• Yapay zeka, bilişimde daha sık kullanılan hali ile AI(Artificial Intelligence) bilgisayarların herhangi bir canlı organizmanın yardımı ya da müdahalesi olmadan; düşünme, zeka, problem çözme, sezgi, karar verme vs. gibi insana özgü özellikleri kendi başına gerçekleştirebilmesini sağlayan her türlü teknoloji olarak özetleyebileceğim, amaçladığı şey açısından düşününce de insanlık tarihinin belki de somut olarak en büyük hayali.

    Özellikle son 20 yıldır yığınlar tarafından daha çok konuşuluyor olsa da yapay zekanın tarihi birçok insanın da şaşıracağı 1600'lere, bu konuda ilk fikirleri ortaya atan, ilk çalışmaları yapan Gottfried Leibniz'e dayanıyor aslında. Leibniz, characteristica universalis isimli projesi ile; veri yüklenen bir makinenin kolu çevrilince sonsuz bilgi üretmesini amaçlıyordu. Ve bu makine sadece doğa bilimleri değil, kendi alanı da olan hukuk gibi sosyal ve toplumsal disiplinlerde de kullanılmaya uygun olacaktı. Leibniz tam olarak hedeflediği şeyi dönemin şartları gereği yapamadı belki ama bugünkü hesap makinelerinin atası sayılan, bilgisayarın da dedesi sayılabilecek bir makine icad etmeyi başarmıştı. (bakınız: http://www.layersistem.com/...-yolculuk-2/#more-81)

    Leibniz'in bahsettiği makinenin yapılmasının önünde felsefi olarak iki problem vardı. Birini yine kendisiyle aynı dönemde yaşayan İngiliz filozof Thomas Hobbes kendi dönemi için devrim sayılabilecek bir fikir olan; '' İnsan zihni fiziksel bir süreçtir. '' diyerek çözmüştü. Diğerini ise Newton, fiziksel olan her şeyin, her sürecin matematiksel olarak da ifade edilebilir olduğunu ispatlayarak çözdü. Üst üste yığılan bu bilgi ve fikirlerden insan beyninin/zihninin semboller ve operatörlerle makinelerce taklit edilebileceği fikri böylelikle yapay zekanın temelini atmış oldu.

    Öğrenme, akıl yürütme, kelimeler arasında bağlantı kurma, insanın en üst düzey yeteneklerinden biri olan dili anlama ve belki yeniden üretme, bellek, nesneleri tanıma, sistemleri kontrol edebilme ve gerektiğinde karar verebilme, düşünme, algı, ön sezi gibi üst düzey bilişsel yetenekler gerektiren yapay zekanın elbetteki savunanları olduğu gibi bu fikre şiddetle karşı çıkanlar da var. Bilim dünyasında başını John R. Searle ve Hubert L. Dreyfus gibi amcalarımızın çektiği bir kesim; insan zihnine has; nesneler, kelimeler, olaylar arasında bağlantı kurmak gibi son derece karışık zihinsel süreçlerin makinelerce taklit edilmesinin imkansız olması yüzünden yapay zekanın asla hedeflenen seviyeye ulaşamayacağını söylerken, büyük bir kesim (ki şuana kadar öğrendiklerimden gördüğüm kadarıyla büyük oranda bu fikrin tersine ikna olmuş ben de dahil) beynin karışık nöral yapısının ve bağlantılarının yapay zeka tarafından tamamen öğrenilmesinin sadece zamansal bir sorun olduğu söyleyerek öncekilere karşı çıkıyor. Bunların yanında yapay zekanın satranç/go oynamak, nesneleri tanımak ve kontrol etmek gibi daha mekanik işleri yapabileceği ama bağlam kurmak, yaratıcı olmak, şiir yazmak (ki cem hoca bu konuda çok komik bir örnek vermişti kitapta), fikir üretmek gibi daha soyut şeyleri ise yapamayacağını söyleyenler de var.

