meltem şen, bir alıntı ekledi.
Dün 00:51 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Proleterya diktatörlüğü
İşçi devriminde birinci aşama, proleteryanın "egemen sınıf" haline getirilmesidir. Marx ve Engels bunu, "demokrasinin fethedilmesi" olarak nitelerler. Çalışanların oluşturduğü muazzam kitlenin, küçük bir sömürücü azınlık üzerindeki bu egemenliği, "proleterya diktatörlüğü" yani, "tüm sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız topluma geçiş dönemi" olacaktır.
Proleterya diktatörlüğü basit bir formül değildir. Marx'ın üzerinde uzun süre kafa yorduğu bir düşüncenin özlü bir ifadesidir. Proleterya enternasyonalizmi gibi, proleterya diktatörlüğü de, Marksizmin temel öğelerinden biridir.

Büyük Dedem Karl Marx, Robert Jean Longuet (Sayfa 116 - Yordam Kitap)Büyük Dedem Karl Marx, Robert Jean Longuet (Sayfa 116 - Yordam Kitap)
hltsevim, Devlet Ana'yı inceledi.
21 May 18:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın Yorumu
Cumhuriyet döneminin önemli romancılarından Kemal Tahir’in en ünlü eseri olan “Devlet Ana”; Anadolu Selçukludan Osmanlı’ya geçiş aşamasındaki olayları anlatan tarihi bir romandır.
Roman, Kayı Boyu’nun; Eskişehir – Söğüt bölgesindeki yaşam tarzını, daha batıya (İznik – İnegöl) hâkim olan Bizanslarla mücadelesini, Anadolu’nun diğer beylikleriyle ilişkilerini ve böylece Osmanlı’nın kuruluşuna giden adımları, 1290 yılındaki olaylar üzerinden anlatır.
Romanlarında çok sayıda kişiye yer veren Kemal TAHİR, bu romanda da; Ertuğrul Bey, Osman ve Orhan Beyler, Şeyh Edebali, Akçakoca, Yunus Emre gibi tarihi şahsiyetleri ve Şövalye Lotus, Mavro, Cenevizli Tüccar vb. gibi birçok kişiyi olay örgüsüne dâhil etmiş.
Bir Bizans şövalyesinin serüveniyle başlayıp, Türkmenlerle devam eden, Yunus Emre’yi konuşturan, Şeyh Edebali’yi anlatıp oradan Osman Gazinin evlenmesine geçen, Orhan Gazinin ilk gençlik çağlarındaki davranışlarını hayal edip anlatan Roman, oldukça fazla tarihi bilgi de veriyor. Ahilik teşkilatının törenleri, düğünler, evlenmeler, at ve ata verilen önem, eski ismi Keşiş Dağı olan Uludağ, Domaniç ve Söğüt’teki yaylak ve kışlak hayatı, bunlardan bir kısmı.
Olaylar sırasında halkın gözünden yapılan karakter tahlilleri, aralara sıkıştırılmış özgün tespitler ve hiç saklanmadan açıklanan duygular, insanı bazen şaşırtıp güldürüyor, bazen de düşündürüyor. Bir tarih uzmanı olmadığım için; romandaki tespitlerin, gerçekten o dönemin insanlarının düşünce ve davranışlarını mı, yoksa yazarın “kuruluş” dönemi ile ilgili tasavvurlarını mı daha çok yansıttığını kestiremediğimi ifade etmeliyim.
Her ne kadar; uzun tasvirler, detaylı anlatım ve araya giren durumlar bazen dikkati dağıtıp, konu bütünlüğünü kaybettirse de, yine de bu kalın kitabı terk etmek pek mümkün olmuyor. Bunun sebebi, romanda kullanılan yerel dil. O dönemin olaylarının yine o dönemin diliyle, halkın kullandığı samimi cümleler, duyulmadık özdeyişlerle ve ustalıkla anlatımı kitabı cazip kılıyor. Hatta bu dil, bir zaman sonra sizi de romanın içine çekiyor.
Okur, kitabı bitirince; savaşçı ve mert insan olan Kayıların yaşam tarzları hakkında bir fikir edinebilir, hatta o dönemi hayal edebilir. Örneğin Söğüt’e gitse, 750 yıl öncesinin havasını hissedebilir. Bunun sebebi, kitaptaki tasvirlerin gücü ve kullanılan yerel dil olsa gerek.
Sonuç olarak, Türk tarihine (buna Cumhuriyet tarihi de dâhil) meraklı bir okurun, aynı zamanda “bir nehir roman yazarı olan Kemal TAHİR”i okuması önemlidir. Yazarın önemli bir romanı olan “Devlet Ana”yı, bu nedenle tavsiye ediyoruz.

Sadık Cemre Kocak, Türklerin Dili'yi inceledi.
22 Nis 20:22 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yüzyılın en büyük SPOİLER çalışması.
Kitabımız çok güzel. Öyle ki sizlere yer yer kendinizin araştıracağı yerler bile bırakıyor. Sanırım kitabı uzunca bir süre hem araştırarak hem de okuyarak devam edeceğim. Elimden geldiğince de alıntı yaparak ilerlemeye çalışacağım.

