• 202 syf.
    ·Puan vermedi
    ''...Beni anlamıyorlardı zararı yok. Zaten beni daha kimler anlamadı...''
    Yalnızlığı yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.....


    Kitap sırasıyla:

    beyaz mantolu adam
    unutulan
    korkuyu beklerken
    bir mektup
    ne evet ne hayır
    tahta at
    babama mektup
    demiryolu hikayecileri

    hikayelerini barındırır.

    kitap;
    'kalabalık bir topluluk içindeydi. başarısızdı' cümleleriyle başlar, 'ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?' cümlesiyle biter. farklı iki hikayeden alınmış bu üç cümle kitabı özetlemektedir sanki.

    bu sekiz öykü arasında en beğendiğim öykü; kitaba adını vermiş olan 'korkuyu beklerken'. konu, yapı ve anlatım olarak tutunamayanlar'a en yakın bulduğum öykü de yine bu öykü.

    Oğuz Atay’ın türk edebiyatına mal olmuş öykülerinden 'beyaz mantolu adam', tüylerimi diken diken etmiş kısa öykü 'unutulan', kaybedilmiş özgüvenin hikayesi 'bir mektup', ve bir başka mektup öyküsü 'babama mektup' en çok dikkatimi çekmiş diğer öyküler.

    kitaptaki farklı hikayelerden küçük küçük alıntılar yapacak olursam:


    --- spoiler ---

    ‘…ben yoktum; hatta ben yokum, olmadım diyemeyecek bir yerdeydim; kelimeler bile yan yana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. ne olurdu benim de kelimelerim olsaydı; bana ait bir cümle, bir düşünce olsaydı. binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı! çok insan için söylendi ama, sana da uygulanabilir denilseydi….’

    ‘…yüzüm, günden güne hiç değişmediği halde (bunu, her sabah aynada yaptığım gözlemlerle biliyordum), resimler arasında vahim farklar vardı. bu değişikliği, yüzümde izleyemediğim için üzüldüm. hiçbir şeyin gelişimini (ya da çöküşünü) izlemek mümkün olmuyordu….’

    ‘…yabancıları da sevmezdim ayrıca. yabancı ülke temsilcilerini hiç. bunlar bana, vatandaşlarımı kandırmak için gönderilmiş gibi gelirdi. casus filan demek istemiyorum. yabancı ülkelerde yaşama hasreti içinde kıvranan vatandaşlarımı azdırmak için gönderilmişlerdi sanki bunlar. bakın, derlerdi; biz koyu ve ciddi elbiselerin giyildiği, sokaklarında büyük arabalarla gezilen ve salonlarında değerli içkilerin sunulduğu ziyafetler verilen bir ülkenin insanlarıyız. özentili vatandaşlarım da içlerini çekerlerdi: ah, ne kadar öylesiniz!...’

    ‘…bütün hafızamı, hayal gücümü zorluyordum; geçmişe ait bir şeyler hatırlamak, bir şeyler görmek istiyordum. olmuyordu. aslında düşününce, canım şu zamanda şöyle olmuştu, annenim yüzü beyazdı ve yatay çizgiliydi, okula başladığım gün ne kadar korkmuştum diyebiliyorum. fakat, mesela bu değildi; mesele, bir şeyleri, sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. bense bunu hiç becerememiştim. ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim; kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile….



    ‘…heyecanlarımı hep gelecekteki günler için saklamıştım; babam öldüğü zaman bile yeteri kadar üzülmemiştim, mezarın başında küçük ayrıntılara takılmıştım. bir ağacı, bir kuşu filan seyrederken değil, düşünürken sevmiştim. hayır belki de kendimi yaşanacak güzel günler için saklamamıştım: belki de sadece duygularımda her zaman biraz geç kalıyordum. babam öldükten iki yıl sonra bir akşamüzeri, biraz üzülür gibi olmuştum. bazı kitapların da yıllar geçtikten sonra anlamlarını sezmeğe başladım. babam ölmüştü. eski kitapları da okuyamazdım artık…’
    ‘…acaba senin de bilinçaltın var mıydı babacığım? bana öyle geliyor ki sizin zamanınızda böyle şeyler icat edilmemişti. sanki osmanlıların böyle huyları yoktu gibi geliyor bana. senin fesli ve redingotlu resimlerini gözümün önüne getiriyorum da, bu görüntüyle ‘varoluşçu bir bunalım'ı yan yana düşünemiyorum doğrusu. aslında bizler de bir özenti içindeyiz; ama ne de olsa bu kurt içimize düştü bir kere babacığım; bazı meseleleri bu yüzden büyütüyoruz…’

    ‘…gene de sonunda sana bütünüyle benzemekten korkuyorum babacığım: yani ben de sonunda senin gibi ölecek miyim?...'

    keşke bir süre daha yaşasaydı da "türkiye'nin ruhu"nu bir de kendisinin gözlerinden görebilseydik dedirten yazar. ayrıca "bir bilim adamının romanı" adlı kitabı unutulmasın, çok yönlü bir insan olmanın hiçbir zararının olmadığını da
    gayet güzel izah etmiştir bu kitabında..

    biraz unutulan, kısmen tutunamayan... hayatın içeriğine uzaktan gülümseyerek bakan; modern türk edebiyatının başyapıtlarından birinin sahibi olan.
    Oğuz Atay......


