1000Kitap Logosu

Varlığının canı cehenneme

224 syf.
Leonid Andreyev 1919 yılında yazdığı ve ölümü nedeniyle yarım kalan romanı Şeytan’ın Günlüğü’nde, can sıkıntısından dünyaya inen Şeytan’ın kendisinden çok daha şeytani insanlarla karşılaşmasını anlatıyor. Şeytan’ın Günlüğü, adı üstünde, yalnızlıktan canı sıkıldığı için dünyayı ziyaret eden Şeytan tarafından kaleme alınan bir günlük biçiminde kurgulanmış; “Peki nasıl oldu bu? Oldukça kolay. Canım yeryüzüne inmek istedi, ben de oradan geçen birini, otuz sekiz yaşında Amerikalı bir milyarder olan Henry Wandergood’u kendime kalıp olarak uygun görüp öldürdüm. Elbette geceydi ve gören olmadı. Ama beni yargıç önüne çıkarman bu itirafıma rağmen mümkün değil, çünkü o Amerikalı beyefendi hâlâ canlı ve böyle karşında eğilerek seni selamlayan aslında ikimiziz: Ben ve Wandergood. O yalnızca kalıbını bana içi boş halde teslim etmiş oldu…” Amerikalı milyarder, yanında yine cehennemden çıkıp insan suretine bürünmüş sekreteri Irvin Toppi ile birlikte 1914’te Roma’ya doğru yola çıkar. Roma yakınlarındaki bir evde Thomas Magnus ve kızı Maria ile karşılaştığında ilk şaşkınlığını yaşayacaktır. Çünkü Maria ile İsa’nın annesi Meryem arasında mütjiş bir benzerlik vardır. Bu güzel kızın aşkıyla yoluna devam eden Şeytan, Amerikalı milyarder Henry Wandergood kimliğiyle Roma’ya vardığında büyük bir heyecan yaratır. Herkes, özellikle de Kardinal X, milyarderin ihtiyacı olanlara dağıtacağını vaat ettiği paraların peşindedir. Roma’nın eğlenceli hayatına ayak uyduran Şeytan’ın aklı Maria’da kalmış, kızın babası Thomas Magnus’un düşüncelerinden de etkilenmiştir. Onları konağına davet eder. Servetini Magnus’un ellerine bırakmayı planlamıştır. Zaman geçtikçe dünyanın sandığı gibi bir yer olmadığının, insan denilen varlığın kötülükle dolu olduğunun farkına varacaktır. Kozmik karamsarlık Kitabın girişinde çevirmen Barış Zeren’in “Andreyev: Bir huzursuz ruhun son hesaplaşması” adlı kapsamlı bir tanıtım yazısı yer alıyor. Andreyev’in edebiyat anlayışını ve felsefesini özetleyen yazı, yazarı ve Şeytan’ın Güncesi romanını kavramamıza katkıda bulunacak derinlikte. Barış Zeren, romanın “gerek cehennemindeki huzurunu bozup yeryüzüne gelen ve bir tür arafa sürüklenen Şeytan’ıyla gerek Andreyev’in ani ölümü sonucu ‘ucu açık’ kalmasıyla bu parlak yazarın ruhunu isabetle” yansıttığını söylemiş. Andreyev’e göre insanın sonsuzluk karşısındaki çaresizliği, doğruya, gerçeğe ya da hakikate erişmede hep eksik kalışı, yaşamı insan ruhunun içinde “sonsuza dek” debelendiği bir cehenneme döndürüyordu. Romanda, Şeytan karakteri de işte böyle bir cehenneme düşüyor. Üstelik insandan daha donanımsız bir halde. Geleneksel anlatılarda ve dünya edebiyatında Şeytan karakteri pek çok yazara ilham vermiştir. Ancak Andreyev farklı bir eğilimle, şeytan karakterini bir alegori olarak sunmuyor. Andreyev’in Şeytan’ı savaş ve devrim sonrası, yazarın kendi felsefi duruşunu yeniden kurmaya çabaladığı, uygarlık eleştirisini işlediği bir simge. Genelde Avrupa’nın özelde Rusya’nın savaş ve isyanlarla tepeden tırnağa altüst olduğu bir çağda yaşayan ve süreçten derinden etkilenen bir yazar olarak Andreyev insanın temel eyleminin yıkmak olduğuna inanmış, yıkımda yaratıcı bir yan görmüştü. Öyle ki “Eski düzeni hepten yok