• Rabia çırak
    Rabia çırak Karantina: Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi — Dördüncü Perde'yi inceledi.
    336 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Kitabı uzun zamandır bekliyodum ve tek kelimeyle mükemmeldi başka bir söz bulamıyorum .Karakterler arasi ilişkiler kurgusu mükemmelden baska kelime yok .O kadar icten ki kendinizi bulucaksinız bu kitabın icinde .Beyza ablamin dili her zaman akiciydıve sadeydi ve doğaldı ve mükemmeldi... Bu kitabı okuyun pişman olmuycaksiniz
  • 136 syf.
    ·8/10
    Büyü Dükkanı |4/5|

    Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu öğrenmişizdir elbet değil mi? Eğer yaşarak öğrenmediysek de, bir şekilde, izlediğimiz ya da okuduğumuz eserlerin elbet biri bu fikri işlemiştir kendi bünyesinde. Bir başka öğrendiğimiz ya da tecrübe ettiğimiz eserlerin elbet işlediği deneyim ise; eğer bir lambayı ovalarsanız üç dilek hakkı kazandıracak bir cine rastlarsınız.

    Gördüğünüz gibi, hayat her zaman doğru bilgilerle çıkmıyor karşınıza. Her isteğin bir bedeli olduğu doğru ama her okşanan lambadan üç dilek hakkı kazandığımız doğru değil.

    Çünkü bir tane kazanıyoruz. Çünkü dilekleri lambaları okşayarak değil büyü dükkanına giderek diliyoruz. En azından bu kitapta böyle. Peki, neden bu kitapta böyle?

    Yeşim Türköz’ün yazdığı bir öykü kitabı olan Büyü Dükkanı, psikodrama türünde kullanılan bir drama etkinliğinden türemiş olan bir kitap. Psikodramada da aynı ismi taşıyan büyü dükkanı dramasından esinlenen bu kitabımızın her bölümde birbirinden farklı öyküsü var ama hepsi tek bir kemik öyküye hizmet ediyor. O öyküyü de tek bir cümleyle özetleyebiliriz.

    “Büyü Dükkânı” adını koyduğu insanlıktan soyutlanmış bir kulübede yaşayan ve Dilenilen her şeyi bir bedel karşılığında gerçekleştiren bir adamın günler içerisinde kendisine gelen çeşitli müşteriler ile yaşadığı durumlar.

    Gayet sevdiğim bir öykü kitabı oldu kendisi. Tabi bunun için bazı şeylere bakmamam gerekti. Mesela öykülerin nasıl anlatıldığı kısmı. Güzel anlatılıyor ama çoğu insanın ‘edebi’ olarak sınıflandırmakta zorlanacağı bir anlatı. Bunu umursamayanlar için ortalıkta bir sorun yok ama özellikle öykü kategorisindeki metinlerde daima bir edebi anlatı bekleyen kimseler, bu kitabı okurken üzülebilir.

    Buna karşın, öykülerin içeriği gayet güzel. Ki böyle basit bir teması olmasına rağmen öykülerin birbirine benzememesi de iyi. Bunun muhtemel sebeplerinden biri kitabın kısa olması. Her öykü uzun olsa ve daha fazla öykü olsa kitaptaki metinler birbirine benzerlik gösterebilirdi. Bu haliyle iyi bir denge kurulmuş.

    Aslında devamı gelebilecek bir konsept gibi görünüyor uzaktan bakınca. Her insan başka bir karakter ve her bir başka karakter başka bir dilek; ne güzel işte onlarca bölüm yazılabilir gibi düşünülse de bence pek öyle değil.

    Kafanızı rahatlatmak ama bir yandan da okuma eylemi gerçekleştirmek için güzel bir roman. Böyle dediğim için de kitabın içi boş sanmayın. Bir yandan rahatlayabilir iken bir yandan bazı şeylerin üstüne düşünmenizi sağlayabilecek bir öykü kitabı. Neyi neden istediğiniz konusunda düşünmenize vesile olacak birçok örnek var kitapta. Bir şeyi isteme nedeninizin aslında kendinize söylediğiniz nedenden değil, göremediğiniz ya da görseniz de kabul etmek istemediğiniz bir nedenden dolayı olduğu konusunda kitabın sizi ikna etme çabası var. Bir öykü kitabı için başarılı ve takdir edilesi bir çaba.

    Fikir güzel, uygulama da iyi. Öykü türü için şahane bir eser değil ama size bir şeyler katma konusunda eli güçlü bir kitap. Öyküleştirilmiş kişisel gelişim romanı olarak bakarsanız kitaptan daha iyi bir sonuç alabilirsiniz.

    Dilediğimiz dileklerin gerçek olacağı güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
  • 200 syf.
    ·10/10
    İrade terbiyesi, Cemil Meriç’in :” Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim.”dediği ve aynı zamanda Ord.Prof.Dr. Ali Fuat BAŞGİL’in :”Kendi kendime, ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi.” dediği kitaptır.
    İrade zayıflığımızdan kurtulmak için neler yapmamız gerektiğini vurgulayan ve bizi düşündüren kitap sade anlatımıyla anlaşılır bir üsluba sahip
    Meseleye giriş, kişiye özel tavsiyeler, çevrenin önemi, iç kaynaklarımız ve irade psikolojisi şeklinde beş ana bölümden oluşmaktadır ...



    ”Az da olsa düzenli ama sürekli olan çalışma, uzun molalar içeren yüksek eforların toplamından daha güçlüdür ve daha değerlidir.”

    ”..Düzenli çalışma tek bir hedefe yönelik olmayı gerektirir. Çünkü irade, gösterilen çabanın çokluğundan ziyade tek amaca yönelik olmasıyla kendini belli eder.”

