• Herkes Ve Hiç Kimse İçin Bir Kitap

    Zerdüşt beni tekrardan, uyandırdı derin uykumdan.. Aradan dört yıl geçti, dört yıl önce bu kitabı ilk elime aldığımda, itiraf etmek gerekirse baya ağır gelmişti o zaman, belkide doğru zamanı beklemeliydim. Zerdüşt şair midir? Gezgin midir? Derviş midir? Deli midir?
    Gibi soruların cevabını bulamadan kapatmıştım kapağını kitabın. Aslında dili ağır değil, anlatımı ağır sadece, eserde anlaşılır ve şiirsel bir dil mevcut. Fakat nedense o günden sonra dönmedim artık kitaba. Bundan yaklaşık iki hafta önce elime geçti tekrardan, ve okuma şansını yakaladım yeniden. İlk sayfalarında yine okumakta zorlandım. Sıķıcı gelmeye başladı.. Fakat sayfalar ilerledikçe hem yazarın üslubuna alıştım hem de metin örgüsüne. Her cümle kendi içinde yoruma açık, ve içinde binlerce anlam barındıran, kıssadan hisse gibi..
    Anlattığı her şeyi doğru bulmakla beraber, acımasız bir şekilde hazmedebiliyor insan. Hayatın ve ruhun kıyısında, çokca gelgitlere şahit olan, kalıplaşmış düşüncelere keskin izler bırakan bir eser. Ve çağın ilerisinde olan düşünceli bir kitap.
    Nietzsche, felsefe alanında yalnızca metnin içeriğiyle değil, uslûbu ya da söylemiyle de yakından ilgilenmiş, yeni düşünceleri yeni söyleyişlerle dile getirme prensibiyle hareket etmiştir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, bu anlamda felsefeye yeni bir içerik katkısından ibaret olmayıp yeni bir söylemsellik de getirmiştir.


    Friedrcih Nietzsche  (d. 15 Ekim 1844 - ö. 25 Ağustos 1900) ahlâk ve değerler sisteminin kuruluşuna yönelik bir temel çerçevesinde çağının kültür, din ve felsefe görüşlerini eleştiren nihilist Alman düşünür, filolog.
    "Güç istenci" "bengidönüş" "üstinsan" gibi fikirlerle tanınan, Alman filozof "Friedrich Nietzsche'nin" bu eseri 1883-1884 yılları arasında üç bölüm olarak yazılmış ve 1885'te dördüncü bölüm eklenmiştir.

    Nietzsche'nin peygamberinin adı Antik Pers peygamberi Zarathuştra'dır. Onun bir diğer adı da Zerdüşt'tür. Kitap Zerdüşt'ün 30 yaşında dağlarda yaşamaya gittiğini anlatarak başlar. On yıl boyunca dağdaki yalnızlığından hoşnut olan Zerdüşt, bir sabah uyanıp dağda tek başına biriktirdiği bilgelikten bunaldığını fark eder ve bunun üzerine bilgeliğini insanlığın kalanıyla paylaşmak için pazar yerine inmeye karar verir. Nietzsche bu eserinde Zerdüşt'ü kendine sözcü olarak seçmiş, ve anlatacaklarını onun buyruğuyla kaleme almıştır.
    Zerdüşt
    _______
    Ortadoğu’nun en eski inanışlarından birisi olan Zerdüştlüğün kurucusu Zarathustra’nın (Zerdüşt) hayatı hakkında birçok farklı görüş ve tarihsel bilgi mevcuttur. Özellikle de yaşadığı zaman dilimi konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Antik Yunanlılar, oldukça şüphe uyandıran bir tarih vererek, Zerdüşt’ün felsefeci Platon’dan 6 bin yıl önce yaşadığını öne sürer. Birçok bilim insanı, M.Ö. 6’ıncı yüzyılın başlarında (doğumu M.Ö. 638 olarak kabul edilir) yaşadığına ve İran’da bulunan Rey kentinde doğduğuna inanır. Bazı akademisyenler, metinlerde kullandığı yazınsal dili baz alarak, Zerdüşt’ün M.Ö. 14’üncü veya 13’üncü yüzyılda yaşamış olduğunu kabul eder.
    https://www.gazeteduvar.com.tr/...orum-zerdust-kimdir/

