAMAN, ADALET DUYGUMUZUN,ÇOK ÖVÜNDÜĞÜMÜZ AKILCILIĞIN ÜRÜNÜ-OLMADIĞINI, EN TEMEL DUYGULARDAN KAYNAK­LANDIĞINI ANLIYORUZ .Ancak kapuçin deneyimizde ikinci-seviye hakkaniyet gözlen­mediğini de eklemem lazım.Üzümü alanın, ödülünü salatalık alan­la paylaştığını görmedik hiç. Ancak ileri seviyede hakkaniyetin sa­dece insana has olduğu anlamına gelmiyor bu.En yakın akrabamız olan maymunları da dikkate almak lazım.ÖNCELİKLE şunu belirte­yim; MAYMUNLAR KENDİLERİNE AİT OLMAYAN YİYECEKLERLE İLGİLİ ÇATIŞ­MALARI ÇÖZERLER.Bir keresinde yetişkin bir dişinin, yapraklı bir dal için kavga eden iki gencin arasına girdiğini görmüştüm.Dalı elle­rinden almış, ikiye bölmüş ve her birine bir parçasını vermişti.Sa­dece kavgaya engel olmak mı istemişti yoksa bunun paylaşımla ilgi­li bir sorun olduğunu anlamış mıydı? Yüksek mevkideki erkekler de sık sık yiyecekten kaynaklanan kavgaları ayırır ve söz konusu yiyeceklere ellerini bile sürmezler.Dişi bir bonobo olan Panbanisha' nın, ayrıcalıklı olmaktan rahatsız olduğu gözlenmiştir.Biliş labora­tuvarında test edilen Panbanisha büyük miktarda süt ve kuru üzüm almış ama aynı zamanda ona uzaktan bakan arkadaşlarının ve ailesinin kıskanç bakışlarını da üzerinde hissetmiş.Bir süre sonra bütün ödülleri reddetmiş.Deneyi yapan kişiye bakarak uzaktaki grup üye­lerini işaret etmiş ve onlara da biraz yiyecek verilene kadar işaretle­re devam etmiş.Ancak ondan sonra kendi önündekileri bitirmiş. MAYMUNLARDA GELECEĞİ DÜŞÜNME YETENEĞİ VARDIR. PANBANİSHA HER­KESİN ÖNÜNDE YİYECEKLERİ BİTİRMİŞ OLSA, SONRADAN GRUBA KATILDIĞINDA PEK HOŞ MUAMELE GÖRMEYEBİLİRDİ.
  • "Ültimatom oyunu deneysel ekonomi ile ilgilenen bilim adamları tarafindan üzerinde çok çalışılmış basit bir pazarlık oyunudur.."
  • İnsanlar doğaları gereği eşittir, eşit olmayan toplumlar hınç ve tatminsizlik yüzünden iyi işleyemez.
  • Gazetecilik;

    Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975’ten itibaren Cumhuriyet’te "Gözlem" başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansında çalışmaktaydı. 1975 Mart'ında makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen'le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel'in hayalî mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı.

    1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. "Gözlem" başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977’de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe kitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosunda tam 700 kere sahneledi. 1978’de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı "Büyüklerimiz" yayımlandı.

    1981’de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca'nın Papa'yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı.

    Türkiye'de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak’ı yayımladı. 1982’de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan, ancak Kenan Evren'in imzalayanları "vatan hainliği" ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar Dilekçesi'nin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı.

    1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991’de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925 yayımlandı.

    1991 yılında İlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet gazetesi çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde yazan Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

    Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde "Mossad ve Barzani" isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi:

    "Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında?" "Yoksa CIA ve MOSSAD, anti-emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?"

    8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu'nun İsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan'ın bir müddet Millî İstihbarat Teşkilatı için çalıştığını araştırması iddia edilmektedir.