UmAy profil resmi
170 okur puanı
05 Nis 21:51 tarihinde katıldı.
  • UmAy tekrar paylaştı.
    Seray Şahiner' i Antabus ile tanıdım. Bu kitabından yola çıkarak dilinin oldukça gerçekçi olduğunu söylemem gerekir. Konu hakkında elbet bir fikriniz olmuştur elbet ancak benim de kendimce belirtmek istediğim bir kaç cümlem olacak.
    Konu o kadar bilindik ki. Bunun için sosyolojik araştırmaları taramaya, ayrıca gözlemler yapmaya falan hiçbirimizin gerek duyacağını sanmıyorum.
    Konu, çok uzun zaman önce değersizleştirilmiş, eşya gözüyle bakılmış, kendisine tanınan küçük özgürlükler ile gözü boyanmış kadın cinsiyetinin yaşamakta olduğu çıkmazlarla dolu hayatı.
    Anaerkil toplumdan ataerkilliğe geçiş ( bazı antropologların katılmamasına rağmen) insanın doğaya ilk başkadırısı değildir malesef. Sebebi tam olarak bilinmese de doğurganlığı sebebiyle vakti zamanında yüceltilmiş olan kadın ataerkil toplum düzenine geçilmesi ile birlikte yerinden olmuş ve zayıf, yardıma muhtaç, alınıp satılabilir vb durumuna düşmüş-düşürülmüştür. Şu an hala tüm dünyada ( bazı küçük topluluklar hariç) ataerkil düzen hüküm sürmektedir. Bu sebeple en eşitlikçi ülkelerde bile halen ataerkil düzenin devam ettiğini söyleyebiliriz.
    Bu eşitlikçi ülkelerde belki bizim Antabus' daki Leyla'lar yok. Yasalar o kadarına müsaade etmiyordur belki bunu bilemiyorum. o sebeple bizim Leylamızın yaşadığı topuma döneceğim.
    Öyle bir toplum ki tecavüze uğradığında ilk başta mağduru suçlayan, eteğinin boyunu ya da bulunduğu yeri sorgulayan, öyle bir toplum ki 13 yaşındaki kızları otobüste yan koltukta kıstırıp bacaklarını pergel gibi açan aile babaları veyahut namusu için cinayet işleyebileceğini iddia eden kişilerle dolu, öyle bir toplum ki kadının her başarısızlığında kadını, erkeğin her başarısızlığında yine kadını suçlayabilecek, kadının bile kendi hem cinsine sahip çıkmadığı bir oluşum. Ve bu malesef x, y, z kuşakları da dahil toplumumuzun her kesiminde mevcut.
    Bu yazdıklarımı okuyup fikirlerime katılan arkadaşlara soruyorum en sinirli olduğnuz anda ettiğiniz küfür nedir? Ya da toplumda en sık karşılaştığımız küfür nedir? Evet kadını hedef alan, aşağılayıcı küçük düşürücü söylemler. O kızdığımız adamların annelerine daha ne kadar söveceğiz. Daha ne kadar erkeğin cinsel ilişkideki fiziki rolünü yücelterek, bunu bir ceza veyahut bazı zamanlarda ödül olarak algılayacağız?
    Bütün bunlar değişmedikçe yani kendi içimizdeki cinsiyetçiyi öldürüp gömmedikçe gelecek kuşakları da aynı şekilde büyütmeye ve sonunda kadını nesne veya erkeğe göre nispeten daha değersiz, korunması gerek aciz varlık olarak görmeye devam edeceğiz malesef.
    Genç kızlarımızın çok severek okuduğu whattpad kitaplarının da tam da bu yönde konuları olduğunu duyuyor ve çok üzülüyorum.
    Önce kadın kendi değerini anlamalı. Kendini nesneleştirilmekten korumalı ki bu görüş gelecek kuşaklara da geçebilsin.
    Kitabı okurken Leyla' nın başına gelenleri bir yerlerde Ayşe, Fatma, Gül,...... kardeşlerimin de yaşıyor olabileceği ihtimalinin hayli yüksek olması beni çok gerdi. Aklıma sık sık Katherina Burdekin' in Swastika Geceleri geldi. Kitabın tamamında kadınların o hareketlerin kendilerine ya pılmasına nasıl müsaade ettiğini sorgulamıştı yazar. Tıpkı Leyla'nın annesinin de Leyla'ya yapılana müsaade ediyor oluşu gibi.
