• Aziz Nesin, Neşet Ertaş ve Zeki Müren'in ortak noktaları nedir bilir misiniz?

    Hatta Feri Cansel, Hasan Tahsin ve Tayfun Talipoğlu'nun?

    Peki ya Muhsin Ertuğrul, Müzeyyen Senar ve Tarık Dursun K?

    Hepsi, yaşamlarını İzmir'de noktalamışlardır.
    Ölmek için güzel bir şehirdir İzmir.

    Kimi İstanbul'da doğmuştur, kimi Üsküp'te, kimi Lefkoşa'da. Kars'tan çıkıp gelmiştir bir yiğit meselâ, yol hikayeleriyle, biri Kırşehir'in medar-ı iftihârı olmuştur sazıyla, biri Bursa'dan çıkıp sanat güneşi... Kimi memlekete mâlolmuş, kiminin ünü sınırları aşmış ama sonunda bu, yazı yakan, kışı tüten, baharı fettan şehirde, İmbat'ta sallanan palmiyelerin altında, yatıya kalmışlardır.

    Yaşamak için olduğu kadar ölmek için de güzel şehirdir İzmir.

    Uğur Demircan
    Nis.2017
  • "...Bak bana! Daha ne kadar bekleyeceğiz? Üsküp kimin Ağa, Selânik kimin? Manastır'ı kime verdiler? Kırım'da şehit düşen Hüseyin'in köyünde Ruslar, Bulgarlar kafa kafaya votka içiyor Ağa! Trablus'ta yatan Arnavut Mehmed'in evinde gâvur fink atıyor! Benim memleketim, benim değil artık! Yetmedi mi Ağa! Yetmedi mi bilendiğin!... "
  • Sırlarla başlayıp ve sonunda yine sırlarla biten bir hikaye, aslında birden fazla hikaye var bu kitapta,Üsküp'ten başlayıp istanbul'a uzanıyor, ama sayfalar ilerledikçe ve geçmişe açılan o kapılardan geçtikçe, zaman gerisin geriye işliyor ve bu kez hikayemiz istanbul'dan Üsküp'e uzanıyor..

    Kendisine emanet edilen sırlara yenilerini ekleyen kadın karakterimiz Ela, (kitabın sonlarına doğru verdiği karar hala içime sinmiş değil,onu belirteyim) Ela ailesini hiç tanımamış, adını Zerkityan koyduğu bir yetimhanede büyümüş,en yakın arkadaşı Deniz adında bir kız, ve bir gün ünlü bir fotoğrafçı olan Murat Mardin onun hayatını değiştiren kişi oluyor,Ela'yı yanına alıyor, oğluyla birlikte yaşadığı eve götürüyor, ona kendi mesleğinin inceliklerini öğretirken bir yandan da yıllardır içinde sakladığı sırların kilit noktası haline getiriyor,usulca sırlarını aktarıyor Ela'ya, kız hiç farkında bile olmadan,yeni bir hikayenin kahramanlarından biri haline geliyor...

    Ahmet Mardin ( asıl adını söylemek isterdim ama büyüyü bozmak istemiyorum) Murat Mardin'in oğlu,kendisi ünlü bir saat ustası,annesini hiç tanımamış ve babasıyla hiç bir zaman sağlam bir bağ kuramamış,geçmişiyle ilgili sorduğu sorulara asla cevap alamayacağını anladığı bir gün evini terk ediyor,yıllarca ne babasıyla ne de Ela ile hiç bir iletişime geçmiyor.

    Murat Mardin,geçmişi sırlarla dolu bir adam,kapalı bir kutu gibi,oldukça zeki,işinde başarılı,ama hayatın gerçekleriyle yüzleşmek yerine hep kaçmayı tercih etmiş,anı yaşamayı daha uygun bulmuş,sevgisini göstermekte pekte başarılı değil,kendi yarattığı dünyasında, daha güvende olduğunu düşünen biri,sakladığı sırlar o kadar fazla ki belki de bu sırlar artık ruhuna ağır geldiği için ölümcül bir hastalığa yakalanıyor,ölümü ardından Ahmet ve Ela'ya bıraktığı iki hediye, bizleri hikayenin en kadersiz karakteri ile tanıştırıyor, Marila...

    Murat Mardin'in geçmişinin önemli bir parçası Marila, çok uzun yıllar önce Üsküp'ün sokaklarında kendi hikayesini yazmaya başlayan güçlü ve güzel bir kadın,kazandığı parayla, pazarda kafeslerin içerisinde gördüğü kuşları satın alıp,onlara özgürlüklerini verecek kadar özel biri, hayatını bir çoklarının tasvip etmediği bir şekilde kazanıyor,ve bir gün bu hayatına, Murat Mardin'in dahil olmasıyla onun da hikayesi yeni baştan yazılıyor...

    Ela'nın, Murat Mardin'in kendisine bıraktığı ve sevdiği adamı derinden etkileyecek olan sırrı ortaya çıkarmak için, üzerinde kabartma bir kuş resmi bulunan bir kolye ve bir adres bilgisiyle, Üsküp'e yaptığı seyahat ve ardından ortaya çıkan gerçekler beni çok şaşırttı, ayrıca Üsküp'te Deniz'le de tanışıyoruz Ela ve Deniz birlikte bir fotoğraf ajansı işletiyor Deniz işlerin yurt dışı bağlantılarını Üsküp'ten yürütüyor ..

    Bence bir insan bu kadar sır barındırmamalı hayatında, hikayenin sonunda sevindiğim yerlerde oldu,üzüldüğüm karakterler de,Yazar ters köşelerde de oldukça iyi,yalnız hikayenin sonunda bir iki yere sitemim var,birincisi Ari'nin başına gelenler ki bence olmasa da olurdu o kısım,ikincisi Ela'nın nur topu gibi yeni sırları ve birde Ahmet ve Ela sahnelerinin az olması :)

    Yazarın dilini sevdim,insanı yormayan ama derinliği olan cümleler kurmakta oldukça başarılı,okurken karakterler ve mekanlarla aranızda bir bağ oluştuğunu hissediyorsunuz, Üsküp sokaklarında dolaşırken ya da Kurşunlu Han'ın odalarına girip,kapılardaki mühürlere dokunurken,kendinizi zaman çukuruna düşmüş gibi hissedebilirsiniz:)
  • Belki dilinden öğreneceğimiz çok şey var ama yazarın ön yargıları kendisini tamamen ele geçirmiş, ön yargılarına uyan "iddia"ları ön plana çıkarır, aksi görüşleri gömer, kitabın içinde bol bol yalan vardır.