• (insan ruhunda pek az istek, devamlı surette
    mutlaktır; ruhun, farklı hatıraların beklenmedik akınıyla güçlenen yasalarından biri, kesikliktir)! Bu umudun niçin boş bir hayal olduğunu pekala biliyordum. Birazdan belki bir yabancı bütün servetini bana bırakır diye düşünüp kuru ekmeğine daha az gözyaşı katan bir fakir gibiydim. Hepimiz, gerçeği dayanılır kılmak için, kimi küçük çılgınlıkları içimizde sürdürmek
    zorundayızdır.
  • Bir bedenin içinde içinde çelişen iki ruh kaplıyor içimizi. Biri uzak unutmaya, biri ise gizliyor kendini gerçeklerin arkasına. Unuttum diyor ısrarla. Unuttum!
    Burcu Yılmaz
    Sayfa 50 - Trend Yayınevi
  • Aşk bir insanın başına gelen en güzel duygudur. Kalbinin nasıl attığını hissttirir aşk. Aşk, insanın içindeki o çocuksu duygudur. Büyümez, ama hiçbir zaman da eksilmez.
    Burcu Yılmaz
    Sayfa 71 - Trend Yayınevi
  • 295 syf.
    ·Puan vermedi
    Şu an büyük bir hayal kırıklığı ve derin bir üzüntü içersindeyim. Ne demek Mehmed Uzun ölmüş...


    Daha önce ismini çok duymuş olmama rağmen ilk defa bir kaç gün önce bir kitabını okuyup tanıştım yazarlığınla. Kitap çok etkileyiciydi muhteşemdi ama şimdi konumuz bu deil. Merak edip hayatina bakayim derken daha bir kaç saat önce öğrendim artik hayatta olmadığını.


    Oysa ki yaşayan bir efsaneyi okuyup takip etme şansına sahip olduğumu düşünmüştüm kendimce.


    "Yitik Bir Aşkın Gölgesinde" şimdi daha acı dolu benim için. Memduh aslında Mehmed imiş.


    "Umut nöbetinden, sürgün nöbetinden, aşk nöbetinden, kimsesizlik ve çaresizlik nöbetinden, umutsuzluk nöbetinden sonra şimdi de son nöbet" derken her kelimenin içini doldurmuşsun. Ölüm nöbeti hariç olsaydı keşke. Tamam kaçınılmaz son ama daha yeni tanımıştım seni.


    Bütün eserlerini okuyan veya seni daha iyi tanıyan biri olmadigim için kapsamlı bir değerlendirme yapamasam da; duyarlılığın, hüznün, umudun, mücadelen, ruh inceliğin güçlü kaleminden bana geçti bir okur olarak.


    Memduh artık yaşamayan 3 kişiye her hafta düzenli mektup yazıyordu hani. En yakın dostu Celadet Bedirhan' a , babasına ve Feriha' ya. Gerçi Feriha hayattaydı..

    Demem o ki, bu da benim sana mektubum olsun...