    Peki nedir bu "Üstinsan"

    Nietzche, durmadan anlatıyor, durmadan kavga ediyor, insanlığın yarattığı zavallı, avam, dayanılmaz her türlü küçük düşünce”yi red ediyor, yıkıyor, parçalıyor.
    Çünkü bir amacı var tüm hayatın, “Üstinsan” olmak!
    Nietzsche'nin iç dünyasındaki olması gereken insan tiplemesidir üst insan. Ama ne yazıkki o dahil hepimiz de biliyoruz ki, ne o çağlarda ne de içinde bulunduğumuz çağda o erdemde insanlar hiç olmadı ve olmayacak. Zaten Nıetzsche'de bu dünyanın insanı olmadı hiçbir zaman.
    Kavram tam olarak anlaşılmamış ve Nietzsche felsefesindeki önemi de belirlenememiştir. 
    Nietzsche'ye göre mevcut ahlak yapısı köle ahlakı ile şekillenmiştir. Eşitlik kavramına karşı çıkar. İnsanın gerçek doğası olan “güçlü olma isteği” ihmal edilmektedir. Ahlak güçlü olmaya göre yeniden tanımlanmalıdır.
    Ona göre üstinsan, insanoğlunun amacıdır. İnsan aşılması gereken bir varlıktır. Her varlık kendisinden üstün bir şey yaratmıştır. İnsanın da kendisini aşması gerektigini belirtir.

    "Güç istenci" bu kavram, Nietzsche’ye Schopenhauer'dan miras kalmıştır. Tüm evrenin, insan dahil “tek bir istenç” tarafından yönetilmesi!
    Güç İstenci, evrenin her türlü devinimindeki en temel istenç olmakla beraber, tüm değişim ve dönüşümler, bu istencin farklı kisvelere bürünmüş halidir. Her detayda bu istencin izlerini yakalamak mümkündür. Kısaca ona göre insanlar arasında bir güç hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşi, gücü isteme bazındadır. Bu sebeple daha az güçlüler, güçlülere hizmet eder, fakat bu hizmetteki amaç daha güçlü olabilmektir.

    "Bengi dönüş" Nietzsche'nin bengi dönüş ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır. Nietzsche bengi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. Nietzsche'ye göre; "insan tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir". Sonsuz dönüşteki tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur. Üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedir.

    Nietzsche "Tanrı öldü" derken aslında "Tanrı yok" dememektedir. Burada Tanrı'nın ölümü Tanrı'nın kendi benliğine tüketilmesine değil. Onu öldüren insana işaret eder. Ona göre Tanrı insanlara olan merhameti yüzünden ölmüştür. Mesele basit bir ateizm değildir, ateizm bir inanç Tanrının ölümü ise bir olaydır. Tanrı öldü derken Avrupa kültürü ve uygarlığının geri döndürülemez biçimde değiştiren tarihsel olayı kasteder. Bu bir dünya hayat yorumunun değişimidir. Tanrının ölümü ne dünya ne insan eylemine bir ereksellik(amaç, gaye, maksat) atfedilemeyeceğini belirtir. Tanrının ölümünden sonrası daha büyük sıkıntıdır. Nietzsche acıyı bertaraf etmek yerine olumlamanın yanında bizzat düşüncenin de acı olduğunu olumlamamızı söyler.


    Martin Heidegger, Nietzsche’nin Tanrı öldü sözünü, felsefi açıdan Batı metafiziğinin sorgulanması ve yeni bir yöne girmesi olarak değerlendirmiştir. Buna göre Nietzsche batı felsefesi geleneği içinde bir kırılma noktasıdır.
    Nietzsche sürü kendini feda ederek üst insanı belirleyecektir der. Üst insan benim diyebilen, kendi gözleriyle gördüğü gerçekliği belirleyen insan olarak görülmektedir. Bütün varlığın temelinde daha güçlü olmaya yönelik irade vardır. Nietzsche’ye göre, insanoğlu sadece kendini korumak ve yaşamak istemez aksine asıl isteği daha da güçlü olmaktır.
    Nietzsche bu kitap hakkında bir öngörüde bulunup, bunun anlaşilabilmesi için, bir asır geçmesini ifade etmiştir. 19. yy'da yayınlanan bu kitap ancak 20 yy'da popülarite kazanıp okunmaya ve anlasılmaya başlanmıstır gerçekten.
    Nietzsche’ye göre, insan, ilk olarak hayvan’la üst-insan arasında kalmış bir varlıktır ve ikinci olarak bu nedenle alt edilmesi gerken bir şeydir.Bunu bu şekilde Zerdüşt’te birçok ifade etmektedir. Bunun anlamı, Nietzsche’nin düşüncesine göre insan’ın eksikli yani tamamlanmamış bir varlık olmasıdır.