ÖNCÜLER
İlk bölümümüz “Öncüler” şeklinde ilk Türk devletlerini işliyor. İskitler (Sakalar), Hunlar, Sabirler, Avarlar, Peçenekler, Bulgarlar ve Hazarlar işleniyor. Hemen ardından Türk Dilinin Konumu ve Türk Dilinin Evreleri diye 2 başlık altında toplanan incelemeler mevcut. Hadi hep beraber bu toplumları inceleyelim.
İskitler: Tanrı Dağları - Fergane - Kaşgar bölgesinde yaşama başladılar şeklinde kabul edilen ilk Türk Milleti. Açık konuşmak gerekirse ben Saka ve İskitleri farklı sanıyordum. Aynılarmış. Ama bu konuda kafam karışık yalan olmasın. Bunun haricinde bu devletin iki büyük destanı herkesin bildiğini düşündüğüm bir yazındır. İranlılarla yapılan savaşlara konu edilen ve yazılı metinlerimiz olmadığı için en azından yaşadığını da bildiğimiz Alp Er Tunga ve Destanı. Bir de Büyük İskender ile yaptıkları savaşları konu edinen Şu Destanı bizlere kalan olaylardır. Hatta Alp Er Tunga ile ilgili sizlere haddim olmadan bir de tavsiye vereceğim. Tomris Hatun (ilk kadın hükümdar da bu devirde yaşamıştır ve Alp Er Tunga’nın torunudur.) gibi karakterlerin tamamını konu edinen ve tarihi roman olan, benim de yakın zaman da okuduğum Ahmet Haldun Terzioğlu dan Alp Er Tunga kitabı. Çok beğeneceksiniz ve bu konuda fikriniz oluşacak. Buna eminim.
Hunlar: 3 ayrı başlık altında inceleniyor. Hiung-Nu’lar ilk temsilcileri. Bu aynı zamanda bir birliktir ve Türklerin de katılımıyla Çin’e akınlar gerçekleştiren bir birliktir. Ak-Hunlar bir diğer kolumuz. Bu kolda da aslında aynı olay görülür. Daha doğrusu Chinoit ve Heftalit adları aslında Hiung-Nu’nun adının değiştirilmiş biçimi olarak kabul edilmektedir. Asıl ilgi çeken ve dünyanın tanıdığı Batı Hunları ise özellikle Attila döneminde parlamış ve Avrupa’ya (Ego Sum Attila, Flagellum Dei – Ben Attila, Tanrının Kırbacı) demiştir. Tabi sadece bu da değil.
Hunlar hakkında sadece bu kadar bilgi az olurdu. Onların dini inanışlarını da eklemek oldukça iyi olurdu. Kurt Ata, Gök Tanrı, Kutsal Ata, Doğaya Tapınım ve Yer-Su inançları. Bunlara da oldukça kısa değinip geçeceğim.
Kurt Ata inancı tam da tahmin ettiğiniz gibi biz de Kutsal olan Kurtların yalnızca bir motif değil, bir Ata olarak tanınıp bilinmesidir. Gök Tanrı zaten herkesin malumudur ancak şunu demek mümkündür. Nasıl şimdi Müslümanız (genellikle) diyorsak, o zaman da varsa yoksa bu inanç vardır. Kutsal Ata’da tam tahmin ettiğiniz gibi öldükten sonra büyüklerin (baba, ata) ruhlarının yakınlarda olduğu ve saygı gösterilmesini gerektiren bir inanç. Hatta öyle ki Hun hanlarının bir deyişi vardır. Bizans Piskoposu, Aile mezarlarını soyduğunda Attila’nın 2. Balkan seferini düzenlediği söylenirmiş. Doğaya Tapınım ise Güneş ve Ay sevgi ve saygısını ifade ediyor. Yer-Su ise adının anlaşıldığı üzere dağlar, ırmaklar, göller vs tamamının canlı olduğuna ve bir ruh taşıdığına inanılan bir sistemdir. Genellikle Şamanizm esaslarından biri olmasının yanı sıra Çin kaynaklarında da geçer.
Sabirler: Haklarında bilgi yoktur, günümüze ulaşan kelimeleri yoktur. Lâkin hem bir adları hem de isimleri vardır. Yaşadıkları dönem bilinir. Bu beni oldukça şaşırtır. Sadece bu devlet değil, bu şekilde yazılan devletlerimizin tamamı böyle hissettirir bana. Hun Birliği içerisinde yer aldıklarını eklemekte fayda var.
Avarlar: Kuzey Karadeniz ve Balkanlarda, Hunlar sonrası egemen olmuş bir devletimiz var. Açık olmak gerekirse bu egemenliği bilmiyordum. Atlı bir Millet oldukları ve Çin kaynaklarında (nedense bana İspanyolca gibi geldi) Juan Juan olarak geçtikleri bilinmektedir. En önemli ayrıcalıkları nedir diye soracak olursanız da İstanbul’u kuşatan ilk Türk Devleti olduklarını belirtebiliriz.
Peçenekler: Göçebe bir kavim olduğu, Oğuz soyundan geldikleri bilinir. Aslında tahmindir. Haklarında pek bilgi yoktur. Haklarındaki belgeler 745 yılına ait Tibetçe yazılmış belgeler olup Be-çe-nag boyu olarak Uygur, Karluk, ve Türkeşlerle birlikte anılırlar. Ayrıca 8 tanesinin uruğu bilinir. Bizans ile ilişkileri nedeniyle Hristiyan olmaları ve daha bilimdik bir soy olan Gagavuzlar yani Hristiyan Türklerin başlıca temsilcileri bunların torunlarıdır. https://i.hizliresim.com/kOl7Nv.png
Bulgarlar: Hem Türk hem Müslüman oldukları sonradan bozuklukları görülür. Bozulmak derken burada eskiye göre değişmek anlamına gelir. İlk paragrafta bunu hac olayıyla görebiliriz. İkinci paragrafta da soy özelliklerine değinilmesi iyi olmuş. Hunların dağılması sonrası en iyi oymağın Bulgarlar olduğu söylenir. Tarihte de ilk kez 482 yılında geçerler. Bizans tarihçileri sayesinde. Zaten en iyi oymak olduğunu yazan da Bizans tarihçileridir. Büyük Bulgaristan adında hayatına devam edip 2 kola ayrılırlar. Tuna ve Volga Bulgarları. Köken, dil ve din özelliklerine değinilerek konu sonlanır.
Bu devlette Kurum Han, Bizans’ı kuşatırken ve işler iyi giderken kuşatma sırasında ölür. (814) Ardından 852 yılına gelindiğinde tahta geçen Boris ise büyük bir değişiklik ile Bulgarların 864 yılında dinini değiştirip Hristiyan olduğunu belirtir. Trakya ve Makedonya da ele geçirilince diğer Hristiyanlarla kaynaşılır. Volga Bulgarları ise bugünkü Çuvaşların atası sayılırlar. İslâmî seçerler. Moğol darbesini hissedene kadar refah içinde yaşarlar. Dil özellikleri kısmı oldukça detaylı verilmiş. Yazara helal olsun. Bulgarlar bile bu kadar bilmiyordur eminim yani.
Hazarlar: 626 yılında ortaya çıkmışlar. Kuranda da geçen Yecüc Mecüc efsanesi de burada geçiyor. Musevilik benimsenmiş. Ayrıca bunu benimseyen tek Türk Devleti de Hazarlar olmuştur.

Eski Türkler
Göktürkler: Harika bir devlet. Muhteşem bir isim. Tarihe kazınan bir birleşim. Gök Türk. Batının kutsal üçlüsüne (baba, oğul, kutsal ruh) karşı daha büyük bir üçlü. Tanrı, Devlet, İnsan. Daha iyisi ne olabilir ki? Hele o devirde. Ünlüdür Göktürkler. İlk defa Türk adı bir devletin resmi adı olmuştur. Nasıl karşı gelinir zaten. Kitapta da Tu-Kiu’lar (Çin kaynaklarından alınmış olsa gerek) ve Kutluk Devleti olarak iki kısımda incelenmiş. İlk olarak Türk Adı, Anayurt ve Bölünüş işlenirken; Kutluk Devleti kısmında ise Yaşam, Din (Gök Tanrı, Şamanlık, Doğaya Tapıncı, Ata Tapıncı ve Ölüm Töreni şeklinde inanışlar), Yazıtlar, İçerik ve Örnek başlığıyla konular açılmış. Kartal Tibet’in yıllarca oynadığı ve yanlış anımsamıyorsam 5 seriden oluşan Tarkan filminde Tarkan isminin ne anlama geldiğini hep merak etmiştim aslında ama normal günde aklıma gelip de bakmamıştım. Şimdi gördüm bunu da eklemek istedim. Çünkü bazen yazdığım incelemelere sonradan merak ettiğim bir şey olursa bakıyorum özellikle Tarih konulu olanlarda. Tarkan kelimesi de; halktan olup sonradan soyluluk sanı verilenlere deniliyormuş. Burada bulunsun lazım olur.
Uygurlar: Kitabımız ağırlıklı olarak Dil özelliklerine öncelik verdiğinden bunun yanında Uygurlar için Göç ve Türeyiş Destanları en bilinen özellikleridir. Onların özellikleri bir dönüm noktasıdır. Kağıt ve Matbaanın ilki olmak, yerleşik hayata geçen ilk Türkler olabilmek ve Yazılı hukuk kurallarını oluşturan ilk Türk devleti olmak. Mani dininin kabul edilmesi, yerleşik hayat ve tarım faaliyetlerinin yanı sıra kalıcı mimari eserler de yapılmıştır.
Türkeşler: Araplarla yapılan savaşlar ile İslamiyet’in yayılmasını engelleyip, Türkçülüğün korunmasını sağlamışlardır. Baga Tarkan burada ön plana çıkar. Ayrıca kendi adına para bastırmıştır. Aynı dönemde Emevi etkilerinin silinip Abbasi etkilerinin gelmesiyle Türklük ve İslamiyet aynı çizgide yürür. Bunun da yaklaşık 300 yıl süren 3 maddede özetlenebilir bir geçiş dönemi vardır ki bunu link olarak paylaştım.
https://i.hizliresim.com/G9lakV.png

