• Kaç kere hayâl ettiğim gibi, keşke bir dağ başında, keçisini sağıp sütüyle beslenen ve o besinden aldığı güçle keçisine bakan, âdeta bir "devr-i daim" makinesi işleten, ibadet eden, yanında Allah'ın kelâmından gayrı yazılı sahife bulundurmayan ve dünya şamatasına çok uzaklarda bir yangın gibi bakan kişi olsaydım...Ama dinimizde bu türlü cemiyet kaçakçılığına yer yoktur, veballere katlanma vardır. Asıl mârifet, kalabalık içinde böyle bir inzivaya ermekte, şehir içinde nefsini şehrin çarklarına kaptırmaktan korunabilmekte...

    | Necip Fazıl
  • "Ben seni uzaklarda arıyorken, sen benim kendi evimde idin...…"
  • kalbim sancır ve uykulu bir uyuşukluk ağrıtır
    algımı, sanki baldıran zehri içmişim gibi,
    veya su şebekesine dökülmüşcesine ağır bir afyon
    bir dakika geçti, ve lethe-diyarları suya battı:
    bu senin mutlu yazgını kıskandığımdan değil
    ancak senin mutluluğunla epeyce mutlu olmamdan,-
    ki sen, ağaçların hafif kanatlı orman dryad'i
    melodik bir düzlükte
    kayın ağacı yeşiliyle bezeli, ve sayısız gölgelerle,
    dolu gerdanının rahatıyla söylersin yazın şarkısını.

    ah, bir yudumcuk olsa o bağbozumu şarabından! ki o
    uzunca bir süre soğutulmuş olsa gömülüp toprağın derinlerine
    tadını tabiat örtüsü ve memleket yeşilliğinden alsa,
    dans, ve provence şarkısı, ve güneş yanığı bir neşe!
    ah, bir kupa dolusu ılık güney,
    gerçek, hippokrene çeşmesi kızıllığıyla dolu,
    boncuklanan baloncukların bardağın ağzında göz kırptığı,
    ve mor lekeli ağızla;
    içsem de, görmez olup gitsem dünyayı,
    ve seninle gözden kaybolsam ormanın loşluğunda:

    gözden kaybolup uzaklarda, çözülsem, ve unutsam oldukça
    senin yaprakların arasında hiç bir zaman bilemediklerini,
    yorgunluğu, ateşi, ve endişeyi
    burası, adamların oturup birbirlerin iniltilerini dinlediği yer;
    felcin titretip birkaç, üzgün, son beyaz saçı döktürdüğü yer,
    gençliğin solduğu, hayalet gibi inceldiği, ve öldüğü;
    o yer ki düşününce hüzün kaplar içini
    ve kurşuni gözlü hayal kırıklıkları,
    o yer ki güzellik koruyamaz ışık saçan gözlerini,
    veya yarının ötesinde duyacağı yeni aşk özlemini.

    uzaklara! uzaklara! çünkü ben sana uçacağım,
    baküs ve arkadaşlarının kağnısıyla taşınmaktansa,
    poesy'nin manzarasız kanatları üzerinde ama,
    hissiz beynim bulansa ve beni yavaşlatsa da:
    çoktan seninleyim! gece merhametli,
    ve tesadüfen ay-kraliçesi de tahtında
    tüm o yıldızlı perileriyle dört bir yanında
    ama işte burada hiç ışık yok,
    meltemleri esen cennetten gelenler dışında
    taze karanlıklar ve esintili yosun tutmuş yollar boyunca.

    ayağımda hangi çiçeklerin olduğunu göremiyorum,
    ne de hangi yumuşak tütsünün dallara asılı olduğunu,
    ama, mumyalanmış karanlıkta, tahminimce hepsi tatlı
    mevsimin ayının lütfu sayesinde
    çimen, çalılık ve vahşi meyve ağacı;
    beyaz alıç, ve kırsalların yaban gülüyle;
    hızla solan menekşeler yapraklarla kaplanmış;
    ve mayıs ortasının en büyük çocuğu,
    geliyor misk-gül, çiyli şarapla dolu,
    yaz arifelerinde sineklerin mırıltılı ziyareti.

