Babamı dinledim.
Yola koyuldum:
"Haksızlık karşısında eğilme. Yoksa hakkınızdan da şerefinizden de olursunuz. Nerede bir mazlum görürsen yanında yer al, mazlum için diren. Mazlumun öç alma günü zalimin zulmettiği günden korkunç olacaktır."
Ölümü her an düşünen, eceli her an ensesinde bir kılıç gibi hisseden, nefsin tuzağına düşmez, dünyaya, dünyanın meşru olmayan lezzet ve keyiflerine karşı hırs ve arzu beslemez. Onun içindir ki Sevgili Dede'm, 'Lezzetleri bozup acılaştıran ölümü çok zikrediniz 'buyurmuştur.
"Ben de Müslüman kan akmasın, diyorum..." dedi, "Ben de sulh istiyorum. Muaviye'nin hakkımız olan hilafeti bize bırakmasını istiyorum. Bize biatin istiyorum. Şayet hakkımız olanı vermez, bize biat etmezse o zaman fedakarlık bize düşer. Ümmetin selameti için biz ona biat eder ve hilafeti ona bırakırız."
Elçiler dönüp Hz. Muaviye'ye, Hz. Hasan'ın söylediklerini aktardılar. Bundan memnun oldu Hz. Muaviye. "Hasan'ın Müslüman kanı akmasın diye böyle bir fedakârlıkta buluna- cağını biliyordum. Ona da bu yakışırdı. Gerçi hilafet bende kalacak ama biliyorum ki kazanan Hasan oldu. Nefsim onun yaptığı fedakarlığı yapamadı" dedi.
"... Allah bunu benden ancak ahirette rızkımı fazla vermek için almıştır, derse onun tevekküldeki makamı sıhhatli ve doğru olur. Eğer kalbi bundan acı duyar, bununla beraber sabrının kuvvetliligini görürse, tevekkül davasında doğru olmadığı anlaşılır.
Pırıltılı gençler yurtdışına eğitime gönderilmeye başlandı. ...
Mustafa Kemal "sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönünüz" demişti. Tam olarak öyle oldu.