• 499 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Aşk ve tutku ile sarmalanmış, duygu dolu bir FMArsal başucu kitabı daha… Aşkı yazan adamdan yüreğinize kadar hissedeceğiniz aşk dolu bir roman daha… Bir sayfasında hüzünlenip gözleriniz dolarken, birkaç sayfa sonra size kahkaha attıracak bir FMArsal klasiği daha…

    Turgut Ataman siyah saçlı, gri gözlü, karizmatik, sıklıkla gülümseyen, inatçı, kafasına koyduğunu yapan, yakışıklı olduğu kadar da zorba otuzlu yaşlarında başarılı bir iş adamı.

    Vildan siyah saçlı, siyah gözlü, öpülesi dudaklara sahip, öfkeli, çekici, güzel ve masum olduğu kadar inatçı ve hırçın bir hukuk fakültesi öğrencisi… Bu arada kapaktaki kız benim hayalimdeki Vildan.. İlk gördüğümde işte Vildan bu demiştim.

    Hikayemiz Vildan’ın annesi ve babasının zorlamasıyla Turgut ile buluşmayı kabul etmesiyle başlıyor. Onu evlilikten vazgeçirmek için bir oyun hazırlıyor ama evdeki hesap çarşıya uymuyor. Bu bölüm benim kitapta en sevdiğim bölümlerden biri, çok eğlendim okurken. Aslında kızımız daha bu buluşmada Turgut’un çekimine kapılıyor ama bunu kabul etmiyor bir türlü.

    Turgut’un babası ölümcül hasta, hatta son günleri. Tek isteği ise biricik oğlunun evlenip çoluk çocuğa karışması. Böyle bir zorunluluk karşısında Turgut’un aklına gelen tek kadın ise Vildan… Üç sene önce heyecanla toplantı odasına dalması sayesinde 10 saniye içinde görüp, aşık olduğu Vildan… Üç sene boyunca uzaktan da olsa takip ettiği, okulu olduğu için aşkını ve ona olan tutkusunu söyleyemediği Vildan… Ve üç sene boyunca sevmekten vazgeçmediği Vildan… Kızımız bu teklife şiddetle karşı çıkıyor, Turgut’a çektirmediği çile, yapmadığı cadılık kalmıyor…Konuyla ilgili daha fazla yazmak istemem, okuyup o zevki kendiniz tatmalısınız bence…

    Turgut Ataman Çeliker diğer FMArsal erkeklerinin aksine sevdiğini söyleyebilen, aşkını itiraf edebilen, ilgisini ve tutkusunu karşısındaki kadına hissettirebilen bir erkek… Hatta tüm bunları gözündeki bir ışıkla bile yapabiliyor. Ama Vildan inatlaşmada, öfkede, hırçınlıkta ve sert sözler söylemekte o kadar ileri gidiyor ki Turgut’un gözündeki o ışığı bile söndürüyor. Sonra da ver elini pişmanlıklar, keşkeler ve yaptı diye kızdığın hareketleri yapsın diye beklemeler…

    Bir gün kitap olarak ellerimin arasına alma hayaliyle, yıllar içerisinde e-kitap halini defalarca hatta diyalogları ezbere bilecek kadar okuduğum bir kitap Ismarlama Bebek. Ama bu hali bambaşka. Yazarımız resmen kitabı yeniden yazmış. Konu ve kurgu genel hatlarıyla aynı ama geri kalan her şey değişmiş. Zaten etkileyici olan diyaloglar ve anlatım daha da vurucu hale getirilmiş. Zaten okudum diye düşünüyorsanız bence bu halini de okumalısınız, daha çok beğeneceğinizden eminim.

    Uzun lafın kısası ben çok beğendim... Aşk romanlarını seviyorsanız, herkesin birbirini sevdiği (yaşlı çiftlerin bile), karakterleri bizden, mekanları bizden, sıcacık, yozlaşmamış bir aşk hikayesi okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre, okuyun pişman olmazsınız.
  • Eğer cömert birine cömert davranmazsan Tanrım, kime davranırsın ki?
  • Erdal ..

    Mamak Askeri Cezaevi'nde idam hükümlüsü bir gencin, Erdal Eren'in son fotoğraflarını çekmiştim yıllar önce.
    Yarım saat kadar yanında kalıp, koşullar elverdiğince konuşup, yaklaşık 2 'makara' fotoğraflayıp ayrılmıştım oradan.
    Deklanşöre son defa basıp, parmaklıklar arasından 'sessiz sitemsiz' bakışını dondurduğum o günün gece yarısında gidip aldılar onu hücresinden. Teamül gereği sivile, Ulucanlar Cezaevi'ne nakledip, sabaha karşı da hükmünü infaz ettiler, astılar Erdal Eren'i.

