• Bazen düşünüyorum da acaba Vaiz mi olsam?
    Bir vaiz yuvarlak hesap ile 5000 TL maaş alıyor!
    Yaptığı iş ne? Beş vakit namaz öncesi dini bilgiler
    ve hikayeler anlatmak!
    Eee bu ikisi de bende var!
    Ne uğraşıyoruz ki Bilişim,yazılım falan!
    Kerizlik resmen!
  • 431 syf.
    ·Puan vermedi
    Piraye'nin okurda bıraktığı ilk izlenim kesinlikle herkese tepeden bakan biri. burnu havada tabirine biçilmiş kaftan olarak görünüyor. Taki karşısına Haşim çıkana kadar.okudukça karakterler kendisini daha net ifade ediyor ve tabii ki şiirlerin etkisiyle kalplerini okuyorsunuz.Sonunda aklınızda siz olsanız aşkı mı gururu mu seçerdiniz sorusunun içinizdeki cevabı kalıyor. piraye gururdan yana seçimini yaptığından acaba aşkı seçseydi nasıl olurdu senaryosunu kurmaktan öteye geçemiyorsunuz. Canan Tan klasiği olrak olmazsa olmaz Nazım Hikmet şiirleri olay örgüsünü süslemekte.Şiir özellikle nazım severler için harika tercih olabilir sadece bu artısı var zira. Canan Tan'ın iki kitabını okudum ve kurgunun değişmediğini farkettim.Bundan dolayı bende iki kitaptan fazla okuma isteği uyandırmadı ne yazık ki.Şiirler dışında klasik ergen romanı.
  • 196 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Ne yazmalı bu kitap hakkında, tam kitabı yeni bitirmişken ve Beethoven'ın Tolstoy'u da derinden etkileyen "Kreutzer Sonat" ı çalarken arka planda? Aslında çoğu incelemede,tanıtım yazılarında gecen tek bir kelime var her şeyi özetleyebilecek "provokatif". Tolstoy'un çıkar çıkmaz sansüre uğrayan, pek çok eleştiriye maruz kalan yani ortalığı oldukça karıştıran kitabı Kreutzer Sonat.Uzun süredir de kitaplığımda okunmayı bekliyordu ta ki her işini hayranlıkla seyrettiğim Kayhan Berkin'in Versus bünyesinde tek kişilik bir uyarlamasını sahneye koyduğunu duyana dek.Hemen biletimi aldıktan sonra kitabı da okuma listemin en üstüne çıkardım.
    Kitap hakkında genel yorumlama yapmadan önce değinmek istediğim birkaç nokta var. Sadece Doris Lessing'in önsözünü içermesi sebebiyle bile kitabın İletişim Yayınevi baskısından okunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü genel olarak bir Tolstoy meraklısı değilseniz ve hayatı hakkında pek okuma yapmadıysanız bu önsöz kitaba bakış açınızı baya etkileyecek ve yazarın hayatının kitapla sıkı bağını çok rahat fark edeceksiniz.Sanatçı Tolstoy ile özellikle hayatının son dönemlerinde aşırı uç fikirlere derinden bağlanan ama bu fikirleri hayatına uygulayamadığı için büyük bir içsel savaş yaşayan vaiz Tolstoy'un kitap boyunca nasıl karşı karşıya geldiklerini fark edeceksiniz.
    Kreutzer Sonat şüphesiz Tolstoy'un en farklı kitabı.Tolstoy'un Sonya ile evliliği hakkında bir şeyler okuduysanız kitapta anlatılan çiftin de Tolstoy çifti olduğunu düşünmemeniz mümkün değil.Hiçbir şey paylaşılmayan evlilikleri,art arda doğan çocuklar, muhtemelen Tolstoy'un kendini bu evlilikte yetersiz hissetmesi ve tüm bunların doğurduğu gerilim ve çaresizlik adeta Tolstoy'u kadın düşmanı birisi haline getirmiş bence. Karısına ve özellikle kendisine duyduğu nefreti sanatçı kişiliğinin gücüyle süsleyip etkileyici bir kitap ortaya çıkarmış diye düşünmekten kendimi alamadım.Tolstoy'un yaşarken de pek çok müridi olduğu söyleniyor ki hiç şaşırmadım. Anlatım gücü o kadar yüksek ki en hafif tabiriyle "korkunç" denebilecek fikirlerini bir ideoloji olarak sunmayı başarmış.
