Okuma Üzerine
Okumak Ve Tüketmek

Hangi kitabı, neden, nasıl, ne sürede okumalıyız soruları, her birimizin zaman zaman zihninde gezinen sorulardır. Çoğumuz tam anlamıyla aç kurtlarız. Hem o kadar açız ki, elimizden gelse, sürahiden süt döker gibi, kafatasımızı açıp içine kitapları aktaracağız. Ama bu mümkün olmadığı için, biz de bari gözümüzü doyuralım diye belki altından kalkamayacağımız kadar karışık listeler yapıyoruz. Bunda bir sıkıntı yok ama bize fayda sağlamayacak bir şey var ki, rotasız bir şekilde kitap almak.

Benim için bu çılgın kitap alma olayı, birkaç sene önce, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesi ile karşılaşmam, bunu yaklaşık iki ay boyunca taramam, ilgimi çekenleri listeme dahil etmem ve indirime gireni görür görmez satın almam ile zirveye vardı. İnsan acemi olunca, bazı noktalarda kendisi gibi aç gözlü, kitap kurtları ile de arkadaş olunca, onu engelleyecek değil teşvik edecek insanları gördükçe, aldıkça alıyor. O zamanlarda da iyi çeviri konusunu önemserdim ama iyi zannettiklerim varmış meğer, bilememişim... Aldığım bazı kitaplar için bu yüzden pişman olmakla birlikte bunların sayısı çok abartılı olmadığı için içim ferah.

Size bugün kendi dünyamdan, keşfettiklerimden süzmeye çalışıp bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aslında bu yazı aylardır zihnimde, taslak halinde de defalarca yazıldı. Fakat durdu bir köşede. Bir kez daha, bu sefer bitirebilme ümidiyle yazmaya koyuldum.

Hepimizin bilmesi gereken bir şey var, bazı kitaplar okunmadan bazı kitaplar okunmamalı. Aslında okunacaklardan ziyade okunması için zihnin -bence- hazır olması gereken kitapları yazmak daha doğru geliyor. Çünkü ille okuyun denecek hem yerli hem yabancı edebiyata ait o kadar çok güzel eser var ki, bu nokta ancak sizin kendi karar ve zevkinize göre şekillenmeli. Okumak için hazır olunması gereken eserlerden benim verebileceğim örneklerden biri; Ulysses. Bazı okurlara bakıyorum, o kadar istikametsiz, o kadar rastgele okuyorlar ki. Karışmak olur diye elbette bir şey söylemiyorum. Çünkü herkes, istediğini alır okur. Ama kuzum, n'apıyorsunuz? :) Bir sakin olun. O zihin buna hazır mı? Ben de bazı birkaç kitap için apalamadan koşmaya kalkmıştım zamanında ama hemen fark ettim bu durumu ve dedim bu, böyle olmaz. Proust misal, Eco'nun bazı kitapları. İsmet Özel'in Of Not Being A Jew'u. Saatleri Ayarlama Enstitüsü misal. Bunlar öyle hadi elime alayım, çayımı içerek okuyayım diyebileceğiniz kadar kolay değil. Abartmak gibi olmasın ama 30 yaşından sonra bu kitaplara yaklaşmak, anlamak ve faydalanmak açısından daha önemli. 30 dememin sebebini de anlamayacak insanlar illa ki olabileceği için bunu da açıklamalıyım. 30 yaşında bir aydınlanma gelmeyecek herhalde. :) O vakte kadar Dostoyevski, Yaşar Kemal, Charles Dickens, Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, George Orwell, Mihail Bulgakov vb. gibi birçok anlayabileceğimiz yazarı, tabiri caizse hatmetmek mümkün olduğu için söylüyorum. Çünkü bunlardan bir şeyler okuduğumuzda zaten anlamanın zevkine varmış olacağız. Anlamak en güzel mertebedir. BİZLER, ANLAŞILMAYI BEKLEYEN VE HER FIRSATTA ANLAŞILMAMAKTAN ŞİKAYET EDEN O KUTLU VARLIKLAR, İLK ÖNCE ANLAMAYI DENEMELİ, ÖĞRENMELİYİZ. Ama adam iyi bir inceleme okudu diye paldır küldür ''Gidem de Musil okuyam gelem.'' derse, tebrikler ve başarılar dilerim. :) Ha istisnalar var elbette. Bazı insanların vakit açısından daha fazla imkanı vardır. Bir insanın 2 senede okuduğunu, o kişi 1 senede okur ve bu durum karakterine, aldığı eğitime ye yetiştiği ortama bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Hemen bana biri çıkıp da eniarcuokkey yapmasın. Herkesin zihin dünyası hem kendine hem okuduklarına bağlı olarak değişken bir olgunlukta olabilir.