    Mezarın Diyarbakırdaymis yani kendi topraklarındasin. Zira Van ve İstanbul hasretiyle tutuşan ve içinde ukde kalan Memduh' un vatan özlemi yeteri kadar acıtmıstı içimi.
  • KISA BİR DENEME
    Ey çocuk,
    Düşüncelerin ve hayallerin bedeninden sıyrılıp ruhuna rücu edince belki o zaman beni anlayacaksın.
    Hayatın basit ama değerli bir andan ibaret olduğunu, her sevginin bir tebessümün gölgesinde büyüdüğünü, ifşa edilmeyen her küçük iyiliğin ifşa edilerek yapılan en büyük iyilikten çok daha değerli olduğunu bileceksin.
    İyi bir babanın içinde sakladığı her heyecanın, her mutluluğun ve her umudun alınan en pahalı hediyeden daha anlamlı ve daha değerli olduğunu göreceksin.
    Ey çocuk,
    Etrafında pervane olan ve sahte sevgilerle her yetişkinin masumane çocukluğunu istismar ettiğini, en önemlisi de senin onlardan daha olgun düşündüğünü, sana anlatılan ve gerçek sandığın her hikayenin bir masal olduğunu öğreneceksin.
    Ey çocuk,
    İyi bir annenin istisnasız bütün sevgileri nakış nakış o tertemiz çocuk yüreğine işlediğini, sevginin duyulan saygı ölçüsünde kök salıp dal verdiğini, iyi bir anne şefkatinin etrafındaki bütün sevgileri yüreğinde biriktirdiğini göreceksin.
    Ey çocuk,
    Saygının bütün sevgilerin direği olduğunu ve sevgiyi beslediğini karşılıksız sevmeyi öğrendiğin zaman anlayacaksın.
  • Doğaya baktığımız zaman güçlü olan canlının zayıf olanı yediğini görüyoruz. Zayıf ve güçsüz kalan tür ekosistemden bağını koparıp yok olmaktadır.
    İnsanlar içerisinde de aynı şekilde güçlü olan zayıfa hükmeder ya da sömürür. Öldürmenin yerini gelişen insan zekâsı ile birlikte sömürme ve yağmalama alır. Teknoloji de insanların elinde kolaylaştırıcı bir araç olur. Kendi ülkelerini kurmuş, sınırlarını çizmiş ve kutuplaşmış devletler, teknoloji ve bilimsel gelişmelerle hükmetmektedir. Kaynakları ele geçirmek adına küçük ve geri kalmış devletlere çeşitli bahanelerle savaş açmaktadır. Bazen küçük devletleri birbirleriyle savaştırıp her iki tarafı da destekliyormuş gibi gözükerek onlara silah satmaktadır. Küçük devletleri çeşitli tüketim kültürleri yaratarak kendine bağımlı hale getirmektedirler, üretimi kendi idaresine alıp onlara parayla satarak kazanan büyük devletler bazen küçük ülkede karışıklıklar çıkararak gelişmelerinin önüne geçerler.
    Tüm bunlar olurken ülke vatandaşları da cahilleştirilip uyuşturulurlar. Vatandaşlar medya aracılığıyla manipüle edilip tüketime yönlendirilir, reklamlar onları alışverişe ikna eder. Günlük diziler onları düşünmekten alıkoyar ve sanal bir konfor sunar.
    İnsanları futbol gibi popüler spor faaliyetleriyle uyuşturup takımlar aracılığıyla ayrıştırarak oyalarlar. Takımı için küfür eden, kavga çıkartan, hatta bu uğurda öldürmeye giden fanatik bunun sadece bir spor olduğunu unutur.
    Kadın grubuna cinsiyeti yüzünden yüklenen toplumsal rol ona alışverişi, tüketimi ve ev işini dayatır. Bu şekilde kadınlar beyinlerini kullanmayan, üretemeyen, sadece koşullandırıldığı gibi makyaj malzemelerini tüketen bir kimliğe bürünür. Güçlü ülkelerdeki kadınlar çeşitli hastalıklara karşı tedavi üretirken, zayıf ülkedeki kadınlar sadece ilerde onlara şiddet uygulayacak beyaz atlı prenslerini beklemektedirler.
    Siyasi partiler (genellikle) güçsüz ülkelerde halka duymak istediklerini söylerler ve küçük vaatlerle onları ikna ederler. Güçlü ülkeler yeni çeşitli uygulamalar, yeni model arabalar vs. ürünlerle dünyadaki ekonomi pazarında ilerlemeye devam ederken güçsüz ülkede yeni yollar yapılır.
