UmAy profil resmi
UmAy kapak resmi
Hayvanların hepsini , insanların bazılarını ve kitapların çoğunu sevdiğim doğrudur. Evliyim mutluyum bir köpecik annesiyim:) Amacını aşan kitap dışı sohbetler için lütfen mesaj yazmayın cevap vermeyeceğim.
141 okur puanı
05 Nis 21:51 tarihinde katıldı.
Hayvanların hepsini , insanların bazılarını ve kitapların çoğunu sevdiğim doğrudur. Evliyim mutluyum bir köpecik annesiyim:) Amacını aşan kitap dışı sohbetler için lütfen mesaj yazmayın cevap vermeyeceğim.
141 okur puanı
05 Nis 21:51 tarihinde katıldı.
  • Sen kadınsın. Sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin. Bir insansın sen!
  • Ah o umut! O hiç sönmeyen ama gerçekleşmeyen korkunç umut!
  • Birlikte yürürken gözümüzde bütün dünya değişirdi ve biz bir masal âleminde yüzerdik.
  • Peter Pan Sendromu , bireyin yaşantısını etkilemesi bakımından psikolojik ve ailede oluşması bakımından sosyolojiktir.
    Yazar Dr. Dan Kiley aynı zamanda isim babası olduğu bu Sendromu ; büyümeyi reddeden , sorumluluk duygusu gelişmemiş erkekler olarak tanımlar.

    Peki küçük bir erkek çocuğunun dünyasında neler oluyorda büyümeyi reddederek , sonunda sevilmeye değer bulmadığı benliğini acılar içinde yalnızlığa sürüklüyor?

    Kitap bu soruya ; oluşum, gelişim evreleriyle beraber davranışsal ve vaka incelemeleriyle oldukça kapsamlı bir cevap veriyor. Kitabın son kısmında ise sendromun önlenmesi ve ilerlemesini durdurmak için doğru iletişim yolları anlatılıyor.

    Kitapta sendromu yaşayanlar için “kurban” ifadesi kullanılmış. Gerçekten de oluşumuna baktığımızda ,onun bir kurban olduğunu görüyoruz.
    O anne ve babasının elinde kurban olmuş bir çocuktur.

    Yazıktır ki aileler problemlerini açıkça konuşmak yerine birbirlerine ilgisizlikle, öfkeli davranışlarla ve dolaylı yollarla ortada bir problemin olduğunu söylerler. (Anne - baba arasında bu ciddi iletişim probleminin altında çoğunlukla karşılıklı cinsel tatminsizlik yatar.)
    Bu örtülü mesajlar çocuğun dikkatinden kaçmaz ki çoğuda çocuk üzerinden verilir. Baba ilgisiz ve devamlı yorgun - anne çoğunlukla şikayet boyutunda söylenme halinde(ya da sessizce acı çekmekte). Evde hissedilir gergin bir ortam.
    Anne baba kendi sorunlarıyla öyle meşguldür ki çocuğun sevilme ve ilgi görme ihtiyacı sağlıklı bir şekilde karşılanamaz. Aile içi konuşmaların çoğu para ve mevki yönlü olduğu bu evde ilgide maddeyle eşdeğer gösterilir.
    Bu koşullar altında çocuk , babayı ilgisi ve sevgisi kazanılamayan bir varlık; anneyi ise acı çeken kırılgan korunması gereken bir varlık olarak algılar. Örtülü mesajların sürekli kendi üzerinden verilmesi sonucu çocuk , anne-baba arasındaki mutsuzluğun nedeninin kendisi olduğuna karara verir ve suçluluk duygusuyla öfkeyi kendi öz benliğine çevirir. Artık duyguları ona acı vermektedir ve bu acıdan kaçmanın en güzel yolu her şeyin mükemmel olduğu hayalleriyle yalnız kalmaktır.

    Bu koşullar altında ergenliğe gelen çocuğun artık baş etmesi gereken bir de hormonları vardır. Sendromun belirtilerinin görüldüğü dönemde tam olarak burasıdır. Acı çekmemek için taşlaştırdığı duyguları , yine aynı nedenle kaçtığı hayalleri artık gerçek hayatın büyüyen problemleriyle baş edemez. Büyümenin getirdiği sorumluluktan olabildiğince kaçmaya başlar ve büyümek istemez. Evde herkesin uyması gereken kuralların yokluğu da bu durumu pekiştirir. Üşengeçlik belirleyici faktör olan bu dönemde sorumluklarına karşı üç maymunu oynama sürecine girer.

    Kitap, aile ve halkın bilinçlenmesini hedef aldığı için fazlasıyla basit bir anlatım yolunu benimsemiş. Yayınlandığı dönemde altı ay gibi uzun bir süre çok satanlarda kalması da konunun herkes tarafından kolay okunması ve problem dahilinde herkesi ilgilendiriyor oluşuna bağlıyorum.

