• Chopin, piyanonun raffaellosudur.
    Onun müziğinde her nota bir hece, bir mezür bir kelimedir.
  • Kapitalizmin aslında dünyanın her yerinde yaşattırdığı ortak acıları görüyor insan John Steinbeck'in Gazap Üzümlerin'de. İnsanlarn emeklerinin, umutlarının, yaşantılarının, ailelerinin nasıl emildiğini hissettim kitapta. Joad ailesinin bireyleriyle arkadaş oldum sanki, onların acılarını yüreğimde hissettim. Kapitalizmin yaşattırdıklarını anlamak, yaşanan acıları hissetmek için yazılmış güzel bir eser.
  • 640 syf.
    ·8/10
    Amerikan edebiyatının en önemli eserlerinden hatta bence en önemli eseridir.Ekonomik buhran dönemlerinde bir ulusun yaşadığı sıkıntıları ve psikolojik olayları çarpıcı şekilde göz önüne seriyor. Roman tadında sizi peşinden sürüklemesi ve ara sıra yaptığı ters köşeler ile tadı damağınızda kalacaktır. Şiddetle tavsiye ederim
  • 192 syf.
    ·1 günde
    Keyifliydi edebi yönü ortalama altı sürükleyicilik ve sadeliği ise gayet başarılı. kurguda ufak sıkıntılar var.hikaye gerçekçiliği yeterli. Kurgu alanı ve kazakter azlığı yakınılacak seviyede
  • 640 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitabı ne zamandır okumayı düşünüyordum ve bitirmek bugüne nasip oldu kitap hakkında kısaca özet geçicek olursam amerikala bir ailenin aldığı krediyi ödeyememesi ve bu süreçte yerinden yurdundan olması ailenin çektiği çeşitli sıkıntıları anlatıyor aslında günümüzde ki sistemin başlangıcından bahsediyor artan faiz oranları ranttan insanların çeşitli geçim sıkıntılıları ve Amerika’nın şimdi olduğu gibi nasıl pislik bir devlet olduğunu kendi insanlarına dahil ne denli acımasız bir gerçeğini gözler önüne seriyor kitabın herkesin okuması gerektiğini ama öncelikle iktisat ögrencisi olmakla birlikte iktisatçıların büyük bir dikkatle okumasını tavsiye ederim...
  • 336 syf.
    ·Puan vermedi
    Anton Pavloviç Çehov kısa ömrünün (1860-1904) son 25 yıllık yazarlık döneminde 300 kadar öykü, üç perdelik, tek perdelik piyesler yazarak dünya yazınında saygın bir yer tutmuştur.

    Türk okurları Çehov'u yeterince tanırlar. Öykü dalında, özellikle kısa öyküde neredeyse dünyanın bir numaralı ustası sayılan, piyesleriyle tiyatro sanatına büyük yenilikler getiren yazar, öykülerinin defalarca çevrilip yayınlanmış, oyunlarının devlet ve İstanbul şehir tiyatrolarında, özel tiyatro sahnelerinde birçok kez sergilenmiş olmasıyla ülkemiz okurlarının, izleyicilerinin sürekli ilgi odağı olmuştur.

    Çehov'a ülkemizde ilk ilgiyi Hilmi, ikbal, Akbaba gibi özel yayınevlerinin Haydar Rifat, Adnan Tahir Tan, Vahdet Gültekin gibi çevirmenlere Batı dillerinden yaptırıp bastıktan öykü çevirilerinde görüyoruz. Ardından 1940-1950 yıllarında devletin başlattığı aydınlanma döneminde Tercüme Bürosu ve Tercüme Dergisi çevresinde toplanan birçok çevirmen arasında Nihal Yalaza Taluy, Hasan Ali Ediz, Oğuz Peltek, Servet Lunel, Gaffar Güney, Erol Güney, Rana Çakıröz, Zeki Baştimar, Kemal Kaya, Şahap İlter'in doğrudan doğruya Rusça'dan yaptıktan çevirilerle Çehov 'un yapıtları Milli Eğitim Bakanlığı yayınları aracılığıyla Türk okurlarına ulaşır. Zamanla çoğalıp gelişen Varlık, Cem, Remzi, Bilgi, Can, Sosyal, Yeditepe, Adam vb. özel yayınevleri Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi'nin bastığı kitapların yeni basımlarını yaparlar, bu arada yeni kuşak çevirmenlerden Ergin Altay, Ataol Behramoğlu, Mazlum Beyhan vb.nin Çehov çevirilerini yayımlarlar. Bu arada şunu belirtmeyi borç bilirim: Nihal Yalaza Taluy, Rus asıllı bir kişi olmakla birlikte Tolstoy, Dostoyevski gibi yazarlar yanında Çehov'dan yaptığı çevirilerde şaşırtıcı, parıltılı bir dil kullanmıştır. Bu inanılmaz başarıyı tanınmış yazıncılarımızın bu çevirmene büyük destek vermesine, onun çevirilerini yeni baştan Türkçeleştirmesine bağlıyorum.