Orta Dönem
Karahanlılar: İlk Müslüman Türk devleti olduklarını biliyoruz. Satuk Buğra Han döneminde İslamiyet kabul ediliyor ancak bizim Türklerde bir salgın gibi yayılan Arapçanın devlet yazı diline girmesi ve Türkçe’nin unutulması, sadece bu değil -birazdan Gaznelilere bakarken de yazacağım onlarda da Farsça var- sürekli olarak bir yazı ve dil kültürünün değişmesi, tabiri caizse bir melezlik görülüyor. Benim bildiğim farklı türler melezlenmez ama biyolojiciler çok daha iyi bilirler. Bimarhane adı verilen hastaneleri kurmuşlardır. Bu dönemde halen daha bilinen 4 önemli eser vardır. Asıl bilmemiz gerekenlerden biri de bunlardır.
Yusuf Has Hacip – Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut – Divanı Lügat’it Türk, Hoca Ahmet Yesevi – Divanı Hikmet, Edip Ahmet Yükneki – Atabetül Hakayık eserleri dönemin ve günümüzün en bilinen eserleridir. Sizlerden haddim olmadan bir konuda da isteğim olacak. Kaşgarlı Mahmut’un eseri nasıl bulunup gün yüzüne çıkarılmış biraz araştırın. Hayran kalırsınız.
Gazneliler: Bilindiği üzere Gazneli Mahmut, devlete en parlak dönemini yaşatmıştır. Hindistan üzerine düzenlenen seferlerle şimdiki Hint Müslümanlarının temelini atmışlardır. Dile kolay tam 17 sefer. Abbasi halifesinin koruyuculuğu üstlenilmiş; tarihte ilk kez bir Türk, Sultan unvanını kullanmıştır. Firdevsi-Şehname, Utbi-Tarihi Yemin ve en çok bilinen İbni Sina’dan Tıbbın Kanunları eseri verilmiştir. Özellikle son eser Avrupa’da uzun yıllar hatta yüzyıllar okutulan, Dante’nin kitaplarına konu olan, Avrupa üniversitelerinde ve Osmanlı döneminde kullanılan tüm tıbbın ana unsuru olmuştur.

YAZARI EN ÇOK ELEŞTİRDİĞİM KISIMA GELELİM:
Yazarın sayfa 109’da ‘‘Örnekleme’’ kısmında ‘Alp’ örneğini verirken Alp Er Tunga’dan bahsetmesi ve böyle bir Türk bilimcisinin, hem de Türk dili bilimcisinin İran dilinde konuşması ve Türk Oğlu Türk (ALP ER TUNGA) için ‘Afrasiyab’ demesi son derece canımı sıktı. Kitabı bırakıp atasım geldi. O derece sinirlendim. Sen İranlı değilsin. Sen Türk’sün. Bir Türk’ten bahsederken Türkçe konuşacaksın. Normal cümlelerinde ne dersen de önemi yok.

Harzemşahlar: Zengin ve iyi komutanlardan meydana gelen bir devlet. Bu devletin sorununu ve tamamına yakınını alıntı olarak vermiştim. Bunun haricinde ekleyebileceğim; Nehcü’l-Feradis var. Eğer yanlış hatırlamıyorsam ya 40 Hadis kitabının açıklaması şeklinde ya da hadisleri toplu olarak açıklıyordu ama sanırım 40 hadis üzerineydi yanlış olmasın da.
Muinü’l-Mürid var. Adından da anlaşılır. Tasavvufi eserdir. 900 beyittir. Dörtlük şeklinde yazılmıştır. Mukaddemetü’l-Edeb vardır. Bunu en kısa haliyle Arapça bilmeyenlere Arapça öğretmek için yazılmıştır desek doğru olur. Bunların yanında maalesef detaylarını anımsayamadığım; Muhabbetname, Kısse-i Yusuf, Hüsrevü Şirin, Revnakü’l İslam adlı eserler de mevcuttur.
Çağataylar; Cengiz Han’ın oğlu Çağatay tarafından kurulduğu bilinmektedir. Aslında neden söz edilmez anlamam. Osmanlı Dönemi zamanında haritalarda da vardır ve Türk’tür. Şaşırıyorum.
Bu dönemde; Muhakemetü'l-Lugateyn - Ali Şîr Nevaî, Bedayiül Luğat - Nevayi Sözlügü, Abuşka Lügati, Baburnâme - Reşit Rahmeti Arat, Şecere-i Terakime- Türklerin Soykütüğü ( Harezmli Arab Muhammed Han oğlu Ebu’l-Gazi Bahadır Han tarafından yazılmıştır.) , Senglâh Lügati ve Fethali Kaçar Lügati eserleri verilmiş. Oldukça zengin bir dönem aslında. Birçok yazar da bahsetmiş bundan. Ancak çoğu kitapta uygun bir tanım dahi yapılmadan geçilmesini aklım almıyor.
Kullanılan dilin özelliklerinin incelenmesi kısmı çok ağır. Biraz birikim istiyor arkadaşlar haberiniz olsun. Yoksa kafa beyin patlatacak cinsten.
Kıpçaklar: Türklerin arasında en geniş alanlara yayılmış olup aynı zamanda kalıcı devlet kuramayan belki de tek toplum Kıpçaklardır. Oğuz mücadeleleri ile Dede Korkut Destanı ortaya çıkmıştır. Ruslarla mücadeleleri İgor Destanına konu olmuştur. En önemlisi de Codex Cumanicus adlı eserde Türkçe gramer esasları Türkçe, Farsça, Latince lügat yazmışlardır. Bu eser İtalya’da San Marko Kütüphanesindedir.
Aynı ırkta Kölemenler var. Memlük de diyorlar. Acayip garipsedim çünkü ayrı sanıyordum. Eserlerinden Gülistan Çevirisi neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiş. Dil özellikleri üzerinde de fazlaca durulmuş.
Altınordu: Kültür bakımından Doğu ve Batı arasında bir geçit olup, İslam Kültür Merkezi durumundadır. Harezm ili ise Altınordu'nun en zengin ve en uygar bölümüdür. 12. yüzyıl başlarında gelişiminin doruklarındadır. Ürgenç kenti merkezidir. Türk dili ve kültürü açısından çok önemli işlevi olacak bu ülke Türkoloji çalışmalarının ayrı bir bölümünü oluşturur. Böylece Altınordu ulusunun temelini oluşturan ülkeler değişik yapıları kapsar. Dil ve kültürün değişik alanlarda gelişimi ayrı ayrı olur.
Oğuzlar: 6. yüzyılda ilk kez ortaya çıkarlar. 552 yılında Göktürklerle beraber ortaya çıktıkları bilinir. Öncesi var mı? Yazılı tarihimiz o kadar kısıtlı ki, neden olmasın diyorum. Bu Soy Türklerin en bilindik soyudur aslında. Anadolu’nun fethine kadar vardır, sonrasında vardır, bu zamanda? Mümkün. Sadece bu mu? Konuştukları dil hem Osmanlı Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesinin temelidir. Karamanoğulları, Osmanlı Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Çandaroğulları, Eşrefoğulları gibi beylikler hep Oğuz soyundan kabul edilmiştir. Burada özellikle Osmanlı dışında en çok beğendiğim Karamanoğulları olup Karamanoğlu Mehmet Bey’in bir sözünü ‘Alıntı’ olarak eklemiştim. Çok beğeneceğinize inanıyorum. Özellikle oluşan Arap-Fars etkisine karşı.
Oğuzların öyle güzel eserleri var ki aslında imkan olacak da hepsini tek tek okuyacaksın. Öyle değerli şeyler var. Dil özellikleri de çok kafa karıştırıcı gelse de mecbur dikkatle okumak durumundayız. Eski dilimiz sonuçta bu. Ama eserler, gerçekten de dediğim gibi. Çok heves ettim bazılarına.