    karanlığı dinliyorum; ve, çok defalar
    huzur verici ölüme yarı aşıktım
    onu sevgi dolu isimlerle çağırdım pek çok ilhamlı kafiyelerde,
    benim sessiz nefesimi kesip havaya karsın diye;
    şimdi ölmek her zamankinden daha değerli görünüyor
    geceyarısında acı çekmeden gidivermek,
    ruhunu içinden taşırıp dışarı bırakmak
    böyle bir vecd ile!
    sen hala şarkı söylerdin, ve artık işe yaramazdı kulaklarım
    yüksek ağıtların çimenliğe dönerdi.

    sen ölmek için doğmamışsın, ölümsüz kuş!
    hiç bir aç nesil seni ayaklarının altına alamaz;
    bu geçen gecenin duyulan sesi benim duyduğum ses
    antik zamanlarda hükümdar ve soytarısı tarafından:
    belki de kendisinin-aynısı o şarkıdır yolunu bulan
    merhamet'in üzgün kalbi boyunca, evini özlediği zamanlarda,
    yabancı ekinlerin ortasında gözyaşlarıyla dururdu;
    o sık sık yaşanan zamanlardakinin aynısı
    meftun sihirli pencere kanatlarıyla, köpüklerine açılan
    tehlikeli denizlerin, sahipsiz peri diyarlarındaki.

    sahipsiz! tam da bu kelime bir çan gibi
    beni çınlamalarıyla senden koparıp yalnız benliğime getiren!
    adieu! tasavvur böyle kandıramazdı güzelce
    adının çıktığı gibi, kılık değiştiren elfçesine.
    adieu! adieu! ağlamaklı ilahin uzaklaşıp gidiyor
    çayırların yakınından geçip, durgun akıntının üzerinden,
    dağın yamacına çıkıyor; ve şimdi o çok derinlerde gömülü
    bir sonraki vadi-kayranında:
    bu bir düş müydü, yoksa uykudan uyandıran bir kabus mu?
    o müzik kaçıp gitti:-uyanık mıyım uykuda mı?

