• Bak yavrum;
    Bura huzursuzluk evi...
    Sensizliği çoğaltacak ne istersen var.
    Tabakta yüzüme bakan elmalar…
    Yüzümdeyse,
    Elmaya diş bileyen bir isyan kırmızısı
    Bak işte,şu ellerimdi;
    Sırtında unutulan kartal kanatları.
    Kimin aklına gelirdi;
    Senin bulunduğun bir dünyada,
    Benim ölmek isteyeceğim. İki gündür dişlerim yitik,
    Açım…
    Ölüm gibi itekliyorlar yataktan yatağa
    Seni özleyen bu kalbe öfkeliyim ben!
    Peki ya sen? Bir adam var burada,
    Kara kuru bir adam.
    İki de bir soruyor;
    “kimin kimsen var mı” diye
    Var desem yoksun,
    Yok desem olmuyor.
    Sussam delireceğim.
    Allah kahretsin Baban senin,
    yiğit olacağını söylerdi hep.
    Gözlerini puhu kuşununkilere,
    Başını kartallı dağlara benzetirdi.
    Her defasında,
    “maşallah” der öperdi burnundan…
    O geldi aklıma, baban
    Sana bir bakışı vardı aman Allah’ım!
    Sonra da bana…
    Durgun dereler gibi. Ana yüreği denmiş ya bir kere,
    Yorgun yorgun direniyor yüreğim.
    Kapıda haber misali sabırsız ecel.
    Geleceksen haydi gel… Herşeyi anlardım gözlerinden O’nun.
    Senin de öyle.
    Sevdalı bir turna gibiydim,
    Gülüşünde ikinizin. Bu bayramda babana git söyle
    “Anam sabırsızlanıyor” de.
    “İlk fırsatta gelecek” de…
    Gülü sevmez oğlum, karanfil ister O.
    Küstüğümü söyle kendisine bir daha.
    Sensiz kalmalara da öfkeliyim ben
    Peki ya sen? Babanın bir resmi olacaktı
    Vefatından sonra hani,
    Elmas halandan almıştık.
    Kucağında sen…
    İki ya da ikibuçuk yaşındasın.
    Sol kolu benim omzunda,
    İki kaşı arasında;
    Umudun gençlik örgüsü… O gülüştü yine,
    Mezara giderkenki yüzünde.
    Elmacık kemikleri üzerinde ve ellerinde;
    Soluk sarıya çalan bir acı…
    Kirpiklerinde zamanı kanatan yiğitlik. Olur ya hani;
    Sözü ömrüne sığmayanların telaşı…
    Ha işte,
    Öyle bir acelede öperdi baban bizi. Unutma o fotoğrafı getir. Aldım yeni yıl hediyenizi
    Hasretten pay uzattılar sanki elime.
    Hani sen gelecektin diye bekledim de..
    Neyse… yaşadığını bilmek de güzel..
    Karın oğlun ve sen,
    Özlediniz demek beni.
    Ne yalan söyleyeyim ben de tek seni. Şimdilerde iyiyim.
    O adam ilgileniyor hastalığımla
    Akşam sabah sabırla…
    İğnelerimin aksadığı olmuyor değil,
    Oluyor.
    Geceler bahşişini acı karşılığında alıyor. Hüzün gibi perdeleniyor umuda giden yol.
    Umut dedimse;
    Boyluboyunca değil,
    Sana doyasıya son kez sarılmak… Esma kadın hakka yürüdü.
    Bir hafta oldu kavuşalı rahmete.
    İki sene dert bölüştük O’nunla.
    Belediye gömmüş,öyle diyorlar…
    Haydar’ın dizlerine vuruşu bir isyan… İyi değilim bir iki gündür,
    İsyanı,umudu iyice karıştırdım ben…
    Peki ya sen? Yalnızlık sensizlik gibi,
    Arasıra azarlandığımız oluyor ağlarsak
    Kolayını bulduk ömür törpülemenin.
    Mesela;
    Haydar benim,
    Ben de onunki için duaya duruyorum.
    Zekiye’nin de yalvardığı oluyor Allah’a.. Ölüm bu;
    Ancak bu günlerde kurtuluşa benziyor.
    Sen de gelmedin,
    İyice oturdu içime kahır.
    Yaşamamış gibiyim dünyada.
    Sen doğduğunda doğmuştum oysa ben.
    Bir de babanla yattığım gece.. Her sabah,
    Yüzüne bakarken yakalardım babanı;
    Gözbebekleri damlardı gözlerinin içine.
    Sonra beni öperdi minnet edercesine.
    Kaval sesini ilk O’ndan duydun sen..
    Türküyü de,şiiri de…
    Her akşam yüzünden türküler silerdim,
    Yüreğimde ısladığım ay beyazı sütümle. Beklenenler gelmezmiş buralarda.
    Meğer,
    Yüzlercesi inanmadan ölmüş bu gerçeğe
    Ben inandım aslında.
    Ama işte..
    Sen “canın annene sürprizi severdin,
    Ona sebep tetikte duruyor yüreğim. Ayrılıyoruz sonbaharda yapraklar gibi.
    Yaşamak ne biçim dalmış anlamadım.
    Seni de…
    Bu yaz geldin geldin,
    Yoksa daha gelme canım oğlum.
    sensizlikle ben sana göre değiliz. … Gelir sandım gelmedin Sonra anlarsın,
    Alışamayacağın tek şeyin bensizlik olduğunu..
    Benim,hasreti zehirli yavrum.
    NOT:
    …Kucağında, gülen bir çocuk bulunan
    bir kadının omzuna elini koymuş,
    otuzlu yaşlarda bir erkeğin fotoğrafını
    göğsüne bastırmış olarak
    odasında ölü bulundu Sultan AYAZ.
    Sağ elinde bir tükenmez kalem duruyordu.
    Masasında da yarım bardak su…
    ”dünya bensizliği
    çoktan hak etti belki ama,
    ben bunca yıl sensizliği asla”
    yazılı çizgili bir kağıt parçası…
  • Ey Cesaret!...
    Hep dolu tut bardağımı...
    Sevgi ve Umut birdir,
    Yalnızlık ve Cesaret bir!...