Çağdaş Türkler
Türkiye Türkleri diye açılan ilk konumuzda aslında dil özelliklerimiz o kadar güzel verilmiş ki; üniversite giriş sınavlarında, lise sınavlarında, KPSS gibi tüm sınavlarda Dil Bilgisi alanında ders çalışmalarımız için resmen hem kısa hem öğretici ve çok fazla detaya girip kafa karıştırmayan bir anlatım mevcut. Hatta bir tanesini alıntı da yapmıştım. Ne çok alıntı yapmışım gerçi.
Balkan Türkleri ise detaylı olarak verilmiş. Ben de kitaba göre gittiğimden detaylandırıyorum. Eksik veya yanlış gördüğünüz varsa lütfen bildirin ki ben de yanlış ezberlemeyeyim. Bu grubu 2 kısma ayırdık. Bunu da burada eklemeyi uygun gördüm. Müslüman Türkler (Osmanlı, Gacal, Tozluk, Gerlova, Kızılbaş, Yürük, Konyar); Hristiyan Türkler (Karamanlı, Makedonya Gagavuzlu, Surguç).
Gagavuzlar: Gene Oğuz bağlantılı bir millet. Söylüyorum bu Oğuz olmak, Türk olmaktır diye. Orta Asya kökenli varlığını sürdüren bir millettir. Hristiyanlığı (Ortodoks) kabul etmişlerdir. Kendilerini 3 katmanda incelemek çok daha kolay ve akılda kalıcı olacaktır. En eski tabaka, kuzeyli Türk topluluğunun kalıntısıdır. İkinci katman, Osmanlılar Balkanlara gelmeden, güneyden gelen Türk topluluktur. Son katman, Osmanlı döneminde yerleşen Türk göçmenlerin katmanıdır.
Ayrıca Gagavuzlar için Z harfinin dil özelliklerinde sonda S olduğunu da incelememizden görmüş olduğumuz için Herkes yerine Herkez yazmalarına dikkat çektim. En azından halen özürlü gibi bunu yanlış yazıp, üstüne sırf gurur yaparak düzeltmeden devam edenler için biraz umut olur. Tabi sene olmuş 2018, halen V yerine W kullananlara diyecek hiçbir lafım yok.
Azeriler: Azerbaycan adı İÖ 328 yılında bu topraklara egemen olan Büyük İskender'in generali "Atrapates" in adından gelir. Bu ad önce "Atropatene" biçiminde bu bölgenin adı olur. 3. yüzyıldan sonra "Azurbazagaan" diye anılmaya başlar. Sonraları bu adı Araplar "Azerbaycan" biçiminde kullanırlar, şeklinde kitabımızda tanım var. Buyurun siz karar verin. Milattan önce İskit ve Sakaların akınları bu bölgeye başlar. Türkleşen bölge milattan hemen sonradan itibaren Türk olarak kalmaya devam edecektir. Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak devam eden Azeri Kandaşlarımız için çok uzun bir yer ayıran yazarımıza ayrıca tebrik ve teşekkür etmek gerek kanımca.
Afşarlar: Dede Korkut kitabında Oğuzeli diye geçerler. Günümüzde 500000 kişilik bir nüfus ile hayatını devam ettiren nadir topluluklardandır.
Horasanlılar: Türkmen veya Azerice dili olduğu yönünde yapılan yanlış anlaşılmalar yerini daha yeni dönemde bir Oğuz dili kullandıklarına bırakan bu boy, özellikle İran ve Türkmenistan’da yoğundur. Üstelik yaklaşık 2000000 kişi de bu dili konuşuyormuş. Şii Müslümanlığa inanırlar.
Türkmenler: Nurmuhammed Garip Andabilli tarafından yazılan Leyla ile Mecnun eseri ile ünlüdür. Ülkelerinde ortalama 5.5 milyon kişi yaşar ve bunun 4.5 milyonu Türk ve toplamda dünyada 6000000 Türkmen vardır. Başkenti Aşkabat olup 1992’de bağımsızlığına kavuşmuştur.
Salarlar: Uygurlar, Kıpçaklar, Türkmenler derken en sonunda kendi hakları tanınır. Salur adından gelirler. Dede Korkut da geçerler. Kendi dilleri olmadığından Uygurca kullanılır. Ayrıca yazarımız 30000 kişi için ne araştırmayla dil özelliği vermiş. Yerlerinde olsam topluca gelir yazara teşekkür ederdim. Küçümsemek için demiyorum. Nüfusu az ve kendine Türk diyenin, bölgesini bile gösteremeyeceği bu insanların dil özelliklerini bu kadar detaylı anlatabilmesi bile çok harika geldi gözüme.
Özbekler: Türkiye Türkçesi sonrası en önemli dil budur. Bizden sonra en çok konuşulan dildir. Gene oğuz etkileri. Oğuz + Beg den ileri gelir. Yazar dil bilgisine öyle girmiş ki en çok bu var diye. Sonlara doğru bir baktım kendim okuyorum Günümüz Türkçesine bakmadan. Karluk, Oğuz ve Kıpçak Türklerinin karışımından oluşurlar.
Yeni Uygurlar: Çin eyaletinde yaşadıkları, Çinin hatta Kızıl Çinin 20 milyonluk Uygur yani TÜRK halkına yaptığı soykırımla bu sayının 5 milyona indiği görülmekte aynı zamanda birileri de hiç alakasızca Çin patronunu arayıp telefon görüşmeleri yapmakta. DOSTLUK demekte. Dünyada en son dost denilecek insan bir Türk için Çinlidir. Dil özellikleri de oldukça sağlam. Artık iyice düşünüyorum bunlar kendileri de biliyor mu bu kadar önemli olduklarını dillerinin acaba diye. Çünkü yazar gerçekten de dil özelliklerine öyle bir giriyor ki dinlene dinlene okudum o kısımları.
Tarançiler: Uygurların alt başlığında verilmiş. Adlarını ilk defa duydum yalan olmasın. Özellikleri de garip geldi bana. Haklarında sadece Dilleri de Yeni Uygurcanın bir ağzıdır, yazı dilleri yoktur diyebiliyorum.
Sarı Uygurlar: Dilleri Çincedir. Güney Kansu'daki bozkır ve dağlık alanda yaşarlar. 13. yüzyıldan beridir aynı bölgede yaşarlar. Kimliklerini koruyamadıkları, orjinal dillerini sadece yaşlılarının konuştuğunu ve İslamla tanışmayıp yavaş yavaş yok olduklarını söyleyebiliriz. Yazarımız çok net konuşmuş. Cümlesi aynen bu; Efsaneleri yoktur, masal nedir bilmezler, kendi dillerinde türkü bile söyleyemezler.
Kazaklar: Büyük Türk uluslarından biridir. Kıpçak koluna bağlıdırlar. Günümüzde varlığı devam eder ve geniş alana yayılmıştır. Zengin yeraltı kaynakları vardır ve son dönemde ülkece gelişmeye başlamışlardır. Önce Arapça sonra Latince sonra da Kiril alfabesi kullanmışlar ki bu garibime gitti.
Karakalpaklar: Kazakistan’dan ayrılıp Özbekistan’a bağlanan bir yer. Sayıları 650 bin civarında verilmiş. Bunlarda da Arap, Latin ve en son Kiril alfabesi görülür. Bu alfabeler içinde Türkçe neden yok diye biraz garipsedim tabi.
Kırgızlar: 1992'de dağılan Sovyetler sonrası bu bölgede kurulan Kırgızistan Cumhuriyetinde yaşarlar. 5 milyona yakın bir nüfusu vardır. Vezir Tonyukuk Anıtında onlardan Çık ve Az boyları diye bahsedildiği düşünülmektedir. Ezgi ile iç içe girmiş bir şiir geleneği, ölüm törenlerinde okunan Koşok, övgülere Moktoo, taşlamalara Kordoo denilirmiş. Tüm bunlar da ekstra olarak karşımıza çıkıyor. Bol bol zaman eki kullanımı vardır. Öbür Türk dillerinden farkı budur. Dil özelliklerinde "Gerek" anlamına gelen Arapça kökenli Kacet, "Hacet" sözü de var. Halen var. Demek ki aslında ‘Hacet’ derken bile kibarcasını kullanıyoruz. Ya da sadece ‘TESADÜF’ (!) bilemeyiz.
