• Çok hayal kurdum .Artık hayal kurmaktan yoruldum ama hayal etmekten yorulmadım. Kimse hayal etmekten yorulmaz çünkü hayal etmek unutmaktır ve unutmak üzerimizde ağırlık yaratmaz, uyanık kaldığımız ruyasız bir uykudur. Hayallerimde her şeye ulaştım. Uyandigim zamanlar da oldu ama ne önemi var?
  • Öncelikle çokkk güzeldi. Epeydir bu kadar keyifle okuduğum bir kitaba denk gelmemiştim. Anayurtta isyan bayrağını çekip karanlıkaltına kaçan Drizzt'in, bu kitapla birlikte yalnızlıkla mücadelesini, kendi içsel çekişmelerini, yeni dostlar buluşunu, eski defterleri kapatışını, ailesinin çöküşünü ve muhtemelen üçüncü kitaba peşine takılacak yeni düşmanları okuyoruz. Hem olay hem de duygu ve düşünceleri derinlemesine inceleme açısından zengin bir eser.
    Ek olarak Drizzt'in dostu olup onu sarmalayasım geliyor. Kimse arkadaşlığa onun kadar hasret değildir sanırım. Keşke diyorum biraz daha uyanık olsa. İnsanların dünyasına düşünce çok darbe yiyecektir bu saflıkla. İyi ki panteri var da herşeye rağmen yapayalnız değil.
  • O günü ve o saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba'dan başka kimse bilmez. Dikkat edin, uyanık kalın, dua edin. Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilemezsiniz.
  • Sen uyuma , sen de uyuma , sen uyursan uyanık kimse kalmaz :)
  • Kalbim sertleşip kavrulurken üstüme merhamet sağanaklarıyla gel.
    Hayattan zarâfet kaybolunca, bir şarkı ile gel.
    Gürültülü çalışmaların patırtısı her tarafta yükselerek beni dış âleme kapatınca, sükûnun Allahı olan Rabbim, bana rahatınla gel, huzurunla gel...
    Yoksul kalbim bir köşede kapatılmış, başı önüne eğik otururken, kapıyı kır, aç benim sultanım ve bir hükümdar haşmetiyle gel.
    Arzu, aklı gaflet ve tozla körleştirdiği zaman, ey mukaddes kimse, ey uyanık Sen, ışığınla gel, gürlemenle gel...
    Rabindranath Tagore
    Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2.Basım, Çeviren: Bülent Ecevit
  • Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, "Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır" demişlerdi. ﴾10﴿ Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık. (Onları uyuttuk) ﴾11﴿ Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim. ﴾12﴿ Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık. ﴾13﴿ Kalkıp da, "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Ondan başkasına asla ilah demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, ondan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?" dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. ﴾14-15﴿ (İçlerinden biri şöyle dedi:) "Madem ki onlardan ve Allah'tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o halde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın." ﴾16﴿ (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. ﴾17﴿ Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı. ﴾18﴿ Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin." ﴾19﴿ "Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz." ﴾20﴿ Böylece biz, (insanları) onların halinden haberdar ettik ki, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevi tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), "Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların halini daha iyi bilir" dediler. Duruma hakim olanlar ise, "Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız" dediler. ﴾21﴿ (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: "Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Yine, "Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir" diyecekler. Şöyle de diyecekler: "Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O halde onlar hakkında (Kur'an'daki) apaçık tartışma (yı aktarmak) dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma. ﴾22﴿ Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme! ﴾23﴿ Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de. ﴾24﴿ Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler. ﴾25﴿ De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O ne güzel görür, O ne güzel işitir! Onların, ondan başka hiçbir dostu da yoktur. O hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez." ﴾26﴿ Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O'ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın. ﴾27﴿