    John Keats
  • 384 syf.
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    17.09.2020 - Ülker Gündoğdu
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    Kitaplar tohum gibidir. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlar. Prof. Dr. Carl Sagan akıllara durgunluk veren, sonu olmayan evreni, Kozmos adlı eseri ile anlatmaktadır. Bilimin geçmişine, şimdiki zamanına ve geleceğine yönelik insan aklının tüm noktalarına parmak basarak, düşünsel bir değişim geçireceğiniz bir eser ortaya koymuş, Sagan. Eser, gerçek olamayacak kadar gerçek.
    Carl Edward Sagan, Yahudi kökenli Amerikalı gökbilimci, astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla tanınır. Astrobiyolojinin öncülerindendir ve Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması'nın (SETI) ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Popüler bilim kitaplarıyla ve yazımında yer alıp sunduğu ödüllü televizyon dizisi Cosmos (Kozmos) ile dünya çapında tanınmıştır. Parlak bir bilim insanı ve aktarım üstadı olan Sagan, herkesin anlayabileceği şekilde eserlerini okuruna etkili bir üslupla sunuyor. Bilimsel konuları kitlelere tanıtma, sevdirme ve aydınlatmayı hedefleyen Prof. Dr. Carl Sagan başta televizyon olmak üzere, kitle haberleşme araçlarını etkin olarak kullanmıştır. Kozmos Bilim Dizisi olarak çekilmiş Ülkemizde de gösterilmiştir. Bilimkurgu film ve kitaplarla evrenin ve yaşamın sırlarına duyduğum derin merakı giderme isteğime bilimsel cevap niteliği taşıyan hayranlık uyandıran bir yapıt Kozmos. Halkın ilgisine ve yararına sunulmayan bilimi, “mutlu bir azınlığın ayrıcalığı” olarak tanımlanmakta araştırma ve buluşların halka sunulması yönünde özel bir çaba sarf edilmektedir. “Ben Carl Sagan adında, su, kalsiyum ve organik moleküllerin toplamı olan varlığım siz de öylesiniz, yalnız adınız başka.” Diye kendini tanımlayan bilim adamı, okurla bağ kurmaya çalışarak, insanı metaya bağlı bir olgu, bir durum olarak tamlamaya çalışıyor, bu durum da düşüncesinin temelinde materyalist bir felsefe olduğunu gözler önüne sermektedir. Kozmik perspektifin keşfini amaçlayan Kozmos adlı eser, ilginç bir kitap olarak okurların ilgisine sunulmuştur. Pozitivist aklın her şeyi açıklamaya yettiğini düşünmek, salt akılla evreni, kâinatı açıklamaya çalışmak, yetersiz bir durumdur. Bilimsel gerçekler hakikatle olan temasını yitirdikçe, eksik bilgi, yetersiz bir açıklama olarak duracaktır… Hayretten okurun soluğunu kesecek kadar ilginç bilgileri barındırmaktadır.
    Düşüncelerin, yöntemlerin ve bilimsel hazzın okura yararlı olduğu kitap anlaşılması dikkat isteyen konulara eğilme fırsatı veriyor. “Evrenin uyumu” anlamına gelen Kozmos’un tahmin edilemeyecek kadar eski olduğu ortaya konulmakta, net bir tarih verilememektedir. Evreni inceleyen bilim adamları sayesinde karanlık bir galaksinin ücra köşesinde bir yıldızın çevresinde dolanan toz zerreciği üzerinde yaşadığımızı gördük. Uzayın enginlerinde bir zerreciksek, çağların enginliğinde de ancak bir anlık zaman içinde yaşıyoruz. Dünyaları yaratana kendimi teslim etmek zorundayım. “Sizleri toz zerreciklerinden var eden O’dur.” Kur’an-ı Kerim’de Mü’min Süresi’nde bir ayet ile örnek veren Carl Sagan, inancın bilime yön verdiğine değinmektedir.
    Kitap Hakkında Ayrıntılar
    Yerküre atmosferinin %99’u biyolojik kökenlidir. (s.48) Gökyüzü yaşamla dopdoludur. Çınar ağacının da, bizlerin de yapısı aynı harçtandı. Yiyecek parçaları hücrenin içinde şekil değiştirir. Bugün akyuvar olan, dünün ıspanağıdır. İnsan türünün kaynak potansiyeli büyüktür. Nükleik asitleri insandakinden daha iyi çalışmaları için bir araya getirmenin çeşitli yolları olmalıdır. Neyse ki, başka tür bir insan meydana getirmek için nükleotidleri değişik bileşimlere kavuşturma bilgisinden yoksunuz. İleride nükleotidleri istediğimiz biçimde bir araya getirerek arzu edilen nitelikleri yaratmak mümkün olabilir. Düşündürücü ve ürkütücü bir proje! İlk olarak biyologlar başka hayat türlerinin mümkün olduğunu anlayacaklardır. Başka bir yerde hayat arayışı önemlidir. Bulmak kolay olmayacak aramaya çok, ama çok değer. Kozmos’un çok sesli müziğine kulaklarımızı açtık. Biliyor musun göklerin yasalarını? Tanrı’nın yöntemini yeryüzünde kurabilir misin? Eyüp (a.s) Peygamber’in bir sözünden vurgu yapmaktadır. Tanrı Kozmos’taki Yaratıcı Güç’tü.
    Kepler ve Newton insanlık tarihinde çok önemli bir dönemi ifade etmektedirler. Dönemin ortaya koyduğu ilke, doğanın tümünde çok yalın matematik yasalarının geçerli olduğu ve yerküremizde olduğu kadar göklerde de aynı yasaların geçerli uygulandığıdır. Çağdaş uygarlığımızın tümü, dünya hakkındaki görüşümüz ve şu anda evreni keşifteki girişimlerimiz onlara borçlu ulduğumuz şeylerdir. Tarihin görüp göremeyeceği en ibret veren olayları ve çalışmalarını Kozmos ile okurun gözleri önüne sermektedir.
    Çağdaş gerçekçi resmin öncülerinden olan Giotto, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın bir kez daha görünüşüne tanık olduğunda, bu yıldızı İsa’nın doğuşuna ilişkin bir tabloya dahil etmiştir. 1466’da büyük bir kuyruklu yıldızın görünmesi Avrupa’yı telaşa düşürdü. Bu da Halley Kuyruklu Yıldızı’ydı. Hıristiyanlar, yeryüzüne kuyrukluyıldız sevk eden Tanrı’nın, istanbul’u henüz yeni zapt eden Türklerin yanında olabileceği korkusuna kapıldılar.
    Yerküremizde bilimin gelişmesi temel olarak yıldızlarla gezegenlerin devimimlerindeki düzenin gözlemlenmesiyle oluşmuştur. Bizim sevimli gezegenimiz yerküre, bilebildiğimiz tek yuvamızdır. Venüs çok sıcak bir yer, Mars çok soğuk bir yer. Yeryüzümüzse uygun bir yer, insanoğlu için bir cennettir. Gezegenimizi tutarsız biçimde etkiliyoruz. Bilgisizlik ve bilinçsizlikle uzun vadeli sonuçlarını bilmeden atmosferi kirletip toprağı çoraklaştırıyoruz.