edeceksin; en temelinden, gelenekleriyle, dogmalarıyla, normlarıyla birlikte!” diyecek kadar öfkeliydi. Ne var ki bu anarşist tutum onu Bolşeviklerle bir araya getirmedi. Ama Rus muhafazakarlarıyla aynı safta da yer almadı. Şeytan’ın Günlüğü’nde fark edileceği gibi; “Andreyev karamsardı, ama karanlık değildi. Soyut düşünüyordu, ama okuyucunun üzerine fantezi kurguları boca etmiyordu. Andreyev bütün malzemesini ‘maddeden’ alıyordu. Alıyordu, ama maddeye dönmüyor, dönemiyordu. İnsanda gördüğü ontolojik çıkışsızlık, gözünün ‘maddede’ kalmasına izin vermiyordu. ” Ölmeden önce yazdığı son romanında Andreyev’in felsefesinin vardığı son nokta açıkça ortaya konmuş; dini alet edenlere duyduğu tiksinti, Batı uygarlığının yozlaşması düşüncesi ve anarşizan yıkıma övgüsü ince bir mizahla, zengin imge ve tasvirlerle hikâye ediliyor. “Sen insan evladı, sen kendini Tanrı ve Şeytan yerine koymuşsun! Tanrı ile Şeytan senin şu daracık, kokan hücrende nasıl bir korkunçlukla çürüyüp birbirlerine karışıyorlar! Tanrı dişlerini gırtlağa geçirip kan içen bir kurt! Şeytan ise kulaklarını kambur sırtının üzerine yatırmış bir tavşan! Katlanılır şey değil, sana katılıyorum. Bu durum yaşamı sonu gelmez bir azap ve işkenceye çeviriyor, ruh bir acının içinde kıstırılmış kalıyor. Düşünsene: Doğurduğun her üç çocuktan biri katil, öbürü kurban, üçüncüsü ise yargıç ve cellat olur. Her gün katilleri öldürürler, her gün de yeni katiller doğar; her gün katiller vicdanı öldürür, vicdan da katilleri idam eder; sonuçta ikisi de varlığını sürdürmektedir: Katiller de vicdan da. Nasıl bir sisin içinde yaşıyoruz böyle! İnsanın yaradılıştan beri ettiği bütün sözleri dinle, konuşanı ne sanarsın: Düpedüz Tanrı’dır bu! İlk doğduğu günden itibaren insanların bütün yaptıklarına bir bak, mide bulantısından isyan edersin: Düpedüz sürüdür bu!” İyi okumalar.
Şeytan'ın Günlüğü
Okuyacaklarıma Ekle
1
17
"... O zavallı beş yaşındaki kıza aydın geçinen ana babası çeşitli eziyetler ederlerdi. Elle, sopayla döver, zaman zaman tekmeler, neden yaptıklarını iyice bilmeden çocuğun vücudunu çürük içinde bırakırlardı. Sonunda işkencenin en incesine vardılar: Haber vermediği için küçük kızlarını kışın en soğuk gecelerinde helaya kapatmaya başladılar. (Sanki o yaşta, deliksiz uykuya dalmış bir çocuk aptesi geldiğini haber vermeyi bilebilirmiş gibi ) ceza olarak pisliğini yüzüne sürüyor, ağzına sokarak yemeye zorluyorlardı. Bunu yapan, kızın öz annesiydi! Bu ana, kızının pis helada inlediğini duyarken yatağında rahat uyuyabiliyordu! Düşün, başına geleni kavramayacak kadar küçük yaratık o murdar, karanlık, soğuk yerde, ufacık eliyle sızlayan göğsünü yumruklayarak gözyaşları döküyor, ' Tanrıcığı' na onu koruması için yalvarıyordu. Bu saçmalığa akıl erdirebiliyor musun sen dostum, kardeşim, dindar rahip adayı? Bu saçmalığın ne gereği var, dünyada varlığının nedeni ne? Bu olmasa, insan iyilikle kötülüğü ayırt edemeyeceği için yaşayamazmış derler. Bu kadar pahalıya patlayan iyilikle kötülüğün canı cehenneme! Bir yavrunun 'Tanrıcığı' na döktüğü gözyaşları dünyanın bütün bilgisine bedeldir. Büyüklerin acılarını hesaba katmıyorum; onlar elma yemiş; cehenneme kadar yolları var, fakat bunlar, bunlar !.. Üzüyorum seni Alyoşka, bir tuhaf oldun, istersen bırakayım. "
5
183 syf.
