• sevgi özgürce aktığında güzellik vardır. Sevgi zorunlulukla aktığındaysa çirkinlik vardır.
    Unut ma, özgürlük sevgiden daha yüksek bir değerdir. Bu nedenle Hindistan'da nihai olana biz "moksha" deriz; moksha "özgürlük" demektir. Özgürlük sevgiden daha yüksek bir değerdir. O halde, şayet sevgi özgürlüğü yok ediyorsa buna değmez. Sevgiden vazgeçilebilir, özgürlük kurtarılmalıdır; özgürlük daha yüksek bir değerdir. Ve, özgürlük olmadan hiçbir zaman mutlu olamazsın, bu imkânsızdır. Özgürlük her erkeğin, her kadının özünde taşıdığı arzudur; mutlak özgürlük, kesin özgürlük. O yüzdendir ki kişi, özgürlüğü yok eden herhangi bir şeyden nefret etmeye başlar
  • Unutmak istediklerim / şimdi etrafımda dans edip duruyorlar / ve bir diken gibi gözüme / tenime / yüreğime batıyorlar ..
  • Cinsiyet belirten arkaik sözcüklerde ilk sözcüğün dişil olduğunu (örneğin ma, anne), eril sözcüğün ondan türetildiğini (man) görürüz; dindeki erkek yaratıcının tanrı-anadan çıktığı inancı dile yansıtıldığı için, erkekler üretim güçlerini ele geçirince büyüyü kadınlara yasakladılar, erkek dininde eski düşünceye yanıt olarak kadının erkek yaratıcıdan çıktığı düşüncesi yayıldı ve dile yansıtıldı. Örneğin man sözcüğünden mana/mene (hanım, kraliçe) sözcükleri türetildi, ilk ma sözcüğü geriledi, unut(tur)uldu.
  • Şunu unutma ki, dostum, masumiyet bütün gücünü yine masumiyetten alır..
  • Necip Fazıl Kısakürek'in kız kardeşi Selma'nın vefatı, üzerine bir de annesinin verem oluşu ve tedavi için İsviçre’ye gönderilmesi... Necip Fazıl, ilk defa yatılı talebedir...

    İşte bu durumlarda Necip Fazıl, Rıza Tevfik'in "Selma sen de unut yavrum" şiirini okuyarak Boğaziçi'ne bakan büyük pencereler önünde gözyaşı dökmüştür...

    İşte o şiir:

    Rıza Tevfik Bölükbaşı
    Selma... Sen de Unut Yavrum!

    Bir akşamdı, evimizde ecel kanat germişti,
    Anneni - bir cellad gibi - vurup yere sermişti.
    Ölüm ile pençeleşen bir hayatın güreşi,
    Sekiz yıldan sonra dinmiş; nihayete ermişti.
    Adalar'ın denizinde batan akşam güneşi
    Sönük, ölgün ışığını çamlıklara dökmüştü.
    Evde yoktun, sonra geldin, dağda kırda gezmiştin;
    Lâkin bilmem bu yokluğu nerden, nasıl sezmiştin?
    Güzel ela gözlerine bir öksüzlük çökmüştü,
    Gözyaşımda dehşetli bir sır arayan gözlerin,
    Issız kalan vicdanıma karanlıklar serperdi.
    '-Baba! Annem nerde? ' dedin,hep tüylerim ürperdi:
    Hançer gibi ta ruhuma battı yaman sözlerin.
    O gün bugün 'Annem nerde? ' diye ba'zı sorarsın,
    Gülümserim gözyaşlarım sakin sakin akarken;
    Uzaklarda bir şey arar, ufuklara bakarken,
    Benim dalgın gözlerimde hayalini ararsın.
    O tâli'siz bi-çareyi bak ben bile unuttum,
    Gönlümdeki iniltiyi ninnilerle uyuttum.
    Unut kızım, sen de unut, anma artık adını;
    Yabancıdır bize, sorma o zavallı kadını.
    Sorma kızım, sorma yavrum,ben de bilmem nerdedir;
    Onu örten kara toprak bir karanlık perdedir.
    'O ağaçlar neresidir? ' diye sorma güzelim!
    Gel, seninle yapayalnız çamlıklarda gezelim.
    O ağaçlar batıp giden güneşlerin gölgesi;
    O serviler hayal olan varlıkların ülkesi.
    Bak bu yanda daha dil-ber fidanlar var, kuşlar var;
    Beyaz, penbe çiçek açmış gelin gibi ağaçlar.
    Bahar olmuş bak her yere hayat nuru saçılmış,
    Gözyaşların döküldüğü yerde güller açılmış.
    Güneş senin, bahar senin, bak sen de bir çiçeksin;
    Gül ki, benim küskün gönlüm o gülüşe özensin,
    Sessiz dağlar kahkahana cevap versin, bezensin.
    Ölüm şeklindeki sırrın ma'nasını düşünme
    Gölge gibi bir varlığın ru'yasını düşünme
    Sabahı yok, nihayetsiz karanlıklar içinde
    -Bir kıvılcım gibi- bir an beliririz, söneriz.
    Varlık budur benim için, hatta senin için de;
    'Bir hakikat var mı? ' derken bir hayale döneriz.
    Nice yüzler gördüm, geçti - ben unuttum- besbelli;
    Her çehre bir hayalettir bu süreksiz ru'yada
    Unut yavrum, sen de unut! . Bu ölümlü dünyada
    Her cefayı unutmaktır bizler için teselli.
    Sonbaharın matemini gözlerimde okuma...
  • Şeyh Galip
    Tedbîrini terk eyle takdîr Hudâ’nındır
    Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümânındır
    Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
    Devrân olalı devrân erbâb‐ı safânındır
    Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
    Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

