• Bu çeviride sık sık karşılacakları "uyumsuz" sözcüğü okurlara biraz bulanık gelebileceği için küçük bir açıklama yapmakta yarar var. Bu sözcük, sözlük anlamı "usa, mantığa uymayan, abes, saçma, boş, anlamsız" olan absurde sözcüğünün karşılığı olarak kullanılmıştır. Ama sisifos söylenin' de absurde sözcüğü bu anlamı aşar, insan ya da düşünce sözcüklerinin sıfatı olduğu zaman, insan açısından evrenin mantığa aykırılığını, tutarsızlığını anlamış, her şeyi olduğu gibi gören, bilinçli insan ya da düşünceyi belirtir.
  • Anlamı kavrayamadığım bu dünya gerçekte uçsuz bucaksız bir usa aykırılıktan başka bir şey değil.
    Albert Camus
    Sayfa 44 - Us (akıl)
  • Dada, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmış bir inanç bunalımının, yenik düşmüş görünen bir rasyonalizme karşı uyanan bir güvensizliğin belirtisidir. Her türlü sisteme karşı, akla gelebilen her şeye karşı, sanata karşı bir çıkış. Bu arada, elbet, kendine de karşı olduğu için, çok kısa sürdü. Yine de bir sistem olan gerçeküstücülüğe kavuştu. Gerçeküstücülüğün bir sistem oluşu da şurda: Ussal olan gibi, ussal olmayanın da bir sistem içinde devindiği, devinebileceği kanısındaydı.
    Burda dikkati asıl çekmesi gereken nokta şudur: Dada, bir sanat akımından çok umutsuzluğun, daha doğrusu güvensizliğin yarattığı bir patlamadır. Usa, mantığa karşı bir patlama, her şeyden önce. Ama hemen gerçeküstücülüğe bitişmiştir. Böylece bir bakıma gerçeküstücülüğün ilk ağıntısı, ilk belirtisidir de. Dadacıların hemen hepsi çok geçmeden gerçeküstücü olmuşlardır. Usa karşı patlama, sonunda, ussal olmayanı yasa olarak benimsemiştir. Bunun için, sonunda gerçeküstücülüğe varmamış bir Dada düşünemiyorum ben. Şu da var: Bugün tek bir şair gerçeküstücü olabilir, ama tek şair Dadacı olamaz. Hatta, söyleyeyim, Dada yinelenemez. Bir başına yinelenemez.
  • "Bilim yaratılışın üzerindeki sır perdesini sanki hiç kaldıramayacakmış gibi görünüyor. Mantığın gücüne inanan bilim adamı için öykü kabus gibi bitiyor. Bilgelik dağına tırmanmıştır. Tam en yüksek zirveyi fethetmek üzere yolunun üzerindeki son kayayı aştığı sırada; yüzyıllardır orada oturan teologlar tarafından karşılanmıştır."
    Robert Jastrow, God And Astronomer, USA 1992, s.107
  • Selam sabah yok bu kez kikirikler .. "Bodos konuya girmeli" incelemelerimden biri olacak bu .. Yazacak çok şey var ve biliyorum ki yine istediğim gibi bir inceleme olmayacak , yine arada derede unuttuğum bir dolu konu kalacak .. Nasıl olmasın ki ? Söz konusu isim JACK LONDON !!!

