• Bir yol var ama annem çok ağlar..🌿♥
  • "Hayır, gelemem, çok üzgünüm, demek, yaptığınız işin içinde kendi adınıza suçluluk hissettiğinizi gösterir. Aslında gitmeniz gerek ama üzgünsünüz, gidemiyorsunuz. Yaptığınız şeyde bizzat kendinizi de suçlu buluyorsunuz ki bu tutum karşı tarafı haklı çıkarır. Haksızlığa uğradığını hissettirir. Çünkü siz bile yapamadığınız şey için fazlasıyla üzgün olduğunuzu açıkça ifade ediyorsunuz. Etkili bir hayırın içinde suçluluk, korku ve endişe yoktur. "Hayır, seni almaya gelmem mümkün değil. Benim başka bir planım var. İşyerinde görüşürüz, hoşça kal." Tereddütsüz, kaygısız, kararlı, saygılı, dirençsiz ve en önemlisi de suçluluk hissi barındırmayan, kendinden emin bir hayır varlık ve benlik alanınızın en güçlü muhafızıdır."
  • kentlerin havaalanlarından çok düşalanlarına gereksinimi var. yeni düş alanları yapılmalı, olanlar restore edilmeli ya da tümden yok edilmeli.
  • “Bunu yapmayı çok isterdim, ama hiç vaktim yok.” Bu cümleyi kimbilir kaç kez söylemişizdir. Zamanın görece olduğunu kavramak için Einstein’ı ve 20. yüzyıl fiziğini hatmetmiş olmamız gerekmiyor. İstemediğimiz kadar zamanımız var ve hiç zamanımız yok.
  • "Artık, ölüm ürkütmüyor beni. Hayatta oldukça onu arayacak değilim. Ölümle karşılaştığımda... Biliyorsunuz bu sık sık başıma geliyor. Apaçık bir gerçekle yüz yüze geliyorum. Bunun çok önemi var mı ki? Önemli olan benim ölü ya da diri, başkalarını nasıl etkilediğimdir."
  • Ataol Behramoğlu
    "Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra
    Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz
    Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür
    gümbür bir telaş
    Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne
    güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
    Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz
    kafalılar! Ey sadrazam!
    Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç
    yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz
    Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl
    bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar
    Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz
    bir gömlek giyiyorum
    Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma
    Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli
    bir pardesü
    Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir
    kitapları
    Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür
    ucundaki ırmakları
    Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda
    Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum
    istasyona
    Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya
    İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su
    Ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu
    Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma
    Ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette
    Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl
    ölebilir, nasıl unutulur insan
    Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl
    tarlalar
    Ne yapsam...ne yapsam...Dekart okuyorum sonradan...
    Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş
    Çankaya\' ya
    Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara
    Bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis
    bir çocuk
    Lermontov\' un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi
    bakıyor sonra
    Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,
    kuş sesleri geliyor kulağıma
    Ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni
    Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına
    Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına
    yüzünün oynamasına
    Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama
    İlençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal
    almaya
    İlençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri,
    bireyin kurtuluşunu filan
    İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan
    Uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey
    Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan
    Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün
    izliyor arkadan
    Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek
    kısaca
    Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum
    sağda solda
    Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak
    kanatlarından merakla
    Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların
    olduğu alanlara
    Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının, sonbaharı anlatan
    şiiri
    Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa
    Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden
    sokaklara fırlamaya
    Kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama
    Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm
    filmlerden mi ne
    Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya
    Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla
    Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o
    yollar geliyor aklıma
    Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun
    gibi tombul ve sıcak elleri
    Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde
    yeni bir kız, kahvede yeni bir garson
    O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...
    Şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan
    yüreğimi bu telaş.
    Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da
    Gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin
    fotoğrafını duvarda
    Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder
    misiniz karakola
    Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür
    ucundaki ırmakları
    Bir kız sessizce ölüyor, sessizce Vietnam\' da
    Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya
    Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!
    Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey
    şeyhülislam!
    Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz!
    Bunu söyleyeceğiz bin defa!
    Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çoğaltacağız
    marşlarla
    Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
    Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
    Yürüyeceğiz çoğala çoğala..."
  • 248 syf.
    ·64 günde·Beğendi·10/10 puan
    İlk kitap incelemem olacak sanırım. Uzun uzun anlatmak isterdim fakat şu an saat çok geç. Olduğu kadar olmadığı kader mottosuyla girişi yapıyorum. Şimdi efendiler, kitap baya baya akıcı. Okurken hiç sıkılmıyor "off şimdi ne olacak , Allah'ım yok artık, eee yuhh!" gibi reflekslerde bulunuyorsunuz. Kitaptaki en tatlı karakter şüphesiz Dirmit'dir. En sinir bozucu karkater de annesidir. Her haliyle çok cana yakın çok fazla kendisini sevdiren ama olaylı bir çocuktur Dirmit. Kitabın sonralarına doğru bir sürü değişik batıl inanç, büyü, sihir gibi değişik şeyler hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz kitaptaki anne karakterinden dolayı. Kitaptaki en gıcık olay da sürekli diyaloglarda "kız" kelimesinin refleks şeklinde geçmesi oldu. Ama velhasıl kelam çok muhteşem bir üslubu , çok tatlı bir anlatımı ve olay örgüsü var. Size tavsiye etmiyorum size okumaniz için yalvarıyorum. Yazarımızın kalemine sağlık. Büyülü gerçeklik eserlerine iyice merak uyandırdı bu kitap. Son olarak da kitapta en sevdiğim alıntıları yazacağım:

    "Şiirlerimi yırttılar, şiirlerimi yırttılar!"

    "Aklım kaçsın şiirlerim kaçmasın."

    Eh benden bu kadar. Sihirli uykular dostlar.