Tatarlar: 3 başlık altında ve geniş olarak işlenmiş. İlk kez Orhun Yazıtlarında geçerler. 6 milyondan fazla Tatar vardır. Moğolca olduğunu belirten ve bu ikisini bir değerlendiren bilim adamları vardır. Tatarlar genel olarak Arapça, sonra Latince ve son dönemde de Rusça kullanmıştır. Kendi dillerini yeni yeni kullanmaya başlamışlardır. Rusya’daki ulusal akımlar başladığında ilk Türkçü görüşler Tatarlara aittir. (KAZAN TATARLARI) , Muhammet Giray ile başlayan yükseliş, Kerim Giray sonrası gelen beceriksizlerle beraber 1783 Küçük Kaynarca Antlaşması ile bitmiştir. Kırım artık Rusların elindedir. (Kırım Tatarları) Kırım Türkleri 1928'e kadar Arap yazısı, 1938'e kadar Latince ve son döneme kadar da Kiril yazısını kullanmıştır. Tümen, Tobolsk, Tara, Baraba yöresinde yaşarlar. Çulum çayı yatağı ile Tomsk ilinde yaşayan milletimizdir diyerek de Batı Sibirya Tatarlarını tanımlamış. Bu devlette bir de Küçüm Han var, adam İslamiyeti yaymayı amaç edinmiş. Nedense bunu da eklemeyi uygun gördüm.
Başkurtlar: İsimleri çok hoşuma giden bu milletimiz de Tatarların doğusunda, dağlık alanlarda ve vadilerde yaşarlar. Hayvancılık ve tarımla uğraşırlar. Başkentleri Ufa'dır. 14. yüzyılda İslam’ı seçtiklerini biliyoruz. Detaylı bilgiyi de alıntı da verdim.
Karaylar: Üstünde en uzun durulması gereken millettir. Yazarımız günümüzde anılara karışmak üzere olduğu belirtilmiş. Kırım-Litvanya arası en geniş alana yayılmışlardır. İstanbul, Rusya, Kırım, Polonya-Litvanya Karayları olarak çeşitlenmişlerdir. İstanbul’un Karaköy ilçesinin adının Karay-Köy olduğu ve buradan geldiği belirtilmiş.
Nogaylar: Denetim altında tutulmaları Kırım Hanlığını en çok zorlayan boy Nogaylar olmuştur. Volga Irmağı doğusunda asıl Nogaylar yaşarlar. Bir özellikleri çok dikkatimi çekti. Et ve Süt ürünlerini çok fazla tüketirken Ekmek asla yemezler ve korkarlar. Ekmeğin kalplerine yapışıp onları öldüreceğine inanırlar. Garipsedim ama hoş da geldi.
Karaçay-Balkarlar: Dillerinin benzerliğini -hatta ortaklığını- belirtmek için yazarımız ikisini aynı yerde vermeyi uygun bulmuş. Gene adını duymadığım bir soydur. Yuvarlama olarak Karaçay 131000, Balkarlar 66000 kişidir. Karaçay için günümüz kızlarının hayal ettiği erkek demek mümkündür. Tek evlilik yaparlar, başka kadınlarla ilgilenmezler veya konuşmazlar, eşlerine sevgi gösterirler ve ayrıca kadın, erkeğin hizmetçisi değildir. Maşallah.
Kumuklar: Özerk Dağıstan da yaşarlar. 1989 sayımına göre 282.178 Kumuk vardır. Kökenleriyle ilgili neredeyse her tarihçi bir görüş ortaya koymuştur. İlk yazılı eserleri (Muhammed Osmanzade) 1883'de Nogay ve Kumuk Şiirleri Antolojisidir. 1918 Kuzey Kafkasya Halkları Ulusal Kurultayı kararınca tüm Kuzey Kafkasya’nın birleştirici ortak dili kabul edilmiştir, ilginç.
Tuvinler: Moğol Cumhuriyetinin kuzeyindeki Tuvin Cumhuriyeti, 1999 sayımlarına göre yuvarlama 400000 kişinin yaşadığı bir bölgedir. Çin kaynaklarında ottan yapılmış kulübelerde yaşadıkları ve hayvancılık ile tarımın geçim kaynakları olduğu belirtilir. Tuvinler, Türkiye sonrası en uzu yaşayan Türk devletidir. Çin kaynaklarında 3. yüzyıldan beri isimleri geçer.
Hakaslar: Güney Sibirya Türklerinin bir kısmı için bu isim kullanılır. 17. ve 18. yüzyıllar arasında Abakan vadisine yerleşmişlerdir. 500.000 nüfusu vardır ve günümüzde başkentleri de Abakan'dır. Hristiyan sayılır ama Şamanlığa inanırlar. Tas Tayı adı verilen dinsel bayramları vardır. Haziran ayında kutlarlar. Ayrıca bu konunun başlığı altında Şorlar, Kaçlar, Koyballar, Kızıllar, Beltirler, Sagaylar ve Çulımlar da işlenmiştir.
Altaylılar: En geniş işlenen konulardan birisidir. Devlet, soy, boy derken en iyisi hepsini ayrı başlıkta incelemek ama o notlarımı da buraya eklemeyi düşünmüyorum. Şimdiden 11 sayfa dolmuş, ne ara oldu hiç bilmiyorum. :)
- Altay Türklerinin ilk yurtları Türklerin anayurdu olarak da gösterilen Altay Dağlarıdır. Altay Türklerinin Kıpçakların uzantısı oldukları sanılır. Altay boy adlarının çoğu eski Türk boy adlarıdır. Biraz Moğollarla karışmış olmalarına karşın en saf kalmış Türk soyu sayılırlar. Yakın zamana değin küçük öbekler biçiminde dışa kapalı bir yaşam sürerler. İslam din ve kültüründen etkilenmezler. Şaman inançlarına bağlı kalırlar. 19. yüzyıl başlarında Rus din adamları aralarında Hristiyanlığı yaymaya başlar. Günümüzde Hıristiyan dininde sayılırlar.
- Altayları şu şekilde ayırmak en kısa ve öğretici yol olacaktır. Güney Altaylılar; Altay Kiji, Televütler, Telegitler. Kuzey Altaylılar; Tubalar, Kumandılar, Lebetler. Bunların dışında Karagaslar ve Balabalar olarak 4 kola ayrılmışlardır. Zaten elimden geldiğince alıntı yaparak da bunları paylaşmıştım.
Halaçlar: 30.000 kişilik bir Türk düşünün. 57 köye ayrılmışlar ancak birleştirici yazı dilleri olmadığından hiçbiri birbiriyle anlaşamaz. İşte bunlar adını ilk kez duyduğumuz Halaçlar. İslam tarihçileri onlardan 9-10. Yüzyılda ilk kez bahseder.
Yakutlar: Türk milletleri arasında beni en çok Yakutlar hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu kadar uzun dönem var olup Rusları benimseyen ve yazarın dediği gibi ‘Türk Tarihinde Önemli İşlevi Görülmez’ dediği bu Millet, beni hayal kırıklığına uğrattı. Yaşam olarak farkları vardır. Sibirya halkları arasında sadece bunlar At ve Sığır beslerler. At eti ve Kımız vazgeçilmezleridir. Son dönemde Rus ve Dünya Edebiyatı yazıları, Yakutça yayınlanır. Öğretim dili olarak da Yakutça orta ve yükseköğretim kurumlarında uygulanır.
Çuvaşlar: Moskova’nın doğusunda özerk Çuvaşeli Cumhuriyetinde yaşarlar. 17. yüzyılda Hristiyan olsalar da (Ortodoks) halen Eski Türk inançlarını yaşatırlar. Töreler (bir kısmı) korunur ve Tanrılara kurban adama geleneği sürer.
Böylelikle kitabımızı bitirdik. Biraz uzun sürse de bu tarz Tarih ‘Kitaplarımızda’ uzun süre okumak, anlamak ve neyin ne olduğunu bilmek önemlidir. Bu kitaplar konusunda sizlere en iyi tavsiyem önce bir kere okuyup bu tarz hem bir özet hem de kısaca kaynak niteliğinde yazı çıkarmanız, daha sonra merak ettiğinizde bu kitaplarda geçen Milletleri bir kaynak olarak kullanmanız en faydalı seçim olacaktır.
Bir süre Tarih alanında kitap okumayacağım. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde Polisiye tarzı birkaç kitap okuduktan sonra Tarihi kitaplara döneceğim. Böylelikle aslında kafa dağıtmış da oluyorum. Sabrınız için teşekkürler. İyi tatiller. Kitapla kalın efendim..

