• 304 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Öncelikle kitabın editörünü eleştirmek istiyorum yazım ve anlatım hataları çok fazlaydı özellikle başlarda bu beni rahatsız etse de kitabın içine daldıkça bunu unuttum.
    Kurgu açısından iyi denilebilir bazı yerlerde gereksiz ayrıntılar olsa da genel anlamda olaydan kopartmıyor sadece çok hızlı bir şekilde okuyup geçtiğim yerler oldu. (Bir çocukluk anısını anlatırken çocukluk arkadaşının dedesinin doğumundan başlamasa daha iyi olabilirmiş (ironidir spoiler değildir))
    Kitabın adı ve arka yazısından dolayı daha fazla acil vaka, tıp ve sağlıkla ilgili birtakım bilgiler de içerdiğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bildiğimiz aşk romanı çıktı. Beklentimi karşılamasa bile sürükleyiciliğiyle beğenimi kazandı diyebilirim. Uzun zamandır bu kadar içine düşüp de sabaha kadar uyumayıp bitirdiğim bir kitap olmamıştı. Özetle güzel bir aşk romanı okumak istiyorsanız tavsiye edebileceğim bir kitap. Polisiye beklerken aşk hikayelerinin içinde buldum kendimi. Tabi kötü değil özlemişim böyle mutlu aşklar okumayı. Bu kadar güzel bu kadar tertemiz sevgi beni sımsıcak duygulara sürükledi. Kitapta insan hayatına dair çıkartılacak güzel dersler var. Okunmaya kesinlikle değer.

    Ek yorum:

    Spoiler


    Sonunu en baştan söylemesi yazarın kendi tercihidir, ona bir şey diyemem tabi ama Ragıp’ın şizofren olduğunun öğrenilmesiyle katilin o olduğunu tahmin edemeyen yoktur herhalde.. bu kadar bariz olmasaydı keşke tadı kalmadı.
    Bir de Ragıp Kemal’in paramedik olduğunu nereden ve nasıl öğrendi? Şizofren olan bir insan hadi diyelim işine ve evine kadar takip ediyor sürekli izliyor ailesi çevresi dahil hiç kimse nasıl fark edemiyor bu kısımlar çok belirsiz kalmış daha fazla ayrıntı olsaydı daha tatmin edici olurdu.
  • 384 syf.
    ·8/10
    Kitap çok güzeldi, eğlenceliydi. Ama öyle devam kitabını mutlaka okumalıyım türevinden değil. Evet devam kitabı var. Neden var çok gereksiz bu kitapta her şeyin başı ve sonu gayet yeterliydi. Ben devamını okumadım okumamda. Neyse genede okunması çok keyifliydi. Hikaye çok güzel akıp gidiyor.

    Bir de beni rahatsız eden şey kıza sürekli şımarık fln deniliyor ama daha çok asabi ve doğal olarak evinden uzakta olduğu için de stres halinde.
    Baskın olmaya çalışıyor çünkü hakkını aramayı çok iyi biliyor ve kızın bu özellikleri asla "şımarıklık" gibi basitlik adı altında sunulmamalıydı.