·
Puan vermedi
KİTAP TAVSİYEM "Simurg'un Öyküsü" ALINTILAR Yaralı bir kalbi ancak,yaralı başka bir kalp anlayabilir... Bazı insanlar için,doğrunun ya da yanlışın bir önemi yok... Açık aramaya kalkarsanız,kimin açığı yok ki bu hayatta? Hayatta hiçbir şey kusursuz değildir... İnsan,birini mutlu edince kendi de mutlu oluyor... Hayat aslında ne kadar uzun ve bir o kadar da kısa... KİTAP HAKKINDA Yolu sevgiden geçen insanlara rast gelmek,cihan üzerinde bize verilmiş en büyük hediye olsa gerek.Peki ya yüreğinde sevgi kırıntısı olmayanlar...Ya yüreğindeki sevgiyi karşısındakine hissettiremeyip,onun hayatını perişan edenler... Bunlar da cihanı cehenneme çevirenler işte... Üzüntü ve şaşkınlık içerisinde okuduğum bir kitap oldu Simurg'un Öyküsü... Kısaca bahsetmeye çalışayım müsadenizle...Nefes ve Simge'nin hayat hikayleri ile seyreden sayfalardan oluşuyor kitao.Nefes,sevdiği adamla evlenip,kayınvalidesinin varlığından ve sürekli yaşantılarına karışmasından şikayetçi biri iken,diş hekimi eşi Tolga,biraz daha idareci ve sakin biri.Evliliklerinin ikinci yılında hamile olduğunu öğrenen Nefes,eşinin bu duruma çok sevinmesine rağmen,çocuğu dünyaya getirmek istemiyor.Fiziğinin bozulmasından,kilo almaktan korkuyor ve bir türlü karnındaki bebekle bir sevgi bağı kuramıyor.Eşiyle ettiği sohbet sonucu bebeği dünyaya getirmeye karar verse de o sevgi bağı bebek doğduktan sonra da kurulamıyor... Simge ise Nefes ile Tolga'nın tek bağı,tek evlatları.Babası ve babaannesi tarafindan can_ı yürekten sevilse de,anne sevgisinin eksikliği hayatı boyunca tüm yaşamını etkiliyor... İki ayrı karakter olan anne_kızın hayatları okuru kendisine çekiyor.Simge'nin en büyük korkusu annesi gibi sevgisiz bir insan olmak iken Nefes ile yolları bir sebepten ayrılıyor ve birbirlerinden kopuyorlar.Taa kiii yıllar sonraya kadar... Peki Nefes,kızını niçin sevmiyor? Tolga diş hekimliğini niçin bırakıyor? Simge,hangi okulu kazanıp gurbete gidiyor? Yıllarca kendisinde annelik yapan babannesinin hangi haberi Simge'yi yıkıyor? Küçükken okul dönüşü,kızını elinde makas ile karşılayan Nefes,ona ne yapıyor? Tolga niçin her şeyi bırakıp uzaklaşıyor? Simge'nin okulunun önünde gezen bakımsız adam kim?ona zarar veriyor mu? Çocukluğunda yaşadığı hangi travmalar Simge'nin evliliğini etkiliyor? İş seyahati dönüşü evde bulduğu mektup,Simge'nin hayatını nasıl etkiliyor? Hava alanındaki esrarengiz adam kim?Simge'yi niçin takip ediyor? Simge,annesi gibi mi bir anne oluyor? Uçak kazasında öldü haberi gelen Barkın,kimi nasıl şaşırtıyor? Yıllar sonra tek dostu kalem kağıt olan kim? Simurg'un anlamı ne? Tüm bu soruların cevabı ve fazlası kitapta? SEVDİKLERİNİZE SEVDİĞİNİZİ SÖYLEYİN,BELLİ EDİN.HAYAT,BAZI ŞEYLERE GEÇ BIRAKMAKLA ÜNLÜDÜR.UNUTMAYIN! LÜTFEN SEVDİKLERİNİZE KİTAP HEDİYE EDİN Tavsiye Ederim Sevgiler ZeHra Gaylan
Simurg'un Öyküsü
Okuyacaklarıma Ekle
1
Lord Byron - Woody Allen - Bruyère - Comte - Condorcet
