• ABD’nin Kaliforniya eyaletinde Livermore İtfaiye Müdürlüğüne hediye edilen ampul tam 115 yaşında. 1903, 1937 ve 1976 yıllarında yaşanan elektrik kesintileri dışında hiç sönmediği söyleniyor. 60 wattlık ampulün şu anda ise 4 wattlık ışık yaydığı söyleniyor. Bu ampulü icat eden kişinin ise Edison ile “En iyi ampulü ben yaparım.” rekabetine giren Adolphe Chailet olduğu bilinmektedir. Şimdi onca yıldır çalışmasıyla bilim adamlarını şaşırtan, Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye hak kazanmış ampulün sırrını birlikte inceleyelim.
    Bilim adamları ampulün tam olarak sırrını ortaya çıkartamasalarda, nedeninin planlı eskitme denilen kavramla ilgili olduğunu belirtmekteler. Planlı eskitmenin ne olduğu ve nasıl işlediğini inceleyelim;

    Planlı eskitme, ürünün belirli bir kullanımının ardından işlevini yitirmesi olarak tanımlanır. Bunu yapan kişiler ise üretici firma üretici firmalardır. Çünkü bir ürüne ihtiyacı olan kişi mağazalardan ürünü tedarik eder. Ürün belli zaman sonra ömrünü doldurduğunda tüketici tekrar bu ürünü yeniden almak zorunda kalacaktır. Bu da üreticinin işlerini artıracaktır.

    Şimdi bir x cihazı üreticisi düşünelim. Üreticimiz, ürünlerini önceden tasarlayacak ve en düşük özellikli x cihazından başlayarak belli aralıklarla ürünlerini piyasaya sürecektir. Bu sayede bir önceki cihazın özelliği ihtiyaçları karşılamada zorlanacak ve tüketiciyi bir sonraki modeli almak için psikolojik baskı yapacaktır. Bu olaya da endüstride sistematik eskitme adı verilir. 1900’lü yıllarda planlı eskitme zorunlu hale getirilmek istense de bu olmadı. Bunun yerine 1950 yılında planlı eskitmeyi zorunlu hale getirmek yerine, insanlar için ürünleri çekici hale getirilmesi hedeflendi. Şimdi tekrar konumuza dönerek gizemli ampulün sırrını ortaya koyalım. Araştırmalarımızdan yola çıkarak lambanın üretildiği dönemde planlı eskitme kavramı yoktu diyebiliriz. Yani o dönemlerde bir ürün yüzyıllar boyunca kullanılabilmesi için tasarlanıyordu.
    Günümüzden bir tespit yapacak olursak; ürün aldığımız bir mağazaya, ürün tamiri için gittiğimizde müşteri temsilcisinin ‘bunu yaptırmak, yenisini almaktan daha pahalı olur.’ demesinin nedeni de bariz planlı eskitme kavramının var olduğunu ortaya koyar.
    Ampulü Canlı İzleyebileceğiniz Link;
    http://www.centennialbulb.org/cam.htm
  • Marx der ki: "gelişmelerinin belirli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o günkü üretim ilişkileriyle -ya da aynı şeyin hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkileriyle- (sayfa 22) çatışmaya girerler. ... O zaman bir toplumsal devrim dönemi başlar." Ama, "hiç bir toplumsal düzen, içerebileceği bütün üretici güçler gelişmeden, asla yok olmaz
  • Bir mimarın ana görevinin, çok popülist ve hemen akla gelebilir konularla ilgili birtakım eleştirilerde bulunmak yerine, kentin toplumsal hayatını zenginleştirecek, kenti gerçekten yaşanabilir kılacak projelerin içinde ve bu projelerin bütün zorluklarıyla cepheden yüzleşerek üretici olması olduğunu düşünüyorum.

    Emre Arolat
    https://youtu.be/5N2XG5k1RKw
  • ‘Engelleyici devlet’ rolünü oynaması ve özellikle İngiltere başta olmak üzere batı emperyalizminin desteklediği yahudi yapının kurulması düşüncesi, İslâm dünyasının kalbinde batıcı, siyonist, emperyalist tehlikenin zirvesini temsil etmektedir. Çünkü, İslâm dünyasının Asya ve Afrika’daki iki kanadını birbirinden ayrı iki parçaya bölmeyi hedeflemektedir. Bahsedilen proje, bu yönüyle İslâm dünyasını zayıflatmayı, onun birliğini engellemeyi ve hammadde üreten bir üretici ama batı üretiminin de tüketim pazarı olarak başkalarına kuyruk, kendi dairesi içerisinde, kendi kabuğuna çekilmiş, kalkınmaktan aciz, dağınık hale getirilmiş, İslam ümmetinin birliğini zayıflatıp engellemeyi amaçlamıştır. Aynı zamanda yıkılış dönemindeki Osmanlı Devleti’nin yerini tutacak büyük İslâmı bir gücün ortaya çıkmasını engellemeyi de amaçlamaktadır. Hiç şüphesiz siyonist yahudi yapının varlığını sürdürmesi ve -düşman bir ortam içinde- yerleşip gelişmesi denklemi onun etrafını saran Müslüman ülkelerin zayıf, birbirinden ayrı ve geri kalmasının sağlanmasıyla yakından ilişkilidir. Aynı şekilde İslâm ümmetinin kalkınma, birlik ve güç sahibi olma denklemi de kalbine çöreklenmiş bu siyonist projenin sonunun getirilmesiyle yakından ilişkilidir.
  • "Tanrı" yerine "Allah", "yaratıcı" (insandan bahsederken) yerine "üretici" kelimesini kullansak daha hoş olmaz mı sizce de ¿
  • Karl Marx, ütopyacıların bir düşmanı, bir materyalistti. Üretici güçlerin gelişmesine ve sınıflar arasındaki mücadeleye, insanlığın kurtuluşunun güvencesi olarak bakardı.
  • Arkadaşlar! Kapitalizmin oyununa gelmeyelim.(bunu kendi açımdan da söylüyorum) En başta, sevdiklerimizin özel günlerini kutlayalım,tamam, ama bunu bir ticarete dönüştürmek isteyenlere de yardımcı olmayalım. Batı bizi üretici toplum olmaktan çıkarıp tüketici toplum haline sokmak istiyor, ruhsuz ve aşksız bir toplum olmaktan çıkarıp maddeye tapan bir topluluk halini almamızı amaçlıyor, bunu göz ardı etmeyelim. Bir düşünelim; en basitinden, arkadaşımızın doğum gününde onun için satın aldığımız(kol saati örneğin) şeyde ona karşı beslediğimiz muhabbetten ne kadar var? Ya da o şey duygularımızı ne kadar ifade edebilir? Söylesenize o eşyayı ona verirken, yüzümüzdeki o gülümseme, ya da hediyenin arasına sıkıştırdığımız birkaç cümlelik kağıt parçası olmadan o hediyenin ne anlamı kalır ki. Anneler gününde bir çocuğun kuyumcudan en pahalı ve şık kolyeyi alması, onun bir sabah kalkıp "bugün sofrayı ben hazırlayacağım anneciğim" demesi yanında yanında bir hiçtir.
    Unutmayalım, insan küçük şeylerden mutlu olup kendi yüceliğini hep görmezden gelen bir varlıktır. Biraz daha dikkat😉