Şiirlerle ilgili de söylenecek çok şey var. Ayrı bir yazı yazmayı da düşündüm ama hazır elime kalemi almışken, bununla da ilgili yazayım dedim. Şiir dünyası da anlam çeşidi bakımından kendi içinde bir merdivene sahip. Kendi adıma okuyup, en zor kategoriye koyduğum yegane isim Sezai Karakoç'tur. Anlaşılır ve gerçekten anlayabilirseniz, öyle dolu mısraları var ki, bunları yazmanın nasıl mümkün olduğuna insan hayret ediyor. Ama anlaması o kadar zor satırları var ki, onu bence ulaşılması gereken bir hedef gibi benimsemeli. Mona Rosa'nın şairi, benim için apayrı kıymetlidir ve hep öyle kalacaktır. Sezai Karakoç, divan edebiyatından önceki merdivenin en son basamağıdır. Divan edebiyatına ait, anlam bakımından hayli zor olan şiirler, şiir merdivenimizin elbette en son basamaklarında oturmaktalar. Bu arada bahsettiğim merdiven değer bakımından değil, anlamak bakımından kolaydan zora giden bir yükselişi ifade ediyor. Yalın anlamda da doğru düzgün şiir yazmak, sanıldığı kadar kolay değil. Bunu bir tür sanat çeşidi olarak düşünebiliriz. Sezai Karakoç'tan önce Cahit Zarifoğlu gelir. Aşırı zordur, lakin ona nazaran bir tık daha anlaşılır yazar. Cahit Bey'den önce de İsmet Özel gelir. Bu şairleri, yüzde yüz anlayan yiğit arkadaşlarla tanışmak benim için bir şereftir. Elbette bunlarla koca edebiyatı sınırlamak gibi bir düşüncede değilim. Bunlar birkaç örnekti. Düşündüklerime ve beğenilerime kıymet verip, bana özelden birçok konuyla ilgili öneri vermem isteyen, birçok okur arkadaşımız oldu. Okuduklarım doğrultusunda, bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Burada benden çok daha fazla okuyan nice insan var. Benim varsa bir farkım, bu da okuduklarım üzerinde düşünme sürem ile ilgili. Hep söylüyorum, çünkü bu sitede de her yerde olduğu gibi derin nefesler aldıracak çok şahsiyeti kıymetli insanlar var, açık nokta bırakmayacak şekilde, bu yazıyı yazayım ki başım ağrımasın. Ben bu yazıyı okuduklarım neticesinde kaleme alıyorum. Bunca okuma arasında konuşmaya hakkım olduğunu düşündüğüm yegane konu aslen şiirdir. Çünkü buraya okudum diye işaretlemesem de incelediğim, hayli uzun vakit geçirdiğim birçok şair oldu. Artık konuşmak hakkımdır. 3-5 şiir kitabı okuyup da sağa sola öneri vermek, benim için çok yanlış bir hareket. Konuşuyorsak, bunun bir arkası olmalı. Dostoyevski hakkında en çok, onu en fazla okuyan ve özümseyenler konuşabilmeli misal. Oğuz Atay ile ilgili onu en çok anlayanlar konuşmalı. Sevmeyenler elbette olur, görüş de bildirir ama kendisine hitap etmediğini ifade etmekle, birkaç kitap okuyup kelle almak başka bir konu.