    Yapay zeka çok büyük bir hayal. Var olan koşullar bunu başarmayı tamamen mümkün kılmasa bile şuan içinde olduğumuz şartlarda bile bu hedef ciddi anlamda başarılmaya başlandı. İncelemesini okuduğunuz bu kitapta aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi hocalarından olan ve ülkenin yapay zeka konusunda en büyük otoritelerinden biri olan Cem Say hocamızın; yapay zeka hayalinin tarihine, bu fikrin yükselişine, karşı çıkılan taraflarına, insanların bu konudaki sorularına ve kaygılarına, bu hayal konusunda gelinen noktaya dair sorduğu sorulara ve cevaplara hem de son derece yalın bir dille tanık olacaksınız. Toplam 50 soru beş ana başlık altında incelemiş. Bu ana başlıklar da şöyle;

    1- Yapay zekanın tohumları
    2- Beyinler ve diğer bilgisayarlar
    3- Yapay zekanın doğuşu
    4-Yapay zeka neler yapar, nasıl çalışır?
    5-Yapay zekanın geleceği

    İsmi korkutucu gelebilir ama kitabın lise bitirmiş hemen her insan tarafından anlaşılabilecek yalınlıkta yazıldığını söyleyebilirim. Bu konuda okuduğum yabancı kaynaklar da dahil en anlaşılır yapay zeka konulu kitap olduğunu söylemek de korkunuzu almadıysa zaten okumayın :) Yok, yok okuyun. Sonuçta bu satırları okuyabildiğinize göre siz de telefon ya da bilgisayarınız sayesinde yapay zekanın muhatabı olmalısınız. Ama ben bunları zaten biliyorum diyenler de okusun çünkü yalın demek basit demek değil. Verdiği bilgiler son derece doyurucu, ayrıca okuduğu kitapların içeriğinden yola çıkarak okuyacağı kitapları belirleyen benim gibi insanlar için define gibi bir şey bu kitap. Önerdiği kaynak kitapları, isimleri, olayları, araştırılıp öğrenilecek yeni bilgi ve kavramları okuyunca aklım çıktı :) Daha da uzatmamak adına ki uzun şeyleri okumayı sevmiyorsunuz biliyorum, bu 50 soruyu incelemeye yazma fikrinden vazgeçtim. Ama merak ettim yaz diyen olursa da sonradan ekleyebilirim.

    Keyifli okumalar :)
  • Günah nedir? Kimi güneşe tapmamıza günah diyor, kimi secdeye yatmamaya günah diyor. Kiminde günah düşman kanı dökmemek, kiminde ise hayvan etini yemektir. Kimi kurban boğazlamamaya günah der, kimi de bir karıncayı incitmede günah bulur. Kiminde kibir günahtır; kiminde kibrin heykeli bir varlığa tapmamak günah olur. Bunların aslı nedir? Bütün bu tezatlı inanışların iç yüzü aranırsa tezattan kurtulmak kabil olacaktır. Zira bütün bu günah unsurları hep birer yoldur, vasıtadır, usuldür. Bunlar günaha götürücü yollardır. Günahın kendisi ise bunların ötesinde, gayesinde pusu kurmuş beklemektedir. O nedir, o asıl günah?

    Asıl günah bütün bu kötü vasıtaların gayesi olan günah, hayvan olan bir ten kafesinden fırlayıp insanlığa doğru hamleler yapan varlığımızın insanlıktan hayvanlığa dönmek isteyişidir. Dünya hayatı bir yolculuktur. İnsan ruh sahibi oluşu ile, hayvan olan bedeninin üstünde hakimiyet kurmuştur ve bedenin ihtiraslarına hükmetmektedir. Ruhun da bir gayesi var: O, Allah’a götüren yolculuk, ruhun zaferle dolu yürüyüşüdür, onun ebediyet ülkesinde fetihleridir.