    Sonuç olarak;
    Kitabı tekrar elime aldığımda üzerinde düşünerek, ve sindire sindire okuyarak bir hafta gibi bir sürede bitirdim. İncelemeyi şimdi neden yaptım derseniz ki demezsiniz, o yüzden cavap vermeyede gerek yok bu soruya. :)))Anlayacağınız canım sıkıldıkça inceleme yapıp, tekrar siliyorum. Her neyse..
    Bazı kitaplar vardır dönüp dönüp, tekrar okur insan, bu kitapda onlardan biri. Yani hayatınız her döneminde okuyabileceginiz, başucu bir eser. Her gece bir sayfa okuyup, derin bir uykuya dalabilirsiniz.
    Zaman zaman akla fikre ihtiyacınız oldukça bir kılavuz gibi kullanmak için, yolunuzu bulmak, zihninizdeki zincirleri kırmak, içinizdeki gerçek “ben”e ulaşmak için her bir sözü her bir hikayeyi satır satır yeniden okuyor, oku oku bitiremiyorsunuz.
    Kitap aynı zaman da bilgeliğini harmanladığı ve bütün görüşlerinin tek bir çatı altında topladığını iddia ettiği kitabıdır. Yani Nietzsche yi tam okuyup anlayabilmek için, onun sadece bir eserini okumak elbette yetersiz olacaktır. Zira okuduğunuz her cümle sizi ters köşeye yatırabilir. Bu kitabı ilk defa okuyacaklar için şunu söyleyebilirim ki, bir çırpıda okunup bitirelecek bir kitap değil. Yani bodozlama daldınız mı, Nietzsche'nin derin ve karanlık sularına! Sizi Tanrı bile kurtaramaz.

    Herkese keyifli okumalar.
  • Bakın, Üstinsanı öğretiyorum size.

    Üstinsan yeryüzünün anlamıdır, isteminiz desin ki; Üstinsan yeryüzünün anlamı olsun.

    Yalvarıyorum kardeşlerim, YERYÜZÜNE SADIK KALIN ve size doğaüstü umutlardan söz edenlere inanmayın! Zehir saçar onlar, farkında olsalar da olmasalar da.

