Bir şeye inanmak için onu yanında taşımalısın. Dünya'yı veya başka birini cebinde taşıyamazsın. Ben bunu yapmanın bir yolunu arıyorum, bir şeyleri daima yanımda taşıyabileyim ki onlara inanabileyim.
Büyümek, ebeveynini ilk kez bir “insan” olarak görmek, geç kalmış yakınlıklar ve sessiz kırgınlıkların hikayesi.
Bir baba ile oğulun yıllarca kuramadıkları bağa iki günde nasıl zemin attıklarını basit ama dramatik ve bir o kadar gerçekçi bir deneyimle anlatıyor. Yaşanan olumsuzlukların çok güzel sonlara bağlandığını görüyoruz aslında.
Yazarın dili sade ve bir kitapta en sevdiğim özellik sohbet havasında akması. İlk kez okuduğum bu yazar canım buddy’m sayesinde bende çok güzel bir yere sahip oldu. Dili sade desem de o basit cümleler kalbinizde ücrada kalmış yerlere şefkatle dokunuyor :)
Çok yüksek sesli bir roman değil; daha çok gece 3’te insanın zihnine çöken o açıklık hâli gibi :)
Sabahın Üçü