• En bayağı ve en aşağılık insanların aynı zamanda, namus timsali olarak kalabilmeleri, ancak bizim ülkemizde mümkündür!
    Dostoyevski
    Sayfa 51 - Erasmus yayınları
  • Bu dairede de böyle: Bir kaç kurnaz işbilirin yanında bir sürü de Allah'ın mübarek koyunları var... Yaşamak ve yeryüzünde üç adımlık bir yer işgal etmekle mühim bir iş yaptıklarnı zannederler...
  • Kimse ,seni sen olduğun için sevmeyecek ,herkes seni ;sevmenin onlara ne kadar yakışacağını düşündüğü için ,yani kendileri için sevecek. Ve bu da demek oluyor ki böyle yaparak insan yine kendini sevecek. Sen hiç sevilmemiş olacaksın hikayenin sonunda.

    Dostoyevski
  • 339 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Gerçek entellektüel bir devrin şuuru olmak zorundadır" diyor Cemil Meriç ve kendisi bunu başarmış. Bir devrin, yaşadığı dönemin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla görmekle kalmamış şu an halen yazdıklarıyla bizlere ışık tutmakta.
    'Bu Ülke' hakkında bir tanım yapmak gerekirse şunu diyebiliriz: Bir düşünce mabedi. İçinde siyasetten edebiyata, tarihten felseye, geçmişten geleceğe, gerçekten hayale her türlü düşüncenin var olduğu bir mabed. Aslında Cemil Meriç'in ta kendisi bu mabed. Kitap hakkında şöyle diyor üstad " Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata  bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.". Gerçektende onunla bütünleşmiş, kendisinin tüm duygularının içinde yer bulduğu bir biyografi de denilebilir.

    Kitap beş bölümden oluşuyor ve Kanaviçe adlı, Cemil Meriç'in kitapta geçen kelime, kişi, tanım, olaylar vb. hakkında açıklamalar yaptığı  sözlük mahiyetinde son bir bölüm bulunmakta.

    İlk bölüm çok sevdiğim bir şair olan Nef'i'nin de eserinin ismi olan 'Siham-ı Kaza' yani; Kaza Okları. Dil konusunu ele almakta ilk bölümde ve şunu demektedir: Kelam bütünüyle haysiyettir. Ve kamus bir milletin hafızasıdır. Türk yazarı aslına bakarsak da tüm Türk milleti dil kirlendiği, değiştiği, yabancılaşmaya başladığı için şanssızdır. Sonrasında idrakimize giydirilen deli gömlekleri hakkında açıklamalarda bulunur;  izmler. Kişiyi şuursuzlaştıran; tarih, millet ve kişilik bilincinden yoksun bırakan ideolojiler. Üstada göre tüm ideolojilere kapıyı açmak, hepsini tanımak ve tartışmak  gerekiyor. Ancak  hiçbir zaman onların kuklası olmamak...

    Türk aydının sıkça tekrarladığı bu ülkede yaşanmayacağı konusu, bu konuda aslında son noktayı çok güzel koymuş Üstad: "Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır." Ve yine bu aydınlar için vazgeçilmez bir ahlaksızlık olan: çağdaşlaşmak. Avrupa'nın ülkemize sürdüğü tıpkı kokain ve LSD tarzı abes bir ihraç ürünü.
     
    Yeni yeni kavramlarla doldurmaya başladık dilimizi. Ancak hiçbiri diğerinin yerini dolduramadı; ne öğretmen hocanın, ne de öğrenci talebenin.
    Sonrasında ise dergi, gazete ve kitap hakkında inceleme ve açıklamalarda bulunur Cemil Meriç.
    Ona göre kitap geleceğe yollanan mektup, gazete ise 'an'ın ta kendisidir. Dergi ise hür düşüncenin kalesi.
    Kitaplar yani bir nevi kurtarıcımız. Okudukça düşünecek düşündükçe harekete geçeceğiz daha fazlasını öğrenmeyi, anlamayı arzulayacağız.
    Roman konusunda ise romanın Batıda çıkan bir ifşa olduğunu düşünür, bizde ise tanzimata kadar roman yoktur çünkü bizim ifşa edilecek yaralarımız yoktur.
     
