• “Acı var,” dedi Shevek ellerini açarak. “Gerçek. Ona yanlış anlama diyebilirim, ama var olmadığını veya herhangi bir zamanda yok olacağını varsayamam. Acı çekme, yaşamamızın koşulu. Başına geldiği zaman fark ediyorsun. Onun gerçek olduğunu anlıyorsun. Tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. Ama hiçbir toplum varolmanın doğasını değiştiremez. Acı çekmeyi önleyemeyiz. Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama Acı'yı dindiremeyiz. Bir toplum ancak toplumsal acıyı -gereksiz acıyı- dindirebilir. Gerisi kalır. Kök, gerçek olan. Buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. En sonunda da öleceğiz. Bu doğuşumuzun koşulu. Yaşamdan korkuyorum! Bazen ben- çok korkuyorum. Herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. Yine de her şeyin, bu mutluluk arayışının, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... Ondan korkmak veya kaçmak yerine onun... içinden geçilebilse, aşılabilse. Arkasında bir şey var. Acı çeken şey benlik; benliğin ise-yok olduğu bir yer var. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. Eğer içinden geçebilirsen. Eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen."
  • Elazığ Tımarhanesi'nde (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) tedavi gören ve 1965 yılında vefat eden bir “deli”nin Allah'a yazdığı son dilekçesi şu şekilde:

    “Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, El-Aziz Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:

    Ben ğam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım

    … Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

    Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir) Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir. Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

    Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir. Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin… Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..

    Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir. Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!

    Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!.. Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!… Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!.. Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!. Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi… Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!… Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

    Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

    Haktan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?.. Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetinimi istedim?.. Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim? Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücüdüma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim! Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

    Sultanım Efendim:

    Ben Senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir. Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin. Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım… Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım… Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım… Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım… Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

    Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

    Ey Rabbim, Efendim!

    Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!.. Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum… Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!.. Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun! Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!”
  • Ada Lovelace, Rosalind Franklin ve Marie Curie gibi bilime yön veren kadınları hepimiz duyduk, ancak *STEM’de merakınızı cezbedecek daha birçok ünlü kadın var.

    Bilim tarihi, zaman zaman sakallı yaşlı erkeklerin bir listesi gibi görünebilir (üzgünüz Darwin), ancak çevremizdeki dünyayla ilgili anlayışımızı değiştiren birçok inanılmaz ve ilham verici kadın oldu ve onları hatırlamak için Ada Lovelace Gününü beklememiz gerekmiyor. İşte bilmeniz gereken ünlü bilim kadınlarından sadece birkaçı.

    1-Caroline Herschel
    Alman Gökbilimci (1750-1848)

    1.2 m’den sadece biraz daha uzun olan bu bilim kadını yaptıklarıyla uzayı anlamamıza çok büyük katkılar sağlamıştır. Almanya’da doğan Caroline ,22 yaşında şarkıcı olarak eğitim görmek için İngiliz şehri olan Bath’dakiabisi William’ın yanına taşındı, ancak kısa sürede astronomi, kardeşlerin hayatlarının odak noktası haline geldi.

    Gece gökyüzünü gözlemlemeyi kolaylaştıran lensler üreten abisinin yanında asistanlık yapan Caroline ve abisi, bunların yanı sıra, yaklaşık 2.500 yeni bulutsu ve yıldız kümesi kaydettiler ve Yeni Genel Kataloğu- bu göksel cisimlerin bu güne dek gelen isimlerinin verildiği ilk kaynak olan NGC notasyonu için temel oluşturdular.

    Kendi başına bir gökbilimci olan, bir kuyrukluyıldızı keşfeden ilk kadındı ve çalışmalarını tanıtmak için 1787’de Kral George III tarafından William’ın asistanı olarak işe alınması, onu bilimsel çalışmalar için maaş ödenen ilk kadın yaptı. Toplamda 14 yeni nebula(bulutsu), sekiz kuyruklu yıldız keşfetti ve Flamsteeds Atlas’a 561 yeni yıldız ekledi.

    Adı kardeşi William Herschelkadar bilinmese de, Caroline’ın katkısı, 1838’de Kraliyet Astronomik Topluluğundan Altın Madalya (bir kadın için bir ilk) ve kuyruklu yıldız olan bir asteroite verilen ismi de dahil olmak üzere birçok kez onurlandırıldı. , Ay’da bir krater ve onun adını taşıyan bir uzay teleskobu ve hatta bir Google Doodle’ı bile var.