    Hiçbir kadının ya da erkeğin ya da lgbt bireyin bu acımasızlıkları yaşamadığı bir toplum çok uzakta olabilir ama umuyorum bir gün gerçekleşir tabi o zamana kadar açgözlülüğümüz yüzünden doğal kaynaklarımızı bitirip kendimizin ve tüm canlıların sonunu getirmezsek.
    Sevgiyle kalın.
    Ç.
  • UmAy tekrar paylaştı.
    Bazı kadınlar vardır ne adına şiir kitabı yazılsın ister ne de şiirlerde ki "O" kadın olmak isterler. Düzenli bahçeleri de sevmez onlar. Sıradandır o bahçeler, dünyanın çürümüşlüğüdür onlar için. Ruhları rutubetlenir onların o sıradan hayatlarda.
    Çocukluğundan itibaren farklı, sessiz. Annesinin eleştirilerinden kurtulamayan, herkes gibi olamayan, ne annesine ne de kardeşine benzemeyen belki de hiç tanımadığı anneannesinin genlerine sahip Süreyya.
    Süreyya' nın iç sesi ile yazmış tüm romanı Nil Sakman. Kitabın başlarında hangi ses Süreyya' nın hangi ses yazarın karıştırıyor okuyucu. Yazarın bilinç akışını ustalıkla kullandığını anladığınız anda romanda kurgu aramaktan vazgeçiyorsunuz. Artık okuyucu olarak sizi ilgilendiren sadece Süreyya' nın kendine seslenişi kendisiyle hesaplaşması. Günlük hayatında sessizliği tercih eden Süreyya iç dünyasında bağır bağır hiç susmadan konuşuyor.
    Bu sesler içinde susmadıkça da yapabileceği en iyi şeyi yapıyor. Yazıyor. Yazdıkça suskunlaşıyor, suskunlaştıkça deliriyor. İncecik, bir solukta okunacak bir kitap aslında ama molalarla okudum ben. Üzerime Süreyya' nın sinmesinden korktum. Depresifliğinden korktum.
    Öteki olmayı kabul edip kadınlığın toplumda belirlenen sınırlarını içselleştiren bir kadın ümitsizlik veya şizofreniye yenik düşecektir diyor feminizm. Süreyya bu durumu içselleştiremeyenlerden ama bu onun ümitsizliğe düşmesine, mutsuzluğuna engel olamıyor. Bu anlamda da feminizme farklı bir bakış açısı getiriyor. Bedeninin cinsiyeti belli olan ama ruhunun cinsiyetinin arayan bir kadın Süreyya.
    Kitap bittiğinde derin bir nefes aldım ve Virginia Woolf' u, Simone de Beauvoir düşündüm.
  • UmAy tekrar paylaştı.
    Ama Platon aynı zamanda kadınları eğitmeyen bir devletin sadece sağ kolunu kullanan bir insana benzeyeceğini söyler.
  • Erkek evlatlara , her “ASLAN OĞLUM” deyişimizle o kadar büyük ve iddialı sorumluluklar da yüklüyoruz.
    Neden mi?
    Çünkü bu aslan , iktidar sahibi olmalı...Sözünü dinleten, savaşçı, mücadeleci, koruyucu, kısacası hayatın her alanında yüksek performans sergilemeli. Tabi cinsel istek ve arzu söz konusuysa, burada avcı kimliğini üstüne geçirmeli....Beklenen bu, inanılan da...
    Sonuçta ortaya çıkan erkek profili ise şöyle:
    -Her zaman istek duyan/ -Bu isteği karşılamak için kadın tavlayan/ -İstek yerine geldiğinde yeni avlar peşinde koşan/ -Cinsel ilişkide her zaman aktif/ -Sertleşmesi tam/ - Cinsel birleşmeyi orgazmla sonlandırması şart olan
    Ve bu kalıpların her biri baskı unsuru olarak erkeklerin yaşamında yerini alır. Nihayetinde çıkacak en ufak bir aksilikte”başarısızlık” duygusuyla yaşamak zorunda bırakılır “aslan”larımız.
    Arzunun göz ardı edilmesiyle duygusal bağ kurmakta arızalı adamlar yaratırız.
  • UmAy tekrar paylaştı.
  • Çoğunuz garipseyecek, hatta saçma bulacaktır ama gerçek budur : Bugün hayattaysak ve varsak, anne babalarımız seviştiği içindir.
170 okur puanı
05 Nis 21:51 tarihinde katıldı.