    Sade ve basit bir şekilde anlattıklarımdan anlaşıldığı üzere biz güçsüz bir ülkeyiz. Birilerinden güçlü olabiliriz ama olmamız gereken seviyede değiliz. Çünkü biz seçimler şaibeli diye tartışırken, sen kimsin dediğimiz ülkeler uzaydaki karadelikler üzerinde tartışıyor. Biz çocuk istismarı üzerine kavga ederken onlar her alanda üretim yapmaya devam ediyor. Biz ucuz bütçeli kalitesiz espriler ve küfür dolu filmlere gülerken onlar milyar dolarlık filmler çıkarmaya devam ediyor. Biz geçmiş tarihimizle övünüp avunurken onlar tarih yazıyor. Biz ülkedeki farklı inançlara, farklı ırklara, farklı partilere, farklı cinsiyete mensup insanlar olarak birbirimizi yerken onlar farklı ülkelerdeki en zeki insanları kendi kanatları altına alıp beyinlerinden beslenerek güçlenmeye devam ediyor.
    Hangi görüşten olursanız olun, neye inanırsanız inanın sadece şunun farkında olun: elimizde bir ülke var ve biz kutuplaşmaya devam ettikçe vatan diye bir kavram kalmayacak. Biz din, ırk, ideoloji ve cinsiyet ayrımcılığı üzerine tartışmaya devam ettiğimiz sürece de bu ülkenin sonunu getiriyoruz. Ben tüm kalbimle söylüyorum bunu. Siyasi partiler ve hükümetler gelip geçicidir. Onların siyasi hamleleri üzerine tartışma yapmak yerine üretmemiz, bilmemiz, sorgulamamız gerekir. Biz farklı olanı terörist ilan ederken birilerinin ekmeğine yağ sürüyoruz. Biz muhalif olana vatan haini yaftası vurma peşinde koştuğumuz sürece bir olamayız.
    Olağanüstü bir zamandayız ve en çok şimdi kenetlenmemiz gerek. Atatürk'ü tartışmak, konuşmak yerine yeni Atatürk'ler çıkarmamız gerek. Hangi görüşte olursak olalım aynı ülkede yaşıyoruz bunu kabul etmek çok mu zor?
    Bu ülke yok olursa asla suçluyu uzakta aramayın ve aynaya bakarak bunu sizin yaptığınızı ve bunu hak ettiğimizi söyleyin. Yapılması gerekenleri ortada, zaten farkında olanlar da söylüyor. Ben acı gerçekleri söylediğim için bana istediğiniz yaftayı yapıştırabilirsiniz. Ben bu ülkeyi sevdiğim için şikayet ediyorum ve şunu bilin ki tüm yazdıklarımın bilincinde olup da yine ayrışmaya devam eden ya da ettiren tüm siyasi gruplara, insanlara asla hakkımın zerresini helal etmiyorum. Değişim yoluna gitmeyip vazifesi gereği bilinçlenmeyen hiç kimseyi affetmeyeceğim. Dostoyevski'yi, Camus'u', Platon'u, Steinbeck'i, Yalom'u Yaşar Kemal'i konuşmak yerine kim mini eteği, türbanı, boktan bir siyaseti tartışıyorsa ölecek olan çocukların katilidir! Yıllarca konuştum ve yazdım artık içimde umudun zerresi kalmadı ve bu yüzden ağır konuşuyorsam kusura bakmayın. Oktay Sinanoğlu'nun bilinmediği bir ülkede fenomenin birinin uçak kabinindeki mastürbasyon videosu bu ülkede popüler oluyorsa bu vatanın ciddi problemleri var demektir!
    Ben herhangi bir ülkenin vatandaşını düşman olarak görmüyorum. Savaşı mantıklı ve etik bulmuyorum. Kendi türünü sadece menfaati gereği ayrıştırılarak katleden bütün siyasi otoritelere lânet ediyorum. Birileri savaşı istemese de birileri isteyecek ve biz aklımızı kullanmadığımız sürece o birilerinin gölgesinde yaşayacağız. Barışı da savaşı da güçlü olan sağlayabilir. Ciddiye alınmak istiyorsak herkese meydan okumak yerine bilime odaklanmalıyız. Ahkâm kesmek yerine her alanda üretim yaparak kendimizi göstermeliyiz. Geleceğimizi bizden daha iyi, bilinçli ve insan onuruna saygılı bireyler yetiştirmeye adamalıyız.

    Not: Yazı bilmeyen kesime hitap etmek ve bilinçlendirmek, durumun farkında olup da ifade edemeyenlerin sesi olmak adına yazılmıştır. Kimsenin yargıcı ve önderi değilim, sadece içimi kemirenleri ortaya dökme zorunluğu hissettim.