    Onun dışında erkeğimiz evet çekiciydi ama sırf kızdan hoşlanıyor diye onu evine götürmüyor sürekli kızı geçiştiriyor ve her fırsatta kızla yatmaya çalışıyor yani ne bilim ben bu durumu rahatsız edici buldum.
    Ayrıca kızın yalnızlığı beni üzdü ya. Açıkçası kim öyle bir durumda olsa yakınında ki güçlü ve onu koruyup kollayan ilk erkeğe aşık olurdu. Ve kızımızı tebrik ediyorum o zor durumda bile çok iyi direndi. Ama tabiki okunmaya değer iyi bi kitaptı
  • 128 syf.
    ·31 günde·8/10
    Noktalı Virgülle Biten Kitap |4/5|
    Bir paragraf, bir öykü, bir roman noktayla bitebiliyorsa eğer neden noktalı virgülle bitemesin ki? Onda da nokta yok mu? Olmadı ters yazarsın üstte virgül altta nokta olur bir şekilde uydurursun? Peki bir paragrafı bu şekilde bitirmek benim bir işime yarar mı? Yaramaz ama Batıkan Köse’nin yazdığı Noktalı Virgül’le Biten Kitap’ta işe yarıyor.
    Batıkan Köse kitapta kısa kısa ama çokça öyküye yer vermiş. Bütün öykülerin en güçlü tarafı, çağrışımlar. Benzer kelimelerin ardı ardına kullanımı ya da aynı kelimelerin farklı anlamlarıyla arka arkaya kullanımı. ‘Art direktörü art arda resimleri dizdi masaya’ gibi. Kitaptaki örnekler daha başarılı tabi bunu garanti edebilirim, spoiler vermemek için kendim bir tane uydurayım dedim.
    Başka yazarların kolay kolay baş vurmadığı bir yol, yazarın bu kitapta takip ettiği yol. Başka yazarlar tarafından tercih edildiğinde de genelde ufak bir süreliğine kullanılıp bırakılıyor. Düzgün bir şekilde yapması pek kolay olmayan bir yazım şekli çünkü. Kelimeler birbirine bağlansa da bu bağlantılar ve çağrışımlar, kendi çizdiği çerçeve içerisinde mantıklı ve bağlantılı olmalı. Bu kitabın birçok öyküsünde de bu sağlanmıştı. Öykülerin dörtte üçü gibi bir oranında keyif aldım. Dörtte bir oranında geriye kalan o öykülerde ise tüm bu çağrışım ve kelime oyunları öykünün önüne geçmiş gibi geldi.
    Kitabı okurken en çok hissettiğim duygu, keşke bazı öyküler daha uzun olsaymış, duygusuydu. Çünkü güzel fikirler var kitapta, gerçekten. Daha uzun olsa daha da okumaktan keyif alacağım öyküler. Romana aşık olan bir öykü, öyküsü özellikle. Fikirler bu şekilde heba edilmiş diyemem, yazar onları güzel işlemiş. Bazı öykülerde okuyorsunuz, çağrışımları takdir ediyorsunuz ve o sırada öykü bitiyor. Ne yaşanıp yaşanmadığını anlamanız için size kısa bir süre tanınmış oluyor. İstasyonda beklerken sizi beklemeden geçip giden bir metro kadar hızlı diyebilirim. Öykülerin birbirinden tamamen kopuk olmaması ve ufak tefek bağlantılar içermesini de sevdim.
    Yazarın bu yazım tarzıyla daha da büyük başarılar sağlayacağından eminim. İmla işaretlerinin ya da öykülerin dünyamızdaki somut eşyalar gibi kullanıldığı, manavdan elma alır gibi nokta alma konsepti ve benzeri fikirler gerçekten de daha da okunmaya değer.
    Arka kapağın kitabın izaha mizahla karşılık veren öyküler olarak tanıtıyor kitabın içeriğini. Peki ne kadar böyle? Şahsen kahkaha atmadım ama ufak bir gülümsemenin yanında ufak bir kafa sallaması ile beraber takdir ettiğim sayfalar oldu sıklıkla. Özellikle günümüzde pek sıklıkla rastladığımız sorunlara kendi tarzıyla yaptığı dokunuşlar takdirimi topladı.
    Düz anlatımlarla süregelen öykü kitaplarından sıkıldıysanız ve farklı bir yönelim arıyorsanız bu kitaba bir göz atabilirsiniz. Ardı ardına okuması insanı yoran öyküler olsa da kısalıkları sayesinde sıklıkla göz atıp masanın kenarına geri koyabileceğiniz öyküler aynı zamanda. Satın almadan önce kitapçıda bir öyküye göz atsanız, kitabın geri kalanını sevip sevmeyebileceğinizi az çok anlarsınız zaten. Ben sevdim, bazı öyküleri roman hallerini okuyacak kadar sevdim hatta. Kelime oyunlarını seven insanların da sevebileceğini düşünmekteyim.
    Noktalı virgüllerle bitecek güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
  • Kaçıp kaybolmana fırsat veriyor pus
    Elimden gittin ama içimden geliyorsun
    Ağzından çıkan kalbime giriyor, sus
    İşime geliyorken, gücüme gidiyorsun
    Dışım bırak geçmiş diyor, içim gelecek
    Gelecek diye beklerken içim geçmiş
    Hem bu saatten sonra ne için gelecek?
    Ona desin ki biri, bunun için geçmiş
    Sabahın hayrı şer, şerri hayır gecenin
    Sabahı görüyorsak geldi ayın eceli
    Seviyorken ayrılmak bir garip tecelli
    Ayrıyken sevmeyi de bir biz becerdik
    Tek tekrarı olmayacak sonsun
    Olsun da nasıl olursa olsun
    Ucu bucağı görünmeyen sonsuz
    Olsun da nasıl olursa onsuz
    Hava serin mi oralarda?
    İçimde cehennemden korolar var
    Gönlüm alev alacak kadar kor olanda
    Vazgeçmeyi beceremem ki zor olandan
    Ölsem de yerine birini koymazdım
    Vazgeçmek zorunda mısın? az geçsen olmaz mı?
    Öldürsen de yerime birini doymazdın
    Konuşamıyorsun madem, yaz geç sen olmaz mı?
    Tutsaklık, ölüm, dahası var
    Hepsi sana ulaşmak pahasına
    Ya düşer başım dizlerine
    Ya da nasip olur bir hasıma
    Ödül koymuş zaman başıma
    Zaten dünyada sayılı aşım var