    Bu adamı cidden çok seviyorum .. Dili , anlatım kabiliyeti ve edebi çerçeveye alabileceğimiz ne varsa onun adına ,hepsini geçiyorum bir kalemde ..Bunların hepsi bir yana ..Bu adamın duruşu , ideolojisi ve yaptıkları öyle yüce ki her kıtada birer tane yaşayan Jack London daha olsa sanırım cennet kavramı öte dünyaya kalmazmış .. Her kitabında ayrı özelliklerini keşfettiğim nadide isimlerden biri kendisi .. Bu kitabıyla da bir kez daha oscarı kendisine gönderiyorum.. Biliyorsunuz ki ben genellikle incelemelerimi spoiler vermeden daha çok kitabın okunmasına katkı sağlayacak ara elemanlarla vermekten yanayım.. Tarih , zaman ve yer değişkenlerini İŞSİZLİK sosuna bandırıp öyle getiriyorum önünüze .. Bu kitabı alıp okuyacaklar ve hatta okuyanların çoğu yüzeysel bir hapishane romanı ardında astral seyahatler tribiyle okuyacaklar ya da okudular .. Ama kitabın içinde öyle bir isim var ki işte o tüm bu romanı bambaşka bir düzleme taşıyor ..Ve haliyle giriş - gelişme - sonuç olarak aktarmak istediğim bu inceleme de böylesine uzuyor.. O yüzden kahveni - çayını - biranı ( AHLAK BOZMAZSAM OLMAAAAAAZ !) al .. Yak sigaranı başlayalım ..

    Daha önceki incelemelerimde de belirttiğim üzere senin içinden geçti dediğin adamların mensup olduğu felek çemberleri kümesi ,bu adamın içinden geçtiği felek çemberi yanında ancak elinde pamuk helvayla annesine sarılmış , yüksekten manzara seyreyleyip pamuk helvayı dişleyen çocukların bulunduğu bir dönme dolap olabilir .. Az sonra bir kaç kalem de örnek vereceğim için uzun uzadıya saymak istemiyorum başından geçenleri.. İsteyen şu incelememe baksın (#24776554).. Bu romanın yazımına sebep olan olaylar esasen Jack London ' ın ünlü olmadan önceki hayatını DEMİRYOLLARI ile kesiştiriyor .. Nasıl oluyor o dersen ... Henüz ünlü olmadan ve Martin Eden ' a rol model olacak günlerin startını vermezden öncesinde Jack London avare dediğimiz , amerikan kültüründe ise HOBO olarak nitelendirilen insanlarla geçen bir zaman aralığı atlatıyor.. Korsanlık yaptıktan sonra parasız kalmasından dolayı 16 yaşında seçtiği bu yolla yaz kış demeden yük trenlerinin katarlarında ve vagonların altında yer alan fren makaslarında seyahat ederek yaklaşık 4800 (?!?!) km yol yapıyor 2 sene boyunca.. Dile kolay !! Gel zaman git zaman sonrasında diyor ki " Yauv arkadaş ölmeden şu Niagara Şelaleri'ni bir de ben görem. Orlara gitmişken bir de Kentucky usulü menemen yerim." Tabii Hobo olarak anılan , bizimse avare dediğimiz İŞSİZ( <3 ) güçsüz , toplumun bodrum katında yaşayan bu insanlar amerikan halkı nezdinde "kaka" şahıslar o günlerde (nasıl ? miden kalktı di mi? =) ). Hal böyle olunca şehre indikten bir kaç saat sonra polis tarafından sorgusuz sualsiz toplumun huzurunu bozmaktan haksız yere gözaltına alınıp 1 ay hapis cezasına carptırılıyor bizimki .. Jack "Lundon" (kayıtlarda bu şekilde geçiyor ) ismiyle sicilindeki isyan bayrağını göndere çektiği tarih 29 Haziran 1894.. 1 ay çok kısa bir süre ama bakın bir röportajda kendisine yöneltilen bir soruya o günlerle ilgili ne cevap veriyor Jack London ...

    "Eğer olur da bir gün Yol isimli kitabımı okursan , ki o kitapta da kendi deneyimlerimin bir kısmını aktardım , New York 'un Buffalo bölgesindeki Erie Country hapishanesinde insanı ele geçirdiğini gördüğüm korkunç şeylerin büyük bir kısmını pek detaya inmeden yüzeysel olarak geçmiş olduğumu görürsün.Orada gördüğüm şeylerin basılabilmesi MÜMKÜN DEĞİLDİ, HATTA NEREDEYSE DÜŞÜNÜLEBİLMESİ BİLE MÜMKÜN DEĞİLDİ."

