• Fatih’i tahtında görmüştüm düşte
    O eşsiz cengaver canlıydı işte
    Vakarla ayağa kalktı, yürüdü
    İçimi tarifsiz sevinç bürüdü
    Fatih’ti gözlerim Fatih gördüğüm
    Bütün hissiyatım oldu kördüğüm
    Celâlli gözünden çaktı şimşekler
    Gözler ki ufkunu manalı bekler
    Bir anda şaşkınca göz göze geldik
    Sanki sarayından göğe yükseldik
    El ayak dolaştı; şaştım, titredim
    “Yarabbi, ne büyük lütfundur” dedim
    Kendime gelince bir anda coştum
    Elini öpmeye huzura koştum
    Ziyaret eyledim güzel elinden
    Sohbete başladık gönül telinden

    "Efendim, ne güzel gördüm ya seni!
    Tanıyabildin mi bilmem ki beni?"
    Şöyle bir gözüyle süzdü derince
    Eridim huzurda,cevap verince
    Dedi ki "Lisanın benziyor bize
    Ve lâkin ben nasıl Türk derim size
    Bu garip kıyafet, bu endam hele
    Tarifin herhalde derin mesele
    Ne Çerkez denilir ne benzer Laz'a
    Belli ki dönmüşsün yolunmuş kaza
    Görmedim sen gibi kimse önceden
    Evvelâ sandım ki ecnebi deden
    İn misin, cin misin, düşman mı yoksa?
    Gazaya çıkalım sen gibi çoksa"

    Utandım, dizimin bağı çözüldü
    Gözümden zamansız yaşlar süzüldü
    Dedim ki "Efendim nasıl söylesem
    Şaşırma adıma Müslüman desem
    Ecnebi değil de Türk'üz inanın
    Damarımda gezen hep senin kanın
    Beş yüz yıl sonraki evladın işte
    Mevla'ya hamd olsun kavuştuk düşte
    Bu aciz bendeniz Bayburtlu Önder
    Asrımızda size benzeyen ender"

    Dinleyip sözümü hepten şaşırdı
    Sanarsın duyunca aklın kaçırdı
    Evvelâ yutkundu vaz geçti sözden
    Neslimiz mümkün mü ayrılsın özden?
    Bir sağa, bir sola hep geldi gitti
    Yaklaştı "sus bre" deyip de itti
    "Ne dersin be densiz defol git burdan
    Yüzünde eser yok imanla nurdan
    Şuna bak soytarı evladımızmış"
    Velhasıl duyduğu her söze kızmış

    Dedim ki "Bilseniz geleni başa
    Düşman içimizden başlar savaşa
    Türk-İslam âlemi kana bulandı
    Bağdat yerle yeksan, Halep’se yandı
    Darmadağın oldu müminler şimdi
    Bilmezler Fatih de Osman da kimdi
    Camiler boşaldı din garip oldu
    Sapıklar,cahiller kürsüye doldu
    Evladı, hanımdan korkup da bakmaz
    Ananın,atanın sahibi çıkmaz
    Ne sözü dinlenir,değer verilir
    Ne de baş köşeye layık görülür
    Sığıntı gibidir evde analar
    Geline hizmetkâr hep kaynanalar
    Adalet bahsine girmeyelim pek
    Tanınmaz haldeyiz acıdır gerçek
    Hakikat esiri olunca gücün
    Deveye diyorlar suçtur hörgücün
    Dünya eşkıyanın hakkını arar
    Yanına kâr kalır verdiği zarar
    Savaşsan ahalin düşmanı tutar
    Bu devran kahpece insanı yutar"

    Dedi ki "İnanmak istemem sana
    Desene kıyamet erdi cihana
    Anayı,atayı nasıl satarsın
    Yaşlandı diyerek baştan atarsın
    Bereket kalır mı böyle hanede
    Törende çiğnensin örf anane de
    Ha Frenk ha sizler çek de git burdan
    Öfkeme yenilip atmayım surdan
    İstikbal böylesi hayırsız demek
    Boşa mı bu kadar verdiğim emek?
    Ya hâli nicedir inananların
    Nedendir bu bitap hâli onların
    Ne dine sarılır ne adle talip
    Anladım asırda cehalet galip
    Sefil taç edilse cahilleştirir
    İlime,irfana mezar eştirir
    Okutmaz âleme iki hak satır
    Adalet mülkünü kökten aksatır
    Gel imdi ey evlat bu düşten uyan
    Hayır söz değildir ettiğin beyan
    Vücudun Bizansken için İstanbul
    Sen kendi ruhuna bir Fatihan bul
    Bu hâlde bakamam senin yüzüne
    Uyan da geri dön tezden özüne"