    Bu yolculukta bir ricat, her geriye dönüş, hatta bazen yerinde uzun bir duraklayış da günahtır. Günah böylece ruhtan bedene, maddeye doğru bizi çeviren hareketin vasfıdır. Daima ileri gidiş, kendinde bir insan taşıyan ruhun tabii hareketi, geriye dönüşse onun günah işleyişidir. Madde olan ve maddenin ihtiraslarına sahip bulunan bedenden ruha ve onun eliyle Allah’a doğru gidiş fazilettir, hayırdır. Ebediliğe ulaştırıcıdır. Bu yolculukta bedeni sığınmak iştiyakıyla gerileyiş, Allah’tan kaçma, ruhunu terk etme ve bedenine teslim olma günahtır. Bu hareketin geniş bir tekniği vardır ve ondan günahın bir çok şekilleri doğmaktadır. Kendi ruh kuvvetine inanmamak günah olduğu gibi, başkasının ruh hamlesini kırıcı hareketler de günahtır. Allah’a götürücü yolculukta gayeyi karartan ve bu yolda yürüyenlerin yolunu şaşırtan hareket günah olduğu gibi, kendi ruh kuvvetimizi felce uğratan imansızlık da günahtır. Evet yeis günahtır, ümit ibadettir. Daima ileri götüren yolları tanımak ve tanıtmak en büyük sevap sayılır, bu sebepten ilim ibadetlerin başında bulunur.

    İnsan sonsuzluk yolunun yolcusudur, Allah’ı ancak o bulacaktır. Onun bu yürüyüşünü engellemekten daha büyük günah olur mu? Başkalarının ruh kuvvetini, ümit ve imanını felce uğratan, hatta zedeleyen bütün hareketlerimiz günahtır. İnsanı tahkir günah, günahı teşhir ise sade bir günah işlemekten daha günahtır...
  • Artık durum ilgili herkes için epeyce rahatsızlık verici olmuştu, bunun kanıtı da araya, herkesin kendini tuttuğu ve sustuğu uzun bir sessizliğin girmesi oldu.
    Virginia Woolf
    Sayfa 19 - Kırmızı Kedi
  • https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ Bu kitabı ilk gördüğümde Ankara uçağım için bekliyordum ve yolculuk sırasında okumak amacıyla hemen aldım. Minimal yaşamı ve düzenli olmayı seven birisiyim ve mümkün mertebede bunu uygulamaya koymaya çalışıyorum.
    ⭐ Yazarımız düzenlilik konusunda seminerler veren, özel seanslar yapan birisi. Bu kitabında da yaptığı iş ile ilgili kendi felsefesini anlatmış.
    ⭐ Ana düşüncesi : "Elinize aldığınızda size haz vermeyen tüm eşyalardan kurtulun." Tüm eşyalar derken bunun içinde kıyafetler, kitaplar, mutfak eşyaları, fotoğraflar gibi aklınıza gelecek her eşyayı kastediyor.
    ⭐ Müşterilerinin bu düşünceyi uygulayınca evden torbalarca çöp attığını söylüyor. Ben de kitabı bitirince bir torba çöp attım evet :))
    ⭐ İkinci aşama işe kalan eşyalarınızı (size haz veren ve gerçekten ihtiyacınız olan) düzenlemek. Dikey şekilde saklama yapmanın daha kullanışlı olduğunu ve gözümüze daha hoş gözüktüğünü söylüyor yazar. Bunun dışında çantadan, şampuana kadar bir çok şeyi nasıl saklammamız gerektiğinden de bahsetmiş.
    ⭐ Uygulamaya koyduğum veya koyacağım yeni şeyler öğrendim bu kitaptan. Halihazırda benim zaten öyle yaptığım şeyleri de söylemiş yazar. Bana abartılacak derecede birşey katmadı kitap çünkü zaten düzenli olmayı seven birisiyim. Diğer yandan ise çok katı bulduğum tavsiyeleri de oldu yazarın. Mesela kitaplar hakkında. Kitapları saklamak, sıraya dizmek benim ayda bir yaptığım hobim. Okuduğum veya okumadığım kitapları saklamayı seviyorum. Yazara kalsa uzun süre önce alıp okumadığım kitaplar şuan çöpte olurdu. Veya okuduğum ama bir daha yüzünü açmayacağım kitaplarda çöpteydi. Bu yönünü sevmedim kitabın ama genel itibariyle hoşuma gitti.
    ⭐ Hoşuma gitmesinin asıl nedeni ise bu düzenleme ve fazlalıklardan kurtulma işlemi sonrasında hayatımızın daha kolay ve yaşamaya değer geçeceğini söylüyor. Bence haklı da. Ne kadar fazla eşyanız varsa gözünüz o derecede yoruluyor ve hayat standardınızı düşürüyor.
  • MÜRDÜM Ergenekon destanı öncesi olası konuşma ve olayların yer aldığı roman tarzı yazılmış bir kitap, tabi ki uzun çalışmalar sonucu ortaya çıkmış. Yaklaşık yazılıp bitmesi yedi seneyi bulmuş. Kitabın geri kalan yolculuk hikayesini hocamızdan okumak nasıl bir yolculuk yapıldığının anlaşılması açısından gerekli diye düşünüyorum.