    Dünyamıza Özen Göstermek Zorundayız
    Mars’ta insan yaşadığına ilişkin verilerin entipüften kanıtlar olduğunu gözlemledik. İlk bakışta, Mars birçok bakımdan yerküremize benziyor. İleriye ait araştırmalarda öğreneceklerimiz, şimdiye dek öğrendiklerimizden çekici gelebilir. Mars’ta hayat var ama organik kimya yeryüzündekinde olduğundan daha az önemli bir rol oynuyor.
    Uzay okyanusundaki yıldızlar da birer güneştir. Göklerde keşfedilen dünyalar: çağdaş kozmik perspektife benzerlikler göstermektedir. Geceleri gökyüzü açık olduğunda yeryüzüne çok yakın görünmektedir. Elini uzatsan bir yıldız tutacakmış gibi gelen Karaman’ın Ambar Köy’ünün seması samanyolu ve yıldızlarla donanmış geceler de adını taşıdığım Ülker Yıldızı’nı aramakla geçen çocukluğumun sorusu: Yıldızlar nedir? Aynı sorunun peşinden giden Carl Sagan’ın yanıtı: Yıldızlar güçlü birer güneşlerdir, yıldızlar arası uzayda nice ışık yılı uzaklıklarda bulunmaktadırlar.
    Aristarkhos’un bize bıraktığı en büyük mirası: Ne bize, ne gezegenimize doğada ayrıcalık tanınmıştır. Bu görüş gezegenimizin yıldızlarla kıyaslanışında geçerli olduğu kadar, insanlık ailesinin kişileri arasındaki çeşitli ilişkilerde de geçerlidir. Bu görüşün etkisiyle astronomide olduğu kadar, fizikte, biyolojide, antropolojide, ekonomide ve siyasette büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. İnsanlar yaşadıkça Kozmos’taki yerimizi arayıp durmuştur. İnsanlardan çok galaksilerin bulunduğu bir evrenin ücra köşesindeki dağınık galaksiler kümesine dâhil bir galaksinin sınırlarında, iki sarmal kol arasında kaybolmuş sıradan bir gezegende yaşıyoruz.
    Uzak ve egzotik takımyıldızlarla dolu bütün bu göklerde, büyük Samanyolu’nun küçük bir bölümünü incelemek için yıldızlar arası taşıt filosunun kurulup yolculuğa çıkarıldığı bir liman olarak kullanılabilecektir. Gelecek yıldızlar arasında bir rol oynamaları mukadderse bunu tayin edecektir.
    Newton’a göre: Tanrı, çeşitli boyut ve biçimde madde zerrecikleri yaratabiliyor… Değişik yoğunlukta ve güçte de. Bu nedenle doğanın değişik yasalarını uygulayarak evrenin birçok bölgesinde değişik dünyalar yaratabilir. Çok uzaklarda bulunan yıldız anlamına gelen Kuasarları gökadamızdaki yıldızlar olduğunu düşünmüştük. Kuasarlar evrenin genişlemesinde çok önemli oldukları sanılmaktadır. Kanıtlanmadığı kesin hiçbir zaman da kanıtlanamaz. Ama sonsuz evrenler hiyerarşisi vardır. Elektron gibi evrenimizdeki bir temel zerreciğin içine girebilse tümüyle kapalı kalmış bir başka evren bulundurduğunu görebileceğizdir. Bunun içinde gökadaların ve daha küçük yapıların bölgesel karşıtı olan çok sayıda ve daha küçük element zerrecikleri vardır. Bunlarda alt düzeyin evrenleridir. Ve hep bu böyle gider. Evren içinde evren bulunması, aşağı doğru bir hiyerarşi oluşturduğu gibi yukarı doğruda oluşturur. Sonsuza dek. Bizim bildiğimiz galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve insanlardan oluşan evrenimiz bir üstteki evrenin tek temel zerreciğinden biridir. Sonsuz bir merdivenin basamağı yani. Sonsuzluğun ip ucunu ararken, bir sıçrama yapabiliriz…
    Kozmos henüz dün keşfedildi. Bir milyon yıl boyunca yeryüzünden başka bir yer olmadığı düşünülüyordu. Aristarkhos’tan günümüze evrenin merkezi olmadığımızı ve evrenin varoluş amacının üzerimizde toplanmadığını öğrendik. Merkezi ve kuruluş amacı biz olmayıp enginlikte ve sonsuzlukta kaybolmuş minnacık ve minyatür inceliğinde, yüzlerce milyar galaksi ve milyarlarca trilyon yıldızla bezenmiş bir Kozmik Okyanus’ta dönüp dolaşan bir dünya üzerinde yaşadığımızı fark ettik. Yıldız külünden yapılmış bulunuyoruz. Kozmos’un keşfi kendi kendimizi keşif yolculuğudur.
    Uzayın detaylı tasvir edilişi zihinde canlanıyor, evrenin haritası okurun zihninde şekilleniyor. Kitabın basımı gözü yormuyor ve akıcı okuma keyfi veriyor. Rahat okunuşuyla hızlıca okuyup bitireceğiniz kitabı, zengin içeriğiyle öğreneceğiniz paha biçilmez bilgileri nedeniyle herkesin öğrenmesi için şiddetle tavsiye edeceksiniz. Yazar tüm tasvirleriyle uzay okyanusunda hayretlere durgunluk verecek hayal kurma zevki sağlıyor. Kitabın sonunda Nasa’nın izniyle basılmış inanılmaz Kozmos manzaralarında gözünüz, gönlünüz, ufkunuz ve zihninize şölen yaşatarak kitabı tamamlıyorsunuz. Yıldız serpilmiş Kozmos’un fotoğrafını taşıyan kapağı keşfe çıktığımız uzaya farklı perspektifler ile bakış atmanızı sağlamaktadır. Bilim arayanlar gerçeğin mutluluğuna varanlardır. Eser konularını bilimsel şekilde anlaşılır aktarmaktadır. Eserin ortaya koyduğu unsurlar kozmik sırlar bakımından değerli ve çok önemlidir. Bilimsel veriler ışığında ortaya konulan Kozmos, galaksiler, yıldızlar, evreni kainat noktasında önemli ayrıntılar elde etmek için başvurulacak eserlerden biridir. Esre, popüler bilim serisi dahilinde değerlendirilebilinir. Okuyucuların evren hakkındaki meraklarını bir nebze de olsa giderebilecek türden bir eserdir. Yazar Tv programlarıyla elde ettiği popülerliğini, kitaplarlada perçinlemek için bu konuda detaylı bir eser ortaya koymaya çalışmıştır. Eser ortaya koyduğu konular dâhilinde, diğer eserlere de vesile olacak bir niteliktedir.
    Carl Sagan
    Kozmos
    Evrenin Ve Yaşamın Sırları
    Altın Kitaplar
    384 s.
    Ülker Gündoğdu - 17.09.2020
    http://www.kitaphaber.com.tr/...bir-okuma-k3683.html