merve_gul, bir alıntı ekledi.
29 Mar 09:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Uzun Bir Geçiş Dönemi
Ya İslam ya da cahiliye.
Bunların dışında İslam'ın rıza gösterebileceği yarı İslam,yarı cahiliye şeklinde üçüncü bi durum söz konusu olamaz.Ortada bir tek Hak vardır ,diğerleri batıldır.

Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 179 - Beka yayınları)Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 179 - Beka yayınları)
İbrahim (Sisifos), Doyma Noktası'ı inceledi.
25 Şub 00:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zamanlar arası geçiş mümkün olsa, Geleceğe dönüş filmindeki arabaya binsek yada Leyla ile Mecnun’un Ak sakallı dedesi değneği ile “Laappps!” diye kafamızı vursa, bir anda kendimizi 1850 Rusya’sında, 1920 Almanya’sında yada gelecekteki herhangi bir günde bulsak acaba nasıl olurdu? Bir anda farklı bir dünyadasınız; kıyafetler, manzaralar, binalar, bireyler ve sorunları, düşünceler, konuşulan dil, kullanılan kelimeler, kelimelere yüklenen anlamlar her şey değişmiş. “Ben bu zamanın insanı değilim” diyenler acaba ait oldukları zamanı bulurlar mıydı yoksa en çok onlar mı afallardı yada hiçbir zamana ait olmadıklarının uyumsuzluğunu mu anlarlardı.

Hepimiz aslında böyle bir yolculuk içerisindeyiz, zihinsel olarak. Bazımızın yolculukları keskin, bir anda var olduğu zamandan bağını kopararak, elveda diyemeden, dostlarına veda bile edemeden. Bazılarımızınki daha ağır her anın tadını çıkartarak her şeye doya doya. Ben kendimi daha çok birinci gruptan sayıyorum. Kendimce sebeplerim var elbette, her veda içimde bir ukde olarak kalıyor. Veda etmenin acısını yeni yerimin şaşkınlığına tercih ediyorum. Dışarıya göre vefasızlık bana göreyse fazla bağlanmak, en çok da bencillik, acıdan kaçmak, nereye kadar kaçılabilirse.

İki aydır yine zamansal bir yolculuk içerisindeyim, en hızlısından. Uzun süredir yaşadığım; kelimelerini, insanlarını, bunalımlarını iyi bildiğim Çarlık dönemi Rusya’sından bir anda çıkarak günümüz dünyasına geldim. Yine kimseye veda etmedim. Yalnız bu defakini bende anlayamadım, çok da tercihsel olmadı. Bir de baktım ki günümüz dünyasındayım. Şartlar diyelim.

Peki neydi bu şarlar, beni benden alan, Rusya’nın o engin bozkırlarından koparan. Site de fırtınalar koparan “Bilge Karasu”, yahu kimmiş bu adam, neler yapmış böyle. Kitapçı da rutin olarak kitapları incelerken elime hiç beklemediğim bir anda geçen “Sait Faik – Mahalle Kahvesi, Son Kuşlar”. Bana şiirin kardeşi hikayeyi sevdiren, ayrı bir dünyanın kapılarını açıp, “sen bu zamana nerdesin gülüm” diyen. Bir de bu zamana kadar sadece isimlerini duyduğum, okumak aklımın ucundan bile geçmeyen, kütüphanede Yaşar Kemal ve Orhan Kemal’in istediğim eserlerini bulamadığım için aldığım “Murathan Mungan – Kibrit Çöpleri” ve “Sema Kaygusuz – Doyma Noktası”. İyi ki almışım, iyi ki yazmışsınız o güzel kitapları.

Murathan Mungan müthiş bir adam. Ben duyguları bu kadar iyi bilen ve kelimelere bu kadar hakim bir yazar daha görmedim. Çok kısa hikayenin ne olduğunu kibrit çöplerini okuyunca anlıyorsunuz, 100 kısa hikaye ve 100 farklı duygu, her birine ayrı ayrı sayfalarca hikaye yazılabilir.

Sema Kaygusuz ise ayrı bir dünya. Aldım ya kitabını, attım kenara. Ben dedim bunu her türlü yutarım, zaten 80 sayfalık kitap; ilk hikaye 40 sayfa, gerisini de arada tek tük götürüm. Bir Cumartesi akşamı artık son saatler , bir el atayım dedim şuna. İlk hikaye okumamla, Sema hanımın arkadan sırıtması bir oluyor. “Her kuşun eti yenmez, sen beni çağdaşlarımla bir sandın herhalde”, bende bir öfke nasıl köpürüyorum. Ertesi gün ilk iş tekrar açtım hikayeyi, bir daha, yine muallak kaldı ama olsun. Edebi keyif işte budur. Arkasından patlattım diğer hikayeleri de.

Hayran oldum kadına, ilk iş gittim başka bir kitabını aldım “yüzünde bir yer”. Peki ne yapmış bu kadın bu kadar hayran olunacak? Cümleleri, paragrafları, kurgusu taş gibi sapasağlam. Okurken hep bir sis perdesi, kapalı cümleler, gün görmemiş benzetmeler. Yüzünde bir yerde ikinci tekil anlatıcıyı kullanmış, benlikten ayrılan bir ikinci kişilik. Mistik, kadim hikayeleri kullanmış. Normal hikayelerinde bile mistik bir hava var. Bireysel bunalımları, çağımızın soğukluğunu her cümlesinde buz gibi hissediyorsunuz. Gizemli, enteresan karakterler.