    Yaşamı aşağılayandır onlar, kuruyup gitmeye yüz tutmuş ve bizzat zehirlenmiştir onlar, yeryüzü yaka silkti böyle kişilerden: yok olsalar ya hepten!
  • Üstinsan, değer yaratan insandır. Değerleri yeniden değerlendirerek değer yaratabilen insana, Üstinsan denir.
  • ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiçkimse için Bir Kitap’ (Orijinal adıyla Also sprach Zarathustra), Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış bir kitaptır. Kitabı belirli bir kategori içerisinde tanımlamak genelde zor olmuştur: Bir edebiyat eseri ve aynı zamanda felsefî bir çalışmadır. Nietzsche kendisi kitabı “yazılmış en derin” eser olarak tanımlamıştır. Eser, birçok farklı konu ve tarz barındırmaktadır. Nietzsche’nin felsefî görüşleri açısından önemli bir yer tutan kitap, birçok eleştiriye maruz kalmıştır.
    Eserin ortaya çıkışının koşulları ise şöyledir: 1882′de Nietzsche Lou Salome ile buluştu. Nietzsche ve Lou, Tautenburg’da yaz ayını birlikte geçirdiler. Burada Paul aracılığıyla Lou’ya evlenme teklifi yapan Nietzsche, red cevabıyla çok sarsıldı. Bundan sonra kış ayını geçirmek için Rapallo’ya gitti ve eseri Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü burada on günde yazdı. Kitabı hiç tutulmadı ve sadece kırk adet basıldı. Bunlar da yakın arkadaşlar tarafından nezaketen satın alındılar.
    Nietzsche, Zerdüşt’ün oluşum dönemine ait notlarında birçok kez Zerdüşt’ü, Buda, Musa, İsa ve Muhammet gibi kişiliklerin yanına koyarak onu bir yasa koyucu olarak tasvir etmiştir. Nietzsche eserini ilk başta üç bölüm halinde yazmıştı. Fakat daha sonra eserine “Zerdüşt Şiirine Eklemeler” adında dördüncü bir bölüm ekledi.
    Böyle Buyurdu Zerdüşt Nietzsche?nin En Temel Düşünceler?den biri olan? Bengi Dönüş (ewige Wiederkehr) Kavramı üzerine kurulmuştu. Şiirsel bir yapı içinde Alışılmış Dünya ve Hayat Anlayışları?nın yeniden değerlendirilmesinin Doruk Noktası?nı oluşturan? Bengi Dönüş? düşüncesi, hem Dünya?yı zorunlu bir Bütün olarak görüp? Evetleme?ye, hem de en Büyük Özgürlük İhtimali yaratmaya Yönelik?ti. Her İnsan?ın Hayat?ının baştan sonra belirlenmiş bir Bütün olduğunu, ama İnsan bu Bütün?ü Tam Anlamı?yla bilinçlendirip onaylarsa, Yani Hayat?ını Bütünlüğü içinde olduğu gibi kabullenirse, Büyük bir Özgürlük kazanacağını İleri sürdü.Bu Nokta?ya ulaşabilmiş İnsan Übermensch olacaktı. Zerdüst?de Übermensch?i şöyle tanımlar: ?Maymuna göre İnsan neyse, İnsan?a göre de İnsanüstü odur.’
    Edebiyat ve felsefe
    20. yüzyıl felsefesinde belirgin bir eğilim olarak edebiyat ve felsefenin içiçe geçtiği, felsefe anlatıların edebi anlatılara benzemeye başladığı ya da edebi anlatının felsefi nitelik taşıdığı gözlemlenir. Bu gelişmenin kaynağındaki en önemli düşünür Nietzsche’dir ve özellikle onun Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabıdır. Bu kitapta Nietzsche şiirsel bir uslûpla felsefi meseleleri dile getirmiş, kendi felsefi düşüncelerini ve kavramlarını açıklamıştır. Nietsche’nin en belirgin etkisi Martin Heidegger’in felsefi çalışmalarındaki şiirsellik arayışında ve varoluşçu filozofların edebi-felsefi yapıtlarında görülür. Nietzsche, felsefe alanında yalnızca metnin içeriğiyle değil, uslûbu ya da söylemiyle de yakından ilgilenmiş, yeni düşünceleri yeni söyleyişlerle dile getirme prensibiyle hareket etmiştir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, bu anlamda felsefeye yeni bir içerik katkısından ibaret olmayıp yeni bir söylemsellik de getirmiştir.
    Üst-insan, (Almancası Übermensch)
    Nietzsche’nin geliştirdiği, yapıtlarında kullandığı ve özellikle Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabında açık bir şekilde tanımladığı felsefi terimlerden birisidir.Nihilizm ve güç istenci kavramlarıyla ilişkili bir kavramdır.