    Ülker Gündoğdu Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları Carl Sagan
  • orhan kemal'in güzel anısına


    işten çıktım
    sokaktayım
    elim yüzüm üstümbaşım gazete


    sokakta tank paleti
    sokakta düdük sesi
    sokakta tomson
    sokağa çıkmak yasak


    sokaktayım
    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    yaralı bir şahin olmuş yüreğim
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!


    havada tüy
    havada kuş
    havada kuş soluğu kokusu
    hava leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    ne anlar acılardan/güzel haziran
    ne anlar güzel bahar!
    kopuk bir kol sokakta
    çırpınıp durur


    çalışmışım onbeş saat
    tükenmişim onbeş saat
    acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
    anama sövmüş patron
    ter döktüğüm gazetede
    sıkmışım dişlerimi
    ıslıkla söylemişim umutlarımı
    susarak söylemişim
    sıcak bir ev özlemişim
    sıcak bir yemek
    ve sıcacık bir yatakta
    unutturan öpücükler
    çıkmışım bir kavgadan
    vurmuşum sokaklara


    sokakta tank paleti
    sokakta düdük sesi
    sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
    dallarda insan iskeletleri


    asacaklar aydemir'i
    asacaklar gürcan'ı
    belki başkalarını
    pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
    dökülüyor etlerim
    sarı yapraklar gibi


    asmak neyi kurtarır
    sarı sarı yaprakları kuru dallara?
    yolunmuş yaprakları
    kırılmış dallarıyla
    ne anlatır bir ağaç
    hani rüzgâr
    hani kuş
    hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

    asılmak sorun değil
    asılmamak da değil
    kimin kimi astığı
    kimin kimi neden niçin astığı
    budur işte asıl sorun!