    Bir kitabın bir insanın hayatını değiştirebileceğini inananlardansınız , bu kitabın bunu gerçekleştirebilecek kitaplardan olduğunu bilmeniz gerekir. Ne de olsa hayat farketmeyle başlar ve fark yaratarak ilerler.
  • UmAy tekrar paylaştı.
    Gençlik kitaplarını okumaya bayılıyorum. Sanki şekerleme yiyen çocuk gibi hınzır bir gülümseme ile kitabı okurken buluyorum kendimi. :)) Bu tarz kitaplar sana bir şey katmaz ki diyenleri duyuyor gibiyim şimdiden. Hayır efendim gayette katar. Her kitabın bize vereceği güzel bir mesaj vardır. En azından ben öyle düşünüyorum. :)
    Her neyse kitaptan bahsedecek olursak, benim en sevdiğim gençlik kitaplarından biri oldu. Böyle sıkılmadan gayet güzel akıp gitti.
    Kitapta bir kızımız var. Pek popüler olmayan şimdiye kadar hiç erkek arkadaşı olamamış. Hoşlandığı erkekler elbette olmuş.(Tam olarak beş kişi) Kızımız bu işlerde pek iyi olmadığı ve ilişki kavramından korktuğu için asla hoşlandığı kişilere açılamamış. Onlardan hoşlanmayı bırakmak için de herbirine birer mektup yazmış. Bu mektupları göndermek için değil sadece duygularına son vermek için yazmış ve annesiyle aldıkları bir kutuda saklıyormuş. Derken mektuplar bir gün bilinmeyen bir kişi tarafından yazıldıkları kişilere postalanmış.
    Işte kitabımız böyle başlıyor spoiler vermemek için sadece kitabın giriş kısmında yazılanlardan bahsettim umarım işinize yarar. :) Bu arada filmi çıkıyor ne kadar mutluyum anlatamam. :)
  • UmAy tekrar paylaştı.
    Çocukların büyüttüğü bir çocuktur yalnızlık;
    Geceleri yastık altlarında büyür,
  • UmAy tekrar paylaştı.
    "İnsan hüzün biriktirmeye çocukken başlar."

    Stephen King
  • UmAy tekrar paylaştı.
    -Neden okumalı
    -Nasıl okumalı

    Kitabın kapağını kapattım. kitaba dair hislerim, alışılmış öğretileri kazıya kazıya yonttuğu, bildik durum ve olgularımı yeniden yeniye kıracağı, dillere destan yüzyılımızın sözde bilge Avrupa'sını, elini her durumda rahatça kirleten makyavelist ABD'yi, bulanımsal ideolojilerin ithal-uyarlanmış Asya'sını çarpa çarpa anlattığıdır.
    Aramızda yaşça genç okurlar ve konuya meyil'i az olan okur arkadaşlar için yer yer indirgemeci dil ile incelemeye çalışacağım. sürçü lisan hali affola.

    Tarihsel süreç içinde icatların nasıl ortaya çıktığına verilecek en net yanıt ''İhtiyaç''dır. bir nevi bilimin insan ihtiyacına gebe olduğudur. Psikoloji-Siyaset-Felsefe-Sosyoloji ve Hukukta bundan mütevellit ihtiyaçlar hiyerarşisinde vazgeçilmezlerdir.
    İhtiyaçlar hiyerarşisinin istisnası ise ''Hak''dır. doğum ile eş zamanlı kazandığımız haklar ( yaşama hakkı-maddi ve manevi bütünlük-din ve vicdan özgürlüğü-düşünce özgürlüğü-masumiyet karinesi ) gibi haklar gündelik ihtiyaçlardan bağımsızdır. lakin, insan haklarının ve insan onurunun kutsiyet tanımadan yasalarla alaşağı edildiği bir dünya ile geldik bu yüzyıla, bu buhrana, deyim yerindeyse bizler doğmuş olmanın sakıncası ile varız.
    Böylesi bir sitem niçin?? diyorsanız, buyrun devam edelim.

    Bilindik demokrasinin kuruluşu Atina'ya (M.Ö 5 yüzyıla) kadar uzanır. kurumsal bir hal alması ise (Magna Carta 1215) belgesine rastlar. Bandı ileriye doğru sardığımızda kazanılmış demokratik haklarımızın, sakin, ağır, barışçı, eşitlikçi, bir süreç yerine , alışılmış öğretilerin aksine, şiddetin, baskının, zorluğun ve büyük acıların sonucu uzun bir zaman dilimine yayılmış olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Demokrasi'yi övmekten başka bir şey yapmayanların, onun bazı olumsuz sonuçlarını gözden kaçırdığını görmüş oluruz. Bu olumsuzlukların kökeninde Avrupa demokrasisinin bir ticarethane gibi işlediği gerçeği yatar. nasıl mı??