<<Binlerce düşünce arasında, hangisini nereye kondurursam daha akıcı ve düzenli bir yazı olur diye düşünsem de, bu benim için biraz zor oluyor. Ben şu yazıyı, aylardır düşünüyorum. Lakin, okudukça söylemek istediklerim de çoğalıyor. Umarım, bu okuyanlar için faydalı olur.>>

En büyük önerilerimden biri de not alarak okumanız. Bu demde Hakan S.'yi anmamak ayıp olur, çünkü ben, bunu ondan öğrendim ve okumak bambaşka bir keyfe ve anlama büründü. Bakın, hepimiz daha fazla şey okumak istiyoruz evet. Vakit az, eser çok. Lakin, neden okumak istiyoruz? Bunun sonucunda ne olacağını düşünerek okumak istiyoruz? Bu soruları, lütfen ciddi ciddi düşünün, geçiştirmeyin. Daha itibarlı olmak için mi? Okumakla gelişmek arasındaki o köprüye inandığınız için mi? Okumak, havalı olduğu için mi? Şu frene bir basın ve bir bakın: KİTAPLARI OKUYOR MUSUNUZ YOKSA TÜKETİYOR MUSUNUZ?

Kübra bu. Kübralığını yapmasa olmaz. Birçoğunuz kitapları tüketiyorsunuz ve ben bunu üzülerek izliyorum. Evet, bana ne. Haklısınız da. Ama ben birilerinin, ''gıcığına gidicek'' diye, söyleyeceklerinden geri duracak biri değilim. Bunu zaten benim diğer yazdıklarımı okuyanlar bilir. Bir şiir kitabını alıp, 1 saatte okudum, güzeldi, tavsiye ederim, diyenleri görünce... İnanın sol yanım kanıyor desem yeridir. 1 saatte ne okudun, ne anladın, ne yaptınnnnnn. Herhangi bir kitabı da öyle, alıyorlar haralahuralagakgukcumburlop yutuyorlar. Faydası olmaz demiyorum, asla. Olur ama bu fayda; üzerinde düşündükçe, sabırla vakit geçirdikçe, kendinize izin verdikçe azami seviyeye gelecektir. Not almak, sizin o kitabın konaklayıp hoşçakal dediği bir zihni değil, izini bırakacağı bir zihni taşımanızı sağlayacaktır. Hangimiz dâhiyiz? Kaçımız diyebiliriz, ''Hafızam beni yanıltmaz.'' Kendinizi gözden geçirin, çok değil 2 sene önce okuduğunuz kitaplardan neler hatırlıyorsunuz, neler iz bırakmış, o kitaplar hakkında kaç cümle kurabilirsiniz? Elbette okuduklarımızdan o an fayda göreceğiz diye bir şey yok. Okudukça, kendimizi tanımayı, neleri isteyeceğimizi, kendimizi daha iyi ifade etmeyi öğreniyoruz. Ama bunun azami seviyeye çıkması, kitapları tüketmeden, bitirmek, profilinizdeki kitap sayısını çoğaltmak yerine, okuduklarınızı sözünüze ve kalbinize tıpkı bir hamura unu yedirmek gibi yedirmekle mümkün.

Şiir konusuna tekrar dönelim. Bence rastgele şiir kitabı almak en büyük hata. Bu konuda, özellikle dikkatinizi çeken birileri varsa onlara danışın. Bence bunun için üşenmeyin, dikkatinizi çeken bütün şairlerin incelemelerini, haklarında yazılan blog yazılarını okuyun. Alıntılara göz gezdirin. Yalın anlamda mı, kapalı anlamda mı yazıyor, hangi konuları tercih ediyor, dünya görüşü ve hayat hikayesi nedir öğrenin. Bu, şairleri anlamak ve beğenmek açısından çok ama çok önemli. (Benim gibi zaman geçtikçe, beğenmemek ve sadece neymiş diye de okumalar yapabilirsiniz. :>)

Koşma tarzında yazılmış şiirlere bakın misal. Şiir incelemelerini okuyun. Yeni başlayanlar, hemen anlamıyorum diye kestirip atmayın. Divan edebiyatında, sadece sanatın kutsallığını ve gelebileceği en üst noktaları görebilmek adına örneklere ve açıklamalarına bakın. O zaman kelimeler öğrenmeye, anlam kapıları açıldıkça, sanatın kutsal yolunda yürümek için istek ve haz duymaya başlayacaksınız. Şairlerin en ünlü şiirlerini okuyun internetten. Sonra biraz beğeninizin şekillenmeye başladığını göreceksiniz. Şiir, edebiyatta en sevdiğim ve mutlu olduğum alan olduğu için söylemek istediğim çok şey var lakin noktalamak zorundayım.