    sevdim gelin morunu
    sevdim şiir morunu
    moru sevdim tomurcukta
    moru sevdim memede
    ve öptüğüm dudakta
    ama sevmedim, hayır
    iğrendim insanoğlunun
    yağlı ipte sallanan morluğundan!

    neden böyle acılıyım
    neden böyle ağrılı
    neden niçin bu sokaklar böyle boş
    niçin neden bu evler böyle dolu?
    sokaklarla solur evler
    sokaklarla atar nabzı
    kentlerin
    sokaksız kent
    kentsiz ülke
    kahkahanın yanıbaşı gözyaşı


    işten çıktım
    elim yüzüm üstümbaşım gazete
    karanlıkta akan bir su
    gibi vurdum kendimi caddelere
    hava leylâk
    ve tomurcuk kokusu
    havada köryoluna
    havada suçsuz günahsız
    gitme korkusu
    ah desem
    eriyecek demirleri bu korkuluğun
    oh desem
    tutuşacak soluğum

    asmak neyi kurtarır
    öldürmek neyi
    yaşatmaktır önemlisi
    güzel yaşatmak
    abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
    ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak


    ah yavrum
    ah güzelim
    canım benim / sevdiceğim
    bitanem
    kısa sürdü bu yolculuk
    n'eylersin ki sonu yok!
    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!

    nerdeyim ben
    nerdeyim ben
    nerdeyim?
    kimsiniz siz
    kimsiniz siz
    kimsiniz?
    ne söyler bu radyolar
    gazeteler ne yazar
    kim ölmüş uzaklarda
    göçen kim dünyamızdan?


    asmak neyi kurtarır
    öldürmek neyi?
    yolunmuş yaprakları
    ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
    söyler hangi güzelliği?

    kökü burda
    yüreğimde
    yaprakları uzaklarda bir çınar
    ıslık çala çala göçtü bir çınar
    göçtü memet diye diye
    şafak vakti bir çınar
    silkeledi kuşlarını
    güneşlerini:
    «oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
    memet!»

    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    üstümbaşım elim yüzüm gazete
    vurmuşum sokaklara
    vurmuşum karanlığa
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!


    bu acılar
    bu ağrılar
    bu yürek
    neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
    bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
    bu geceler niçin böyle insansız
    bu insanlar niçin böyle yarınsız
    bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

    kim bu korku
    kim bu umut
    ne adına
    kim için?


    «uyarına gelirse
    tepemde bir de çınar»
    demişti on yıl önce
    demek ki on yıl sonra
    demek ki sabah sabah
    demek ki «manda gönü»
    demek ki «şile bezi»
    demek ki «yeşil biber»
    bir de memet'in yüzü
    bir de güzel istanbul
    bir de «saman sarısı»
    bir de özlem kırmızısı
    demek ki göçtü usta
    kaldı yürek sızısı
    geride kalanlara


    nerdeyim ben
    nerdeyim?
    kimsiniz siz
    kimsiniz?


    yıllar var ki ter içinde
    taşıdım ben bu yükü
    bıraktım acının alkışlarına
    3 haziran '63'ü

    bir kırmızı gül dalı
    şimdi uzakta
    bir kırmızı gül dalı
    iğilmiş üzerine
    yatıyor oralarda
    bir eski gömütlükte
    yatıyor usta
    bir kırmızı gül dalı
    iğilmiş üzerine
    okşar yanan alnını
    bir kırmızı gül dalı
    nâzım ustanın


    gece leylâk
    ve tomurcuk kokuyor
    bir basın işçisiyim
    elim yüzüm üstümbaşım gazete
    geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
    şuramda bir çalıkuşu ötüyor
    uy anam anam
    haziranda ölmek zor!





    1963'lerde yaşanılanları ben, ancak böyle dökebildim 1976'larda şiire.
    Onüç yılda özümsemişim o olayları, onüç yıl sonra damıtabilmişim. O günleri yaşayıp da ozanlığa soyunanlar, elbette ki benden daha iyi yapabileceklerdir bu işi. "El elden üstündür, taa arşa kadar" demiş eskiler.


    Hasan Hüseyin KORMAZGİL
  • “Nâmeler gelse kaçan Stanbul-u âbâdan
    Bûy-ı zülfünü seher-geh alıram Bağdâd’dan”

    Bağdad’da iken yazmış olduğunu anladığımız şiirinde, sevdiğinden çok uzaklarda olsa bile saçının kokusunu aldığını belirtiyor.