    Doğu-Batı ve Avrupalılaşma çekişmesi üzerinde de uzunca duran Cemil Meriç Doğu ile Batı arasındaki diyaloğun mutlu sonla bitmeyecegini biliyordu. "Avrupa Şarkı tanımaz" diyen Namık Kemal yanılıyordu üstada göre. Asıl biz onları tanımıyorduk daha doğrusu onların istediği kadar onların istediği şekilde tanıyorduk. Ve mağlubiyetimiz bundandı.

    Cemil Meriç, ülkeyi Fransız İhtilalinden beri su  alan bir gemiye benzetir. Osmanlı başka medeniyetlerin varlığını ilk o zaman fark eder. Bu tarihte ne imanını ne haysiyetini kaybetmemiştir. Avrupaya zirveden bakmaktadır. Avrupa maddedir, Osmanlı ruh. Zamanla bu tanınmayan diyardan gelen saldırılar karşısında önce gücünden şüphe eder, sonra hayret yerini hayranlığa en sonunda da teslimiyete bırakır. Maddecilik imparatorluğu esir alır. Ki halen de başımızın belası maddecilik. Osmanlı'nın direnişi azaldıkça Avrupa'nın  saldırıları artmaktadır. Aydın kendini Avrupa'ya bırakmış, halk ise oyunu sezmekte kendini maziye, mukaddese sığınmak zorunda bulmuş. Ancak elinden ne gelir ki halkın.

    Tanzimat sonrası Türk aydını için "Müstağrip( Batı hayranı)" sıfatını layık görür Meriç, ne kadar da yerine oturmuş bir sıfat olmuştur. Onlara göre medeniyet Avrupa medeniyetidir. Ve bunu halka benimsetmeye çalıştıkça batışımız için de çalışmış oldular.

    Edebiyat konusunda da yabancılaşmışızdır. Yunanperestlik akımına kapılan Yahya Kemal ve Yakup Kadri'yi eleştirerek devam eder Üstad edebiyat eleştirilerine. Servet-i Fünun'la zerdüştlük eleştirisine geçer Meriç.Zerdüşt Avrupa'lıdır ve amacı Islamiyet'i yok etmek, hafızalardan silmektir. Edebiyat elestirilerine bazı şair, yazar ve aydınların hayatları üzerinden devam eder. Celal Sıla, Ahmet Ağaoğlu, Ali Kemal...

    İkinci bölüm yani "Biz ve Onlar". Metternich adlı devlet adamının şu tavsiyesine kulak vermemiz gerekir bu bölümde; "Türk kalınız". Avrupalılaşmak sonumuz olacaktır. Bu bölümde Hristiyanlık, demokrasi ve İslâmiyet  üzerinde duran Cemil Meriç'e göre İslamiyet demokrasinin en ileri seviyesidir. Islamiyette insanlar her alanda eşit ve kardeştir, dilenci halifeye eştir. Ve hükmeden Allah'tır der İslamiye'te göre ve hakimiyet devredilemez. Hürriyet ve hak konularında da karşılaştırır Avrupa ile Islamiyet'i.

    "Aydınların Dini: İzmler" adlı yazısında kültür ve irfanı karşılaştırır Meriç. Aydınımız Tanzimattan beri İslamiyeti ve mukaddesatı yok etmeye çalışmak yönünden  Avrupaya köle olmuş durumdadır ona göre.

    Türkiye'ye hakim ideolojileri üçe ayırır Meriç: İlki hiçbir dünya görüşüne bağlı olmayan,  tarihe düşman tahripkar kısımdır. Bu ideolojiye göre Osmanlı barbar, İslâmiyet gericilik... Biz Hititler'in, Sümerliler'in çocuğuyduk. İkincisi bir nasyonal sosyalizmdi. Son olarak ise sosyalizmler... Meriç'e göre mahiyetleri gereği bu üç ideoloji birer dindi.

    İslamiyet ve Hristiyanlık üzerinde de geniş bir çerçevede durmuş, bölümün sonuna yaklaşırken sosyoloji üzerine eleştirilerde bulunmuştur Cemil Meriç. Max ve Weber' in anlaşamazken Doğu söz konusu olunca nasıl birlik olduğunu incelemiştir.

    Üçüncü bölüm: "Münzevi Yıldızlar". Bu bölümde Cemil Meriç dehayı anlatır, inceler örnekleriyle. Dante, İbn-i Haldun, Balzac, Said Nursi...

    Son iki bölüm yani " Fildişi Kuleden" ve " Bâki Kalan"  ise Üstadın aforizmalarında oluşur.