    'korkuyu beklerken' gölgede kalmaması gereken önemli kitaplarından birisidir....
  • 202 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Oğuz Atay'ın Beyaz Mantolu Adam, Unutulan, Korkuyu Beklerken, Bir Mektup, Ne Evet Ne Hayır, Tahta At, Babama Mektup, Demiryolu Hikayecileri - bir rüya adlı hikayelerinden oluşan 1975 yılında ilk basımı yapılan muhteşem eseriyle karşı karşıyayız. Bu eserle birlikte Atay sadece iyi bir romancı olmadığını aynı zamanda kusursuz bir hikayeci olabildiğini de bizlere gösteriyor. Sekiz hikayenin tamamı da muhteşem.

    Bireyin aydınlandıkça, yalnızlaştığı ve korkuları ile yüzleşirken umutsuzluğun derin bataklığına saplandığını gösteren ama bunu yaparken de mizahını asla elden bırakmayan bir anlatımla karşı karşıyayız. Çok sağlam bir toplum eleştirisinin yanında bireyin varoluş sancılarını ustaca betimleyen tüm hikayelerde gri bir atmosfer hakim. Oğuz Atay anlaşılamamanın verdiği öfkeyi, mizahın eleğinden geçirerek,incelikle sayfalara dökmüş.

    Özellikle Korkuyu Beklerken adlı hikayeden çok etkilendim. Abartısız bir şekilde şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki; şimdiye kadar okuduğum en iyi hikayeydi. Kahramanın yalnızlık hissiyatı, yaşadığı korkular ve yaratılan izolasyon hissiyatının gerçekçiliği beni büyüledi. O kadar muhteşem ki okuduğunuzu unutup yaşamaya başlıyorsunuz. Çünkü anlatılan duygular ve korkular aslında hepimizin içinde var olan ama nedense itinayla yokmuş gibi davranmaya çalıştığımız şeyler.

    Oğuz Atay'ın romanlarında kullandığı dilin aksine son derece sade ve daha rahat okunabilen bir dile sahip Korkuyu Beklerken kitabı. Bu yüzden Oğuz Atay'ı daha önce okumadıysanız başlamak için iyi bir eser olur diye düşünüyorum.Herkese şiddetle tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum.
  • Sonra 'onu' görmüştü sokakta; bütün mutsuzluğuna,kendini zayıf hissetmesine,ölmek istemesine rağmen 'onun' gözlerindeki ilgiyi,insanı alıp götüren başkalığı fark etmişti nedense.
    O gün eve yalnız dönmüştü tabii. Ne kadar daha çok gün ev yalnız döndüm ondan sonra da...
  • 96 syf.
    ·3 günde
    Kitap 2 hikayeden olusuyor. 2.nci hikaye iş bankasinin yayinlamis oldugu BiR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ adli kitabiyla ayni oldugunu hatirlatmak isterim. Ceviri olarak gayet basarili buldum. Konu olarak Saray hayatının vermiş olduğu gösterişe vede şatafatlı yaşamına alışan Mademe de Prie sürgün edilerek köy hayatına geçiş süresinde ki vermiş olduğu içsel savaşı anlatan hikayede durumuna üzüleyim mi yoksa köylü halk karşısında takınmış olduğu kibrine kızayım mı bilemedim.
  • 202 syf.
    ·18 günde·Beğendi·9/10
    Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay'ın hikayelerini yayınladığı eseridir. Bu öykü kitabı 8 hikayeden oluşmaktadır.

    1.Beyaz Mantolu Adam
    2.Unutulan
    3.Korkuyu Beklerken
    4.Bir Mektup
    5.Ne Evet Ne Hayır
    6.Tahta At
    7.Babama Mektup
    8.Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya

    Oğuz Atay, bu hikayelerinde kurguladığı kahramanlar aracılığıyla, toplumdan kendini soyutlayan, yalnızlaşan, sorunlu bireyleri anlatmış. Umutsuzluk ve karamsarlık yazarın bütün hikayelerine hakimdir.

    Beyaz Mantolu Adam ve Korkuyu Beklerken adlı hikayeleri daha etkileyiciydi. Eserde Oğuz Atay'ın kendi hayatındaki sorunları dile getirdiği çok rahat belli oluyor. Zevkle okunacak bir eser, iyi okumalar.

    Ve son olarak;

    Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?