Eğer bizlere okullarda adam gibi eğitim verseler ve rotalar çizselerdi, bizler bugün bu rotasız okumalar içinde bocalamazdık. Kendimizi tanımamız bile o kadar zaman alıyor ki, sonra geçmişe bakıp ah ediyoruz, şu kitabı neden daha önce okumadık diyor ve üzülüyoruz. Ortaokul için çok tavsiye verebilecek konumda değilim. Umarım karşılarına onların dilinden anlayacak kaliteli nice öğretmen çıkar ve yardımcı olur. Sadece fantastik eserler, onlar için daha keyifli ve okumaya teşvik edici olabilir. Şu bir gerçek ki ileriki yaşlarda da bu türde eserler okumak zevk verse de, hayal gücünün en yüksek seviyede olduğu çağlarda okumak, paha biçilemez olsa gerek. Bu yüzden Harry Potter'larla ortaokulda karşılaşmama rağmen, okumamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Çünkü o zaman okusaydım, lisede ve şimdi bir kez daha okurdum. Lisede de fantastik eserlere, bilimkurgu türündeki eserlere ve polisiye eserlere yer vermek, okuma alışkanlığımızı beslemesi ve keyif vermesi açısından çok kıymetli. Sherlock Holmes'lar için falan en iyi dönem lise bence. (Ben hâlâ keyifle okuyorum ama çok baba eserlerle karşılaştıktan sonra bazı arkadaşlar bu serinin hakkını yiyiyor. Bence çok kaliteli ve keyifli bir dizi kitaptır.) Aynı zamanda yerli edebiyatımızdan da bu dönemde faydalanmalıyız. Bunlar için öğretmenlerimize danışmalıyız. Onlar bize uygun eserler açısından daha iyi yönlendirmelerde bulunurlar. Benimkiler gibi ille sorunca söyleyen öğretmenleriniz vardır, o yüzden gidin sorun arkadaşlar. Rus klasikleri ile tanışmak için doğru bir dönem mi bilmiyorum. Çünkü çeviri ve eksik metin talihsizliği direk bu konudan uzaklaşmanıza sebep olabilir. Bu da birçok kıymetli eserden mahrum kalmak demek. Ben lisedeyken Stephen King okurdum. İlerde bu heyecana sahip olmayacağım için, şimdi bu ilgimi sonuna kadar değerlendireyim derdim. İyi ki de okumuşum, iyi ki de ilk gençliğimi okumaya teşvik edecek kitaplarla geçirmişim. Bir Stephen King okumayalı epey zaman oldu. İlerde okumak istediğim 10 kitabı falan var hâlâ. Ama nasip olur mu bilmiyorum. Çünkü 2015'ten beri artık beni heyecanlandıran tür şiir. Goncalar güle döneli beri, mutluyum.

Okumak istemediğiniz, İngilizcesi reading slump olan bir dönem var. Ben buna ''okuyasıgelmeme'' diyorum. Elinize kitap almak istemezsiniz. Aldığınızda devam edemezsiniz. Ama içinizde de okumadığınız için bir pişmanlık vardır. Okumayın. Bırakın okumayın. Niye zorluyorsunuz kendinizi? Bu dönemde, belki de sadece düşünmemeye ihtiyacınız vardır. Yok illa bir şey okuyayım derseniz, dergi okuyun. Bir yazı en fazla 3 sayfadır, mutlaka resim de vardır geniş geniş. Şöyle yavaştan yavaştan okursunuz, böylece vicdanınız da rahatsız olmaz. Yeterince zaman geçtikten sonra okumak isteyeceksiniz merak etmeyin. Sadece okumaya bir mecburiyet olarak bakmayın.

Toparlayacak olursam, şiir için lise yıllarınızda Sabahattin Ali, Özdemir Asaf, Yavuz Bülent Bakiler, Erdem Bayazıt, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Selçuk İlkan anlamak için daha kolay şairlerdir. Çok da güzel şiirleri vardır. Öncesinde de söylediğim gibi divan edebiyatında açıklamalı mısralara bakın. İskender Pala'nın şiir kitaplarından faydalanabilirsiniz.