    2-Mary Anning
    İngiliz Fosil Avcısı (1799-1847)

    19. Yüzyıldaki yaşam şüphesiz bazıları için zordu, ama özellikle fakir, eğitimsiz bir kadın olmak, daha zordu, bu da Mary Anning’in başarılarını daha da şaşırtıcı kılıyor. Deniz kenarındaki Lyme Regis kasabasında yaşayan genç Mary, babasıyla birlikte cilalayıp turistlere satmak için fosiller topluyordu.

    Babasının ölümünden sonra bu, ailenin tek gelir kaynağı oldu. 1811’de kardeşi Joseph bir kafatası buldu ve birkaç ay sonra, sadece 12 yaşındayken, Mary fosilleşmiş iskeletin geri kalanını keşfetti. Fosilin ilk başta bir timsah olduğuna inanılıyordu, ancak bu alanda bilim ilerledikçe nihayet 200 milyon yıl öncesine dayandığı ve bir dinozorun ilk eksiksiz fosili olan bir ichthyosaurus( iktinozor ) olduğu ortaya çıktı ve bu şekilde sınıflandırıldı.

    Anning, hayatının tamamını Lyme Regis’in (şu anda Jurassic Sahili olarak bilinen) kumsallarını arayıp, uzun boyunlu Plesiosaurus iskeleti ve Pterodactylus gibi fosilleri bulmak için keşif yapmaya harcadı.

    Dünya’nın İncil’e göre başladığına inanılan bir zamanda, eski taşların derinliklerine gömülü olan 200 milyon yıllık hayvanların var olması, yaratılış öyküsüne aykırıydı ve Tanrı’nın yaratıklarının kusurlu doğasını öne sürdüğü için sorunlu olduğu da kanıtlandı. Anning’in alışılmadık ve sıklıkla tuhaf keşifleri, bilimsel düşünceyi İncil hikayelerinden uzaklaştırmaya yardımcı oldu ve paleontoloji alanını açtı. Henüz bebekken şimşek çarpan birine göre hiç de fena değil.

    3-Lise Meitner
    Avusturya-İsveçli Fizikçi (1878-1968)

    1930’larda, Lise Meitner, sadece bilim alanında çalışmasına izin verilen az sayıdaki kadından biri olduğu için değil, aynı zamanda Almanya’daki en önde gelen nükleer bilim insanı olduğu için özeldi. Fakat aynı zamanda Yahudi kökenliydi ve Naziler 1938’de iktidara geldiğinde ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

    O yılın ilerleyen zamanlarında Stockholm’de, Almanya’daki çalışma ortağının, uranyumun radyoaktif bozunması konusundaki çalışmalarında elde ettiği son sonuçları ve ne yapmadığı anlatıldı yani; uranyumun nükleer füzyona uğradığı, ikiye bölündüğü ve bazı muazzam nükleer enerji deposunu serbest bıraktığını.

    Yedi yıl sonra, uranyumdaki aynı nükleer füzyon süreci, Little Boy (Küçük Çocuk) adlı bir bombanın içinde tetiklendi ve Japon şehri Hiroşima’ya atıldı. Gerisi, tarih diyebiliriz.

    Marie Curie nükleer fizik alanındaki çalışmaları için iki Nobel ödülü kazandı ve adını ondan alan (Curium) kimyasal bir elemente sahipti, ancak kelimenin tam anlamıyla yer sallayan Lise Meitner’ın keşifleri çok daha az biliniyor. Kazanması gerektiği düşünülmesine rağmen asla bir Nobel kazanamadı, ancak kendi elementi meitnerium’a sahip. Albert Einstein bir keresinde onun için, “Almanya’nın Marie Curie’si” demiştir.

    4-Barbara McClintock
    Amerikalı Genetikçi (1902-1992)

    İnsan genomunu haritalandırdığımız ve yaşamın yapı taşlarını düzenlemek için CRISPR gibi araçlar geliştirdiğimiz bir çağda yaşıyoruz, ancak bunların tamamı Barbara McClintock tarafından genetiğe olan özveri ve yaşam boyu çalışma sayesinde mümkün oldu. Tüm kariyerini mısır analizi yaparak geçirdi ve 1930’larda bireysel kromozomların tanımlanmasına, incelemesine ve analizine izin veren bir boyama tekniği geliştirdi.