    Anton Çehov'u her zaman büyük bir zevkle okudum. «Bozkır» adlı uzun öyküsünü Çehov üzerine bir incelemeyle birlikte 1959'da fakülte bitirme tezim olarak hazırlamıştım. 1970'li yıllarda çevirmenlik çalışmalarım yeniden Çehov'a yöneldi. O tarihlerde yaptığım çeviriler birkaç kez basılarak okur karşısına çıktı. Siz okurlara sunulan, elinizdeki bu çalışmayla son bir kez, ama bu sefer bütün öykülerinin çevirisini bitirerek Çehov'a hayranlığımı belirtmiş olacağım. Bu çevirileri, «Pravda» yayınevinin Moskova 1970 basımlı 8 ciltlik «Anton Pavloviç Çehov'un Bütün Yapıtları» adlı yayınını esas alarak yaptım. Böylece Anton Çehov'un öykülerinin tümü 8 cilt olarak Türkçe'ye kazandırılmış olacaktır. Bu çalışmamızın üçte ikisi ilk kez Türkçe'de okur karşısına çıkmaktadır.

    Yukarıda belirttiğim gibi Çehov ülkemizde her zaman sevilerek okunmuş, yapıtları tekrar tekrar basılmıştır. Ancak tüm yapıtlarının topluca yeniden çevrilmesi, bir bütün olarak yayımlanması ülkemiz için bir övünç kaynağı olacaktır. Cumhuriyetimizin yetmiş yıllık kültür birikimine böylesine önemli bir yazarın bütün öyküleriyle katkıda bulunması kaçınılmazdı. Öyle sanıyorum ki Batı yazınları arasında klasik Rus yazınına Türk okurlarınca büyük değer verilmektedir. Önde gelen Rus yazarlarının neredeyse bütün yapıtlarının Türkçe'ye çevrilmesi bunu gösteriyor.

    Türkçe'miz sürekli gelişmekte, çeşitli engellemelere karşın «ulusal dil» kimliğini kazanma süreci devam etmektedir. Her 20-30 yılda bir geriye dönüp baktığımızda daha önce yazılanların dilinin eskidiğini görürüz. Tutucu bakış açısı taşıyan kişiler Türkçe'mizin bu gelişmesinden ürkmekte, kuşakların birbirini anlamakta güçlük çektiğini ileri sürmektedirler. Batı dillerinin baskısından kurtulamamakla birlikte dilimizin gitgide anlaştığını, kendi kökeninden gelen sözcüklerle zenginleştiğini kimse yadsıyamaz. İşte bu nedenle Çehov 'un yeni bir çevirisi dildeki zenginleşmeyi yansıtmalıdır. Bizim bu çalışmamız Türkçe'deki gelişmeyi ne derece yansıtmıştır, buna okurlar karar verecektir. Arı Türkçe kullanırken aşırılıklardan, tam yerleşmemiş sözcüklerin kullanılmasından kaçınılmıştır.

    İlk öykülerinde sıradan insanları yergici bir dille, gülünç yönleriyle anlatan bu izlenimci, eleştirel gerçekçi yazarın sonraki öyküleri güldürücülüğü yanında hüzünlü bir havaya bürünür. Bu büyük yazardaki değişimi düşünürken, onun, Rus halkının içinde bulunduğu ağır yaşam koşullarını yakından tanıdıkça umutsuzluğa düştüğü kanısına varırım. Hiçbir ideolojiye bağlı olmayan, bu yüzden çağdaşlarınca eleştirilen Çehov bize 19. yüzyılın ikinci yarısının Rus toplumundan çarpıcı insan tabloları çizmektedir. Olgunluk dönemindeki yapıtlarında gördüğümüz karamsarlığa karşın onun insanlığı genelde aydınlık birgeleceğin beklediğine inandığını hissederiz. Bilimin gelişmesiyle birlikte sağduyu, insanların yüreğini dolduran iyicillik., doğütya, güzele olan sonsuz inanç kötülüklere yenik düşmeyecektir.



