Schadenfreude’ın insan hayatının her aşamasında; aile, iş, okul gibi mecralarda sürekli karşımıza çıkan bir olgu olduğunu örnekler üzerinden açıklayan yazar onun iyi veya kötülüğünden ziyade olağan ve insana dair bir refleks olduğunu ifade ediyor. Kitabı okudukça kendi yaklaşımlarını da gözden geçirme imkanı da bulabiliyorsunuz.
Başka birinin başına gelen talihsizlik haberini duyduğumuzda bizi neşelendiren şey, hüsranlarımızda yalnız olmadığımızın, başarısızlar topluluğunun bir parçası olduğumuzun keşfidir.
Elbette gülünç bir şey, fakat bize tepeden bakanların utandığını gördüğümüz, üstelik sadece kendini beğenmişlikleri ve iktidarları yüzünden cezalandırıldıklarını değil, aynı zamanda bizim hissettiğimiz kadar güçsüz ve hataya açık olabildiklerini de gördüğümüz anlar, minik birer Muzaffer isyan anlarıdır. Bunlar aracılığıyla gözü karalıktan zevk almaya, kendimize güvenmeye başlarız; değişmeye başlayan bir dünya görürüz bir an için.