    M.Cevdet Anday
  • Nasıl ve neden bilmiyorum, ama göğün o parlak sakinleri sonsuz bir huzur ve güven veriyor insana. Bizi hayvandan çok insan kılan her ne ise, teselliyi ve umudu, sanırım insanların gündelik kaygıları, günahları ve dertlerinde değil; maddenin uçsuz bucaksız, sonsuz yasalarında aramalı.
    H. G. Wells
    Sayfa 162 - Edward Prendick
  • Çok yalnızım, mutsuzum 
    Göründüğüm gibi değilim aslında 
    Karanlıklarda kaybolmuşum 
    Bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır 
    Aradıkça batıyorum karanlık kuyulara 
    Kimse duymuyor çığlıklarımı 
    Duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor 
    Bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım 
    Ümidimi yitirmişim 
    Biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim 
    Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye 
    Veda edeceğim
  • Bir de yalnızlık mevsimi var
    Gecenin siyahıni kurutan
    Ve üşüten yüreğimi
    Göç eden kuşların sükutunda
    Ağlamaklı düşlerin kol kola gezdiği
    Uyuştuğu şiirlerin
    Ve boş kalmış mezarlarda açan çiçeklerin
    Demet demet keşke kokan
    Uhdelerin ayazında çığlık çığlığa
    Bir yalnızlık mevsimi bu
    Gözlerinden lacivert mürekkepler akan
    Göz yaşıyla ıslanmış mendillerin kurutuldugu
    Gidenlerin hiç dönmediği
    Ve sönmüş yıldızlar altında yad edilen vuslatlarin
    Soğumuş kahve tadında özlemlerin
    Yaprakları dökülmüş dünlerin bitmeyen sızısi..
    Koparıp atılmayan günahların hamalı nefeslerde
    Şafağın sökmesini unutmak
    Ve bir belkiye sarılmak umut yerine...
  • stefan zweig'in kitaba adını veren öykü de dahil olmak üzere dört öyküden oluşan kitabıdır. kitaptaki öykülerin biri hariç hepsinin ölümle sonuçlanması insanı umutsuzluğa sürüklüyor.

