• Ey kutsal uyku!
    Cimri davranma mutlu etmekte
    Geceye adanmışları -
    Dünya halinin bu koşuşturmasında.
  • Uyku belâdır göç içinizedir
    Sabır ve zaman içinizdedir
    Kadın ve çocuk içiçedir
  • Yeryüzünde en suçsuz şey uyku, oysa en günahkâr varlık insan!
  • Deneyim Nasıl Meydana Gelir?

    CEHALET

    Rüya da dahil olmak üzere tüm deneyimlerimiz cehaletten meydana gelir. Bu ifade Batı'da oldukça şaşırtıcı bir ifadedir, bu nedenle gelin ilk önce cehalet (ma-rigpa) demekle neyi kastettiğimizi anlayalım. Tibet geleneği bilgisizliği iki türe ayırır: doğuştan gelen cehalet ve kültürel cehalet. Doğuştan gelen cehalet samsara'nın temeli ve sıradan varlıkların belirleyici karakteristiğidir. Bu, gerçek doğamızın ve dünyanın gerçek doğasının bilgisizliğidir ve ikici (düalistik) zihnin yanılmalarıyla karışıklıkla sonuçlanır.

    Düalizm, zıtlıkları ve ikiye bölmeleri somutlaştırır. Deneyimin bütün birliğini bu ve şu, doğru ve yanlış, sen ve ben' e ayırır. Bu kavramsal bölünmelere dayanarak, yandaş olma ve karşı olma şeklinde kendini gösteren tercihler ve kendimiz olarak tanımladığımız şeyin büyük çoğunluğunu oluşturan alışılmış tepkiler geliştiririz. Şunu değil, bunu isteriz; ona değil, buna inanırız; şuna saygı gösterir, bunu küçük görürüz. Haz, rahatlık, zenginlik ve ün ister, acı, yoksulluk, utanç ve rahatsızlıktan kaçmaya çalışırız. Bunları kendimiz ve sevdiklerimiz için ister, başkalarına dikkat etmeyiz. Sahip olduğumuzdan farklı bir şeyler yaşamak isteriz ya da bir yaşantıya tutunur ve bu yaşantının kesilmesine yol açacak kaçınılmaz değişikliklerden kaçınmayı arzu ederiz.

    Kültürel olarak koşullandırılan ikinci tür bir cehalet de vardır. Bu, bir kültürde kurumsallaşmış hale gelen arzu ve karşı olmalardan meydana gelir. Örneğin, Hindistan'da Hindular inek eti yemenin yanlış, domuz eti yemenin ise doğru olduğuna inanırlar. Müslümanlar sığır eti yemenin uygun olduğuna inanırlar, ama kendilerine domuz eti yemeyi yasaklamışlardır. Tibetliler ise ikisini de yerler. Kim haklı? Hindular Hinduların, Müslümanlar Müslümanların, Tibetliler de Tibetlilerin haklı olduğunu düşünürler. Farklı inançlar, temel bilgelikten değil, o kültürün parçası olan önyargı ve inançlardan ortaya çıkar.

    Bir başka örnek de felsefenin iç anlaşmazlıklarında görülebilir, ince noktalarda diğerleriyle anlaşmazlıklarıyla tanımlanan birçok felsefe sistemi vardır. Bu sistemlerin kendileri insanları bilgeliğe götürmek amacıyla geliştirilmiş olmalarına karşın bilgisizliğe yol açarlar, çünkü bunları benimseyen kişiler ikici bir gerçeklik anlayışına sıkıca sarılırlar. Bu herhangi bir kavramsal sistemde kaçınılmaz bir şeydir, çünkü kavramsal zihnin kendisi bilgisizliğin kendini göstermesidir.