    TEK SÖZCÜK YAZAMADIM
    16 saat önce karşımda duran, konuşan, sıkıntısını paylaşan, işlediği söylenen suçla ilgili bilgiler vermeye çalışan kanlı canlı o 'çocuk' mahkumu, devlet eliyle ipin ucunda sallanan bir ölüye döndürdüler yani.
    12 Eylül ortamında Mamak Cezaevi'nde inceleme haber yapabilme 'mucize' iznini alan, Ankara büromuzdan Emin Çölaşan'dı. O gün için tek görevim foto muhabirliğiydi. Gazetede, ne Erdal'ın ölümü ne de diğer gözlemlerimle ilgili tek satır yazabilme şansım yoktu, sadece fotoğraflarım basılmıştı gazeteye.

    SON SATIRLAR
    İdamının üzerinden 2 gün geçmişti. 15 Aralık olmuştu yani. Yıl sonu geldiğinde 8-10 boş sayfası kalmış ECE ajandamın birkaç yaprağına duygularımı yazmıştım çalakalem.
    Az öteye bazı bölümleri yazıyorum. 27 yıl sonraki bu yıldönümünde ilk kez sizinle paylaşmak istiyorum o satırları.

    A benim canım kürkünü giy

    İçimde bir kurtçuk mu, tarifsiz, adsız bir yaratık mı ya da gizli sahibim mi olduğu belirsiz bir şey var.
    En olmadık zamanlarda, en olmadık şekilde çıkıveriyor karşıma.
    Erdal adlı o genç çocuğu gördüğümde de böyle oldu.
    Cezaevi Komutanı Raci Tetik Albay bizi onun hücresine götürürken bir teğmen fısıldadı kulağıma. "1 hafta10 gün içinde asılması kesinleşti bunun."

    YAKASI KÜRKLÜ PALTO

    Hücre, dışarıdan gelen seyyar bir kabloya bağlı ampulle aydınlatılıyordu. İntihar etmesin diye almışlar bu önlemi. Üstleri geldiğinde mahkumların arkalarını dönüp yukarıya bakma kuralı varmış. O da yukarı bakıyordu. Albay, "Bize bakabilirsin Erdal" deyince döndü ve göz göze geldik.
    Üzerindeki koyu gri renkli paltonun yakasında taklit bir kürk parçası vardı...

    İNAT GİBİ!
    İşte tam o sırada ortaya çıktı içimdeki tanımsız yaratık. Durumun böylesi hazin, yakıcı oluşuna inat yapar gibi, başımın içinde dönüp duran ne varsa hepsini çalıp, dudaklarıma sessiz bir tekerleme oturttu.
    Küçücükken sokak oyunlarında ezberlediğimiz bir tekerlemeydi bu:
    Kürkünü giy, kürkünü giy. A benim canım kürkünü giy.

    'YAŞIM 17...'

    Emin Çölaşan çok duygulandı, kilitlendi adeta. Tek kelime edemiyor, yutkunuyordu. Kendimi tutamadım ve ben sordum birkaç soruyu.
    Bir süredir kendisine gazete getirilmediğini, avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18'den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini... Vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını. Kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi.

    'ÖNCE İNSANIZ'
    Bir süre sonra ayrıldık o hücreden. Saati geldiği için yemekhaneye doğru yürüdük.
    Çölaşan sitemliydi:
    - Adam idam edilecek sen soru soruyorsun be Savaş.
    - Abi çok zorlandım ben de sorarken. Baktım sen iyice kilitlendin...
    (YN: Daha sonra ünlü kitabına vereceği ismi ilk o zaman cümle içinde kullandı Emin Abi.)
    O da bana tatlı sert çıkıştı:
    - Oğlum unutma. Biz önce insanız, sonra gazeteciyiz.

    KORKMUYORDU NETEKİM
    Tokat gibi indi yüzüme bu laf. Ama hemen affettim kendimi. Erdal'ın son sözlerini, onu en son gören siviller olarak bizden başka kim nakledecekti ki? Birileri daha sonradan "Korktu, titriyordu, af diliyordu" dese, kim aksini söyleyebilecekti ki.

    O fotoğraf Sezen şarkısı oldu

    Erdal Eren'i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş.
    Anlatırken, "Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki... Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o 'son bakış' fotoğrafıydı Savaş.

    'AĞIT GİBİ...'
    Aysel Gürel'e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno'ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici..." dedi. Ve işte o ağıtın sözleri.
    "Bir an duruşu gibi
    Ömrün gidişi gibi
    Veda ederken
    Aşk ateşi gibi söner iç çekişler
    Amman amman yandım aman
    Acı yüzler"
  • Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı – Cemal Süreyya

    Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri
  • Ben seni severim aslında da; düzenim bozulur diye korkuyorum. durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar. sinemaya gitmeye, ele ele tutuşmaya falan kalkarız..işin yoksa; saçına bak, parfüm sık. küsmesi, barışması, ayılması, bayılması.
    ona baktın, bunu süzdün tafraları. hatta; eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması..
    Bu kadar ceremeye ne gerek var
    Uzaktan seveyim seni uzaktan...

    Ali Lidar
  • Sevda sözcükleri gidip geliyor kıyılarımız arasında
    Yaşamlarımız arasında bir müzik...
  • Ozan, yalnızca senin dizelerinin aynasında
    Güzelim ben.