    Yeryüzünün anlamı olacak üstinsan! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere ! der Nietzsche.
    Bu deyiş onun üst-insan kavramının anlam katmanlarından birini gösterir diyebiliriz.Bu da Nietzsche’nin dinsel düşünüşe yönelik itirazından ileri gelir.
    Terim Nietzsche sonrasında pek çok karşıt anlamlarda anlaşılmış ve değerlendirilmiştir; örneğin bu kavram, üstün insan arayışının bir ürünü olarak görülmenin yanı sıra, ırkçı ideolojiler tarafından da ırkçı düşüncelere kaynaklık edecek şekilde yorumlanmıştır. Öte yandan Nietzsche’nin bu üst-insan kavramıyla bütün bunlarla ilişkili olmadığı birçok düşünür tarafından açıklanmış ve gösterilmiştir. Nietzstch’nin burada, insan üstü özellikleri olan bir varlıktan ya da belirli bir ulus ya da etnik kimlikten söz etmediği ortaya konulmuştur.
    Nietzsche’ye göre, insan, ilk olarak hayvan’la üst-insan arasında kalmış bir varlıktır ve ikinci olarak bu nedenle alt edilmesi gerken bir şeydir.Bunu bu şekilde Zerdüşt’te birçok ifade etmektedir. Bunun anlamı, Nietzsche’nin düşüncesine göre insan’ın eksikli yani tamamlanmamış bir varlık olmasıdır.İnsan eksikli varlığını aşabilecektir, yanılgılardan ve yücelttiği yanılsamlardan kurtulduğunda, kendisini tamamlayabilecektir. İnsan hep kendini aşmaya çalışarak, alt ederek üst-insan olma yolunda ilerleyecektir.Çağımız nihilizm çağıdır Nietzsche’ye göre ve bu ancak üst-insan’a giden yol ile aşılabilecektir. Aksi halde Nietzsche’nin değişiyle; “İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa karanlığına, yok olacaktır.” (Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün Önsöz’ünde)
    Tanrı öldü
    Tanrı öldü! sözü, Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında dile getirdiği ünlü sav sözüdür. Nietzsche bu durumu, nihilizm çağına giriş olarak değerlendirmiş, Tanrı’yı öldürenin biz olduğumuzu söylemiştir.
    Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!
    Tanrı’nın insan tarafından uydurulmuş bir yücelik olduğunu, bu kavramın temsil ettiği yaşam anlayışının ise temelli olarak varoluşa karşıt olduğunu düşünen Nietzsche, Tanrı’nın öldürülüşünü, yaşamı yeniden anlamlandırmak, değerleri yeniden değerlendirmek ve yaratmak için bir şans olarak görür. İnsan bu ölümü büyük bir reddedişe ve kendi üzerinde yeni bir zafere dönüştürmelidir, yoksa anlamsızlığın ve yokluğun içinde yaşamakla bunun bedelini ödeyecektir. Nietzsche, Tanrı’nın ölümüyle üst-insan’a giden yolun açıldığını, bu şansın değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir.
    Martin Heidegger, Nietzsche’nin Tanrı öldü sözünü, felsefi açıdan Batı metafiziğinin sorgulanması ve yeni bir yöne girmesi olarak değerlendirmiştir. Buna göre Nietzsche batı felsefesi geleneği içinde bir kırılma noktasıdır.
    Bengi dönüş
    Bengi dönüş düşüncesi, Nietzsche’nin, Üst-insan terimini varoluşsal anlamda tamamlayan ve geleceğe dair yön veren bir savıdır. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı başyapıtında, zamanın çembersel bir görüngü olup, bulunduğumuz anın sonsuz ihtimal arasında, en azından bir kere yaşanmış veya yaşanacak olması gerektiğinden bahseder.* Nietzsche, Bengi dönüş düşüncesini ilk kez Şen bilim adlı eserinde açıklamıştır.
    Eğer bir şeytan gece gündüz seni izlese , en gizli düşüncelerine girip şöyle derse ne olurdu : Yaşamakta olduğun ve yaşamış olduğun bu yaşamı bir kez daha ve sayısız kez yaşamak zorundasın.Yeni bir şeyle karşılaşmayacaksın , tersine herşey aynı olacak!
    Nietzsche, bengi dönüş düşüncesi için herhangi bir kanıt sunmaz. Kimi yorumcular, Nietzsche’nin bu düşünceyi bilimsel bir temele oturtmak istediği, fakat sağlığının elvermediği yorumunda bulunurlar.