    Hakk'a âşık olanlar, Hakk'ın takdîrine râzıdırlar çünkü başlarına ne gelirse gelsin hepsini Hakk'dan bilirler. Onlar, sebeblere aslâ bel bağlamazlar, müsebbibü'l-esbâba güvenirler. Tam bir teslîmiyyetle Hakk'a bağlı oldukları için kendilerinde bir varlık da görmezler. Tevhîd-i ef'âl sırrına eren ve aşk-ı ilâhî ile safâ bulanlar için gam ve keder yokdur. "Bu niye böyle oldu, şu niye şöyle oldu" diye gam ve keder çekmek ve takdîre itiraz etmek, lâ fâile illallah sırrına vâkıf olamayan avâmın işidir.

    Meyhâneyi seyretdim uşşâka metâf olmuş
    Teklîf ü tekellüfden sükkânı muâf olmuş
    Bir neş’e gelip meclis bî-havf u hilâf olmuş
    Gam sohbeti yâd olmaz meşrebleri sâf olmuş
    Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
    Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

    Allah'a ulaşmak isteyen tâlibler, aşk-ı ilâhî şarâbının sâkîsi olan ehlullahın yani kâmil mürşidlerin etrâfında pervâne olurlar. Ehlullahın meclislerinde bulunanlarda öyle bir manevi neş'e olur ki dil ile tarif edilemez. O meclislerde gam, kasâvet, tekellüf ve zahmet bulunmaz. İbâdetler ve zikirler aşk ile, hizmetler şevk ile yapılır.

    Ey dil sen o dildâre lâyık mı değilsin ya
    Da'vâ-yı muhabbetde sâdık mı değilsin ya
    Özrü nedir Azrâ’nın Vâmık mı değilsin ya
    Bu gâm ne gezer sende âşık mı değilsin ya
    Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
    Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

    Ehlullahın meclislerinde bulunmakdan sohbetlerini dinlemekden lezzet almayanlar, aşk-ı ilâhînin tadını tadmayanlardır. Aşkdan nasîbi olmayan âşıkların hâlinden anlayamaz.

    Mahzûn idi bir gün dil meyhâne‐i ma'nâda
    İnkâra döşenmişdim efkâr düşüp yâda
    Bir pîr gelip nâgâh pend etdi 'alelâde
    Al destine bir bâde derd u gamı ver bâda
    Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
    Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

    Eğer başına bir iş gelip de gamlanacak olursan, başına gelen mûsîbet için kara kara düşünüp efkârlanman Hakk'ın takdîrine itiraz etmek demekdir. Böyle yapacağına aşk-ı ilâhî şarâbından iç de gam ve kasâveti unut. O şarabı zikir meclislerinde, ehlullah sohbetlerinde bulursun.

    Bir bâde çek efzûn kap meclisde zeber‐dest ol
    Atma ayağın taşra meyhânede pâ‐best ol
    Alçağa akar sular pây‐i huma düş mest ol
    Pür-cûş olayım dersen Gâlib gibi sermest ol
    Âşıkda keder neyler gam halk‐ı cihânındır
    Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır

    Bir Allah dostunun elinden kadeh kadeh aşk şarâbı iç. O Allh dostunun yanından hiç ayrılma. Susuzluğunu gidermek isteyen su küpünün dibinde oturmalı değil mi? Aşkullah ile dolmak isteyen de sâkî-i aşk-ı ilâhî olan evliyâullahın huzûrundan ayrılmamalıdır.

    Şeyh Gâlib el-Mevlevî
    Kuddise Sırruh