• Zahide hurilerle dolu cennet hoş gelir
    Oysa bana üzümün suyu daha hoş gelir
    Onun cenneti veresiye benimki peşin
    Ne var ki uzaktan davulun sesi hoş gelir.
  • Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
  • - Bütün zekamı, yeteneğimi, şöhretimi ve eserlerimi akşam eve zamanında gelip gelmeyeceğimi merak eden bir eş için feda edebilirim.
    - İvan Sergeyeviç TURGENYEV -
  • 436 syf.
    ·7 günde·10/10
    Oldum olası Akdenizlileri ülkenin en şanslı kesimi sayarim. Mis gibi mandalina bahcelerinde tarim yapar, güzelim denizinde balik tutar, kışın odun kömür derdi yok, yesillik desen sudan ucuz aç kalmazsin, oranin köylüsü bile olsan deniz kenarinda sere serpe güneşlenmene kim engel olabilir? Giy terliklerini şıppıdı şıppıdı ohh mis gibi hayat diye düşünürdüm amma velakin isler hiç öyle değilmiş.

    Davulun sesi uzaktan hos gelir misali Akdeniz insanini en gerçek haliyle görmek beni çok sasirtti.Onlarda En az dogu anadolunun sert iklimi kadar zor kosullardaymis. Yerel yonetimlerin butun gucu elinde tutup devletin uzanamadigi, uzansa da etkisiz kaldigi yerlerdenmis Toroslar.Coğrafi konum insanlarin kaderini düşündüğüm kadar degistirmiyormus iyice anlamis oldum.

    İnce memedin köyüde şartların çok zor olduğu dağ köylerinden biri çok fakirler, çoğu hayatlari boyunca köylerinden çıkıp ilçe merkezine bile gitmemis. Bütün yaz gece gün çalışıp topraklarini ekip hasatin 3te2 sini ağalarina veriyor, ellerinde kalaniyla kışı yarı ac yarı tok hayatta kalmaya çalışarak geçiriyorlar . Ne ağa karşısında ne devlet gözünde degeri olmayan küçücük insanlar bunlar. Doğuştan irgatlar yani, zaten ya ağasin ya ırgat bide Memedin tercih ettigi 3. secenek var: Eşkiyalik.

    Çoğu köylülere kan aglatsa da, hala bir kurtariciyi bekler gibi umutla yigit cesur adaletli eşkiyalarin yolu gözleniyor romanda. Çünkü hic umutlari yok, dünyaya ezilmeye çile çekmeye gelmiş gibi yapılanları kabullenmişler ve umabilecekleri en iyi şey birinin çıkıp intikam almasi.
    Kimse zaten bu düzenin değişebileceğini aklının ucuna dahi getirmeye cesaret edemiyor ama birinin cikip ağaları korkutmasi asmasi kesmesi insanlarin içindeki o kivilcima temas edebiliyor.

    21.yy dan bakinca eskiyalik bizde pek matah karsilanmaz ama donemin sartlarinda bu insanlarin duzene karsi gelen baskaldiranlardan olduklari, bulunduklari yerde devletin kollarindan daha etkin rol oynadiklarini Kurtulus Savasi zamanlarindaki yapıcı ve yıkıcı rollerinden de hatırlar iyi biliriz.

    Bu kitaptan sonra okunacak bütün dandik varoluş sancıları temalı, modern insan sorunlari bomboş geliyor insanın gözüne. Aç kalma, üşüme, hastalanıp doktor yüzü görmeme, istemediğimiz birlikteliklere zorlanma kaygilarimiz yok.

    Belki de diyorum bunca depresyonun, sancının, kafamızın içindeki hayaletlerin sebebi aslında gerçek bir sorunumuzun olmamasindan kaynaklanıyordur.
  • Zahide hurilerle dolu cennet hoş gelir
    Oysa bana üzümün suyu daha hoş gelir
    Onun cenneti veresiye benimki peşin
    Ne var ki uzaktan davulun sesi hoş gelir.
  • Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
  • 80 syf.
    ———————————————————————
    İL HALK KÜTÜPHANESİNDEN DİZİSİ - 8
    ———————————————————————

    Bir yazarın kitaplarını art arda okumak, sanırım çok da doğru bir yöntem değil. Çünkü o yazarın diline, anlatımına, her şeyine alışıyorsunuz. Alçak insan! Nelere alışmıyor ki!..