    Bakmayacak gözümün yaşına
    Nice ölenlerden nice yaşım var
    Alalım en başından, bir musalla taşında
    Yaşam el etek çekmiş tırnağından, saçından
    Tükenmiş neşen de, hasretin de, acın da
    Sapmış beden yaşam amacından
    Vuslat dik bir dağ yamacında
    Görüyorum her şey net, tam açım da
    Bir savunma var doğanın anacında
    Denize sudan zarar gelmez, kara çığdan
    Ben yola çıktım ama yol sana çıkmadı
    Ben de sana çıkmayan bu yoldan çıkmadım
    Bir kapıyı kapatan, birini açar
    Sana tüm kapılar kapanır da kalp kapım açık kalır
    Güneş sana doğar, sular sana doğru akar
    Ay sana vurur, sesin gönlümü yakar
    Sen ses edince sesinden utanır saka
    Sen gülünce bitki örtüm papatyalar takar
    Sen gelirsen siyahından sıyrılır geceler
    Sen yanımda ol duacın olur tüm secerem
    Sen gelirsen bir kandile sığar bütün geceler
    Sen yanımda olursan ben gülerim ecele
    Gözbebeğim sen bir ağla, gerek kalmaz suya
    Sen fısılda, sağır sultan bile duyar
    Adamlık öğretirsin en çıkmayacak huya
    Sen niyet et yeter ki tüm cemaat uyar
    Orada feryat et, burada bir can ölür
    Bir nefes üfle yeter kuş kaybeder yönü
    Ateşin yakar, damla suyu kalmaz gölün
    Işığın bir defalık kartal eder körü
  • 318 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Birden fazla kitap okuma grubum vardı. Onlardan birinde bir arkadaş kitap seçerken bazı kriterleri olduğundan bahsetmişti. Kitabın ilk cümlelerini okuyormuş ve beğenirse o kitabı  okumaya karar veriyormuş. Ne yalan söyleyeyim o zamanlar oldukça saçma bir kitap ayıklama yöntemi olarak düşünmüştüm bu kriteri. Fakat Semerkant tam da bu ayıklama yöntemiyle okumaya karar verilebilecek bir kitap. "Atlas Okyanusu'nun dibinde bir kitap yatıyor. Anlatacağım işte onun hikayesi."