    Mısıralışılmadık bir çalışma seçimi gibi görünebilir, ancak bir genetikçi için, her bitki kendi genetik yapısına sahip, farklı renkte çekirdekler oluşturabildiğinden, bunlar altın değerinde bilgilerdir. Araştırmasıyla, genomlar arasında hareket eden DNA dizisi olan -sıçrayan genlerin- varlığını kanıtlayabildi.

    Çalışmaları hemen fark edilmedi ve o zamanlar sıçrayan genler, bilim çevrelerinin çoğu tarafından hurda DNA olarak kabul edildi, ancak McClintock baskı yaptı ve aslında hücrelerdeki genlerden hangisinin aralarındaki farkları yaratmada hayati öneme sahip olduğunu belirleyebileceklerini söyledi.

    Hücre türleri olmasaydı, sadece bir amorf madde damlası olurduk. 1983 yılına kadar, Nobel Fizyoloji ya da Tıpta Nobel Ödülü’ne layık görülmediğinde, bilim dünyası, sadece bu sıçrayan genlerin ne kadar önemli olduğunu değil, aynı zamanda insan genomunun yüzde 40’ı kadarını oluşturduklarını da kabul etti. McClintock ayrıca, genlerin dış etkenlere yanıt olarak aktivitelerini değiştirdiği epigenetik fikrini resmi olarak üzerine çalışılmadan 40 yıl önce öneren ilk kişiydi.

    5-Dorothy Hodgkin
    İngiliz Kimyager (1910-1994)

    Margaret Thatcher’ın bilimsel konular hakkında, özellikle de sosyalizmin vokal destekçisi olanlar arasından tavsiye aldığı Demir Leydi’nin eski öğretmeni olan DorothyCrowfootHodgkin gerçekten ilham verici bir kadındı.X-ışını kristalografisi alanındaki ilerlemeleriyle tanınan Hodgkin, kolesterol, penisilin ve B12 vitamininin atomik yapısını belirleyebildi.

    Buluşlarıyla1964’te Nobel Kimya Ödülü’nü kazandı ve ödülü kazanan tek İngiliz kadın oldu. Sadece 1969 yılında, onlarca yıl süren X-ışını kristalografi tekniklerini geliştirdikten sonra, en uzun süren mücadelesini vermiş, 35 yıllık çalışmadan sonra insülinin yapısını haritalandıran, diyabet hastalarının tedavisini geliştirecek buluşunu tamamlamıştı. Bütün bu büyük çalışmaları uzun ve aktif yaşamının çoğunda romatoidartrit’tenmuzdarip olmasına karşın yapmıştı.

    6-Yahudi Mary
    MS 1. ve 3. yüzyıllar arasında yaşayan simyacı

    Baz metalleri altına çevirme sanatı olan simya, bugünlerde sert bilim olarak adlandırdığımız şey değil fakat eski bir kimya biçimi (tamamlanmış ya da değil) olarak, bunun için hala kullandığımız yöntem ve araçları temellerini atmıştır. En eskilerden biri, “sanatın” ilk öncüsü olmasa da, Yahudi Meryem idi.

    Kendine ait hiçbir çalışma olmamasına rağmen, Simyaya temel teşkil eden çalışmaları veilk simya metinlerini yazan Panopolis’ten Zosimos tarafından referans alınmıştır.

    Her ne kadar metali altına dönüştürmek zor olsa da, her ikisi de modern kimyada günümüzün eşdeğeri olan tribikos ve kerotakisin simya aygıtlarının yanı sıra hidroklorik asidi keşfetmesiyle itibar kazanmıştır. Ve eğer yemek pişirmek sizin için önemliyse, Mary’ye şerefine adı verilen pişirme şekli Bain-Marie için teşekkür edebilirsiniz.

    7-Elizabeth Garrett Anderson
    İngiliz Doktor (1836-1917)

    İlk İngiliz kadın doktor olan: Elizabeth Garrett Anderson, duruşu ve kararlılığı ile diğer kadınların da yücelmesini sağlayan şaşırtıcı ve güçlü bir kadındı.

    ABD’deki ilk kadın doktor Elizabeth Blackwell gibi başarılı kadınlardan ilham alan Elizabeth Garrett Anderson, itaatkar yaşamına ters düşmeyi seçti. Saygın eğitimine rağmen, herhangi bir tıp fakültesine kabul edilmemesi yüzünden,itirazları sonucu okuldan atılmasına yol açan erkek akranlarıyla birlikte hemşirelik okumak zorunda kaldı.