    "ÖNCE Söz VAR
    Elimizdeki tek bilgi, komşuları tarafından soykırım derecesinde yok edilen bir halkın bir kısmının kurtuluşundan ibaret. Sadece destanı değil masalı bile tarih belgesi olarak gören bir anlayışta olarak bunun tarihîliğinden kuşkum yoktu. Destanın doğasını anlamak eski Avrasya tarih ve toplumunu bir bütün olarak kavramayı gerektiriyordu. Ve zaten o zamanlar kendimi tamamen eski toplumu anlamaya vermiştim. Destandaki tabakalarla ilgili Harmatta'nın bir çalışması ışık tutucu oldu. Ancak elde başka bilgi olmadığından, öncesi tamamen kurguya kalıyordu ve bir romanın konusu olabilirdi artık.

    Sonu belli ama başı bilinmeyen bir olayın kurgusu için çok fazla ilham beklemek gerekecekti. Belki de bu kitabı sondan başlayıp yazmak lazımdı. Bütün komşularla kötü olmak, içte kötü bir yönetimi akla getirir. Türk budunun o felaket günlerinden önceki en az 600 yılını bildiğimiz varlığı, köklü ve nispeten güçlü oluşu anlamına gelir. Bundan gelen gurur ve aymazlık, içteki kötü yönetimi dikkatli olmamaya sevk ediyordu. Bu dikkatsizliğin bir iç muhalefete yol açtığı, ulusun bölünmüş ve gayrimemnun bir yapı sergilediği de tahmin edilebilir. Toplumda sınıfların varlığına inanan ama sınıfsal tavrı reddeden biri olarak, bu muhalefetin kara budun kadar ak kemikliler arasında da bulunduğunu düşünmeye zorlandım. Kötü yönetim adalet, maliye ve güvenlik alanlarında eşzamanlı ve bağıntılı olarak kendini gösterir.

    Bu kitabı hazırlayabilmek için çok fazla ve değişik alanlardan teknik bilgiye ihtiyaç var. Eskiçağda, MS 100 senesi civarında nasıl bir Türkçenin konuşulduğu bunlardan biri. Diğer boylardan farklı olarak, Türk budunun nasıl bir coğrafyada yaşadığının tespiti diğer bir önemli konu. İnançlar ve değer yargılarını ise günümüzü o zamana taşımadan, o zamana giderek belirlemek ve kaydetmek gerekiyor. Dolayısıyla, bu kitabın bugüne ait bir eser olmaması için çok çabaladım..."
  • "Kozmos, olmuş veya olan ya da olacak her şeydir. Kozmos ‘düzen içinde bir evren’ anlamında kullanılan Yunanca bir sözcüktür ve bir bakıma ‘karmaşa’ anlamına gelen Kaos’un karşıtıdır."

    Carl Sagan kimdir? Burada uzun uzun anlatmak yerine linki bırakmayı daha uygun görüyorum. Malum ülkemizde wikipedia yasak siteler içinde yer aldığından VPN gibi yolları kullanmayı bilmeyen değerli kitap dostları için başka sitenin linkini bırakıyorum.

    https://onedio.com/...reken-10-sey--316796

    Kozmos. Okuduğum ikinci Carl Sagan kitabı. Yine iliklerime kadar şaşırtan, düşündüren bilgilerle dolu bir kitap oldu benim için. Sindire sindire okumayı tercih edenlerdenim. Verdiği bilgilerin, “düşünün ki” diye başlayan cümleleri üzerine düşünenlerdenim. Milyarlarca ve Milyarlarca kitabına başladıktan sonra şöyle demiştim; “Keşke daha erken tanısaydım Sagan’ı.” Kozmos’u bitirdikten sonra da “keşke” ile başlayan cümlelerim arttı. Bundaki en büyük etken elbette uzaya, dünyaya, geçmişe, yıldızlara dair bilgiler verirken kullandığı dil. Herkes için bilim!

    Kozmos. İncelemeye başlarken de kullandığım alıntıdaki düzeni anlatan bir kitap. Karmaşa gibi görünen birçok olgunun aslında ne muazzam bir düzen içinde milyarlarca yıldır sürüp gittiğini “Herkes için bilim!” parolasıyla anlatan bir başucu kitabı. Benim okuduğum e-kitapta Dr. Turhan BOZKURT’un önsözde şu cümlesi ne güzel özetliyor aslında: “Yerküremize uzaydan baktığımızda ulusal sınır diye bir şey göremiyoruz.” 13 bölümden oluşuyor başucu kitabımız. Kaynak olarak Eski Kitaplar göstererek şu cümlelerle başlıyor Kozmik Okyanusun Kıyıları başlıklı ilk bölüm.

    "Yeryüzünün enginliğini zihnin kavrayabildi mi?
    Işığın evrendeki adresini biliyor musun?
    Peki, ya karanlığınkini..?"

    Belgesel olarak yayınladığı dönemde bir karahindiba olarak Dünya’dan başlayan yolculuk Güneş Sistemi, galaksiler, yakın ve uzak galaksiler, gözlemlenebilen evren içindeki yolculuktan sonra tekrar evimize dönüyor ve şöyle ifade ediyor Sagan:

    “Sonunda, Kozmos’u keşif serüvenimizin son durağındaki küçücük, «Dikkat kırılacak eşya» denecek çelimsizlikte, mavi beyaz renkli dünyamıza dönüyoruz.”

    Yuvamızdaki yolculuğumuz ise geçmişe doğru devam ederek İskenderiye şehrine doğru sürüyor. İskenderiye ve dönemin hatta dünya tarihinin en büyük kütüphanesi hakkında bilgiler veriyor. Bu bilgileri okurken insanın kitabı okumadan önceki haliyle aynı düşüncelere sahip olması düşünülemez.

    Diğer 12 bölümü tek tek burada anlatmak bu incelemeyi okuyan sevgili kitap dostunu sıkacaktır. Bize ne içindeki bölümlerden diyenler de olabileceğini göze alarak daha fazla ayrıntıya girmek yerine Kozmos neden okunmalı? Sorusuna kendimce cevaplar vermeye çalışacağım.

    1) Yer Küremiz Adına Kim Söz Hakkına Sahip başlıklı son bölüme varmak için okunabilir. Çünkü Carl Sagan bu bölümde öyle güzel noktalara değiniyor ki bu bölümde geçen şu alıntı bile sanırım dikkat çekmek için yeterli olacaktır.

    #37216904

    2) Güneş Sistemi, Dünya ve Ay, yuvamızın yörüngesi, evrenin merkezi, kara delikler gibi konuları merak ediyorsan, bu başlıkların tarihi sürecini de öğrenmek güzel olurdu diyorsan, hatta keşke bir önceki bilim insanının teorisiyle kıyaslamalı da anlatan bir kitap olsa diyorsan Kozmos’u okumalısın.