    Kuran-ı Kerim / Kehf Sûresi 10. - 27. Ayet Meali
  • Roman ,birbirini severek evlenen, hayata bakış tarzları, kişilikleri farklı olan iki gencin anlaşamayarak ayrılmalarını ele alır
    Roman, üniversite öğrencisi olan Nihat ile Ömer’in vapurda giderlerken Ömer’in öndeki yerlerde oturun güzel bir genç kızı fark etmesiyle başlar. Vapur iskelede durduktan sonra Ömer kızı kaybetmemek için arkasından ilerlemeye başlar. Ömer tam kıza sesleneceği sırada yanında orta yaşlı bir bayanın olduğunu görür ve bu bayan Ömer’e seslenir. Kadın Ömer’lerin uzaktan akrabası olan Emine teyzedir. Emine teyze kızın adının Macide ve Balıkesir’deki bir akrabasının kızı olduğunu, musikiye duyduğu ilgiden dolayı buraya konservatuar okumaya getirdiğini söyler.

    Macide Balıkesir’de okurken musikiye olan yeteneği ve ilgisi hocaları tarafından fark edilir. Bu sırada okula yeni gelen genç öğretmen Bedri Bey ile aralarında bir şey olduğuna dair dedikodu çıkar. Bu dedikodu onların arasında bir anda duygusal bir bağ kurar. Fakat Bedri öğretmen sene sonunda okuldan ayrılmak durumunda kalır ve İstanbul’a taşınır.

    Ömer bir akşam Emine teyzesinin evine gider , herkesin morali bozuktur. Macide’nin babası vefat etmiş ve ev halkı bunu Macide’ye söylemiştir. Macide o akşam odasından hiç çıkmaz. Ömer’de kendi için hazırlanan odaya gider ve uykuya dalar. Ertesi gün Macide ve Ömer aynı zamanlarda kalkar evde başka kimse uyanık olmayınca birlikte kahvaltı yaparlar sonra Ömer Macide’yi okuluna bırakır akşamda gelip alacağını söyler. 

    Ömer akşam Macide’yi alır yürüyerek giderlerken Ömer hislerini Macide’ye açıklar. Macide’de aynı şekilde karşılık verir. O günden sonra her gün birlikte gezmeye başlarlar. Macide’nin babasının vefatıyla parada kesilince Macide’den rahatsız olmaya başlarlar ve bir akşam Macide’yi azarlarlar. Buna çok üzülen Macide o gece tüm bavulunu toplar ve evden çıkar fakat nereye gideceğini bilemez. Kötü bir şey olacağını hisseden Ömer ise Macide’nin evinin önünden gitmemiştir. Macide’yi alarak kendi evine giderler. O geceden sonra karı koca olarak yaşarlar fakat geçim sıkıntısı kısa zamanda baş gösterir.

    Ertesi sabah postanedeki işine gider öğlen de Hafız efendi ile yemeğe çıkar Hafız efendi bir sıkıntısını Ömer’e anlatır . Kayınbiraderi hapse girer kefaret için kasadan iki yüz elli lirayı alıp kayınbiraderine verdiğini söyler. Tahliye edildiğinde parayı alıp tekrar yerine koyacağını söyler fakat mahkeme bir türlü olmaz. Rahatlamak için de Ömer’e anlatır.
    ....

    Balıkesir’den başlayıp İstanbul’da son bulan bir aşk macerası anlatılır. Bu serüvenlerde üç temel şahıs vardır: Macide, Ömer ve Bedri. Macide ve Ömer birbirlerini iyice tanımadan evlenirler. Oysa ikisi ayrı dünyaların insanlarıdır, kişililikleri birbirinin tam aksi yönünde olan insanlardır.

    Roman realist bir anlayışla yazılmıştır.
    Bu eser bir aşk romanıdır.

    Cumhuriyet kavramının henüz sindirilememişliği, hayata getirdiği yeniliklere adapte olamayan halkın uyum sağlama çabaları, toplumda meydana gelen aydın ve geri kalmış Anadolu ayrımı, romanda belirli karakterler üzerinden verilmeye çalışılmıştır. Sabahattin Ali, aydın kesim olarak nitelendirilen sınıfın temsilcisini Ömer karakteri üzerinden; Anadolu’nun bağrından gelen Macide isimli karakterle bir aşk döngüsünü geleneksellikle modernliği mukayese ederek anlatır.