__Arthur Rimbaud__(1854-91) Fransız şair. _Hiçbir şey yapmak istemedikleri için, hiçbir şey yapmayarak doyuma ulaşıp mutlu olan insanlar vardır. _Bir seçkin müzik eksikliği var tutkumuzda. _Benim üstünlüğümü sağlayan şey, kalbimin olmamasıdır. _Sonunda, aklımın düzensizliğini kutsal buldum. _Bizlere düşen de sizler gibi rol yapanın maskesini çıkarmak. _O güneşler ki en derin denizlerde yıkanır. _İpleri gerdim kuleden kuleye; pencereden pencereye; çiçek bezekleri; altın zincirler yıldızdan yıldıza ve işte dans ettim. _Benden uzak olsun artık bu boş inançlar, bu eski bedenler, bu eşler ve bu yaşanmış yıllar. Karaya vurmuş bir çağdır bu çağ! _Eşitlik imkansızdır, çünkü akıllı, zeki ve dürüst bir insanın hemen yanında, en az on tane aptal, geri zekalı, yüz tane de düzenbaz adam vardır. _Bilgeliğim kaos kadar hor görülüyor ama sizi bekleyen uyuşukluk yanında nedir benim hiçliğim? _Eşsiz bilimsel buluşlar, toplumsal kardeşlik devinimleri, lekelenmiş ilk çocuksu saflığın evre evre arıtılması kadar kutlu olabilir mi? _Kime kiralayayım kendimi? Hangi yaratığa tapmalı? Hangi kutsal resme saldırmalı? Hangi kalpleri kıracağım? Hangi yalanı tutmalıyım? -Hangi kan içinde yürümeli? _Şair, bütün duyuları uzun süre, sonsuzca ve bilinçle karıştırarak, düzensizleştirerek kâhinleşir. Yani sevginin, acının, çılgınlığın bütün biçimlerinde; kendini arar, kendinde tüm zehirleri tüketir ve bunların yalnızca en özlü, en güzel kısımlarını tutar kendinde. _Birbirlerini tanımak gereği duymayan bu milyonlarca insan, öylesine aynı eğitimi, aynı uğraşıyı, aynı yaşlılığı sürdürüyorlar ki yaşamın bu gidişi saçma istatistiklerin Avrupa halkları için öngördüğü zamandan çok daha kısa sürede sona erer. _Alışılmış mutluluğa gelince; ister evcil, ister değil.. Hayır, bu benim işim değil. Sefih mi sefihim, güçsüz mü güçsüzüm. Yaşam emekle yeşerir, eski bir gerçektir bu; ya benimki, yeteriyle oturaklı değil henüz yaşantım, eylemin, dünyanın o en değerli noktasının üstündeki uzaklarda bir yere dalgalanıp uçuyor. _Ve sonra, ey mutluluk, ey us, gökyüzünden laciverdi ayırdım; çünkü lacivert karaya girer ve yaşadım katkısız ışığın altın kıvılcımını. Seve seve, soytarı ve olabildiğince şaşkın bir kalıba giriyordum. _Duyum_Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim. Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi; Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim, Mutlu, sanki yanımda bir kadın varmış gibi _Ey dünya! Ey yeni yıkımların aydınlık şarkısı! Camlarından hala sular akan büyük evde, yaslı çocuklar baktı görkemli imgelere. _Sıkıcı havayla ve denizle, yaralara; sessizliğiyle suların, boğucu sıcaklığın, acılara, ve suskunluğun korkunç çalkantısında gülen işkencelere gidiyoruz yuvarlanıp. _Devrimler artık hiç kimseyi mutlu edemiyor. Kölelik yalnızca biçim değiştiriyor, hepsi bu. Ama kölelik hep sürüyor, çünkü o gereklidir ve aptallık, kötülük ve entrika kadar kaçınılmaz bir durumdur. _Başardım aklımın arınmasını bütün insancıl umutlardan. Bir yırtıcı hayvanın sessiz sıçrayışıyla üzerine çullandım her kıvancın; boğazlamak için onları. _İnsan erken geldiyse. Erken yeryüzüne gelmiş güzel insanlar var sanki de! Evrimini tamamlayamamışlardan biri miyim acaba? diye düşünen var mı aramızda? _Ahlak, beynin zayıflığıdır _Yaşam emekle yeşerir, ya benimki, yeteriyle oturaklı değil henüz yaşantım, eylemin, dünyanın o en değerli noktasının üstündeki