    Sarsıldım dehşetle uyandım birden
    Sanki mevtayım da çıktım kabirden
    Telaşla odamdan tam çıkacaktım
    Pencereden şöyle dışarı baktım
    Şişeyi sokağa savurdu bir genç
    Yüzünde amansız öfke var iğrenç
    Engelli çocuğa bir çelme taktı
    Kahkaha savurup haline baktı
    Yüzü gözü kandı zavallı kızın
    O hâlde bırakıp kaçtı ansızın
    Bir dertli nağmeyle akarken Çoruh
    Dedim ki nerde biz nerede o ruh

    Önder Eryılmaz
    Bayburt
    04.06.2016
  • M. Kemal Atatürk Ahiret'e inanmıyor mu? (Söylev'den)

    (Felsefe yerine Kur'an-ı Kerim okusaydı, kendisi hakkında daha hayrlı olabilirdi.)

    M. Kemal'i sevenler aman dikkat: "Kişi sevdiği ile haşrolunur."

    Evvela konuya geçmeden önce bir izah yapmakta fayda var.

    M. Kemal Atatürk'ün inancı bizi neden ilgilendiriyor, önce bunun cevabını verelim.

    "Taha" Suresi'nde Alemlerin Rabbi şöyle buyuruyor:
    16 - "Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun."

    M. Kemal Atatürk'ün, (altta göreceksiniz) ; "Ahiret'e inanmadığını" söylemesiyle "iman" etmediği ortaya çıkıyor. "Bize ne, iman etmezse etmesin" demekte yersiz, zira dinimize göre bu nokta çok önemlidir...

    Şöyle ki:
    Laiklik; iman etmeyen birisi tarafından müslüman bir millete dayatılmıştır. "Bu düşüncede olan birisinin kurduğu sistem" bizi yönetiyor. Bir müslümanın bu düşünce yapısında olan birisinin yönetimi ve düzeni altında yaşaması nasıl düşünülebilir? Asla düşünülemez... Aynı zamanda şu sebeple de dinimizin onaylamadığı bir husustur bu;

    "Nisa Suresi"nde Rabbimiz şöyle buyuruyor:
    59 - "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve **sizden olan emir sahibine** de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir."

    Ayet-i Kerime'de "sizden olan emir sahibine itaat edin" buyuruluyor... Yani, "müslüman olan" emir sahiplerine uymak ile mükellefiz. Müslüman olmayana itaat olunmaz.

    İşte biz, İslam nizamına uygun bir yönetim ve sistem istiyoruz. Bunu da ancak iman eden bir müslümanın sağlayacağını düşünüyoruz.

    Bir müslümanın, kendi kitabı olan "Kuran" ile yönetilmek istemesinden daha doğal ne olabilir?

    Şimdi gelelim konumuza...

    M. Kemal Atatürk şöyle diyor:
    Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. "Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür esnasında neşe ve mutluluğa yer bulunamaz" diyorlardı.

    Başka kitaplar okudum, bunları "daha akıllı adamlar" yazmışlardı. Diyorlardı ki: "Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız sürece şen ve keyifli olalım."

    Ben kendi karakterim itibariyle ikinci hayat anlayışını tercih ediyorum, fakat şu kayıtlar içinde:
    Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar mutsuzdurlar. Besbelli ki, o adam birey sıfatıyla mahvolacaktır. Herhangi bir şahsın yaşadıkça memnun ve mesut olması için lazım gelen şey; kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Makul bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların şerefi, varlığı ve mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.

    KAYNAK:
    Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 17 Mart 1937, cild 2, sayfa 280, 281.

    Ayrıca bakınız: Ulus gazetesi, 20 Mart 1937.
  • "Taha" Suresi'nde Alemlerin Rabbi şöyle buyuruyor:

    16 - "Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun."

    Neticede M. Kemal Atatürk'ün; "Gökten indiği sanılan..." demesiyle, Kuran'ın Allah (azze ve celle) katından olduğuna "iman" etmediği ortaya çıkıyor.

    "Bize ne, iman etmezse etmesin" demekte yersiz, zira dinimize göre bu nokta da çok önemlidir...

    Şöyle ki:
    Laiklik; Kuran'ın Rabbimizin katından olduğuna **iman etmeyen birisi tarafından** müslüman bir millete dayatılmıştır. "Bu düşüncede olan birisinin kurduğu sistem" bizi yönetiyor. Bu düşünce esasına dayalı bir yönetimin; Rus, yunan ve ingiliz yönetimlerinden, bayrağı "haç" olan yönetimlerden ne farkı var?

    Bir müslümanın bu düşünce yapısında olan birisinin yönetimi ve düzeni altında yaşaması nasıl düşünülebilir? Asla düşünülemez... Aynı zamanda şu sebeple de dinimizin onaylamadığı bir husustur bu;

    "Nisa Suresi"nde Rabbimiz şöyle buyuruyor:

    59 - "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve **sizden olan emir sahibine** de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir."