    Kültürel cehalet geleneklerde geliştirilir ve korunur. Her alışkanlığa, fikre, değer kümesine ve bilgi yığınına yayılıp kaplar. Hem bireyler hem de kültürler bu tercihleri öyle temel bir şey olarak kabul ederler ki bunlar sağduyu ya da tanrısal bir yasa olarak alınırlar. Kendimizi çeşitli inançlara, politik bir partiye, tıbbi bir sisteme, dini bir sistemin nasıl olması gerektiğine dair bir fikre bağlayarak büyürüz. ilkokul, lise, belki üniversiteyi bitiririz ve aldığımız her diploma bir anlamda daha sofistike bir cehalet geliştirmenin bir ödülüdür. Eğitim dünyayı belirli bir mercekten görme alışkanlığını pekiştirir. Yanlış bir bakış açısında ustalaşabilir, kendi anlayışımızda oldukça kesin olabilir ve ustalaşmış diğer kişilerle iyi ilişkiler kurabiliriz. Ayrıntılı entelektüel sistemlerin öğrenildiği ve zihnin keskin bir soruşturma aracına dönüştürüldüğü felsefede de aynı durum geçerli olabilir. Ama doğuştan gelen cehalet anlaşılana kadar temel bilgelik değil, yalnızca kazanılmış bir önyargı geliştiriliyor demektir.

    En küçük şeylere bile bağlı hale geliriz: belirli bir marka sabun ya da belirli bir tarzda kesilmiş saç stilimiz. Daha büyük bir ölçekte bakılacak olursa, dinler, politik sistemler, felsefeler, psikolojiler ve bilimler geliştiririz. Ama hiç kimse sığır ya da domuz eti yemenin yanlış veya bir felsefi sistemin doğru, bir başkasının hatalı ya da bu dinin gerçek, şu dinin ise sahte olduğu inancıyla doğmaz. Bunlar öğrenilmek zorunda olan şeylerdir. Belirli değerlere bağlılık, kültürel bilgisizliğin sonucudur, ancak sınırlı görüşleri kabul etme eğilimi doğuştan gelen bilgisizliğin kendini göstermesi olan ikicilikten kaynaklanır.

    Bu kötü bir şey değil. Sadece olan şey budur. Bağlılıklarımız savaşa yol açabilir, ama bunlar dünyaya çok büyük yararı olan faydalı teknolojiler ve değişik sanatlar olarak da ortaya çıkabilirler. Bilgilendirmediğimiz sürece ikiciliğe katılırız, bunda da sorun yok. Tibet'te bir söz vardır: "Bir eşeğin bedenindeyken, otların tadına var." Başka bir deyişle bu yaşamın değerini anlayıp ondan zevk almalıyız, çünkü yaşam kendi özünde anlamlı ve değerlidir; çünkü bu, yaşadığımız hayattır.

    Dikkatli olmazsak bu öğretiler cehaletimizi desteklemeye de yarayabilir. İlerlemiş bir derece edinmenin bir kişi için kötü olduğu ya da beslenme biçimiyle ilgili sınırlamalar olmasının yanlış olduğu söylenebilir, ama konu hiç de bu değildir. Cehaletin kötü ya da normal yaşamın yalnızca samsarik bir aptallık olduğu da söylenebilir. Ama cehalet sadece bilincin bir kararmasıdır. Buna bağlanmış olmak ya da bunun tarafından püskürtülmek tam da cehalet aleminde oynanan ikiciliğin o eski oyununun aynısıdır. Bunun ne kadar yaygın bir şey olduğunu görebiliriz. Hatta bu öğretiler paradoksal bir biçimde -örneğin, erdeme bağlılığı, erdemli olmayana karşı olmayı teşvik ederek- bilgisizliğin üstesinden gelmek için cehaletin ikiciliğini kullanarak ikicilikle birlikte çalışmalıdır. Anlayışımızın ne kadar da hassas olması gerekir ve kaybolup gitmemiz ne kadar da kolaydır! Sadece ayrıntılarına inilip savunulacak başka bir kavramsal sistem geliştirmek yerine doğrudan yaşamak için uygulamanın gerekli olmasının nedeni budur. Olaylar daha yüksek bir bakış açısından görüldüğüne genellikle eşit düzeyde olurlar. ikici olmayan .bilgelik açısından bakıldığında, önemli olan ya da önemli olmayan diye bir şey yoktur.
  • Uyku konusunda, bütün gecelerin o uğursuz serüveni konusunda şöyle denebilir: İnsanların her gün hiç yılmadan uyumaları tehlikenin ne olduğunu bilmemenin sonucudur, yoksa anlam verilemezdi bu gözpekliğine.
  • Çaresi yok doğanın yasası bu...
    Çaresi yok doğum ve ölümün
    Başarı ve başarısızlığın
    Uyku ve uyanışın
    Sonbaharla ilkbaharın
    Çaresi yok.