uzaklarda bir yere dalgalanıp uçuyor. _Sessizlik seslerin yokluğundan değil, benliğin yokluğundandır. _Özlemlerimi sürekli yok etmiş olan o kadın kendini bir gün bana bağışlatır mı dersiniz. Onarır mı rahat bir son yoksun yılları, başarılı geçmiş bir gün uyutur mu bizleri kaçınılmaz toyluğun utancında. _(Melankoli)_ _Göreceksin, uluyacağım sokaklarda. Zırdeli olmak istiyorum. Kesinlikle mücevher gösterme bana, yerlerde sürünürüm, halının üzerinde acıdan kıvranırım yoksa. Kana bulamak isterdim zenginliğimi tepeden tırnağa. Çalışmayacağım asla. _Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim. Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi; Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim, Mutlu, sanki yanımda bir kadın varmış gibi. Sonunda, aklımın düzensizliğini kutsal buldum. _"Vaktiyle, bir gençlik yaşamadım mı, öyle altın sayfalara yazılacak, sevilmeye değer, yiğit, masalsı, - ne büyük bir talih! Hangi suç, hangi hata yüzünden hak ettim bugünkü güçsüzlüğümü? Hayvanların acıdan hıçkırdıklarını, hastaların umutlarını yitirdiklerini, ölülerin kötü düş gördüklerini ileri süren sizler, haydi betimlemeye çalışın düşüşümü ve uykumu. Ben, dilencinin, kendini, ardı arkası kesilmeyen Pater'leri ve Ave Maria'ları ile dile getirmesinden daha iyi anlatamıyorum artık kendimi. Konuşamıyorum artık! _'Ben' bir başkasıdır. Eğer bakır bir borazan olarak uyanırsa, onun bir suçu yoktur. Bu benim için gün gibi ortada: Düşüncemin doğuşuna tanık oluyorum: Ona bakıyor, onu dinliyorum: Kemanın yayını harekete geçiriyorum: Senfoni derinlerde kımıldamaya başlıyor ya da bir sıçrayışta sahneye geliyor. ' _Kesinlikle biliyordum hiçbir zaman onun dünyasına giremediğimi. Uyuyan sevgili gövdesinin yanında nice uyanık saatler geçirdim geceleri, gerçeklikten neden bunca kaçmak istediğini düşünerek. Böyle bir dileği olmamıştı hiç kimsenin. İnanıyordum.-korkmaksızın onun için.-büyük bir tehlike olabileceğine toplum içinde.-Belki de yaşamı değiştirecek gizleri vardı? Hayır diye yanıtlıyorum kendimi bu... gizleri arıyor yalnızca. Sizin anlayacağınız büyülüdür erdemi ve ben tutsağıyım onun. Yeterince gücü -umutsuzluk gücü!-bulamazdı bir başka ruh kendine dayanmak için onun büyülü erdemine onca korumak onca sevilmek için. Zaten başka bir ruhla birlikte hiç düşünmedim hiç onu: İnsan kendi meleğini görür bir başkasının meleğini asla.-bana kalırsa. Ruhundaydım onun tıpkı insanın kendisi kadar aşağılık birini görmemek için boşalttığı bir saraydaymışım gibi: Hepsi bu. Ne yazık ki gerçekten bağımlıydım ona. Ama ne istiyordu benim sıkıcı korkak varlığımdan? Öldürmüyorsa da ondurmuyordu beni! 'Anlıyorum seni' diyordum bazen ona kızgın ve kederli. Omuz silkiyordu. _Cehennemde Bir Mevsim_ _Aldanmıyorsam bir zamanlar hayatım, önüne bütün gönüllerin açıldığı, yoluna bütün şarapların döküldüğü bir şölendi. Bir akşamdı dizimi oturttum Güzelliği-Terslik edecek oldu-İler tutar yerini bırakmadım ben de. Bayrak açtım adalete karşı. Aldım başımı kaçtım. Ey büyücüler, size ey bahtsızlık, ey nefret, hazinem size emanet. Azmettim, söndürdüm içerimde insan ümidi adına ne varsa. Bir yırtıcı hayvan amansızlığıyla atıldım