İlerisi için artık şiirden anlıyorum ben dediğinizde ise Metin Altıok, Ahmet Telli, İbrahim Tenekeci, Furkan Çalışkan, Muzaffer Serkan Aydın, Birhan Keskin, Didem Madak, Ah Muhsin Ünlü, Onur Bayrak ve daha niceleri, okumanız ve anlamanız için sizi bekliyor olacaklar.

***Not: Çok okumaktan ziyade, okuduğunu anlamaktır iş.>
https://www.youtube.com/watch?v=Sj85pMwfL1o

Sevgiyle ve anlamla kalın...

Ece bulut, Bu Ülke'yi inceledi.
01 May 18:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hellöw! İkinci uzuun yorumum ama bundan başka uzun yorum olur mu bilmiyorum o yüzden üşenmeyin okuyun lütfen :D
Cemil Meriç; fikirlerin ve kitapların adamıdır. Her fikre saygı duyan ve cahillikten, batılaşmadan kaçınmak için kitaplara sığınmış, ağır ve sivri bir dille bu ülkeyi, tek ırk, tek beden içerisine koymuş ve Bu Ülke ‘yi yazmıştır. Bu Ülke, Cemil Meriç ‘in deneme türündeki bir kitabıdır.
Cemi Meriç, denemelerinde bir çok şeyi eleştriyor. Bunlardan biri de dönemindeki sözde aydınlar. Aydınların geçmişten korkmamaları gerektiğini, hatta geçmişden feyzalmaları gerektiğinin üzerinde duruyor. Bir aydının ana dilini çok iyi bilmesi gerektiğini söylüyor.
Kitap, Mahmut Ali Meriç ‘in(Cemil Meriç ‘in kitaplarını yayına hazırlayan aynı zamanda da oğlu olan) Cemil Meriç için yazdığı ‘Entelektüel Biyografi’ ile başlıyor. Ardından Cemil Meriç’ in, kendi yazdığı otobiyografisi ile karşılaşıyoruz. Sonrasında ise Cemil Meriç ‘in denemeleri ve aforizmaları geliyor.
İlk kısımda Cemil Meriç ‘in sağ-sol ve siyasi bakış açısını okuyoruz. Her iki taraftanda olmayan, ama her iki tarafıda destekleyen, özgür fikir-düşünce adamıydı Cemil Meriç. Bu konuların şahsi görüş olduğunu ve her düşüncenin saygıya ihtiyaç duyduğunu anlatıyor. İkinci kısım daha çok batılaşma, edebiyat, tarih ve din arasında gidip geliyor. Üçüncü kısım batı ve dinin çelişkisini, aslında bu ülkenin tek din, tek ırk olduğunu ve aslında islamiyetin herkesi tek insan olarak birleştireceğini , hepimizin kardeş olduğunu anlatıyor. Dört, beş ve altıncı kısımlar edebiyatla ilgili deneme, biyogrofi ve aforizmalardan oluşuyor.
Kitap kesinlikle bitmeyen bir kitap. Zaten öyle bir anda başlanıp, okunamazda. Deneme olmasının da etkisi olmasına rağmen tekrar tekrar okunup sonunun gelmemesi , daha doğrusu gelememesi asıl nedeni. Kitabın son sayfasını görmeniz bu kitabı bitirmeniz için asla yeterli olmayacak. Bu Ülke, Cemil Meriç ‘in sivri dili ve yer yer pek de yumuşak olmayan üslubu ile okunması zor, kimisine ağır gelebilecek, gerekirse bir cümleyi tam özümsemek için elli kere okunacak bir kitap. Eski Türkçe ‘den de bir çok kelime var ayrıca. Cemil Meriç ‘in bazı düşüncelerinin çelişmesi de anlamayı zorlaştırıyor.
Cemil Meriç, kitapların, okumanın önemini bir çok kez vurguluyor. Cemil Meriç okumaktan, araştırmaktan asla vazgeçmiyor. Otuz sekiz yaşında gözlerini kaybetmesine rağmen araştırmaktan asla vazgeçmediğini biyografisinde okuyoruz. Kitapların adamı Cemil Meriç. Hatta otobiyografisinde de ‘’Kitap bir limandı benim için.Ktaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.’’ diyerek kitabın kendisindeki yerini anlatıyor. Her kitapta kendimizi okuduğumuzu düşünüyor.
Cemil Meriç, Bu Ülke ‘nin ihtiyaç duyduğu kişilerden biri. Cemil Meriç, kitapların ve düşüncelerin adamı.
Deneme türü olduğu için hoşuma gidip gitmediğini tam olarak söyleyemem. Fakat kitap okumayı severler olarak çoğu deneme bize hitap ediyordu. Bir çok yerin altını çizdim. Tabii hala kararsızım...
4/5