    Ayet-i Kerime'de "sizden olan emir sahibine itaat edin" buyuruluyor... Yani, "müslüman olan" emir sahiplerine uymak ile mükellefiz. Müslüman olmayana itaat olunmaz... Kuran'ın Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) indirilmesinin bir "sanıdan" ibaret olduğunu ifade eden birisine nasıl müslüman denir?
  • Yahudi asıllı Amerikalının makalesi(!) “YAHUDİYİM VE BUNUNLA ÖVÜNÜYORUM!”
    "Bugün hükümranlık bizde ey araplar ve müslümanlar!
    Sizin döneminiz bitti!
    Gördünüz mü dahice neler yaptık sizlere?
    Sokaklarınızda gezdik halinizi beğenmedik, ne yaptık biliyor musunuz?
    Çok basit ;Kızlarınızın örtülerini çıkarttık ve o örtülerle kuranlarınızı örttük(Mendil kadar eşarba eşarp denirse, boynu ve kulakları gösteren düdük şallara örtü denirse, geriden bağlamaya veya saçlarının önden gözükmesine tesettür denirse dediği doğru değil diyebilirsiniz)

    Artık emrimizdesiniz!!!

    İstediğimiz gibi istediğimiz zaman parmağımızda oynatırız sizi!
    Kıyafetlerinizi biz üretip sattık size
    Bakın çarşılarınıza;Ne varsa satılan kabullenmişsini

    Mahrem yerlerinizi açtık!
    Gençlerinizin giydiği düşük bel pantolonları biz alıştırdık size!
    Düşük bel giymek kimin sıfatlarındandır biliyormusunuz?

    Lut kavminin!

    Yahudiler topraklarımızı çalıp namusumuza göz diktiler diyorsunuz!!

    Siz nerdeydiniz!?
    Sokaklarda kız peşinde
    Ne güzel alay ediyorum sizinle
    Dibe vurmuşsunuz!
  • Ey müslüman kadın!
    Gerçekler bu derece açıkta olduktan
    sonra da silkinip uyanmayacak msın? Kimlerin elinde bir dünya metâı gibi kullanılmak istendiğinin farkına varip Allah'a yönelmede kıpırdanışta bulunmayacak mısın? Şunu iyi düşün ve bil ki; senin uyanışın bir milletin uyanışı olacak, senin dirilişin de bir milletin dirilişi olacaktır. Senin bu acı halini görüp içi sızlayan bizleri sevindirmek istiyorsan, uyan, silkin ve Cenâb-ı Allah'a yönel. O'ndan mağfiret taleb et. Bil ki O'nun mağfîreti çok, merhameti boldur.
  • Göç İdaresi'nde tutulan 82 Uygur Türkü süresiz açlık grevine başladı

    Çin'den kaçarak Türkiye’ye sığınan Uygur Türkleri, özgürlüklerine kavuşmak için açlık grevi başlattı.

    Hatay Göç İdaresi'nde tutulan 82 Uygur Türkü 19 Şubat 2018 tarihinde süresiz olarak açlık grevine başladı.

    Mepanews'te yer alan habere göre, Çin'in baskıcı politikalarından dolayı Türkiye'ye sığınan Uygur Türkleri, Hatay Göç İdaresinde tutuluyor.

    Doğu Türkistan Bülteni, Göç İdaresi'nde tutulan Uygur Türkleri'nin son durumu hakkında şu açıklamayı yaptı:

    "Komünist Çin zulmünden kaçan Doğu Türkistanlı Müslüman Uygur Türklerinin değişmez kaderi baskı, zulüm ve esaret Tayland, Malezya, Endonezya, Mısır, Pakistan, Afganistan, Dubai gibi devletlerden sonra kardeş bildikleri Türkiye'de de devam ediyor.

    Uygur Türklerini Türkmen Dağında, Türkmen kardeşleri ile yapmış olduğu dayanışmadan hepimiz tanıyoruz. Türkmen kardeşleri ile sırt sırta vermiş Doğu Türkistanlı Müslümanlar Esed ve Rusya zalimlerine karşı mücadele ediyor.

    Türkiye Devletinden özgürlüklerini isteyen Uygur Türkleri özgürlüklerine kavuşacakları zamana kadar Süresiz açlık grevine başladıklarını ailelerini arayarak resmi olarak bildirimde bulundular. Müslüman kardeşlerimiz özgürlüklerine kavuşana kadar desteklemek her müminin görevidir."
  • Baksana kim boynu bükük ağlayan? 
    Hakk-ı hayâtın senin ey müslüman! 
    Kurtar o bîçâreyi Allah için, 
    Artık ölüm uykularından uyan!

    Bunca zamandır uyudun, kanmadın; 
    Çekmediğin kalmadı, uslanmadın. 
    Çiğnediler yurdunu baştan başa, 
    Sen yine bir kerre kımıldanmadın!