üzerlerine boğayım diye cümle sevinci. Cellatlara seslendim, ısırayım diye ölürken mavzerlerin kabzalarını. Seslendim salgınlara, boğsunlar istedim, kan içinde, kum içinde beni. Tanrı bildim musibeti. Gırtlağıma kadar battım çamurlara. Cürümün ayazında kurundum. Hop oturup hop kaldırdım çılgınlığı. Bana baharın getirdiği iğrenç bir budala kahkahasıydı. Derken az önce işte, bir de baktım ki kıkırdamak üzereyim; aklıma eski şölenin anahtarlarını aramak geldi, dedim belki de yeniden heveslenirim. Hayırmış meğer o anahtarın adı-Anlaşıldı ben bir düşteymişim. 'Sen canavar kalacaksın...' falan filan... atıp tutmaya başladı başıma bu şirin hasırları ören şeytan. 'Ölümüne sürsün cümle iştahın, bencilliğin, cümle bağışlanmaz günahın.' Ah, canıma yetti arttı-Kuzum şeytan, ne olur daha bir öfkesiz bakıver de benden yana ufak tefek, yolda kalmış alçaklıklar vara dursun, sen ki yazarda tasvir, öğreticilik vergilerinin yokluğuna vurgunsun, senin için kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları. _Kâhin’in Mektupları_ _Sayın Bay, İşte yine öğretmensiniz. Kendimizi topluma feda etmeliyiz, demiştiniz bana; öğretim kurumunda yer alıyorsunuz: Herkesin gittiği yoldan gidiyorsunuz. – Ben de kendi ilkemi izliyorum: Hayasızca kendime baktırıyorum; okulun eski budalalarını bulup ortaya çıkartıyorum: Hareket olarak, söz olarak, kafadan uydurabileceğim ne kadar aptalca, pis ve kötü şey varsa hepsini kendilerine sunuyorum: Bunun karşılığını bira ve şarap olarak ödüyorlar bana.– Kendimi topluma feda ediyorum, doğru, – ve haklıyım. – Siz de haklısınız, şimdilik. Gerçekte, kendi ilkenize göre öznel şiirden başka bir şey görmüyorsunuz: üniversite yemliğine – bağışlayın - yeniden kavuşmakta direnmeniz bunu kanıtlıyor. Ama sonunda gene, hiçbir şey yapmak istemediği için hiçbir şey yapmamış olan bir doygun olarak bulacaksınız kendinizi. O öznel şiirinizin her zaman korkunç tatsız bir şey olacağının sözünü etmek de gereksiz. Sanırım, bir gün, – başkaları da aynı şeyi düşünüyorlar – ilkenize nesnel şiirin girdiğini de göreceğim, sizin olacağınızdan daha içtenlikle göreceğim bunu! – Bir emekçi olacağım: Çılgınca öfkeler, beni, şimdi size bu mektubu yazarken hâlâ nice işçinin öldüğü Paris savaşına doğru iterken, beni burada tutan düşünce bu!.. Şimdi hiçbir zaman çalışmam, asla; grevdeyim. Şimdilerde, olabildiğince sefihleşiyorum(Zevk düşkünü). Neden mi? Şair olmak istiyorum ve görülmezi gören kâhin olmaya çalışıyorum: Siz hiç anlamayacaksınız bunu ve ben de size anlatmayı aşağı yukarı beceremem. Bütün duyuların karıştırılmasıyla, düzenlerinin bozulmasıyla bilinmeze ulaşmak söz konusu… Acılar çok büyük, ama güçlü olmak, şair doğmak gerek ve kendimi şair olarak görüyorum. Bu hiç de benim uçum değil. “Düşünüyorum,” demek yanlış bir şey. “Beni düşünüyorlar,” demeli. Sözcük oyunumu bağışlayın. BEN bir başkasıdır. Kendini keman olarak duyumsayan oduna ne yazık! Hiç bilmedikleri konularda tartışan insanları küçümsüyorum! Siz benim için bir Öğretmen değilsiniz. Size bir şiir gönderiyorum: Taşlama mı diyeceksiniz bakalım buna? Yoksa şiir mi? Yine de düşlem. – Ama rica ediyorum, altını ne kalemle çizin. _Arthur