    1400'lü yıllar İngiltere'si, soyluların, lordların, baronların, toprak sahibi yukarı sınıfların, köylülerin topraklarını satın almak, işletmek adına yol açtığı felaketlerin, yasalarca çağdaşlaşma dürtüsü diye lanse edildiği meşhur İngiliz demokrasisinin kirlenmeye başladığı ilk yıllar. Toprağı siyasi bir takım hak ve görevlerin temeli olarak gören ortaçağ anlayışından, onu gelir getiren bir yatırım aracı olarak gören çağdaş anlayışa geçişin, ticarileşmenin yılları. Tarımın ticarileşmesi ise yasa tanımaz bir tiranın yerini, (senyörlerin, lordların, toprak sahiplerinin) maddi kaynaklardan kar sağlayarak onu işleten, dönüştüren bir iş adamına benzeyen, toprak beylerine dönüştürecek. Böylece toprak beyleri ve İngiliz parlamentosu yasal olarak köylülüğü yıkan kurum olacaktı.
    Fransa'da durum bu kadar vahim değil doğrusu, İngiltere'de köylüyü nasıl bağımlı kılabiliriz sorusunun aksine, Fransa'da köylüden ne kadar çok çalabiliriz mantığı toprak beyleri arasında daha yaygındı. Fransız parlamentosunda toprak beyleri sönük bir işlev görüyordu hatta 16 yüzyıl Fransa'sında yargı yetkisi dahil bütün yetkiler kralın kurduğu parlamentoda taaki, burjuvazi gücü ele geçirene kadar, akabinde köylü ayaklanmaları 1639-1662-1670-1674-1675 (sayfa 104). Kral ile soylular arasında orta yol parlamento ve yasalar olurken elbette kaybeden yine köylüler olacaktı. Fransız devrimi sonrasını konuşmaya başlarsak insanlık dramına eşdeğer olan bu dönemi, yine Fransız sokaklarıyla resmetmiş oluruz. onu başka bir zamana bırakalım değerli okurlar. şimdi ABD'yi masaya yatırma vakti.

    -1 ocak 1863 (Azatlık İlanı)
    özgür bırakılan köleler, Birleşik Devletler üzerinde herhangi bir yetkilerini kullanamayacağı yörelerde azat ediliyordu.

    -2 temmuz 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi
    tüm insanlar eşit yaratıldı.
    iç savaş sonrası Abd birliğinin ortak bildirgesi İnsan Hakları olurken, son kapitalist devrim sürecinde köleler nerede-nasıl azat edilmeli çekişmesine dönüşecekti. Aslına bakarsak pek fazla söze gerek yok Abd'nin tarih sahnesine çıktığı andan bu güne devlet düzeyinde işlediği politikalar bağımsızlık bildirgesinin bütün maddelerine fiilen aykırıdır.Uluslararası Hukuka girmiyorum dahi savaş hukukunun yahut meşru müdaafanın yasal gördüğü ölümler harici tam bir fiyaskodur.

    -Neden okunmalı
    Avrupa Avrupa Avrupa, bilimi rasyonel temeller üzerinde yeniden dirilten Avrupa'ya bir de bu göz ile bakmak gerekir. yasal ve meşru kurumların kendi insanına dahi sömürge dağıttığı bir Avrupa, ithal ideolojileri ve baskı ile zehirlediği bir Çin-Japonya-Hindistan, ile tanışmak adına okunmalı bu eser istatistiklerle, verilerle destekli bomba gibi bir eser. insanlık anıtında cürmün kadar yerin var dercesine yazılmış köylü soykırımı ve sonrası oluşan işsiz kentliyi tarihsel olarak çarpa çarpa anlatmıştır yazar.

    -Nasıl okunmalı
    var olan paradigmalarla okunmalı ve okurun aklında Alternatif bir paradigma, alternatif bir arayış ile tarihsel süreç şekillenecektir. kurumsal yapılarımıza kültürü enjekte ettiğimizde dönüp dolaşacağımız yer aynı olacaktır. peki ne yapmalı? tarihsel Avrupa sürecini ve demokrasi soykırımını zihnimize kazımalı, kendi tarihimizi aynı titizlik ile okuyup kıyaslamaya tabi tutmalıyız.

    sonsöz : SİYASET HİÇBİR ZAMAN TUTARLILIK KAYGISI TAŞIMAZ, DURUM VE ŞARTLARA GÖRE DİZAYN EDİLİR. TUTARLILIK KAYGISI TAŞIYAN İSE HUKUK'TUR ONU DA DURUM VE ŞARTLARA UYARLAMADIĞIN SÜRECE.
    saygılar:)
  • Hata, doğanın sana insan olduğunu hatırlatmasının bir aracıdır.
Hayvanların hepsini , insanların bazılarını ve kitapların çoğunu sevdiğim doğrudur. Evliyim mutluyum bir köpecik annesiyim:) Amacını aşan kitap dışı sohbetler için lütfen mesaj yazmayın cevap vermeyeceğim.
141 okur puanı
05 Nis 21:51 tarihinde katıldı.