Bu arada şunu da fark ettim; biz site olarak da çağın çok gerisinde kalmışız, hepimiz kült eserlerdeyiz. Artık zincirleri koparmanın vakti gelmedi mi? Garanticilikten kopup yeni eserler tanımalıyız, ne kadar risklide olsa kendi değerlendirmelerimizi yapacağımız eserlere yelken açmalıyız.

Herkese keyifli yolculuklar dilerim.

Ayşe*, Tarihi Değiştiren Kadınlar'ı inceledi.
23 Şub 23:26 · Kitabı okudu · 41 günde · 7/10 puan

Kadın..

Maalesef bugünlerde, yaşadığımız ataerkil toplumun içinde sinip kalmış, şiddet görmüş, taciz edilmiş, kendisini aciz bir varlık hissedip intihar etmiş kadınlara rastlıyoruz. Ne acı.. Fakat tarihe damga vuran çok güçlü kadınlar da var feyz alınası. Bu kitapta sadece güçlü kadınlar değil, çıldırmış kadınlar, sadist kadınlar, çok zeki kadınlar, çok başarılı kadınlar , çok cesur kadınlar ve çok sinsi kadınlar yer alıyor :) adeta kadının elli tonu. Ara ara okuyup minik notlar aldım kendilerine dair, ilginizi çekerse buyrun :)



**Florence Nightingale; Soylu bir aileden gelmesine rağmen, soylu yaşamın olanaklarını reddedip hemşire olmaya karar vermiştir. İngiltere’nin Kırım’la yaptığı savaşta gönüllü olarak İstanbul’a gelip 36 hemşire ile birlikte ordusunda ki yaralıların tedavisinde görev almıştır. Geceleri herkes uyuduktan sonra elinde lambası ile yaralıları kontrol ettiği için cephede Lambalı kadın lakabı ile anılırmış. İlk eğitimli hemşire olan Linda Richards’ı yetiştirmiştir. İngiliz Kralından Britanya imparatorluğu ve insanlık yüksek hizmet madalyasını alan ilk kadındır. Nightingale’in Doğum günü her yıl hemşireler günü olarak kutlanır.



**Harriet B. Stowe ; Tom amcanın kulübesi kitabıyla , Amerika’da yaygın olan kölelik sistemini sert bir dille eleştirip, insanların köleliğe karşı savaşında büyük destekçisi olmuştur. Sadece Amerika’da değil tüm dünya da 3.5milyondan gazla satan kitap, kalemin kılıçtan keskin olduğunu bir kez daha farketmemizi sağlamıştır.

**Kraliçe Victoria; İngiltere’de kraliyet tahtında en uzun süre kalan kadındır kendisi, aynı zamanda düğününde ilk kez beyaz gelinlik giyen kadında kraliçe Victoria’dır :)) Victoria döneme adını vermiş ve döneminde büyük işlerin altından tarihe adını yazdıracak başarılarla kalkmıştır. Ülkesini tarım toplumundan, sanayi toplumuna geçirmiştir. Ülke sınırları en geniş halini aldı. Parlementer sistemi elden geçirerek orta sınıfa ait erkeklere oy kullanma hakkı tanındı ve nispeten ülke temsil sistemi daha adil bir sisteme geçiş yaptı. Kraliçe 64 yıl tahtta kalmıştır. Eşi öldükten sonra hep siyahlar gitmiş ve sarayından pek çıkmamıştır. Yine bu dönemde sanayileşme ile birlikte olur yazar oranında büyük artış olmuş ve ebedi eserler daha ucuza mal edilmeye başlanmıştır. Victoria dönemi aynı zamanda emperyalizm ve sömürgecilik konularının gündeme gelmeye başladığı bir dönemdir, sınırlarının büyüklüğünden dolayı İngiltere o dönemde “Üzerinde güneş batmayan ülke “ olarak anılır.

**Maria Curie ; Radyoaktivite’yi keşfeden ilk kadın ‘dır. Aynı zamanda Nobel fizik ödülünü alan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir. Radyoloji biliminin kurucusudur. Eşiyle birlikte yaptığı çalışmalarda radyum ve uranyum’u keşfetmiştir. Hayatını da bu uğurda yıllarını verdiği radyasyon sebebiyle kaybetmiştir. O kadar çok radyasyon almıştır ki kullandığı not defterlerinin hala radyasyon yaydığı söylenir. Kanserli hücrelerin tedavisinde,soyadından ilham alınarak curieterapi (kemoterapi) tedavisi geliştirilmiştir.

**Helena Rubinstein ; Dünyanın en büyük kozmetik firmasını kurdu, Polonya’yadan amcasının yanına Avusturalya’ya kaçtığında ,Avustralya’da ki kadınların ciltlerinin güneş yüzünden kuru olduğunu farkedip annesinin verdiği 12 kutu kreme bir takım karışımlar ekleyerek kadın cildinin daha güzel göründüğü fikriyle yola çıkmış ve akabinde “Çirkin kadın yoktur tembel kadın vardır!” düsturuyla girişimcilik faaliyetlerine başlamıştır. Paris’te güzellik eğitimi alarak,büyük bir güzellik salonu açmış akabinde dünya pazarına girmiştir. 1.dünya savaşı sırasında yahudi olduğu için eşiyle birlikte Amerika’ya yerleşmiş ve Amerika pazarında da büyük şirketler kurarak servetini katlamıştır.

**Rose Luxemburg; Dünya komünist hareketinin en büyük isimlerinden birisidir. Yahudi asıllı bir Polonya’lıdır. Aldığı eğitimler sayesinde rusça’yı anadili gibi konuştuğu için Rusya’da ki sosyalist/Komünist hareketleri yakından takip etmiştir. Lenin ve Stalin’in ulusalcı yaklaşımlarından dolayı ters düşmüştür. Ömrünün çoğunu hapishanelerde geçiren bu devrimci kadın, 1919 yılında Almanya’da ağır işkenceler sonucu kurşuna dizilmiş, ve cesedi bir kanala atılmıştır. Troçki , Luxenburg’u bizlere “damarlarında Marksizm dolaşan” olarak hatırlatır.

**Mata Hari ; Dünya çapında ünlü bir casus ünvanına sahip ilk kadındır.Bu ünvan cesur ve zeki olmasından ziyade ,biraz şans biraz şehir efsanesi,biraz egzotik hayatı sebebiyle verilmiş ve zamanla efsaneleşmiştir. 1. Dünya savaşı sırasında Almanlara çalışırken , Fransızlardan da teklif alıp kabul edip, onu denedikleri bir görevde kendini ele verdirmiştir. Fransız hükümeti savaşın kaybının faturasını hemen hemen Mata Hari’ye kesip idam mangası önünde 41 yaşındayken hayatına son verilmiştir.

**Amelie Eathart; Kadınlar yükseklik rekorunu kıran ilk kadındır, ayrıca Atlantik okyanusunu yolcu olarak geçen ilk kadın olma özelliğini de taşır. Amerika’yı bir ucundan diğer ucuna kat eden ilk kadında Amelie’dir. Pilot lisansını 24 yaşında kazanmış olup , ilk uçuşundan sonra hayatta ki yerinin hep gökyüzü olduğu kanaatine varmıştır. 1937 yılında dünyanın etrafını turlama rekorunu da kırmak üzereyken uçağı Howland adası yakınlarında kaybolmuş olup, bir daha da ne uçağından ne kendisinden ne de yardımcısı uçak mühendisi Fred Noonan’dan haber alınamamıştır. Amerikan hükümeti aylarca arama ekipleriyle tüm okyanusu taramış fakat izine ulaşılamamıştır. 1938’de Amelie anısına Howland’a bir deniz feneri inşa edilmiştir.