    Bir kadın olarak kitabı okurken ise oldukça zorlandım.Çoğu yerde çok öfkelendim. Karısını bir birey olarak görmeyişine, mülkiyetine geçmek gibi hatta daha kötü tabirlerin sık sık kullanılışına,tüm günahların kadınlara yüklenişine, erkeğe yüklenen günahların da yine kadına duydukları zaafla temellendirilişine ve dünyadaki sorunların tek sebebi kadın ve erkeğin tensel birlilteliğiymiş gibi saçma bir inancın anlatılmasına. Fakat kitabı edebi açıdan beğenmemek elde değil,tek solukta okunabilecek kadar da iyi bir dili var.
    Kitaptaki iki kısmı ise özellikle çok beğendim.İlki evliliklerinin daha dört ya da beşinci gününde karısı ile paylaşacak hiçbir şeyleri olmadığını fark ettikleri ve birbirlerine nefretle bakmaya başladıkları bölüm ve Pozdnişev'in hakimlerin bile karısını " onurunu temizlemek için!" öldürdüğünü söylemelerine rağmen hayır onu ondan nefret ettiğim için öldürdüm dediği kısım.Yıllarca içinde biriktirdiği öfkeyi kusabilmek için bahanelerin arkasına sığındığının o da farkında aslında.
    Okunmalı mı kesinlikli okunmalı.Fakat sorgulama yeteneğimizi kullanarak kendi değerlerimizi ve bakış açımızı oluşturabilme kabiliyetimizi kaybetmeden, tıpkı tüm kitapları okurken olması gerektiği gibi.
  • 112 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Sen kendine sahip çıkmazsan toplum da sana sahip çıkmaz. Kahramanımızın yaşam felsefesi olsada olur olmasa da.... Beni sevsen de olur sevmesen de... Evlensek de olur evlenmesek de... Yesem de olur yemesem de...Arkadaş olsak da olur olmasak da... Yaşamın, yaşamanın çok da bir esprisi yok. Bu yüzden de bir ilah yok. Bir inanç yok. Yaşama dair bir inancı da yok bu yüzden. Ve bu yüzden ki ne istediğini bilmeyem bir adam var. Bu adamın amacı, hayali, hedefi, beklentileri yok. Ne istediğini bilmiyor.Neye üzülüp neye sinirleneceğini neye mutlu olacağını bilmiyor. Tepkileri yok. Kendini tanımıyor. Kendine yabancı. Artık bir noktaya geliyor ki toplum onu çok farklı bir yere bir konuma düşürüyor. Okumanızı tavsiye ederim.

    Ceviri olduğu için mi bilmiyorum ama dili biraz basit gemdi bana. Geldim, gittim, kalktım, uyudum, yemek yedim vs.

    Okumanızı tavsiye ederim. Sıkılmazsınız.
  • 370 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    2005 yılında kitabını okumuştum. Henüz filmi yoktu. Şunu söyleyebilirim ki bu kitap bir muhteşem. Beni polisiye gerilim romanlarına aşık eden kitap budur !
    Filmini seyredince aynı etkiyi alamasam da ,filmi de güzeldi diyebilirim.
    Kitapta akıl hastanesinde geçen bölümler aşırı ürkütücü ve çok korkunçtu.
    Baş kahramanın hastanenin en tehlikeli ve en korkulan hastasının yanına gizlice ulaştığı bölümü hatırlıyorum. (Adanın hiç bir kimsenin olmadığı , en ıssız bir köşesinde yer alan hasta ıslah odası)
    Işık yok, her yer zifiri karanlık ve her an her yerden birisinin çıkıp saldırma olasılığı var. Ama o sırada karanlıktan bir ses geliyor ve dedektifin adını söylüyor. Sen mi geldin diyor? Peki ses nereden geldi?
    Sesin geldiği yönü arayan ve sonunda bulan dedektif akıl hastasına bakıyor. Hastanın arkası dönük. Dedektifi görmesinin ve tanımasın imkanı yok. Daha önce hiç karşılaşmamışlar. Peki onu nereden tanıyor? İsmini nasıl biliyor? Ve onun geldiğini nasıl anladı? Yoksa bu bir insan değil mi? Ruh ile mi karşılaştı?
    Kitabın sonuna kadar hastanede ve adada dolaşan ruhani varlıklar olduğuna inandığınız (ve gece okurken korkudan etrafınızdan gelen her sese pür dikkat kesildiğiniz) bu yüzden kitap boyunca korkunun zirvesinde gezindiğiniz ama sonunda sizi gerçek anlamda ters köşe eden bir roman.
    Kitabın sonunda resmen ağızım açık kaldı ve o şekilde kitabı bitirdim. Günlerce ve yıllarca aklımdan çıkmadı diyebilirim.
    Tek kelime ile muhteşemdi.
    Filmini izlemeyenler MUTLAKA önce kitabı okusun !
  • ‘Beklersem gelmez ki... Beklemesem gelir mi? Umut vardır. Beklemediğim zaman umut vardır.’