    Elizabeth eczacılar derneği aracılığıyla doktor olarak kaldıktan hemen sonra, dernek kadın katılımcıları yasakladı. Elizabeth’in karşılaştığı cinsiyetçilik ve sıkıntılar, yalnızca onun gücünü ve amacını körükledi. Paris Üniversitesi’nde okumak için kendi kendine Fransızca öğrenen Elizabeth, nihayet tıp diplomasını aldı.

    Bununla birlikte, bu hala İngiliz Tıbbi Kayıt Sicili izni için yeterli değildi, bu yüzden daha sonra Dekan olarak atandığı Londra Kadın Tıp Okulu olacak Kadınlar için Yeni Hastane’yi kurdu. Sonunda vokal kampanya çabaları karşılığını verdi ve 1876’da tıp mesleğine kadın girişi yasallaştırıldı.

    Tıptan emekli olduktan sonra bile, Dr Anderson hâlâ ataerkilliğe başkaldırıyordu ve İngiltere’deki ilk kadın belediye başkanı oldu. Eşitlik hareketi üzerinde etkiliydi, kızına ve diğer pek çok korkusuz kadına adımlarını takip etmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çaba göstermesi için ilham verdi.

    8-Grace Hopper
    Amerikalı Bilgisayar Programcısı(1906-1992)

    “İnanılmaz Grace” takma adı, GraceHopper’a boşuna verilmedi. Sezgileri kuvvetli bir matematikçi ve bilgisayar programcısı olarak, ilk yıllarını Amerika’daki en prestijli kurumlardan bazılarında okuyarak geçirdi, sonuçta matematik alanında doktora yapan ilk kadınlardan biri oldu.

    II. Dünya Savaşı başladığında, Hopper büyükbabasının ayak izlerini takip ederek Vassar Koleji’ndeki matematik öğretmenliği işini ABD Deniz Kuvvetleri’ne katılmak için bıraktı. İlk fonksiyonel bilgisayar olan Mark I’i programlamayı öğrenmek için Harvard Üniversitesi’ne yönlendirildi. Teknoloji Mark II bilgisayarına ilerlediğinde, Hopper, programlama ekibi bilgisayarın işleyişini bozan bir hatayı çıkardığında “debugging”(hata ayıklama) terimini meşhur etti.

    Grace, her şeyden önce, ikili kod yerine İngilizce kelimelere dayanan kapsamlı bir bilgisayar dili olan COBOL’un geliştirilmesiyle, bilgisayarı genel kullanıma açık hale getirmek için çabaladı.

    İki kez emekli olmaya çalıştı ancak 80’lerinde çalışmaya devam ederek ABD Donanması’nın en eski aktif görevli subayı oldu ve Savunma Üstün Hizmet Madalyası kazandı. Ayrıca, ilk defa Bilgisayar Bilimi Yılın AdamıÖdülü(Computer Science Man-of-the-YearAward), ilk kadın Ulusal Teknoloji Madalyası (NationalMedal of Technology)ve İngiliz Bilgisayar Derneği( British ComputerSociety) tarafından Seçkin İnsan seçilen ilk Amerikalı ve ilk kadın olmak gibi pek çok ilke layık görüldü.

    Onun mirası günümüz bilgisayarcılığında yaygındır vekadın bilişimcileri destekleyen Kadın Bilişimciler Konferansı’nda Grace Hopper Kutlaması yapılmaktadır.

    9-Valentina Tereshkova
    Rus Kozmonot (1937-)

    Uzay Yarışı söz konusu olduğunda, ABD, Ay’a ilk inen kişiye sahip olmasına rağmen, yenildiği başka yerler de vardı. Sovyetler Birliği’nin şeref salonuna başkanlık eden üç Kozmonot; Uzayda ilk kişi olan YuriGagarin, ilk uzay yürüyüşü yapan kişi olan Alexey Leonov ve ValentinaTereshkova.

    Bir tekstil işçisi iken Tereshkova, paraşütle atlama becerisi, proletarya geçmişi ve görev için yeterli olması nedeniyle 400 aday arasından seçildi ve 16 Haziran 1963’te uzayda ilk kadın olup bir tarih yazdı. Yaklaşık üç gün süren bir görevde 48 kez Dünya’nın yörüngesinde döndü ve sadece 26 yaşındayken uzayı ziyaret eden en genç kadın ve ilk sivil olmayı başardı.