Ilse Koch ; Tarih onu Buchenwald cadısı olarak yazıyor. Nazi Almanya’sında akıl almaz işkencelere imza atmış olan bu cani kadın, Aryan ırkının özelliklerini taşıdığı için Ordu’da yüksek rütbeli bir subayla evlendikten sonra hayatı komple değişiyor. En az kendisi kadar sadist eşi ile birlikte yaptığı sadist işkenceler tarihe damga vuracak nitelikte. Savaş sonrası Amerikan geçici hükümetinin kurduğu mahkemelerde yargılanırken en az 50.000 yahudinin ölümünden sorumlu tutulmuştur. Mahkeme ömür boyu hapsini istese de 61 yaşında kaldığı hücrede yatak çarşaflarıyla kendini asarak intihar etmiştir.

Simone De Beauvoir ; Hayatının aşkı Sartre ile birlikte , devlet toplum aile gibi kavramları reddedip kişinin kendi kaderini kendinin tayin ettiği fikrini savundular. Feminizm akımının öncüsüdür. 70’lerde ki kadın hareketlerinde ilham olmuştur. Mandarinler romanı ile Fransa’nın en önemli edebiyat ödülü Prix Goncourt’u almıştır. Sartre öldükten sonra küllerinin gömülü olduğu mezarlığa bakan bir eve taşınıp Hayatının sonuna dek orda yaşamış ve öldükten sonra da Sartre’ın yanına gömülmüştür.

**Rahibe Teresa ; İsmini duymayan kalmamıştır muhtemelen, peki neydi bu kadar bilinmesinin sebebi? Teresa ,koyu bir katolik olan annesinden aldığı dini eğitim neticesinde 10 yaşında Rahibe olmaya karar verir, Makedonya doğumludur. 18 yaşına geldiğinde katolik bir misyoner olarak Kalkütada görevlendirilir. Hindistan’da kıtlığın başgöstermesi ile birlikte Vatikan’dan aldığı fonlarla bir psikoposluk bölgesi kurmuş. Fakirlere , düşkünlere, cüzzamlılara, açlara ve evsizlere umut ışığı olmuştur. Daha sonrasında 123 ülkeye yayılan yardım kuruluşları tahmin edeceğiniz gibi Teresa’nın yılmadan çabalamaları sonucu olmuştur. 1979’da Nobel Barış ödülünü kazandığında ziyafet verilmesini reddedip 6 bin dolarlık fonun Kalkütalı yoksullara devredilmesini talep etmiştir. Milyonlarca dolarlık bir para trafiğini yönetse bile üstünden yıllar yılı çıkarmadığı elbisenin fiyatı 1$’dır.

**Rosa Parks ; Bir çok siyahinin hayatını bir günde değiştirmiş bir kadındır kendisi . 1955yılında Amerika’da insan hakları kabul edilmiş fakat ırkçılık devam ediyor. Otobüslerde koltuklara beyazların oturma üstünlüğü var ve bir gün bu küçük kadın yerinden kalk talimatını reddedip yerinden kalkmıyor ve evet polis tarafından tutuklanıyor. Fakat bu olay ülke çapında büyük yanlı buluyor ve otobüslere boykot kararı alınıyor. 382 günlük boykotun ardından hem hükümet hem otobüs firmaları geri adım atıyor ve artık Amerika da hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Parks’ın o güne dair söylediği şu söz aslında herşeyi özetliyor;

“İnsanlar sürekli o gün yorgun olduğum için yerimi vermediğimi söylüyorlar, ama bu doğru değil. Yorgun değildim, ya da genelde bir iş günü sonunda olduğumdan daha yorgun değildim. Yaşlı da değildim. Bazıları o zamanlar yaşlıymışım gibi bir hava yaratıyorlar, 42 yaşındaydım. Tek bir yorgunluğum vardı; pes etmekten yorulmuştum.”

**Eva Peron ; Arjantin tarihinde daha çok Evita olarak anılır, çok yoksul bir ailenin çoğuğu olarak dünyaya gelir. 15’li yaşlarda bir radyo programında görev almaya başlamasıyla birlikte bürün hayatı değişir. Katıldığı bir davette saha sonra o dönem Arjantin’in çalışma bakanı olan Juan Peron ile tanışır ve bir süre evlenirler. Hayatı boyunca sınıfsal ayrımcılıkla karşılaşan Eva , eşinin Başkan seçilmesinin ardından hayatını yardım kuruluşlarına, yoksul insanların eğitim ve sağlık sorunlarını çözmeye adadı. Öyle çok sevildi ki halk tarafından , rahim kanserinden öldüğünde ulusal yas ilan edildi. Ordu tarafından ,geldiği sınıfsal statü sebebiyle mezarıda rahat bırakılmayan Evita yaklaşık 16 yıl kimsenin bilmediği bir yerde gömülü kaldı. Eşinin 3.Kez Cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte mezarı Arjantin’de Peron’ların naaşları ile birlikte sergilenmeye başlamıştır. Hayatını halkı için adayan bu kadın ,ülkesinde sınıf ayrımcılığını kaldırıp, kitlelerin yaşam kalitesini yükseltmeye çalışmıştır.

*Margarate Thatcher ; Nam-ı değer Demir leydi , Muhafazakar bir çevrede büyümüş ve siyaset hayatına bu şekilde yön vermiştir. Kürtaja, idam cezasının kaldırılmasına ve boşanmanın kolaylaştırılmasına karşıdır. Bosna savaşı sırasında sırpların yaptıklarını nazilerin yaptıklarına benzetip NATO’yu göreve çağıran ilk siyasilerden biri olmuştur. Seçim kaybetmemiş olmasına rağmen parti içinde oylarının azaldığı gerekçesiyle istifa etmiştir. Seksenli yıllarda küresel ısınmaya ilk dikkat çeken kişiler arasında yer alır.

*Benazir Butto; 11 yıl önce suikastle öldüğünü sanırım bir çoğumuz hatırlıyoruz, Butto köklü bir ailede doğmuş olup , eğitimini babası gibi önce Amerika’da sonra İngiltere’de görmüştür. İslam dünyasının ilk kadın başbakanıdır. Hayatı siyaset,darbe, sürgün, politik mücadele ve suikastlerle geçmiştir. Önce babasını, sonra kardeşini suikastle kaybeden Butto, 2007 yılında kendisine düzenlenen 2. Suikastle hayata veda etmiştir. Ülkesinde çok sevilen bir Başbakan olmasına rağmen, toprak sahiplerinin hoşuna gitmeyen reform hareketlerinde bulunduğu için hedef haline gelmiştir.


Buraya kadar okuduysan ödül şarkısını da hak ettin demektir :)

https://youtu.be/h-62wGtUW_Y

Keyifli okumalar olsun o_O

'Dilhûn', bir alıntı ekledi.
20 Oca 21:48 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Uzun Bir Geçiş Dönemi
İSLAM DİNİNDE BİZİ UTANDIRACAK VE KENDİSİNİ MÜDAFAA ETMEMİZİ GEREKTİRECEK TEK BİR NOKTA DAHİ YOKTUR !

Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 210 - Beka Yayıncılık)Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 210 - Beka Yayıncılık)
'Dilhûn', bir alıntı ekledi.
 20 Oca 21:26 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Uzun Bir Geçiş Dönemi
Cahiliye; Allah'ın izin vermemesine rağmen bazı insanların çıkıp kendi kafalarından kanunlar koyması ve diğerlerinin de onlara boyun eğmesi şeklinde tezahür eden kula kulluktur.

Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 196 - Beka Yayıncılık)Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 196 - Beka Yayıncılık)