    Kitap genel olarak iki bölümden oluşmakta. Ilk bölüm yukarıdaki gizemli cümleyle birkaç sayfa giriş bölümünden sonra başlıyor. Bu bölümde Ömer Hayyam Semerkant'a gelişinden kısa süre sonra rubaiyat'ı yazmaya başlıyor. Rubaiyat'a fiziki görüntüsünü veren defter de Semerkant'ta kendisine hediye ediliyor. Olaylar da bu yazma eser çevresinde şekilleniyor. Bu sebepledir ki Ömer Hayyam, aşkını da, fikirlerini de, İran'ın cennet tasvirli şehirlerinde yaşadığı maceralarını da bu yazma eserde rubailerle anlatıyor. Kimi dönemler kimileri tarafından dile dolanan rubaileri takdir görüyor, kimi zaman ise nefretle Allah'a şirk olarak kabul edilip taşlanıyor. Zaman geçiyor Hayyam ebediyen bu dünyaya elveda dedikten sonra rubaiyat elden ele dolaşıyor ve bu yazma esere hayran ve çoğunlukla takıntılı insanların himayesine giriyor.
    Kitabın ikinci bölümü de işte tam burda başlıyor. Benjamin, Rubaiyat'a takıntılı hayranlık besleyen bir Amerikalı. Bu hayranlık Benjamin'i 1895 yılında İran'a sürüklüyor. o tarihten sonra Iran'dan ayrilsa da yazma esere duyduğu takıntı  onu İran'a geri gönderiyor. Hatta çalkantılı Iran yönetiminde kendini meşrutiyet destekcileriyle ayni tarafta bir iç savaşta buluveriyor. Rubaiyat'ın büyüsü olmalı ki Ömer Hayyam'da olduğu gibi Benjamin'de de aşkı hatırlatıyor bize bu yazma eser. Doğunun siyasi karmaşası, doğu üzerinde himaye elde etmeye çalışan ülkelerin yarışı, riyakârlık içinde kaybolmuş dini inançlar, edebiyat ve her şeyin içinde var olmayı hep becerebilen aşk... Bu kitapta bolca var.

    Ilk bölüm akıcı olsa da ikinci bölüm beni oldukça yordu. Belki uzun bir aradan sonra okumaya bu kitapla başlamış olmamdan kaynaklı olabilir. Ama genel anlamda okunmaya değer bir kitap, hele de tarihi bilgileri bolca olan kurgusal hikayeleri sevenler için..

    Rubaiyat gerçekten de Atlas Okyanusu'nun dibinde Titanik ile sarılmış uyuyor mu bilemeyiz . Ya da gerçekten bu Rubaiyat Ömer Hayyam'a ait olan dizeleri mi içeriyor onu da bilemeyiz. Fakat hayat denilen şey bize hep çoğu şeyin mümkün olduğunu göstermiyor mu? Bırakalım Amin Maalouf'un anlattığı gibi Batı'nın gözbebeği Doğu'nun nadide çiçeği ile uyumaya devam etsin bu hikayede.
  • 592 syf.
    ·53 günde·8/10
    Merhaba Çok uzun ve konu dışı konuşacağım, önerip önermediğimi merak ediyorsan; öneriyorum.

    Ön yargılarından sıyrılıp Azra Kohen okumuş olanlar bence tasarımı çok beğenecekler, öyle umuyorum. Okurken hayatın kutsallığını ve dengesini öyle hissediyorsunuz ki, ya da ben öyle anlam yüklüyorum bilmiyorum.
    Ön yargı dedim çünkü Fi dizisinden sonra yazar bir kesimin gözünde okunmaya değer görülmedi. Belki ben de o döneme denk gelseydim, önyargıya kapılıp okumazdım ama bundan 4 sene önce kitapçıda tanıştığım birisi biraz sohbet ettikten sonra “bence sen çok seversin” diyerek önermişti. Gerçekten de ben Fi-Çi-Pi serisini çok severek okumuştum. Sonrasında Aeden’i de, şimdi de Gör Beni’yi.
    Gör Beni’yi de kendim gibi sevdiğim @leena.diary hediye aldı.

    “Bu topraklarda yaşayan herkes için yazılan” kitabın başlangıcında yazarın notundan birkaç alıntı ile bir şeyler hissettirmesi dileğiyle başlayayım:

    “Sonucu ne olursa olsun sen sadece yaşamı korumak için gösterdiğin çaba kadar insansın ve işte, insanlığının ölçümü için buradasın.
    Yaşamın askeri olmak, ağaca, hayvana, çocuğa ve özellikle de senden çok farklı olanlara sahip çıkmak için tasarlandın.”