    Mehmet ÖZGÜL

    İstanbul, 1996

    Çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Kitap hakkında bir inceleme olmadığını görünce sunuşu okuyucalarla paylaşmak istedim. Kesit hikayelerini sevenler için şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap. Keyifli okumalar :)
  • 180 syf.
    Spoiler içerir !

    Bu kitap Frederic Chopin'in çocukluktan itibaren kısa süren hayatındaki önemli anları,proust,lizst,berliöz ve delacroix gibi farklı alanlardaki bir çok ünlü şahsiyetin chopin ve müziği hakkındaki düşüncelerinin yer aldığı kısa bir otobiyografi kitabıdır ilk kısımda hayatı bir hikaye şeklinde anlatılmaktadır diğer kısımda ise çeşitleme,sonat,konçerto,polonez,ballad,prelüd,mazurka,vals impromtü,etüd ve noktürn türünde verilen önemli eserleri hakkında açıklamalar bulunmaktadır.Chopin'in annesi polonyalı babası fransızdır chopin kelimesi fransızca kökenlidir ve anlamı çalma çırpma,tırtıklama,devirici vuruş anlamına geldiği gibi beklenmedik nimet ve çapkınlıkta üstün başarı anlamlarınada gelmektedir.40 yıl gibi kısa süren yaşamının ilk yarısı polonyada diğer yarısı ise fransada geçmiştir.Yirmi yaşına kadar canlı,neşeli,hareketli bir çocukken ondan sonra hastalıklı,durgun,küskün bir yaşam sürmüştür.Çocukken polonyada ona küçük mozart lakabını takmışlardır ve ünü çok çabuk yayılmıştır.Saraylardan saraylara,konaklardan konaklara davet edilerek soylu kesim tarafında baş tacı edilmiştir.Yirmili yaşlara geldiğinde viyana ve paris gibi sanat merkezlerinde konserler vermeye başlamış ve parise taşınıp hayatını burada sürdürmek istemesine rağmen yaşadığı şehri bırakmaktan korkmuştur o dönemde en yakın arkadaşı titusa yazdığı mektupta şunları söylemiştir: "Yaşadığım yerlerden uzaklarda ölürsem kim bilir bana ne acı gelecek!gitmek istiyorum ama, kalbimin derinliklerinde gizli bir istek de var: gitmemek,burada kalmak" .Ardından parise yerleşmiş ve ilk dönemlerde pek bir gurbet hasreti çekmemiştir.O dönemlerde devrin hastalığı olan ince hastalığa yakalanmıştır ama telaş uyandırmayan ve pek yadırganmayan bir hastalıktır sanat çevresinde kendiside pek önemsememiştir hastalığını.Almanya konseri sırasında dresden de bulunan ve zaman zaman davet edildiği bir kontesin kızına (maria wodzinskaya) aşık olmuştur.Ve ilerleyen zamanlarda evlenmek isteyince kontun chopin'in hastalığından dolayı bu evliliği istememesi üzerine chopin ve maria arasında mektuplarda yavaş yavaş seyrekleşmeye başlamış ve en sonunda kesilmiştir bu mutsuz sonuçlanan aşk hem chopin'in hastalığını ilerletmiş hemde ruhsal bunalımlar yaşamasına neden olmuştur.O sırada ruslar polonyayı işgal etmişti bundan büyük bir üzüntü duyup günlüğüne şöyle yazmıştır:"Şehirler, kasabalar yanmış, yıkılmış.Dostlarım,Titus, Matuszynski ölmüş olsa gerek... Hey Ulu Tanrım.Neredesin, öc almayacak mısın? Cinayetlere doymadın mı? Yoksa sende mi Moskofsun?”.Chopin polonya ya dönmek istemiştir ama ailesi ve yakınları ona bağımızlık savaşını eserleri ile vermesini öğütlemiştir.Chopin yaşamının geri kalan kısmında hep memleket hasreti çekmiştir ve bu durum eserlerinde bariz bir şekilde görülmektedir.Fransada saygın çevreler arasında konserlerine devam etmiştir ve ünlü besteci lizst ve kontes agoult en yakın dostlarındandır.Kontesin en yakın arkadaşlarından biri olan erkek adıyla yazan, erkek kılığında gezen ünlü romancı George Sand ile anne çocuk ilişkisine benzer bir aşk yaşamıştır.George sand ile çıktığı mallorca seyahati sonrasında hastalığı ilerlemeye başlamış ve sand ile basit bir tartışmadan dolayı ayrılmıştır.Yalnızlığını ve mutusuzluğunu konserler vererek ve piyano çalışarak yenmeye çalışmıştır ama hastalığının ilerlemesi sonucu 39 yaşında fransada vefat etmiştir.