İçimde garip bir çöküntü vardı. Goztepe 'de o gece Behçet Bey' e niçin o kadar acıdığımi şimdi biliyordum. Ben de onun gibi ebediyen kaybedilmiş şeylerin arkasından ağlayacaktım.
Edip Cansever’in (Hasan Ali Toptaş kitabında) ayrıntılarla ilgili yazdığı değerlendirme. Bununla çelişiyor (Sanat, ayrıntı silindikten sonra kalan şeydir)
Neydi ev sahiden? Yeri geldiğinde tren kompartımanlarını,gemi kameralarını, sokak bankalarını,kaplumbağaların kabuklarını,ihtiyarların hatıralarını, çocukların umutlarını yuva yapan neydi? Sığındığımız yer miydi yuva? Gittiğimiz mi,terk ettiğimiz mi, döndüğümüz mü yoksa?