    Alışkanlıklar kötüdür. Evet, o yazarı iyice gözlemleyebiliyor, dilini, anlatımını, iç dünyasını, hislerini, kısacası her şeyini biliyor, ortak oluyorsunuz. Bir yandan güzel olan bu durum, bir yerden sonra sizi sıkmaya başlar. Artık size bir tat vermemeye, her şey gibi bunun da monotonlaştığını fark etmeye başlarsınız. Ve insan, monotonluktan bıkar. Alçak insan! Nelerden bıkmıyor ki!..

    Eskiler ne güzel insanlarmış. Belki de onların tabiri ile "Davulun sesi uzaktan hoş gelir" durumudur. Bilemeyiz. Fakat sözleri, gerçekten de altın kıymetinde... Onlar ki, "Sevildiğin yere çok gitme" demişler. Ne de doğru söylemişler.. Sevildiğin yerde el üstünde tutulursun, ama bu ziyaretlerin süreklilik arz edince şikayetler başlar. Alçak insan! Nelerden şikayet etmiyor ki!..

    İşte, bir yazar da böyledir. Üst üste okunduğunda her şey tek düze gelmeye başlar. Bu yüzden de ara vermek gerekir. Farklı yazarlar, farklı türler okumak, araya kimi zaman sevmediklerini de katmak gerekir. Örneğin, hep roman okuyan romandan, hep öykü okuyan öyküden, hep şiir okuyan şiirden sıkılmaya başlar. Hep aynı yazarı okuyan da o yazardan soğumaya başlar. Bu yüzden aralara bir şeyler serpiştirmek gerekir. Sinema ile uğraşan ve kalitesiz bir film izlediğini gördüğüm bir arkadaşımın dediği gibi, "Kanka, her zaman iyi film izlemek iyi değildir. Moralini bozuyor insanın. Böyle görünce artık film çekmek istemiyorum. Ama arada kötü filmler izlediğim zaman, kendime güvenim yerine geliyor. İnsanlar bunu çekip film diye sinemaya sokabilmişlerse, ben daha iyisini yaparım diyorum." Yanılıyor mu sizce? Hayır...

    Diyeceğim o ki, Tomris'e biraz ara vermem lazım. Üç kitabını okudum. Bu üçüncüsü.. Bütün bu yazdıklarımı da bu yüzden yazdım. Çünkü hikayeleri okudukça sadece şunlar aklımdan geçiyordu; "evet, yine Tomris.. klasik Tomris dili.. klasik Tomris anlatımı.."

    Ama bu eser biraz farklıydı sadece. Yine klasik dil vs ama... Diğer iki kitabına (Gecegezen Kızlar ve Yaza Yolculuk) göre anlatımı daha az kapalıydı. Onlara oranla daha sadeydi. Kesinlikle kapalı bir anlatımı yok demiyorum. Yine kapalı anlamlar doluydu. Sadece diğer iki kitaba göre daha açık ve sadeydi anlatım. Gecegezen Kızlar'da hikaye karakterlerini masal karakterleri ile harmanlamış, Yaza Yolculuk'ta her hikâyede bir mimarî yapı yer alıyorken bu kitapta günlük hayata açılan pencerelerdi sanki. Emekli Albay Halit Akçam her nedense zihnimde Turgut Uyar olarak canlandı. Belki de onun da askerî okulda okumuş olmasının ve Tomris Uyar'ın da hikâyenin başına "Turgut'a" diye yazmasından kaynaklanmış olabilir. Bilmiyorum...

    80 sayfaya yine bir dünya sığdırmayı başarmış Tomris. Ne diyeyim ki, seni okumaya ara verecek olmak beni üzüyor Tomris. Fakat ne yapayım ki, sana alışıp da bendeki kıymetinin düşmesini de istemem. Bu senenin sonuna kaldı seninle tanışmak ve yine bu senenin sonuna kaldı seninle vedalaşmak.. Ama kısa bir süreliğine... Tekrar geleceğim Tomris!.. Ara ara geleceğim yine sana.. Senin elinin değmiş olduğu, senin kaleminden çıkmış her yazıyı okuyacağım.. Emin olabilirsin..

    Şimdi anlıyorum... Edip'i (Cansever), Cemal'i (Süreya) ve Turgut'u (Uyar)... Daha iyi anlıyorum... En şanslıları olan Turgut'u da kıskandığımı belirtiyor ve yazıyı öyle kapatıyorum...

    Okuyun!.. Tomris'i okuyun!.. Geleceğim bekle... Dönünce ıslık çalacağım... Beklesin kulağın pencerede...