    *Friedrich Nietzsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt, Evham ve Muamma Hakkında
    Amor Fati
    Amor Fati, Friedrich Nietzsche’nin eserlerinde sıklıkla kullandığı bir terimdir. Türkçe’ye, çevirmenler tarafından genellikle kader sevgisi olarak çevrilir. Hayatın en üst düzeyde olumlanması, Nietzsche’nin deyimiyle ‘evet’lenmesi anlamına gelir.
    Nietzsche ve Lou Salome
    Nietzsche adının geçtiği çoğu yerde bu ada rastlamak mümkündür ; Lou Salome..
    -Peki Nietzsche’yi derinden etkileyen bu kadın kimdir?
    -Nietzsche ile aralarında ne yaşanmıştır?
    -Nietzsche neden sonradan Salome’a kin ve nefrete varan cinsten duygular beslemiştir?
    Nietzsche’nin felsefesinin gelişiminde baş rol oynayan bu gizemli kadın, Yahudi bir aileye mensup olan Lou Salome’dur. Güzelliği, zerafeti, aykırılığı ve ukalalığıyla bir erkeği rahatlıkla baştan çıkarabilen bu kadın, zamanında neredeyse Nietzsche’nin gözünde tanrıçalaştırılmıştır..
    Ortak arkadaşları olan Paul Ree vasıtasıyla tanıştırılan Nietzsche ve Salome, kısa süre sonra iyi bir dost olurlar. Sık sık Ree ile birlikte bir araya gelip, felsefe sohbetleri yaparlar.
    Lakin Nietzsche, ilk günden beri Salome’a derin duygular beslemekte ve O’nu kendi “düşün eşi” olarak görmektedir. Duyduğu platonik aşk , Nietzsche’nin bir dişiye karşı ilk derin duygudur.
    Nietzsche, babasının ölümüyle birlikte hep kadınların himayesinde büyümüştür. Bunun etkiyle olsa gerek ki, hayatında Salome’dan önce hiçbir kadına aşık olmamış, hatta yanaşmamıştır bile.. Tersine kadınlar hakkındaki düşünceleri oldukça serttir ve Lou Salome’dan sonra daha da sertleşmiştir..
    Nietzsche , bu baştan çıkarıcı ve gizemli kadına yüzyüze duygularını açamamış , bu konuyu ortak dostları Ree vasıtasıyla Salome’a iletmeye kalkmıştır. Salome’un red cevabı ise , Nietzsche’de büyük bir düş kırıklığına sebep olmuştur.
    Neredeyse bir yıkım olarak tanımlanabilecek bu duygu kaosu , zamanla yerini hem Ree’ye hem de Salome’a nefrete dönüşecektir.
    Nietzsche’ye göre Ree, gizliden gizliye Salome’a ilgi duyuyordu. Bu sebeple bilerek ve isteyerek, Nietzsche ve Salome’un arkadaşlığını zaten bozmak istiyordu.. Fakat nedense bu ithamlar, Nietzsche’nin red cevabıyla başlamıştır. Gerçekte böyle bir durum yaşanmış mıdır bilinmez ama, red cevabından sonra Nietzsche’nin kesinkes Ree’nin ihanetine uğradığına inanmıştır.
    Kısa bir süreliğine de olsa bu üç arkadaş, güzel şeyler paylaşmış, güzel düşünceler üretmişlerdir. Durum bunu göstermektedir ki, Nietzsche bu kısa zaman zarfında felsefesi adına büyük adımlar atmıştır.
    Bu dönemden kalma tek resim, Salome’un eline kırbacı ile dikkat çektiği Ree, Salome ve Nietzsche’nin ortaklaşa resmidir.
    Bu resim, daha sonra Nietzsche’nin ablası Elizabeth tarafından, Nietzsche’yi Salome’a karşı kışkırtmakta kullanılmıştır. Salome’un elindeki kırbacıyla iki erkeği at yerine geçirmesi, oldukça ilginçtir. Nietzsche’nin ablası, ilk tanıştığı günden beri hep Salome’u Nietzsche için uygunsuz bulmuş, tehlikeli olarak tanımlamıştır… ve Nietzsche’yi Salome’dan koparmak için elinden geleni yapmıştır. Etkisi olmuşmudur bilinmez ama Nietzsche’nin ablası ve annesinden sürekli kaçtığını ve gezgin hayatı yaşadığını söylemek yanlış olmaz.
    Sonuç olarak bu platonik aşk, Nietzsche’nin büyük acılar çekmesine sebep olmuş ve felsefesinin gelişiminde etki yapmıştır.. Her ne kadar Nietzsche’nin Salome’a kin dolu sözlerle bezenmiş mektuplarının varlığından haberdar olsakta , Nietzsche’nin bu kadını hayatının sonuna kadar hep sevdiğini söylemek ne kadar yanlış olur bilmem.