    “Yaşadığımız her anın bize bir şey öğretmen için dizayn edildiğini; her acının derin bir anlamı olduğunu ve hayatın, uğradığımız haksızlıklarla bizi denediğini, yaklaştığımız yanlış kişilerle bize nice bilgiler yüklediğini, hayal kırıklıklarında bizi eğittiğini bil. Her an yaptığımız seçimlerle, dönüşme olasılığımız olan yüzlerce farklı kişiden birine varacağımızı, seçimlerimizin önemini kimse büyürken söylemez bize. Çünkü bu gezegende yaşam, potansiyelin keşfine değil, tüketime adanmış durumda, şimdilik.”
    Kitabın konusu kısaca yeni kurulan cumhuriyet ile saltanat yanlılarının arasındaki çekişmeler. Azra Kohen’in iki zıt kutuptaki karakterlerin düşüncelerini öyle benimseyerek yazıyor ki, aynı kalemden iki zıt kutubun düşünceleri arasında açık bulunmuyor. Cumhuriyeti savunan biri ile saltanatı savunan birinin konuşmasını okurken argümanlar çok kuvvetli ve iki taraf da gayet bilgili oluyor.
    Yeni kurulan cumhuriyetin okullarından bir sınıfa eşlik ediyoruz sınıfta ve ders insanlık tarihi Dinler tarihinden, Sümerler’den, bilmediğimiz ama çok önemli olan kutsal kitaplardan birçok bilgi öğreniyoruz böylece. Ve tabii ki sınıfta “gavur tarihi” öğrenmek istemeyen öğrenciler var ama Fred, öylesine masal gibi ama mantıklı anlatıyor ki, sonunda herkes için anlamlı oluyor. Bu kısımdan da şu alıntıyı yapayım: “Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir önemi yok.”
    Tarih anlatılan kısımlar da çok. Ama ben tarihin objektif olduğuna inanmıyorum. Yazar dipnotları Kaynakları ekleyerek anlatmış, açıkcası pek duymadığım konular okudum ama özümsedim diyemem, araştırmak için not aldım. Hocalarımın kendi verdiği makalelerde bile açık bulmamızı istedikleri için benim üstüme biraz pimpiriklik yapıştı, belki siz tatmin olursunuz.
    Ve kadın konusu. Ana kahramanımız Ülkü. Işıl Işıl, bilgi dolu, doğaya saygılı güçlü bir kadın. Tabii ki sevgi de dolu. İşin içine aşk giriyor ilerleyen sayfalarda. Ama nasıl güzel... Anlam yüklü, çaba dolu bir aşk. Yine alıntı “Köklerini çoşkunun plansızlığından alan sevgi değere dönüştüğünde ancak o değerden aşk doğar, kömürün elmasa dönüşmesi gibi, basınca, zorluklara ve hayatta kalmak için de en önemlisi çabaya ihtiyacı vardır aşkın.”

    Bana tekrar okumak istediği uyandıran birçok cümle ile, ama içimdeki merak duygusuyla zaman da kaybetmeyip sürekli sayfalarını çevirmek istediğim bir kitap oldu Gör Beni. Okursanız umarım size de aynı hatta daha güzel anlamlar çağrıştırabilir.

    Minik bir eleştiri: yazım hataları vardı umarım ilerleyen baskılarda düzeltilir. Bir de zaman zaman bazı bölümlerde biraz sohbetler biraz can sıkıntısı yarattı ama konuya ilgisi olan insanları sıkmayacaktır.
  • 88 syf.
    ·20 günde·6/10
    İşe giderken yolda kitap okumak istiyorsanız ve aynı zamanda okuduğunuz kitabın çantanızda ağırlık yapmamasını istiyorsanız Stefan Zweig kitapları imdadınıza yetişir :) Yaklaşık 20 gün önce hem bahsettiğim nedenden hem de Zweig’in psikolojik tahlillerini sevmemden dolayı başlamış olduğum Muhteşem Gece karantina sürecinde çantamda unutulması nedeniyle henüz bitti :) Kitap bir burjuvanın, yaşamından eskisi gibi haz alamaması, yaşamdan yeniden tat almak için uğraşması ve bir gece yaşadığı olaylarla kendiyle ilgili farkındalık kazanmasını anlatıyor. Uzun bir aranın ardından kaldığım yerden devam edip bir çırpıda okudum ama bu öykünün etkileyici olmasından ziyade Zweig’in insan ruhunu derinlemesine ele alması ve benim zaten günlerdir çantamda kalmış bu gece okuyayım da bitsin moduyla hızlıca okumamdan kaynaklıydı. Diğer Zweig kitaplarına göre nedense daha yavaş ilerledi. Belki de o yüzden günlerdir çantamda okunmayı bekledi. Yine de insanın iç dünyasını oldukça başarılı yansıttığı için okunmaya değer.