• Albert Camus; "fırtınanın şiddeti ne olursa olsun, martı sevdiği denizden asla vazgeçmez" diyor. Belki karnını doyurduğu için belki de özgürce kanat çırpabildiği için seviyor denizi. Kim bilir belki de kendini orada daha güvende hissediyordur. Seven insan için sevdiğinin yüreği de öyle değil midir?

    "Aşk inanmanın şiiridir" der Peyami Safa. Martının denize kandığı gibi kanar insan sevdiğine. Huzuru, mutluluğu ve tabi aşkı onda bulacağına inanır canı gönülden. Kalbi kanatlanır yürek denizinde. Unutur her şeyi.

    Martı sanır ki hiç yorulmayacak kanatları. Hep gökyüzünde kalabilecek dilediğince. Ama an gelir yüzleşir gerçekle. Sadece uçmak değildir özgürlük denizin üzerinde alabildiğine. Konacak bir yer lazımdır eninde sonunda.

    İşte akıl ve kalbin savaşıdır bu. Mevlana Hazretleri "aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır" demiş. Güzel de söylemiş. Bu denizin güzelliğine vuruldunsa, üzerinde kanat çırpmaksa niyetin bir daha konacak yer bulamamayı göze alacaksın.

    Son olarak Ahmet Altan'ın bir sözü geliyor aklıma; "ölümü bile ikinci sıraya düşüren bir durumdur aşk." İşte böyle azizim. Bilmem anlatabiliyor muyum?
  • //‘Zamansızlık’; Günümüzde, sorunların kaynağı aslında.
    Zamansız sevgiler, ortaya hep ayrılıklar, uzaklıklar, yalnızlık ötesi yalnızlıklar, ruh bozuklukları, psikolojik sarsıntılar getiriyor.
    Zamansız kaybedişler, derin ve kapanmaz yaralar açıyor.Bir gün ansızın bir el avucunuzun içinde buz gibi oluyor, ambulansla gönderdiğiniz insan tabutla dönüyor, babanızı alıp götürüyorlar, 8 ay onsuz yaşıyorsunuz tüm duyguları..
    Zamansız gelen insanlar, bir daha gidecek diye her gece bakıyorsunuz yerinde mi..Hastanede yoğun bakım kapısında beklediğiniz , ölecek denen hasta sonrasında yaşıyor, beyniniz ölecek diye kodladığı için, her an ölecek psikolojisi oluyor.
    Zamansız yaşanan acılar, ‘AMANSIZ’ diriliyor kalpte...Yastığa başınızı koyduğunuzda, uyuşturucu çekmiş gibi kafanız uyuşuyor, beyniniz bir bilgisayar gibi çöküyor, doktordan önce tümör teşhisi koyuyorsunuz.Tümör, sadece hastalık değildirki. Tümör, hastalıklı düşünceler sonrası , kafanı hissedememek, kafanın uyuşması, sonrasında çevrende gördüğün nesnelerin bulanıklaşması, çoğu zaman nerde olduğunun aniden farkına varıp , hala yaşıyor muyum ya, diye düşünerek bir iç çekiştir.
    Zamansız mutluluk, korkutur insanı.Hele bünye acıya alıştıysa, geçici gelir mutlulukta..
    Zamansızlık yorar insanı, bir süre sonra beklemez olur insan.Zamanı unutur, tarihleri, saatleri unutur..Ölümü bekler sadece, hayatın başı ve devamından daha güzel gelir hayatın sonu..Özlemle bekler, selâyı..
    Zamansızlık, devâsı olmayan , her an her yerde karşımıza çıkabilecek bir rahatsızlıktır...Ve buna yakalanan, kolay beri kurtulamaz elinden..
    |Aişe BOZDEMİR🔏
  • Hatırlıyorum. Unutur muyum hiç.
    Demişti.
  • Temel ile Dursun, bir kayık kiralayıp denize açılmışlar.

    Oltaları atar atmaz, balıklar oltaya takılmaya başlamış.

    Öyle çok balık tutmuşlar ki; Temel ile Dursun’un keyifleri yerindeymiş.

    Temel Dursun’a demiş ki:

    – Ula Dursun, ha buraya bi işaret koyalım.

    Yarın burayı bulmamız kolay olur.

    Derken sahile dönmüşler.

    Kayıktan inerken Temel Dursun’a sormuş:

    – Ula Dursun, işaret koymayı unutmadın değil mi?

    – Ula, hiç unutur muyum? İşaret tamamdır da!..

    – Nasıl işaret koydun?

    – Bana soracağına kayığın ucuna bak da!..

    Çarpı koydum.

    Temel sinirlenmiş:

    – Ula, o işareti denize yapacaktın, kayığa değil.

    Aynı kayığı başkası kiralarsa, gitti balıklar!..
  • Tırnaklarımı geçirsem kalbime, unutur muyum ayrılığın acısını...