    Dünya’ya döndükten sonra, hükümetin yüksek rütbeli bir üyesi olarak Sovyet kadınlarını Küresel mecralarda temsil etmeye devam etti . Fakat uzaydan kopabilmiş değil ve tek yönlü bir yolculuk olsa bileMars’a uçmak istiyor.

    10-Jane Goodall
    İngiliz Etolog (1934’den günümüze)

    Şempanze meraklısı JaneGoodall gibi olağanüstü bilim insanlarının araştırmaları, bağlılığı ve şefkati sayesinde, son yıllarda yaban hayatı korumaya yönelik tutumlar çarpıcı bir şekilde değişmiştir. Çocukluğundan beri Jane, doğduğu savaştan, İngiltere’den uzakta Afrika’daki vahşi yaşama kavuşmahayalleri kuruyordu.

    Üniversite’yi karşılayamayan Jane, sekreter olarak çalışmaya başladı ve 23 yaşındayken, ünlü antropolog ve paleontologDr Louis S B Leakey ile tanıştığı Kenya’ya yolculuk için yeterli parayı biriktirdi. Jane’in coşkusu ve bilgisi ile şaşıran Leakey, Afrika’da vahşi Afrika hayvanlarıyla birlikte yaşayan genç bir kadın kavramının akıl almaz olduğu bir zamanda Jane ile Gombe’deki vahşi şempanzelerin yaşam araştırmasına başladı.

    Şefkatli doğası Jane’in şempanzelerin güvenini kazanmasını ve şempanzelerin vejeteryan olduğu yönündeki varsayımları yanlışlayan et yemek, alet kullanmak gibi davranışlara tanık olmasını sağladı, 1965 yılında, bir okul derecesine sahip olmamasına rağmen doktora yapan ilk kişi olma olasılığını reddetti ve bu nedenle birçok bilim adamı onun başarısını göz ardı etti.

    Fakat sonunda başarısı, NationalGeographic’den fon sağlayarak Gombe Nehri Araştırma Merkezini kurmasını sağladı. Olağanüstü kariyeri boyunca, JaneGoodall devrim niteliğindeki eseri Gombe Şempanzeleri: Davranış Modelleri ’gibi birçok kitap yayınladı ve JaneGoodall Yaban Hayatı Araştırma, Eğitim ve Koruma Enstitüsü gibi öncü araştırma kuruluşlarını kurdu.

    Küresel vahşi yaşamı tehdit eden ormansızlaşmaya tanık olan, Dr. Goodall deneyimli elini korumaya yöneltti ve şimdi dünya çapında seyahat ederek gelecek nesle, tehlike altında olan vahşi yaşamı aktif olarak korumak için ilham veriyor.

    *Science (Fen), Technology (Teknoloji ), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik)

    Editör / Yazar: Berfin KAZAZ
    Kaynak: https://www.sciencefocus.com/...y-should-know-about/
    Kaynak: Beyinsizler Uygulaması
  • Merhabalar, Antep'teki okurlar olarak pek bir buluşma gerçekleştiremiyoruz. Birçoğunun şehir dışında öğrenci oluşundan, bazı büyüklerimizin ise meslekî yoğunluklarından ötürü bir türlü 3. Buluşmamızı yapamadık. Bir buluşma olursa eğer, gelecek olan var mıdır?
  • O gün Hâfız Abdülezel Paşa bir görülmeliydi. Seksen iki yaşındaki bu büyük kahraman, maharetle idare ettiği atının üzerinde yirmi yaşında bir delikanlı gibi dimdik duruyor, birliklerinin önünde Yunan avcı hatlarına doğru yürüyordu. Çünkü karşıdaki Pırnar tepesinin düşmesi Türk ordusuna Milona geçitlerinin yolunu açacaktı. Nur yüzlü komutan askerlerinin önünde, onlara şöyle hitab ediyordu:
    -Askerlerim! Şu gördüğünüz tepenin zaptı, bizim için pek büyük, pek şanlı bir muzafferiyet temin etmiş olacaktır. Siz Milona Geçidi gibi en geçilmesi zor olan en çetin yerlere hücûm ederek, Osmanlılık Celadetini bütün cihan nazarında ispat eylemiş er oğlu erler olduğunuz cihetle, tevfikât-ı celîle-i Sübhaniye'ye istinaden bu tepenin üzerinde vukû bulacak haydarâne bir hücûmunuzla, zâten gözü yılmış olan düşmanı külliyen perişan ve sancağımızı dikmekle ilâ-yı şân-ı Osmâniyân edeceğimizi katiyen umut ederim. Eğer bu tepeyi zaptederseniz, önünüzde çiçeklerle süslü, geniş bir sahra, bir cihân-ı zafer açılacak ve bütün millet-i İslâmiyye ve Osmaniyye sizin bu muzafferiyyât-ı kahramanenizle ilân-ı şükrân ve iftihar edecektir. Analarınız sizi ancak bugün için doğurdu, büyüttü. Yeryüzünde bulunan bütün Müslümanların halife-i akdesi olan şevketlü padişâhımız efendimiz hazretleri sizi ancak bugün için besledi, vatan sizden bugün fedâkârlık bekliyor. Hülâsa, bugün şan ve namus-ı devlet ve millet sizin süngülerinize istinad etmektedir. Demin söylediğim gibi, eğer gazanferâne bir hücum ile şu tepeyi zabtedecek olursanız, namus-ı vatanı yüceltmiş ve devletimizin gelecek zaferlerini temin etmiş olacaksınız.
    Askerlerim! Size en son bir vasiyyetim var ki, ifâsını ricâ ederim. Eğer ben, şu tepenin tarafınızdan zabt olunduğunu görmeden, şehâdet şerbetini içecek olursam, cesedimi burada toprak altına defnetmeyerek mutlaka bu tepeyi … bu tepeyi zabt ile üzerinde benim için bir mezar kazarak beni oraya gömünüz. Yok eğer tepeyi zabt edemeyecekseniz, bırakın cesedim bu topraklar üzerinde kalsın, vahşi hayvanlara yem olsun!
    Evlâtlarım! Sizin dağlar dayanmayan hücumunuza böyle tepeler elbette dayanmaz. Bu cihetle sizden mutlaka bu tepenin zabtını isterim. Tevfik-i İlâhî rehberimiz, imdâd-ı peygamberî yâverimiz, teveccühât-ı celîle-i hazret-i hilâfet penâhî ise, fark-ı iftihârımızda tâcımızdır.
    Haydi arslanlarım! Arş ileri! Dâima ileri!
  • لكل شيء إذا ما تمنقصانُ * فلا یُغرَّ بطیب العیش إنسانُ
    Her şey tamamlandığında eksilir. Öyleyse insan hayatın güzelliğine aldanmasın.
    2 -ھي الأمور كما شاھدتھا دولٌ * من سرَّهُزمنٌ ساءتھأزمانُ
    İşler gördüğün gibi dönüşümlüdür. Bir zaman her kimi sevindirirse birçok zaman da onu üzer.
    3 -وھذه الدار لا تبقي على أحد * ولا یدوم على حال لھا شانُ
    Dünya baki değil kimseye. Şanlı hiçbir durum devam etmez.
    4 -یمزق الدھر حتمًا كل سابغةٍ* إذا نبت مشرفیات وخرصان
    Yırtar tüm zırhları zaman. Köreldiğinde Meşârif ve Harsân kılıçları.
    5 -وینتضي كل سیف للفناء ولو * كان ابن ذي یزن والغمد غمدان
    İbn Zî Yezen’in kılıcı olup bir değil iki kında olsa da her kılıç yok olmaya doğru gider.
    6 -أین الملوك ذوو التیجان من یمنٍ * وأین منھم أكالیلٌ وتیجانُ
    Nerede Yemen’in o güç sahibi kralları, nerede onlardan İklîl ile Tîcân
    7 -وأین ما شاده شدَّادُ في إرمٍ * وأین ما ساسھ في الفرس ساسانُ
    Şeddad’ın İrem’de kurduğu nerede, ya nerede Fars’ı yöneten Sâsân
    8 -وأین ما حازه قارون من ذھب * وأین عادٌ وشدادٌ وقحطانُ
    Hani Kârûn’un elde ettiği hazineler, nerede ‘Âd, Şeddâd ve Kahtân
    9 -أتى على الكل أمر لا مرد لھ* حتى قضوا فكأن القوم ما كانوا
    Kaçınılmaz son hepsini buldu. Hiç var olmamış gibi yok oldular.
    10 -وصار ماكان من مُلك ومن مَلك * كما حكى عن خیال الطیفِ وسنانُ
    Bütün mülk ve melikler uykuluklunun hayalindeki tayf gibi oldu.
    11 -دار الزمان على دارا وقاتلھ * وأمَّ كسرى فما آواه إیوانُ
    Zaman Dâra’nın ve katilinin aleyhine döndü. Hem Kisra’ya yöneldi hiçbir saray onu
    barındırmadı.
    12 -كأنما الصعب لم یسھل لھ سببُ * یومًا ولا مَلك الدنیا سلیمان
    Sanki günün birinde, zorluğu kolaylaştıran hiçbir sebep olmamıştır ve Süleyman da dünyaya
    hâkim olmamıştır.
    13 -فجائع الدھر أنواع منوعة * وللزمان مسراتوأحزانُ
    Çok çeşitlidir acıları devranın. Sevindirici ve üzücü anları vardır zamanın.
    14 -وللحوادث سلوان یسھلھا * وما لما حل بالإسلام سلوانُ
    Belaları hafifleten tesellileri vardır. Ama İslâm’ın başına gelen belaları hafifletecek tesellisi
    yoktur.
    II
    15 -دھى الجزیرة أمرٌ لا عزاء لھ * ھوى لھ أحدٌ وانھدثھلانُ
    Ada’nın başına tesellisi olmayan bir bela geldi. Acısından dümdüz oldu Uhudve Sehlân
    16 -أصابھا العینُ في الإسلامفارتزأتْ * حتى خلت منھ أقطارٌ وبلدانُ
    İslâm için onlara nazar değdi ve mahrum kaldı. Böylce bölgeler ve şehirler İslâmsız kaldı.

    17 -فاسأل بلنسیةَ ماشأنُ مرسیةٍ * وأین شاطبةٌ أمْ أین جیَّانُ
    Mersiye’nin başına gelenleri Belensiye’ye sor. Nerede Şâtıba, hani Ciyyân nerede?
    18 -وأین قرطبةٌدارُ العلوم فكم * من عالمٍ قدسما فیھا لھ شانُ
    İlim merkezi Kurtuba nerede. Nice âlimin şanı yüceldi orada
    19 -وأین حمصُ وما تحویھ من نزهٍ * ونھرھا العذب فیاضوملآنُ
    Nerede Hıms (İşbilye), içindeki mesireler, tatlı, dolu ve taşkın nehri nerede?
    20 -قواعدكنَّ أركانَ البلاد فما * عسى البقاء إذا لم تبق أركان
    Ülkenin sütunlarıydı bu şehirler. Geride ne kalması umulur ki yıkılsa erkân.
    21 -تبكي الحنیفیةُ البیضاءُ من أسفٍ * كما بكى لفراق الإلف ھیمانُ
    Bembeyaz Hanîf dini ağlıyor üzüntüden. Tıpkı âşıkların ayrılıkta ağladıkları gibi.
    22 -على دیارٍ منالإسلامِ خالیةٍ * قدأقْفرتْ ولھا بالكفرِعُمرانُ
    Küfürle mamur olmuş ve İslam’ın artık kalmadığı diyara (ağlıyor)
    23 -حیث المساجدُ قدأضحتْ كنائسَ ما * فیھنَّ إلا نواقیس وصلبانُ
    Çünkü kiliseye dönüşmüştür camiler, içlerinde yoktur çan ve haçtan başka.
    24 -حتى المحاریبُ تبكي وھي جامدةٌ * حتى المنابرُ ترثي وھي عیدانُ
    Cansız olduğu halde mihraplar bile ağlıyor. Tahtadan olduğu halde minberler ağıt yakıyor.
    25 -یا غافلاً ولھ فيالدھرِموعظةٌ * إن كنت فيسِنَةٍ فالدھر یقظانُ
    Ey zamandan öğüt alabilecek iken gaflette olan kimse! Eğer uykuda isen bil ki zaman uyanıktır.
    26 -وماشیًامرحًا یلھیھ موطنھُ * أبعدحمصٍ تَغرُّ المرءَ أوطانُ
    (Ey) vatanıyla meşgul olup böbürlenerek yürüyen kimse! Hımıs’tan sonra kişiyi
    gururlandıracak vatan mı var?
    ومالھا مع طول الدھرِ 27 -تلك المصیبةُأنْسَتْ ما تقدَّمھا * نسیانُ