    ”Coşkulu ama bir o kadar da boş bir hayat yaşıyoruz.”

    ” Hayattan ne istediğimiz, ne olacağımız, hayatta oynayacağımız rol kendine hakim olmaya bağlıdır. İnsanlardan beklediklerimiz ve insanlara vereceğimiz değer sabırdan geçiyor.”

    ” Uzun soluklu bir işi isteksiz olarak, sevmeden yapmak, baştan kaybetmek anlamına gelir. Başarmak için işine saygı duyman gerekir. Bakarsan bağ olur ve büyür. Psikoloji kurallarını da düzgün bir biçimde kullanırsanız, sapasağlam bir karara dönüşür. Böylece karıncaya yem olacak bir tohum kasırgalara kafa tutan bir meşeye dönüşebilir.”
  • 232 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    Cengiz Dağcı ile iş yerinden arkadaşımın önermesi üzerine tanıştım. Kırımda mağdur edilen yaklaşık yarım milyonluk Kırım Türk'ünden birisidir kendisi. Rusların soykırımından ve kültür sömürüsünden bezmiş, ikinci dünya savaşı sürerken Almanya'nın ilerleyişi ile ümitlenmiş, milletçe maruz kaldıkları zulmün sona ereceği hevesine kapılmış ama Almanların eline düştüğünde durumun hiç de öyle olmayacağını anlamıştır. Duygusal bir Müslümandır.

    Bu kitap ilk kitabı olduğu için Dağcı ile bu kitabı vesilesiyle tanışmak istedim. Altını çizerek söyleyelim; kitaplarını "Türkiye Türkçesiyle" yazmış. Atsız gibi çok sade bir anlatımı var. Fakat okurken idrak edemediğim cümleler oldu. Yanlış anlaşılmasın ne yazım hatası ne de dizin.. Yaşanılan katliamı yapılan zulmü dile getiren öyle cümleler okuyorsunuz ki insanın içi kırılıyor, büzülüyor, acıyor.. Cengiz Amca yanımda olsaydı ona sarılıp ağlamak isterdim uzun uzun.

    Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinden sonra savaşın ve silahların diğer Müslüman ülkelere nazaran daha sessiz kaldığı güzel bir ülkede doğduğumuz için Allah'ıma hamd olsun. Bu şükür cümlesini kurarken de çok ikilemde kalıyorum. Dünyayı bu kadar kolay kazanan bir nesil olarak ahirette nelerden hesaba çekileceğimizi düşündüğümde içim ürperiyor.

    Kitabı bitirmemin üstünden üç hafta geçti ama şu an inceleme yaparken dahi kitabın ruhumda oluşturduğu sızı içimi acıtıyor. Kırım'a dair hiç bir şey bilmiyormuşum meğer. Orada yaşanan ve yaşatılan maddi manevi eziyetlerden haberiniz olması için, çok güzel ve edebi bir eser olan bu kitabı okuyun.
  • 472 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    https://www.blogger.com/...70702391451#allposts
    Bir Gün'ü uzun zaman önce okumuş ve hayranlık duymuştum. Filmi yapılınca bir sadakat duygusuyla onu da izledim, hatta bir kaç kez izledim ancak kitap uyarlamalarının büyük çoğunluğunda olduğu gibi o eksiklik hissini atamadım. Sadece filmi izleyen arkadaşlarım da benim bu hayranlığımı anlamadılar haliyle. Yazarın bütün kitaplarını satın almaya devam etsem de okuma konusunu boş verdim. Duyduğum hayranlıkta bomboş kaldı. Ta ki bu kitaba başlayana kadar. Bu tarz şeyler zevk işi tabi ki. Sitelerde kitabın düşük puanlar aldığını görüyorum ama ben bugün neden bu kitabı bu kadar sevdiğimi anlatmak istiyorum.
    Kitap yirmi beş yıldır birlikte olan bir çiftin dününü, bugününü ve yarınını anlatıyor. O kadar gerçekçi bir aşk hikayesi ki. Gerçekçi aşk hikayeleri çirkin olur genellikle. Aslında aşk diye bir şeyin var olmadığını, sonsuza kadar mutlu yaşadılar masalının beyhudeliğini gözümüze gözümüze sokmak için yazılmışlardır sanki. Bu kitap ise o kadar gerçekçi ve o kadar güzel ki hüzünlenseniz mi gülümseseniz mi bilemiyorsunuz. Hem aşk var diyor, gerçek aşk, saf sevgi, hem de o anlatılanlar gibi değil diyor, ama bir yandan da yine de güzel olabilir diyor. Aile olmak ne demek, kuşak çatışması ne demek en doğal haliyle anlatıyor. Okurken bir hikayede herkesin haklı olabileceğini görüyorsunuz.
  • 116 syf.
    Jean Vigo'nun aynı adlı filminin senaryosu. uzun süre yasaklanmıştı. Oldukça başarılı. Filmini daha önce seyretmiştim ancak şimdi anlıyorum ki başarısını cümle aralarında saklananlara borçlu.
  • 320 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası romanının çizgiye dönüştürülmüş hali olan bu kitap, beş yıldan daha uzun bir sürede ortaya çıkmış. Ertem'in kitabın sonunda belirttiğine göre, her şey bir sahnenin çizilmesiyle başlamış; muazzam bir iş çıkmış ortaya. Elbette, ne kadar iyi olsa da orijinal kitabı okumak ayrı bir zevk verecektir. Bu yüzden, önce esas romanı okumayı seçebilirsiniz. Ertem'in hikâyeden bağımsız olarak çizdiği resimler de başarılı. Farklı bir okuma deneyimi oldu.