VAKTİ DEM

VAKTİ DEM
@vaktidem
Burası dünya! Ne çok kıymetlendirdik Oysa bir tarla idi ; ekip, biçip, gidecektik
vaktidem.blogspot.com
160 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Bu kitabın konusu zihnin karmaşık yapısı. Temel fikri de tek cümleyle söylenebilir: Zihin, doğal seçilim tarafından, atalarımızın yaşam tarzlarını sürdürmek, özellikle de nesneleri, hayvanları, bitkileri ve başka insanları anlamak ve onlara üstünlük sağlamakla uğraşırken karşılaştıkları sorunları çözmek üzere tasarlanmış bir hesaplama organları sistemidir.
Alıntı
Reklam
Dünyanın nasıl göründüğü ile nasıl olduğu arasındaki uyum bizim nöral sihirbazlığımızın bir başarısı olmalı; çünkü siyah ve beyaz, retinada öylece kendiliğinden belirmez. Eğer bundan hala kuşku duyuyorsanız, işte size sıradan bir ispat. Televizyon kapalıyken, ekranı soluk yeşilimsi bir gri renk alır. Televizyon açılınca, fosfor noktalarının bir kısmı ışık saçar ve resmin parlak alanlarını kaplar. Ama diğer noktalar ışığı emmez ve karanlık noktaları boyamaz; gri olarak kalırlar. Siyah gibi gördüğünüz alanlar aslında televizyon kapalıyken tüpünde kalan soluk gölgelerdir. Siyahlık bir uydurmadır, normalde sizin kömürü kömür olarak görmenizi sağlayan beyin devresinin bir ürünüdür.
Alıntı
Doğaya ilişkin bilgilerimiz yüzyıllar boyunca baş döndürücü bir hızla arttı, hâlâ da öğrenmeye devam ediyoruz. Ama zamanın gizeminden bir şeylere ancak şöyle bir gözucuyla bakıyoruz. Zamanı olmayan dünyayı görebiliriz, evrenin, tanıdığımız zamanın artık olmadığı derin yapısını zihnin gözleriyle görebiliriz, Paul McCartney',nin batan güneşe bakıp dünyanın döndüğünü gören tepedeki delisi gibi. Bizim zamanın kendisi olduğunu görmeye başladık. Bu alan biziz, nöronlarımızın bağlantıları içindeki bellekte bulunan izler tarafından açılan açıklığız. Biz belleğiz. Biz özlemiz. Gelmeyecek bir geleceğe karşı arzu duyuyoruz. Belleğin ve öngörünün açtığı bu alan, bizi belki bazen kaygılandıran ama özünde bir lütuf olan zamandır.
Sayfa 142·Kitabı okudu
Alıntı
Bir taş yere düşer. Neden ? Sık sık taşın, aşağıda olan, "en düşük enerji düzeyi"ne geçtiğini okuruz. Peki ama taş neden kendisini en düşük enerji durumuna koymak zorunda olsun? Enerji korunuyorsa eğer, neden enerjiyi yitirmek zorunda olsun? Yanıt şudur: Taş yere vurduğu zaman onu ısıtır; mekanik enerji ısıya dönüşür, oradan da geri dönüş yoktur. Termodinamiğin ikinci yasası olmasaydı, ısı olmasaydı, mikroskobik kaynaşma olmasaydı, taş sürekli olarak sekmeye devam eder, hiç durmazdı.
Sayfa 118·Kitabı okudu
Alıntı
Enerji (mekanik,kimyasal,elektriksel ya da potansiyel enerji şeklinde olsun) ısıl enerjiye yani ısıya dönüşür, soğuk şeylere gider, oradan da onu bir bedel ödemeden geri almak ve bir bitkiyi büyütmek veya bir motoru çalıştırmak için yeniden kullanmanın artık bir yolu yoktur. Bu süreç içinde enerji aynı kalır ama entropi artar, geriye dönmeyen şey budur. Onu tüketen, termodinamiğin ikinci yasasıdır. Dünyayı döndüren enerji kaynakları değil, düşük entropi kaynaklarıdır. Düşük entropi olmasaydı enerji eşit biçimde ısı olarak dağılır, dünya da geçmiş ile gelecek arasında bir farkın olmadığı, hiçbir şeyin gerçekleşmediği ısıl denge durumuna doğru giderdi.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam