yazımı nefisti ama çakma yüz karası gibi hissettirdi. o olamamış ama yine de iyi ilerlemiş
çocuklukları çok şekerdi ama yetişkinlikleriyle ve aşklarıyla pek bağ kuramadım. arkadaşlıktan çok çabuk aşka geçtiler. çocukluktan tanıştıkları için bu geçiş onlar için doğal oldu sanırım ama küçüklüklerini gördüğüm 4 5 sahneyle benim için öyle olmadı. (tüm çocuklukları birlikte geçmiş olsa ok ama birkaç sene yaz kampında görüşmüşler, bi süreliğine mektuplaşmışlar, sonra sıfır)
birbirlerini yetişkin halleriyle yeniden tanımalarını bennnce okumadık. dondurma yediler, yıldızlara bakarak oturdular, "her şey hakkında konuştular" denildi ama okumadık?? sonra artık birbirlerini çok iyi tanıyor olmalarını düşünmemiz beklendi.
kadındaki genel 'ben senin ciğerini biliyorum' tavrından hoşlanmadım = adamla senelerrr sonra karşılaşmasından ve onu kasabanın düşmanı ilan edilmiş, kendini sevilmeye değer görmeyen, "kırılmış bir kahraman" olarak bulmasından sonra "ben gerçek seni biliyorum, o nazik hassas oğlan hala içinde, ağır bir yük taşıyorsun görebiliyorum" demesi?? üç kez falan konuştun adamla abla sakin ol dksld. komik geldi
ikisinin de "hasarlı" olduğu muhabbeti benim için çok uzadı. tmm en incinmiş, en kırılmış, en zibilyon parçaya bölünmüş kişiler sizsinizz. tartışmaları, birbirlerine destekleri güzeldi ama aşktan değil de birbirlerini iyileştirdiklerinden birliktelerdi sanki.
"seni kırık parçalarınla seviyorum" olayını, iyileşmenin doğrusal olmadığının gösterilmesini ve yer yer cringelensem de yazarın metaforik (genelde karanlıklı - ışıklı) anlatımını seviyorum.
( örnek kdmw
'︎ "o kadar çok paramparça olmuştu ki ışıktan karanlığa geçmişti."
︎ "beni karanlığınla b3cɛr" ksmsl..
︎ "ışığını öyle çok özledim ki. uzun zamandır karanlıkta yaşıyorum"
︎ "karanlıkta hissettiklerimi