Öğle yemeği için okulda kalırlardı ama normalde yemekten sonra oğlanlardan biri eve gelirdi ve eğer saat birden önce eve gelmeyi başarırsa, o zaman babaları küçük kızı abisiyle birlikte kreşe yollardı.Ama oğlanlar küçük kızı götürmeyi sevmiyorlardı.Babaları da sevmiyordu işin doğrusu. Görevli kadına ara sıra merhaba demek anlamına geliyordu bu.Oradan her ayrılışında kendini budala gibi hissediyordu.
Yakındaki ağaçlardan birinde bir kuş ötüyordu.Tu tu tu tuyiii. Tu tu tu tuyiii.Kör olası küçük kuş ve onun kör olası küçük kalbiyle ruhu.Tu tu tu tuyiii. Ne arıyordu ki? Ciftleşecek birini. Küçük bir dişi. Minicik bir tatlış. Ah günah. Ah ah ah. Ah ah ah. Gene de epey üzücü bir şeydi bu. İnsanın gözleri yaşarıyordu. Keşke Frank şu ağaca bir tuğla fırlatabilseydi de kuş da defolup gitmek zorunda kalsaydı bu,bu perişanlık diyarından.