• Seçkin bir dayanıklılık koşucusu günde yüzlerce kilometre koşabilir. Ayakları asfalt zemine çarptıkça beyin, bağırsaklardaki kanı kalbe, akciğerlere ve adalelere yönlendirerek destek olur. Bu da gastrointestinal distresi artırır. Oksijen ve glikoz noksanlığıyla birleşen uykusuzluk, çoğu yarışçının halüsinasyon görmesine yol açar. Ayrıca dışarıda yapılan antrenmanlar sırasında polenlere daha sık maruz kalındığından alerji ve astım görülme sıklığı ortalamanın üstündedir.
  • Hani nasıl bir şey yazsam da herkes su içmek ne kadar önemli bir farkına varsa diye...
    Bu sene en çok dikkatimi çeken 2 şey şuydu:
    1- Ne kadar su içmediğimiz
    2- Suyu ne kadar ziyan ettiğimiz
    Suyu içmediğimiz kadar kıymetini de bilmeyen; bu yüzden feci ziyan eden bir toplumuz.
    Koşmak, düzenli türlü çeşit spor, özellikle ultra maratonlar, Dr. Nurhayat Gül’le olan sonsuz mesaim, spor hocalarım, farklı zamanlarda çocuklarım için gittiğim doktorlar... Her birinin bana öğrettiği ortak doğru, su içmenin önemi oldu.
    Susamadan, yani bedenim suya hasret kalmadan su içmeyi öğrendiğimden beri nelerim düzeldi:
    1- Dikkat dağınıklığı kalmadı
    2- Baş ağrısı sıfır
    3- Kabızlık bitti
    4- Depresyona mı giriyorum dediğim, o kendimi bir bulut içinde gibi dalgın, huzursuz, rahatsız, yorgun, bitkin diye tarif ettiğim şey çoğunlukla dehidrasyon, yani susuz kaldığımda da olan bir şeymiş! Su içiyorum, yok oluyor o his.
    5- Cildim mis
    6- Ter kokusu yok
    7- İdrar sorunsuz
    8- Böbrek rahat
    9- Uyku hali sıfırlandı
    10- Sinirler sakinledi (İnsan sinirden hararet yaptığında, bir bardak su içince harbi soğuyor!)
    Şu anda ilk aklıma gelenler bunlar.
    Benim kısacık bir sohbet sırasında içtiğim kadar suyu, koca bir gün içeni görmedim.
    Etrafımdakilere soruyorum “Neden su içmiyorsunuz, susamadınız mı?” diye...
    “Tuvaletim gelir diye içmiyorum” diyen var.
    “Hiç aklıma gelmiyor” diyen var.
    Su içmekle, kola, çay vs. içmeyi bir tutan var.
    Arkadaşlar suyun yerini başka bir sıvı tutamaz.
    Su, sudur.
    Bu beden suya ve yalnız suya ihtiyaç duyar.
    Arabanın motor yağı bitse, hemen baktırıyorsun. Benzin deposu yarıya inse dolduruyorsun. Seni hayatta tutan en önemli şey su, içmiyorsun.
    Tuvalete gitmemek için su içmemek ne demek!
    Başım ağrıyor, kendimi feci yorgun hissediyorum diyene “Bir su iç” diyorum. Herkes ilaç delisi olmuş, hemen ilaç içiyor.
    “Doktor mu verdi ilacı?” diyorum, yoooo hayır. Su içmediği için komaya giren, felç geçiren, tansiyon hastası olan var bu ülkede. Su içse, hayatı kurtulacak! Ama içmiyor...
    Allah aşkına bir kendinize gelin. Şuursuzca ilaç içeceğinize bir bardak su için.
    Bu beden arabaya benzemez.
    Benzin bitince doldurursun, aynen kaldığı yerden devam eder. Susuz kalan bedenin yaşadığı hasarı yerine koymak kolay değildir. Giden gider...
    Haaaa şimdi geleyim işin ziyan kısmına.
    Su içen, şişenin dibinde, bardağın yarısında su bırakıyor.
    Eğer o suyu içip bitirmeyeceksen, bitirecek olduğun kadar al, aç, iç. Kalanı bir şekilde kalk ve bir bitki dibine, ağaç köküne veya toprağa kavuştur.