Ebru Şahin, Öteki Einstein'i inceledi.
 29 Nis 08:09 · Kitabı okudu

Baya uzun olabilir. Üşenmeyin, hadi okuyun. Kahveler benden ^_^
Spoi uyarısı !!
Acaba bilime aşk karıştırılabilir mi? Peki aşka engel olunabilir mi?
Einstein'ın ilk karısının unutulmuş hayatı.
O da bir fizikçiydi ve çığır açan bilime önemli ölçüde katkıda bulunduğuna dair kanıtlar var.
Bu da beyefendinin sadakatsizlik teorisi;
https://www.natgeotv.com/...adakatsizlik-teorisi

• Hikaye Mileva'nın üniversiteye kabul edilişini ve devamında gelişen olayları ele alıyor. Şu an için üniversiteye kabul edilme düşüncesi normal olsa da 1896’lı yıllarda durum hiç parlak değilmiş.
Sınıf arkadaşı Einstein ile tanışınca zekası onu baştan çıkarıyor. Projeler yapılıyor, bilgi alışverişinin sonu gelmiyor.
• Albert, mektuplarında Mileva’ya şöyle diyordu:
"Birlikte yaptığımız işler ve ortaya koyduğumuz çalışmalar beni çok mutlu ediyor."
• 1900 yılında, o işlerden birisi hayata geçti: İlk ortaklaşa makalelerini yazdılar. Ancak yazar olarak yalnızca Albert’in adı yer aldı. Bunun ardında 2 sebep olabilir: Mileva sevgilisinin adı duyulsun, böylece bir fizikçi olarak iş bulabilsin istemiş olabilir. Zira iş bulamazsa evlenemeyeceklerdi. İkinci sebep de şu olabilir: Makalede bir kadının ismi geçerse, yayınlanmayabileceğini düşünmüş olabilir. Kitap içinde feministlik var tabikii.
• 1905 yılı, Albert Einstein’ın kariyerinde “mucize yıl” olarak tabir edilir. O yıl 5 akademik çalışma yayınlamıştır.
- Foto elektrik efekti (1921'de bu makalesiyle Nobel aldı)
- Brownian motion (bu konuda 2 makale yazdı)
- Özel görelilik teorisi
- E=mc2
Bunların yanında 21 makaleye yorum yazdı. Aynı zamanda molekül boyutları hakkındaki tezini de sundu. Başarısında Mileva’nın katkısı olduğu muhakkak, ama Mileva’ya hiçbir atıf yok.

• Albert 1912'de kuzeni Elsa’ya aşık oldu. 1919'da Mileva ve Albert boşandı. Mileva’nın tek bir talebi oldu: Günün birinde Albert Nobel’i kazanırsa, ödül parasını Mileva’ya verecekti. Albert bunu kabul etmesine rağmen, 1921 yılında Nobel’i kazanınca, Mileva’ya parasını hemen ödemedi. Bu paranın 2 oğullarının hakkı olduğunu belirtti. O güne dek hep geri planda kalmayı tercih eden Mileva ise, parayı kendisine vermesini, yoksa tüm çalışmalarını beraber yaptıklarını söylemekle Albert’i tehdit etti.