    1 ay geçiyor geçmesine ama bizimkinin de bağrını ikiye bölüp geçiyor .. Unutmuyor o günleri .. Hatta Demiryolu Serserileri adlı kitabında da yapılan haksızlıkların hesabını er ya da geç soracağını belirtiyor .. Dünyaca ünlü bir yazar olup voleyi vurduğunda, dönemin White House ' unu dahi yanında ahır kıvamında bırakacak büyüklükte bir çiftlik arsası alıp içine de Wolf House (VER MEHTERİ!) adını verdiği bir villa konduruyor..Haksız yere hapse atılmış insanlar adına yazışıp , onlara kefil olmak suretiyle çiftliğinde iş vererek hayatlarında hiç sahip olamadıkları ev ve iş sahibi olma şansı veriyor onlara .. Bu sırada bir de mektup arkadaşı ediniyor civardaki cezaevlerinin birinden..İsmi Edward Morrell .. Yani sizin bu kitapta Ed Morrell ismiyle tanıyacağınız mahkumlardan biri ..Mektuplaştıkları yıllar boyunca onu yasal yoldan savunmak için de baya bir çaba sarfediyor .. Özgürlüğüne kavuşturduğu Edward Morrell ' in hikayesini dinledikten sonra , kendi başından geçenleri de göz önüne alarak bu son romanını kaleme alıyor .. Bu bağlamda son günlerinde büyük buhranlar yaşayan Jack London ' ın , kitapta ismi geçen şahıs yoluyla ölümü "BÜKÜP bambaşka bir olguya evirmesi de son derece manidar.. Gerçek hayatta hapisten kurtardığı mahkum , iş kurguya geldiğinde romanda kendisine bambaşka boyutlar açıp onu esaretten kurtarıyor .. Hal böyle olunca şu an toprak altındaki Edward Morrell ' in ismi, bu kitabı okuyacak her birey ile beraber ölümsüzler listesine tekrar tekrar yazılıyor .. Bu açıdan bakıldığında da Jack London ' ın zekasını takdir etmemek mümkün değil..

    Kitaba gelecek olursak .. Jack London varoluşu ve evrim teorisini gerek romanlarında gerekse düşünce bazında çokca sorgulamış bir isim .. Misal Ademden Önce kitabı bu kitaptaki bazı fikirlerle paralellikler gösteriyor .. Ademden Önce 'de evrim yani genler yoluyla bize atalarımızdan miras kalan korkularımızı ve alışkanlıklarımızı sorgulayan Amerikalı Viking bu kitapta ise ölüm ve ruh kavramını yine benzer bir yolla sorgulayarak anlatmayı secmiş ..Tüm bunların arka planına ise yozlaşmış amerikan ceza ve hukuk sisteminin muhteşem eleştirisini koymuş ..Şimdi şu anlattıklarımdan yola çıkarak sistemsel bir eleştiri romanı okuyacağınızı düşünüyorsanız ÇOK ama ÇOK yanılıyorsunuz .. Ölümü atlatıp günlerce uyuyabildiğinizi bir düşünün .. Ve uyuyup uyandığınız her rüyada Papa ile başı belada Fransız bir aristokrat , İsa' nın ölümüne şahit olan ve Bizans Lejyonları sancağı altında çarpışan Danimarkalı bir viking , İznik konsülüne katılmış bir münzevi ya da Amerikan İç Savaşına çeyrek kala göç eden bir ailenin küçük çocuğu olduğunuzu bir düşünün .. Hayal mi gerçek mi derseniz , kitabı okuyup kararı siz verin !

    Kitap için tanım : MADE IN USA CEZVEYİM , KÖŞE BUCAK GEZMEYİM !

