• Tanrım ne kadar yavaş ölüyordum ben böyle
    Oysa ölüm, bildiğin pamuk ipliği değil mi
    Kandırılmış bir dünyadayım biliyorum
    Merak etme Tanrım suçlu sensin demiyorum
    Bazen uzaklarda çürümüş bir bedenim
    Ama en çok da kendi yüreğinin içinde ölü bir cenin
    Evet Tanrım suçlu sensin
    Doğumdan ölüme, ne varsa ben bir illegalim

    Hülya Bilgin
  • Ve yine de düşün, düşün, düşün ve bu geceden bunu sakla, ölü, dönük ve çok uzaklarda yaratıcı bütünleştirici kör iyimserliğin bu kutsal, mucizevi dirilişini.
  • "...küçük şeker portakalı fidanını hemen kesmeyecekler, kesildiğinde de sen çok uzaklarda olacaksın, fark etmeyeceksin bile"
    Hıçkırarak bacaklarına sarıldım.
    "Bu artık bir şeye yaramaz baba, hiçbir şeye yaramaz..."
    Benimkiler gibi yaşlarla dolan gözlerine bakarak bir ölü gibi mırıldandım:
    "Onu kestiler bile baba, benim küçük şeker portakalı fidanım kesileli bir haftadan çok oluyor."
  • ''Mutsuzluk benim gizli mesleğimdir, demiştim bir keresinde artık mutsuz bile olamıyorum''

    Cioran okuyorum. Hayat hakkında yazdığı kasvetli sözlerin karanlığı beni büyülüyor. Ruhun azabını, aklın zindanlarındaki saklı cehennemi en iyi o anlatıyor. Cioran'ın metinleri ruhumun karanlığını besliyor. Onun cümlelerinin ağzımı yaktığını hissediyorum. Yaksın. Nasılsa hiçbir sözcük değmiyor bana. Kara, kapkara bir battaniyeye sarılı gövdem. Bir düşün ağır çekim havasında yaşıyorum. Zamana yayılmış bir felaketin ortasında ellerim, kollarım ve gözlerim bağlı. Aynaların yüzümde gördüğü uçsuz bucaksız çöllere benzeyen hayatıma hiçbir şey değmiyor. Kendi karanlığından yapılma bir uzayda sonsuz bir keder içinde. Hayatın çağırdığı bütün kelimeler sağır ve dilsiz. Sözler bütün anlamlarını ve duygularını yitirmiş. Kıştan bile daha soğuk bir kimsesizlik bu. Kendimden yapılma kilitlerle dolaşıyorum düşlerimde. Yangınlardan "ben" diye kurtardıklarım var, sayfaları buruşmuş gönderemediğim mektuplar gibi. Umut mu? Umut benden çok uzaklarda, Kaf Dağı'nın ardında bir yerlerde. "Umutsuzluk bir karanfildir, yalnızca bir karanfil" diyen şaire kanmayacak yaştayım artık. Umut etmenin sahte tesellisine sığınamayacak kadar gerçekçiyim. Yüzüme kapanan kapılar, başarısız aşk ilişkilerimden yüzüme inen bir tokat gibi acı gerçekler, beni umut etmenin beyhudeliğinden uzak tutuyor.
    Acı ve burukluk. Her şey kötü biten bir aşk tadında; ağzımda cam kırıkları çiğniyorum sanki. Boğazımda sese ve söze dönüşemeyen
    düğümler. Yaşama sevincimi tüketen bir girdabın içinde kayboluyorum. Şimdiki zaman ölü, geçmiş bakışlarımı
    çalmış. Kendi geçmişimin rehinesi gibiyim zira hatıralar sadakatsiz, hatıralar durmadan acı ve keder üretiyorlar. Hatıralar birer zindan hücresi. Belleğimin acıtıcı hatıraları toplama ve bütün dikkatimi orada yoğunlaştırma becerisinin bunca geliştiğini öğreniyorum böylece. Çiçek açmış bahar dalları bile
    sevecenliklerini yitirmiş. Dostoyevski'nin "cehennem, sevgi
    imkansız olduğunda acı çekmektir" sözü geliyor aklıma. Ben mi sevgimi yitirdim yoksa dünya öteden beri böyle sevgisiz bir yerdi de bunu ben yeni mi fark ettim, anlayamıyorum. İnsanların elleri sevgisizlikten pençeye dönüşmüş. Bütün varlıklar ruhlarını terk etmiş sanki. Can sıkıntısı ve keder. Mutsuzluğum uzun ve karanlık gölgeleri eğiliyor üzerime, gün ortasında bile. Güneş diye gördüğümün bana verebileceği bir ışığı yok. İçimi istila eden karanlık öyle yoğun ki, bakışlarım buğulanıyor. Umutsuzluğun camdan duvarlarına çarpıp duran bir pervane gibiyim. Protez bir yürek taşıdığım şüphesine kapılıyorum zaman zaman. Ben'im olmayan, ben'i çarpmayan bir yürek.

    Murat Kemaloğlu kendi yazısını bitirirken yer vermiş.
  • Bir yıldız her parladığında, ışığı kendisinin bir imgesini taşır. Bu imge uzayda ışık hızıyla ilerler ve bize ulaşması çok uzun bir zaman alabilir. Diğer bir deyişle, evet, gökyüzünde en uzaklarda gördüğümüz yıldızlar büyük olasılıkla ölüdür. Ama hepsi değil.
    Örneğin, Güneş yaşıyor. Daha doğrusunu söylemek gerekirse, şu an yaşayıp yaşamadığını kimse bilmiyor ama sekiz dakika yirmi saniye önce ölü değildi.
    Christophe Galfard
    Sayfa 67 - Domingo Yayınları
  • Ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda
    Acılar unutulduktan sonra
    Dönmeliyim.

    Ölümlerin karşısında şaşırıyorum
    Ne desem ki
    Düşünüyorum.

    Kalanları ağlıyor gidenin
    Benim gözlerim kuru
    Herkes bana bakıyor, biliyorum
    İçlerinden geçenleri.

    Baş sağlığı dilemek
    Garibime gidiyor
    Ölen öldü, sen yaşa
    Küçültmeye benziyor.

    Beni böyle kitaplar mı yaptı ne
    Kağıtlarda gidenlere içlenip ağlayan ben
    Hayattaki ölümlerde put gibi duruyorum.

    Ben canavar ruhlu muyum
    Bir ölü evinde tek söz söylemeden
    Put gibi duruyorum.

    Kimse anlamaz derdimi
    Ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda
    ...
    Behçet Necatigil
    Sayfa 150 - YKY-PDF