    Olmadı bir tas içinde hayvanlara, tas içine taş koyarak arılara bırak. (Tasın içinde taş olmazsa arılar oturup içemiyor, suyun içine düşüyorlar da ondan.)
    Maratonlarda, koşu yarışlarında çok feci hijyen hastası olduğundan sürekli hasta olan insanımız mutlaka şişe ile su istiyor.
    Okey dostum. O zaman açtığın şişeyi taşı.
    Doğaya atma.
    Veya yolda da sana gösterilen özel toplama alanına at. Ama içinde kalan suyu yine ağaç dibine, çimlere çiçeklere, doğaya dök de şişeyi at...
    Bu konuda ne kadar takık olduğumu bir yerde beraber koştuğum arkadaşlarımın hepsi bilir. Her koşu öncesi çıkıp konu mankenliği yapıyorum, suyu ziyan etmeyelim, şişeyi nasıl atalım konulu.
    Plastik şişedeki suyu tamamen iç bitir. Şişeyi sıkıştır küçült öyle at çöpe.
    Zaten plastik şişede su olmasın, damacana olsun.
    Kendi kaplarımızda içelim suyu. Gurbet ellerde yapılan yarışlarda, küçük bardakta azcık doldurup veriyorlar suyu, öyle içiyorsun. Yok öyle milyon tane plastik şişe aç at ziyan et.
    Zaten uzun mesafe patika koşularında özellikle, herkes kendi bardağını taşımak zorunda. Yok öyle su, plastik ziyan deliliği.
    Sorumluluk sahibi; hayatı, suyu, kendini seven insan bilinci böyle bir şeydir.
    Su bu. Su!
    Kedini, köpeğini, çiçeğini, çocuğunu, anneni, kökünü susuz bırakabilir misin?
    E madem şu canım bedeninin suçu ne?
    Su iç. Suyu sev. Suyu koru.
    Su gibi ömrün olsun.
    Ömrünü de ziyan etme.
    Yonca
  • 288 syf.
    ·78 günde·Beğendi·7/10
    Kitap ilk baskısını 1978 senesinde yapmış ve o dönemde bestseller olmuştur. Bir koşucunun hayatını anlatmaktadır. Yaklaşık 2 yıldır koşu sporu ile ilgileniyorum. Amatörün, amatörüyüm, ufak ufak yerel yarışmalara katılıyorum en fazla şuana kadar 10 km koştum. Bu hayatın içerisinde yeni dostluklar ve hikayeler edindim, bu kitabı da o arkadaşlarımın tavsiyesi ile okudum. Kitap biraz zor ilerledi ilk başlarda kahramanın bulunduğu mekanı ve çevresini anlatan yazarın bu başlangıcı beni oldukça sıktı. Sanırım ben biran önce koşuyla ilgili bölümlere gelmesini istedim bilemiyorum. Dün ise bu bölümler bittikten sonra kitap hızlı bir şekilde bitti. Ekimde okumaya başladığım kitabı aralıklarla ocakta bitirebildim.
    Konusuna gelince kahramanımız Cassidy mil koşucusu ( 1 mil =1,6 km) ve amacı olimpiyatlarda ülkesini temsil etmek, bunun için var gücüyle çalışıyor, hatta okulunu, sevgilisini, sosyal hayatını yani her şeyini bırakıyor ve ormanlık bir alanda inzivaya çekilerek deli gibi antrenman yapıyor. Ona yardım eden yine bir olimpiyat şampiyonu Denton , ondaki cevheri görüp tüm olanakları sağlıyor.
    Kitabı her okuyan sever mi bilemiyorum, başlarda ki o uzun bölüm insanı sıkabilir ya da hiç koşmamış biri Cassidy'nin yaptıklarını mantıklı bulmayabilir. Koşu sporu hakkında yazılmış pek Türkçe kitap yok,(antrenman vb kitapları hariç) yabancı dilde ki kitapları da ben takip edemiyorum. Ama şunu rahatlıkla söyle bilirim ki Türkiye'nin ilk ultra kadın maratoncusu Bakiye Duran Hocamın yazdığı Cesaret Yalnızdır kitabı bana göre daha anlaşılır ve güzel, keyifli okumalar...