    Esen kalın İŞSİZ kalın kokocambolar !!
  • Derine hep derine kazıyoruz
    Nerede çağımızın o
    Altın kalbi
    Çağımızın altın kalbini arıyoruz
    Üzerimizde ağır bir yeryüzü
    Gökyüzünden uzakta
    Çok uzakta
    Derine hep derine kazıyoruz

    Madencileriz biz
    Devrimcileriz biz
    Patlarız volkan gibi
    Çağ yenmeyecek bizi
    Yorgun değiliz

    Bağdatl’ıyız, bağdat’tayız, bağdat’lıyız
    Bağdat ta düşünce bombalar adımız meçhule kalır
    Adımız meçhul
    Yanar kavrulur bedenimiz sevdiklerimiz
    Yanar kavrulur
    Külümüz kalır geriye rüzgarda savrulur
    Sözümüz kalır
    Bir de öfkemiz, birde öfkemiz, birde öfkemiz

    Öfkeliyiz
    Kül savrulur, söz kalır, öfke büyür
    Büyüyor
    Bağdat’lıyız, bağdat’tayız, dünyanın her yanındayız
    Bu kan denizinin dalgalarıyla
    Yankileri boğacağız
    Bağdat’lıyız, bağdat’tayız, bağdat’tayız, her yandayız

    Geçit yok isyan var emperyalizme karşı
    Katlettiğin yetti artık, yetti artık, yetti
    Geçit yok, isyan var emperyalizme karşı
    Söndürdüğün ocaklar yetti artık, yetti, yetti

    Yetmez artık
    Bombaların durduramaz bu seli
    Sorulacak bir hesap var
    Yetti artık yetti
    Atılan bombanın bir hesabı olacak
    Olmalı
    Yetti artık, yetti
    Bi hesap vakti geldi

    Bombalanan topraklarda yakılan hayatların
    Söyleyecekleri bitmedi daha
    Bitmeyecek
    Bombalanan insanlarımız adına da
    Haykırıyoruz bir kez daha
    Katil amerika

    Önce gürleyen sesimiz kovar yankileri
    Sonra biz
    Bombalanan topraklarda yakılan halkların
    Soracakları hesap bitmedi daha
    Bitmeyecek

    Geçit yok amerika’ya
    Buralarda biz varız BİZ hey
    Türküz Kürdüz Arabız biz
    Sömürü, işgal, istila varsa
    Ya istiklal ya ölüm diyenler de vardı
    Varlar, varolacaklar hey
    Biz varken, geçit yok amerika’ya
    Buralarda biz varız
    Halkız biz
    Sömürü işgal istila varsa
    Kurtuluş kavgası olacaktır
    Biz halkız

    Bağdat yanan çocuk çığlık çığlığa
    Çığlık dicle’ye, nehir denize
    Denizler dalgalı mahir’ce meydanlarda
    Vurun dalgalar vurun made in usa kıyılara
    Yükselin denizler
    Meydanları sel alsın
    Boğulup gitsin bu yankiler coni’siyle toni’siyle

    Bağdat’lı çocuğun çığlığı meydanlarda
    Öfke dolu bir haykırış, bir taş, bir ateş
    Ki hıncımız yanan çocukların acısı kadar büyük

    Kim yaktı bağdat’lı bebeleri böyle
    Hangi alçak çıkarlar için yüksek teknolojiyle
    Yaktılar, yıktılar, bombaladılar biliyoruz
    Biliyoruz suç kesin
    Suçlu malum emperyalizm
    Gereği düşünüldü
    “iyi halsiz” katillere adil olmaktır en büyük ceza
    Bağdat ta yanan çocukların acısı kadar
    Acımasız olacağız kovboylara
    Bağdat ta yananların ahı kadar
    `adaletli olacağız.
    Geçit Yok,Geçit Yok,Geçit Yok…

    Şiir: Ümit İlter
    Müzik: Grup Yorum
    Seslendiren: Tuncel Kurtiz
    #canımadam

    https://youtu.be/wYv4fDaiOPQ