Temelinde yatan şey itaatsizlik değil bence. Özgürlüğü matruşka bebeğe benzetirsek eğer itaatsizlik matruşkanın boyutlarından birini temsil eder. Matruşkanın en küçük bebeği, yani özgürlüğün temelinde yatan şey ölümü kabullenmektir kanımca.
Özgür kılar fakat olayı özgür kılınma olarak görmek mantıksız bana göre. Çünkü insan bu yaşama ait değil, ölüm onun bir parçası. Yani aslında insan tamamen özgür fakat içerisine doğduğu ezberci yaşamda ölümü algılayış şekli yanlış bence. Bu yüzden ölümü kabullenmeyi itaat etmek veya boyun eğmek gibi görmüyorum. Olması gerekeni fark etmek ve kabullenmek daha doğru gibi bence. Kabullenişin huzuru getireceği kısmen doğru, getiremeyebilir belki. Herkes için mapushane gülü oluyoruz denilemez. Kabullenişin nasıl gerçekleştiği önemli. Zorunlu-çaresiz olarak kabulleniliyorsa eğer, özgürlük yanılsaması meydana gelir. Fakat, kabullenmenin ardından değerlerde, düşüncelerde, yaşayış şeklinde vs. değişiklikler meydana geliyor ise özgürleşmek mümkün gibi. (anlatımı iyi yapamadım büyük ihtimalle eheh) Yani daha da açmam gerekirse; hiçliğe düşmek ile hiçlikten beslenmek arasındaki fark gibi(mi?acaba)
Temelinde yatan şey itaatsizlik değil bence. Özgürlüğü matruşka bebeğe benzetirsek eğer itaatsizlik matruşkanın boyutlarından birini temsil eder. Matruşkanın en küçük bebeği, yani özgürlüğün temelinde yatan şey ölümü kabullenmektir kanımca.
Değişik bir bakış açısı, itaat ettikçe özgürleşir miyiz yani? Boyun eğmek örneğin ölüme, bizi özgür mü kılar? Nietzsche’nin “Özgür mü diyorsun kendine, sana hükmeden düşünceni duymak isterim.” Dediği noktadaki hükmeden düşünce kabullenişin acıyı uzaklaştırıp huzuru getireceğidir o halde, o zaman biz itaati özgürlük sanan mahpushane gülleri olmuyor muyuz? :D