Albert ona cevaben yazdığı mektupta şunları söyledi: “Yazdıklarınla beni güldürdün. Hakkında konuştuğun adam bu kadar başarılı olmuşken, kimse senin söylediklerine ilgi gösterir mi sanıyorsun? Eğer bir insan önemsiz ise, kimseye bir şey söylemeden, sessizce kalması gerekir. Sana da bunu tavsiye ederim.”
Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum ve her güçlü erkeğin arkasında bir kadın olduğunu düşünüyorum ama iyi ama kötü bir şekilde etkilemiştir mutlaka.
Kitabı beğendim tabiki bazı yazım hataları var ama göze batmıyor o kadar.
Keyifli okumalar. :)

Üşenmeyin,Okuyun!
Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
-CAN YÜCEL-

Ben gercek muslumanim diyen
ARKADAŞLAR ALLAH RIZASI İÇİN ÜŞENMEYİN OKUYUN
İYİ MÜSLÜMAN NASIL OLMAMALIDIR? ?????????
Allah’a ve ahiret gününe iman eder. Dünyanın fitnelerine ve şeytanın hilelerine karşı dikkatlidir. Rabbi’ne ibadet eder, emirlerini yerine getirir, yasaklarından kaçınır. Allah’a tam bir teslimiyet içindedir. Rabbi’ne çokça tövbe eder; hata, ihmal ve kusurlarından dolayı bağışlanmasını niyaz eder.

Aile fertlerine karşı sorumluluğunun bilincindedir. Yaptığı her işte Allah’ın rızasını gözetir. Gücü oranında iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar.

Kendine karşı görevlerinin bilincindedir. İnsanın akıl, ruh ve bedenden meydana geldiğini ve her birinin kendilerine özgü yapıları ve ihtiyaçları bulunduğunun farkındadır. Bunlar arasındaki dengeye özen gösterir; birine önem verip diğerlerini ihmal etmez. Bu hususta da Allah’ın Kitab’ını, Peygamberinin sünnetini ve büyük zatların yaşantısını kendine rehber edinir.

İsraf, aşırılık ve kibre kaçmaksızın giyimine özen gösterir. Allah’ın mükerrem kılıp, meleklerinin secde etmesini emrettiği, gökler ve yerdekileri hizmetine amade kıldığı insana yakışır özeni, iç aleminde de gösterir.

Anne-babasına iyilik ve ihsanda bulunur. Onların kıymetlerini bilir, değer verir. Onlara karşı isyankar bir evlat olmamaya dikkat eder.

Eşine karşı olgun, sevecen ve cana yakın bir eş olur; onun hoşnutluğunu kazanmaya çalışır, ailesine karşı saygılı olmaya, iyilik ve ihsanda bulunmaya gayret eder, sırrını saklar, iyilik, takva ve salih amel işlemede ona yardımcı olur, gönlünü doldurur, ona mutluluk ve huzur verir.

Çocuklarına karşı son derece şefkatli bir annedir. Onların eğitimine yönelik sorumluluğunun farkındadır. Çocuklarına karşı duyduğu sevgi, şefkat ve merhameti onlara hissettirir. Gerektiğinde çocuklarını uyarmaktan, yanlışlarını düzeltmekten geri kalmaz. Böylece gönüllerine güzel ahlakı yerleştirir, onları hayırlı ve şerefli işlere yönlendirerek güzel bir eğitim ile yetiştirmeye çalışır.

Akraba ve yakınları ile aralarındaki sevgi bağını devam ettirir. Komşularına iyilik ve ihsanda bulunur. Onların hal ve durumları ile yakından ilgilenir. Komşuluk hakkını bilir ve gözetir.

Kardeş ve arkadaşları ile ilişkileri “Allah için sevmek” esasına dayalıdır. Bu ise insanın hayatındaki en yüce, en temiz sevgidir. Zira, her türlü menfaat ve şüpheden uzak bir sevgidir. Bu esas üzerine kurulan ilişki, temizlik ve saflığını Kur’an ve Sünnet’in ışığından alır.

Bu yüzden müslüman, kardeşleri ile olan ilişkilerinde dürüst, samimi ve hoşgörülüdür. Bu kardeşlik bağının devam etmesine özen gösterir. Onlarla ilişkilerini kesmez, tartışarak ve sürtüşmeye girerek duygularını incitmez. Mümkün olan hiçbir iyiliği onlardan esirgemez. Onları daima tebessümle, güler yüzle karşılar. Sosyal ilişkileri çok ileri seviyededir. Bu sosyalliğini, dininin esaslarından ve karşılıklı ilişkiler fıkhının üstün ahlaka ilişkin hükümlerden almıştır.

