Duygudurumu üzerindeki etkiler her geçen gün artıyordu. Yersiz endişeler, ani değişiklikler, kaygılar, bilişsel yeteneklerdeki kayıplar... Arkadaşı Emel Şahinkaya, birlikte geçirdikleri bir günü kitabında şöyle anlatıyordu:
"Dün bize gittik, ben de yemekleri hazırladım, sonra uyuyakaldım. Uyandığımda Nilgün sol gözünü bozmuştu. Kirpik kaçtı diye ovarak oymuştu. Yeni almış olduğu kuşlar da evde ölmüş olabilirlermiş. Ağladı ve Feryal ona inandı. 'Üzülme, ben gidip bakarım, sana telefon ederim, ölmediklerini söylerim. Ama Nilgün gülerek 'Saçmalama, sana ne kuşlardan ölmüşlerse de?' deyince Feryal ağladı ve ben de bardak fırlatıp kırdım."
Değişik rüyalar görüyor, karabasanlara maruz kalıp kendini farklı olayların içinde bulup günlüklerinde bunları anlatıyordu. Ona Ay'dan el salladıklarını iddia ediyordu. O tedaviyi reddettikçe halüsinasyon ve diğer hastalık belirtileri artıyordu. Eşi Kağan Önal, onu tedavi olması için ikna etmeye çalışıyor ama Nilgün Marmara tedaviden kaçıyordu. Okumaktan ve yazmaktansa vazgeçmiyordu. Kırmızı defterine yazdığı Paul Valery alıntısına bakılırsa varoluşu incele-meye devam ediyordu: "Varoluşun saflığı içinde evren küçük bir unsurdur."
Aynı sayfaya yazdığı bir not daha vardı ki, gitmeye ne kadar hazır olduğunu gösteriyordu: "Ölürken kahkahamı ona bırakacağım."
bir yaz gecesi uykuya daldım ve uyandığımda dünyanın farklı olacağını umuyordum. sabah gözlerimi açtığımda dünya tıpatıp aynıydı.
radyonun düğmesine uzandım. Alone çalıyordu. lanet şarkının adı Alone'du ve bu yetmezmiş gibi söyleyen grubun ismi de Heart'tı. en sevdiğim şarkı değildi. ya da en sevdiğim grup. ya da en sevdiğim konu. "bilemezsin ne zamandır..."