    Bu musibet, kendisinden önceki belaları unutturdu. Kendisi ise uzun zaman unutulmayacaktır.
    III
    28 -یا راكبین عتاقَ الخیلِ ضامرةً * كأنھا في مجال السبقِ عقبانُ
    Ey yarış sahasında kartal gibi ince Arap atlara binenler!
    29 -وحاملینسیوفَ الھندِ مرھفةُ * كأنھا في ظلام النقع نیرانُ
    Toz karanlığında ateş gibi olan keskin Hint kılıçlarını taşıyanlar..
    30 -وراتعین وراء البحر في دعةٍ * لھم بأوطانھم عزٌّ وسلطانُ
    Memleketlerinde izzet ve güç sahibi olarak deniz ötesinde bolluk içinde çayırlarda eğlenenler
    31 -أعندكم نبأ عن أھل أندلسٍ * فقد سرى بحدیثِ القومِ ركبانُ
    Var mı haberiniz Endülüs ehlinden? Kervanlar haberlerini her tarafa yaymıştır.
    32 -كم یستغیث بھاالمستضعفون وھم * قتلى وأسرى فما یھتز إنسان
    Orada kimi esir kimi ölü nice müstazaf yalvarıyor ama kımıldamıyor insan.
    33 -ماذا التقاطع في الإسلام بینكمُ * وأنتمْ یا عباد الله إخوانُ
    Bu nasıl bir ayrılıktır İslam’da aranızda! Ey Allah’ın kulları! Oysa siz kardeşsiniz
    34 -ألا نفوسٌ أبیَّاتٌ لھا ھممٌ * أماعلى الخیرِ أنصارٌ وأعوانُ
    Yok mu gayret ve onur sahibi kimseler? Yok mu hayrın yardımcıları ve destekleyenleri
    IV
    35 -یا من لذلةِقومٍ بعدَ عزِّھُمُ * أحال حالھمْ جورُ وطغیانُ
    Hey! İzzetten sonra zillete düşen millete koşun. Değiştirmiştir durumlarını zulüm ve tuğyan
    36 -بالأمس كانوا ملوكًا في منازلھم * والیومَ ھم في بلاد الكفرعبدانُ
    Daha dün kral idiler evlerinde. Bu gün ise küfür diyarında oldular köle
    37 -فلو تراھم حیارى لا دلیل لھمْ * علیھمُ من ثیابِ الذلِ ألوانُ
    Her türünden zillet elbisesi içinde şaşkın ve rehbersiz hallerini bir görseydin.
    38 -ولو رأیتَ بكاھُم عندَ بیعھمُ * لھالكَ الأمرُ واستھوتكَ أحزانُ
    Satıldıkları anki ağlayışlarını bir görseydin. Bu vahim durumun korkusuna kapılır üzüntülere
    boğulurdun.
    39 -یاربَّ أمٍّ وطفلٍ حیلَ بینھما * كما تفرقَ أرواحٌ وأبدانُ
    Hey! Nice anne ve çocuk birbirinden uzaklaştırıldı. Tıpkı ruhların ve bedenlerin birbirinden
    ayrıldığı gibi.
    40 -وطَفلةٍ مثل حسنِ الشمسِ إذ طلعت * كأنماھي یاقوتٌ ومرجانُ
    Genç kız ki doğduğunda güneş gibi. Sanki o yakut ve mercandır.
    41 -یقودُھا العلجُ للمكروه مكرھةً * والعینُ باكیةُ والقلبُ حیرانُ
    Gâvur onu zorla kötülüğe doğru sürmektedir. Gözleri ağlıyor kalbi ise şaşkındır.
    42 -لمثل ھذا یذوبُ القلبُ من كمدٍ * إن كان في القلب إسلامٌ وإیمانُ
    Böylesi acılar için eriyor kalp üzüntüden. Varsa eğer kalpte İslâm ve îmân.
  • ... distopik ortamda, bürokratlar açısından, bütün kamusal alan bir Kemalist Panoptikon şekline bürünmektedir (Foucault 1995, 195-210). Dahası, eğer şüphelenilen bürokratların ailelerine ait evler var ise Kemalist Panoptikon, özel hayatın merkezine (evlerin içine) dahi uzanabilir.

    Örneğin, evine beklenmedik bir ziyaret esnasında bir subayın başörtülü bir hanım ile evli olduğu tespit edilirse ya da alkollü içeceklerden herhangi birini reddederse veyahut ‘suçüstü’ namaz kılarken ‘yakalandı’ ise herhangi bir mahkeme önünde yargılanmadan ve karara karşı temyiz hakkı olmadan ordudan kesin ihraç talebi ile disipline sevk edilecek ve ordudan atılacaktır.