    3) Burçlara inanıyorsan ya da inanmıyorsan Kozmos’a göz atmalısın (3. Bölüm)

    4) Öklid, Pisagor, Erastostenes, Kristof Kolomb, Batlamyus, Einstein, Apollo astronotları, Hipokrat ve daha birçok filozof, bilim insanı hakkında olabilecek en sade dille bilgiler öğrenmek istiyorsan Kozmos’u okumalısın.

    5) Fizik kanunları ışık hızını geçmemize neden izin vermez, kara delikler nasıl oluşur, neden sadece Marslı tabirini kullanırız (Plutonlu, Venüslü, Merkürlü değil de), milyonlarca km uzaklıktaki uay araçlarımızdan veriler bize nasıl gelir ve biz onlarla nasıl iletişim kuruyoruz ve buna benzer onlarca sorunun cevabını öğrenmek için Kozmos’u okumalısın.

    6) Voyager 1-2 uzay araçlarımız hakkında bilgiler için okumalısın. Bunu özellikle ayrı bir madde olarak yazdım çünkü Voyager 2 aracı ben incelemeyi yazdığım 10.12.2018 tarihinde güneş sisteminden çıkmış bulunuyor. Voyager’in kelime anlamı “yolcu”. Yolculuğuna 40 yılı aşkın süredir devam eden bu dostumuz artık güneş sisteminde değil. Bizden milyarlarca km uzakta bir başına soğuk ve karanlık uzayda yüksek bir hızla yolculuğuna devam ediyor.

    https://voyager.jpl.nasa.gov/.../#where_are_they_now

    Bu linkten anlık olarak bu iki dostumuzun yolculuğuna dair bilgi edinebilirsiniz.

    Neden okunmalı sorusuna verilecek birçok cevap var. Eğer ki bir kişi de olsa bu incelemeyi okuduktan sonra Kozmos’u okuduysa ne mutlu bana. Belki geri gelip buraya birkaç madde de o ekler.

    Toparlamak gerekirse, Carl Sagan kendisini bilime adamış bir insan. Okuduğum iki kitabı da daha sade olamazdı. Elbette yer yer anlaşılmakta zorlanılan bölümler oluyor. Ki koskocaman evrenden bahsederken bunun olması normal değil mi? Fakat bu genel olarak anlamaya engel değil. Evet burada çevirinin etkisini unutmamak gerek. İçerdiği bilgilerin birçoğu hepimizin “acaba” diyerek başladığımız soruların cevabı. Kitaptan önce belgesel olarak yayınlanan Kozmos’un bölümleri altyazılı olarak şurada mevcut;

    https://www.youtube.com/...PFRPkw7PLJYMY3moibUG

    Kitapla ve sevgiyle kalın.

    NOT: Her ne kadar mis gibi yeni kitap kokusuyla okumak istesem de maalesef Kozmos’u da epub formatında okudum ve yine benim gibi bir an önce okumak isteyen veya kitaba ulaşamayan olur diye e-kitap linki de şurada;

    https://yadi.sk/i/jmPhtFTo3LiLA8
  • Dünya dalgalı bir deniz
    Hayat bir gemi
    Yoktur dümeni
    Her rüzgar savurur
    Seni de, beni de
    Bilinmez limanlara doğru
    Kısa ömürlerden çalarak

    Her gün bir gemi kalkar
    Hayat limanından
    Sonsuzluğun ufku
    Derin mavide
    Alır başını gider
    Meçhule doğru

    Geminin ne ilk seferidir bu
    Ne de son
    Kim bilir her seferde
    Ne anılar gizlidir
    Güvertesinde
    Ne acılara ev sahipliği yapmıştır
    Hangi sevgilere kucak açmıştır
    Hangi deli dalgalarla cenk etmiştir
    Bilinmez

    Akşamın kızılca kıyametinde
    Bilmezsin hangi yönedir yolculuk
    Yol uzun
    Ömür kısa
    Gemi sessiz
    Yolcular yorgun.