Ayrıca, kadın-erkek her Müslüman:

Güzel ahlaklıdır. Bütün insanlara karşı doğru sözlü ve dürüsttür.

Hile yapmaz, aldatmaz, ihanet etmez. Yalancı şahitlikte bulunmaz.

Nasihat eder. Hayra öncülük eder. Sözünde durur. Haya sahibidir. İffetlidir.

Kendisini ilgilendirmeyen işlere karışmaz. İnsanların mahrem meselelerini araştırmaz.

Gösterişten uzaktır. Her durumda adaleti gözetir. Zulmetmez. Sevmediği insanlara karşı da insaflıdır. Hiçbir insanın başına gelen kötülüğe sevinmez.
Kötü zanda bulunmaz. Gıybet ve koğuculuk yapmaz. Sövmez ve çirkin söz söylemez. Kimseyle alay etmez.
İnsanlara karşı yumuşak ve merhametlidir. Zor durumda olana yardımcı olur. Cömerttir. Yaptığı iyilikleri başa kakmaz. Zorluk değil kolaylık gösterir.
Kıskançlık yapmaz. Yapmacık söz ve davranışlardan kaçınır. Güler yüzlüdür. Büyüklük taslamaz, alçak gönüllüdür. Boş işlerle uğraşmaz.
Hastayı ziyaret eder. İnsanların dertleriyle yakından ilgilidir. Başkalarını kendine tercih eder. Yapılan iyiliğe değer verir ve teşekkür eder.

Üşenmeyin verin çocukların eline fırçayı,
bir günde boydan boya maviye boyasinlar,
kana doyamadiginiz dünyayı...

Ayşenur Kartal, bir alıntı ekledi.
12 Şub 17:49 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

" Asla ertelemeyin, üşenmeyin, vazgeçmeyin.
Bu sözleri büyük bir kartona yazın ve duvarınıza asın"

İnsanları Tanıma Sanatı - Etkili İletişimin 6 Temel Yolu, Oğuz Saygın (Sayfa 121 - Yakamoz Yayınları)İnsanları Tanıma Sanatı - Etkili İletişimin 6 Temel Yolu, Oğuz Saygın (Sayfa 121 - Yakamoz Yayınları)

Üşenmeyin okuyun
Sönmesin o güzel ışıklarınız, sakın dönmeyin ışığı gördüğünüz yoldan
Bölmeyin yolunu kimsenin, kesmeyin önünü ekmeğini bölüş hergün
Dövüş kavga iş değil, bölünüp ayrılmakta bize yakışmaz
Heryeri yakmaklada bir yere varılmaz konuşmazsak olmaz yarışmazsak
İnsanlar gibi tanışmazsak, suçlar işleyip saklanırsan
Elbet bulacaklar ararlarsa sana deliğe girmekse hiç yakışmaz
Övünülecek birşeymi can yakmak, marifetmi aleme isim yapmak
Cesaretini silahla bulup bir anlık cehaletle ve acı ile sona varmak
Öğretmenin ailenin sözünü dinle, gerekirse de yardım iste
Eline balta değil kalemi al mecazı anla ve derine dal oku ve yaz
Hiçbir suç cezasız kalmıyor son pişmanlık fayda etmiyor
Neresinden dönsen kar zararın yeni umutlarsa seni bekliyor
Kanun yoksa özgür olamazsın,zehire bulaşma yolunu bulamazsın
Kötüye uyma geride kalma önüne bak ve ileri git geride kalamazsın
Üzme kimseyi,kırma hiçbir kalp,zannettiğinden daha da zor hayat
Girin kol kola güven dostuna umut dolsun için gül yarınlara

Artık suç değil sevgi işleyin, gençler yanlış yolu seçmeyin
Bekliyor şeytan sakın uymayın, en sevdiğinize bir çiçek verin
Artık suç değil sevgi işleyin, aman can yakan yolda gitmeyin
Lütfen suç değil sevgi işleyin sizi kandıranlara izin vermeyin