    öykülerin içerikleri

    lyon'da düğün:
    fransız devrimi sürecinde idam edilecek nişanlısıyla ölüm yoluna da baş koyan bir kadın anlatılıyor. yalanlarla ayrılsa da yollar yine ölümüne aşk kazanmakta. mutsuzluk ve acının derinden hissedildiği idam cezasına çarptırılmış bir topluluk için nişanlıların aşkı, kısa süreli de olsa, bir kibritin ışık vermesi gibi mutluluk ve umut kaynağı oluyor. zweig'in ülkesinden uzak kalmasına sebep olan muhalif ve savaş karşıtı tutumunu bu öyküsünde görmek mümkün.

    • leporella:
    yalnızlık ve robotlaşmış ruhuyla kendi kadınlığını unutan leporella'nın maddi hayata ve eşyalara bağlılığını gördüğümüz leporella, aşık olduğu çapkın ve sorumsuz evin beyi için katil olmayı bile göze alabiliyor. sonuç? dışlanarak ve korku öğesi muamelesi görerek evden kovulması ile karşılaşıyor. her ne kadar leporella'nın isyan edeceği veya evin beyinin hayatını zindana çevireceği gibi ihtimaller akla gelse de tam tersine tüm hayatı boyunca biriktirdiği hazinesini de evin beyine bırakarak ölüme yürüyor leporella.

    •kaçak:
    uğruna savaşa katıldığı ve ailesinden ayrıldığı ülkesinin onu nasıl terk ettiğini ve çarlık rejiminin yıkıldığını farkeden asker, savaşın soğuk yüzünü görerek tüm umudunu yitirmesine sebep olan konuşma sonucunda ölüme yürüyor çırılçıplak. savaşmak istememek özgürlüğü ve ülkelerin sınırlarının nasıl aşılmaz duvarlar olduğunu yüzümüze çarpıyor bu öykü.

    • görünmez koleksiyon:
    goethe'nin 'koleksiyoncular mutlu yaratıklardır.' sözünden yola çıkılan öyküde bunun nasıl tam tersine dönüşebildiğini gösteriyor zweig. enflasyona karşı direnmeye çalışan ne olursa olsun, ne kadar özveride bulunduğunu sanarsa sansın her bireyin yıkımını görüyoruz.
  • Sendin gökkuşağındaki yedinci renk
    Sendin denizdeki uçsuz bucaksız mavilik
    Sendin içimdeki ateş, yüreğimdeki sızı
    Ve sana karşı koyulmaz hasretlikti gönlümde olan
    Masallarda adı geçen güzel sendin
    Kafdağındaki zümrütü anka kuşu gibi
    Bana benden yakın, bana benden uzak olan
    Akşamları gökyüzümdeki yıldız sendin
    Sendin kaderimdeki yalnızlık
    Şiirimdeki kadın sendin
    İçtiğim kadehdeki şarap
    Gördüğüm rüya sendin
    Söylediğim şarkı olan sendin
    Sigaramda duman duman
    Yüreğime umut olan sendin
    Sendin bitmez, tükenmez
    Her fırsatta boğazımda düğümlenen sendin
    Batan güneş sendin
    Kalem tutan ellerim
    Kulağımda çınlayan
    Yazmaya çalıştığım şiir sendin
    Yalnız akşamlarda üstüme çöken
    Düşlerken kaybolup gittiğim sendin
    Her bir gecede binlerce kere öldüren beni
    Yağmur yağarken yüzüme düşen sendin
    Aynaya baktığımda gördüğüm
    Gören gözlerim sendin
    Umudamda sendin, umutsuzluğumda
    Yalnızlığımda sendin, yalınsızlığımda sen

    Erdem BAYAZIT