Rimbaud_Sembolizm'in en büyük temsilcilerinden. Aykırı şair. Çağdaş fransız şiirinin kurucusu olarak da nitelendirilir. Asıl mevzu bunu 17 yaşında yapmış olması ve 20'sinde de şiir yazmayı bırakmasıdır. Din dersleri ve Latincesi oldukça iyi olan Rimbaud'a okulda "küçük pis yobaz" adı takılır. Henüz 16 yaşındayken evden kaçıp Paris'e gider. Paris'in meşhur kafelerinde şiirler yazıp, çağın sanatı, siyaseti hakkında tartışmalara katılır. ________________ _Lord Byron_ (1788-1824) Romantik İskoç şair. _Bildiğim tek sanat şudur: Beğenmemek. _Şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler ama dinleyicileri cahildir. _Dostluk aşka dönüşebilir, hep tanık oluruz buna. Ama aşk hiçbir zaman dönüşmez dostluğa. _Herkes gerçekleşmesini çok istediği şeylere inanmaya meyillidir. Bu ister bir loto bileti, ister cennete gidiş bileti olsun. _Kılıcı eşsiz bir maharetle kullanan Türk eli, mağlup ettiği insanların yarasını sarmakta da bir o kadar ustadır. _Dünyayı kendime Cehennem yaparak, gökyüzündeki Cennet'i kazanmak istiyorum. _Düşünce cehenneminde uzun süre yüzmek, yorar kişiyi. _"Hayatta önemi olan yalnızca dört soru vardır. Kutsal olan nedir? Ruh neden oluşmuştur? Neyin uğruna yaşanmalı? Ve neyin uğruna ölünmeli? Dördünün de cevabı aynıdır. Yalnızca aşk" _Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir. _Gözüpek atlı askerler savaştılar boşu boşuna. Tahta çıkmayı ya da tahttan çekilmeyi bilmeyenler uğruna. _Dünyada bütün trajediler ölümle, tüm komediler ise evlilikle sonuçlanır. _İlk tutkusunda kadın âşığını sever ya sonrakilerin hepsinde Aşk'tır sevdiği. _Suskun bir kadın sessiz bir fırtınadır. _Yazdıklarımı bırakıyorum akıntıya; ister yüzsün, ister batsın. Ben en azından düşümü yaşamış oldum. _Ayaktakımı üstünde büyüklenmeye, can atar devlet adamları. Uşakların dilenciler üstünde yaptıkları gibi. _Dar kafalılık bu bence. Göllerinizi değiştirmelisiniz okyanuslarla. _Ölmeleri mi gerekiyor–gençlerin, şereflilerin, yiğitlerin– Kibirli bir hükümdarın sakat saltanatını beslemek için? Başka bir kademe yok mu biat ile mezar arasında? _Sokrates bilebileceğimiz tek şeyin "Hiçbir şeyin bilinemeyeceğini bilmek" olduğunu söylemişti. Zevkli bir bilim bu ya; şimdiki, gelecekteki, gelmiş geçmiş tüm bilim adamlarını böylece birer aptala indirgedi. _Ve gözlerimiz olduğu için sanıyoruz her şeyi gördüğümüzü. Bütün mesele, ruhları görebilecek gözler edinmektir. _Bütün dinlerde ahmaklar var, çoğunda da düzenbazlar. Sırf deliliği vahiy sanan ve kendilerine peygamber adını takan adamlarca yazıldı diye kimsenin anlayamadığı gizemlere neden inanacakmışım? _Ah Aşk! Kötülüğün Tanrısı sensin ya yine de Şeytan diyemeyiz sana. _Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır. Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten. _Gerçeğin ırmakları çamurludur kaynakları duruysa da. _Bir devleti kurmak için bin sene ister, yıkmak için ise bir saat kâfidir _Tutku ne kadar gizlenirse gizlensin, çok karanlık bir göğün korkunç fırtınaları haber verişi gibi, gizli köşeleriyle kendini ele verir. _Tabuttaki ceset gibi yalnızdım. Yalnızdım bir bulut gibi. Hava saydam, gök mavi ve toprak kıvançlıyken, görünmekten hoşlanmayan, çatık kaşlı bulut gibi yalnızdım. _ İnsan etobur bir hayvandır ki, duramaz en azından bir öğün yemeden günde. Emerek yaşayamaz bir çulluk gibi, köpekbalığı ya da kaplan gibi koşar av peşinde. Oysa anatomik yapısı uygundur sebzeleri sindirmeye. Ancak gelin de anlatın bunu işçilerinize. Dana, koyun, sığır, daha iyi sindirilir, onlara göre. _Ve gözlerimiz olduğu için, sanıyoruz her şeyi gördüğümüzü! _Çıkacak canı tutmaz bedeninde insan. Ölüm korkusundan çok yaşam tiksintisinden. _Anlat onlara giden gençliğin bir daha geri gelmeyeceğini ve kiraladıkları alkışlarla düze çıkamayacağını ülkenin! _Hiçbir şey üzmez beni gerçekte İnsan sığırının geviş getirdiği o kötücül dedikodu denli. _Köledir insanların çoğu, en çok da ünlü kişiler hele. Kendi tutkularının, isteklerinin ve daha nelerin kölesi değiller ki? Toplumun kendisi bile insanları incelteceği yerde. Yıkmaz mı içimizdeki o ufacık iyiliği: Kendini kimsenin yerine koymayan kalpsizler yaratmaktır. Dünyadaki tuzu kuruların uyguladığı bu toplumsal sanat. _Herkes satılıktır nasıl olsa. Tutkularını bilirseniz eğer. Satın alabilirsiniz kimini güzellikle. Kimini mal mülk, çoğunu da parayla. Kraldan soytarıya dek herkesin bir fiyatı vardır nasılsa. _Ben kendim de severim yalnızlığı. Ancak isterim ki iyi anlaşılsın bu. Yalnızlık dediğim haremindeki sultanınkidir. Mağarasındaki bir münzevinin değil. _O günlerde büyüktü adı Cinayet ve orospuluğun kişiyi yücelttiği o günlerde. _Barbarca Ortaçağlar içerisinde en barbarcası erkeğin ortaçağıdır! Ne olduğunu tam bilmem ya aptallıkla bilgelik arasında kanat çırptığımız hani Ne yapmamız gerektiğini kestiremediğimiz bir yaştır işte. Üstü yazılı bir kağıt gibi bir dönemdir bu. Ak üstüne siyah harfler gibi öyle. Saçlarımız yavaş yavaş grileşirken. Ve bir şey kalmadıkça o eski kişiliğimizden. _Ancak şimdi otuzumda ak düştü saçlarıma. Artık yeşermiyor da kalbim. _Mutluluğu tatmanın tek yolu onu paylaşmaktır çünkü mutluluk ikiz olarak doğar. _Gece, kadınlarla yıldızları güzel gösterir. _Vicdan azabı, insanın içinde bir cehennemdir. _İçimizdeki cehennemin çektirdiği acıları ne kulak duyabilir, ne de dil söyleyebilir. _Biz, insanları kendi değerleri için değil, bizde buldukları değerlerden dolayı severiz. _Mutluluk uçsuz bucaksız ormanlardadır. Mutluluk bomboş sahillerdeki coşkudadır. İnsan elinin değmediği bir yerdedir, denizin diplerinde ve gürlemesindedir. İnsanları severim ama doğayı daha çok severim. _Ne dayanılmaz şey Tanrım, Şu şekilde, bu şekilde Uçtuğunu görmek insan ruhunun. _Yemin ederim seni unutabilsem eğer -Ama bu asla mümkün değil, asla olamaz. Bu mavi okyanus gökyüzünde erir gider. Senin görüntünü kafamdan çıkarsam biraz, karışırdı yeryüzüne bütün denizler. _Adını andıkları zaman yanımda. Kara haberdir benim için. Bir ürperti dolanır bedenimde. Niçin bu denli sevdim, niçin? _Bir evlilikte-nedir ki geriye kalan? Değer bilmez bir koca vefasız bir sevgili. Sonra dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken. Biter her şey sonunda. _Ey güzel okur! Bir kez burnunu uzattığın bu sayfaların içinden bir daha çıkmayacağına ant içerim! _Tatlıdır gelişimizle aydınlanan, bizi bekleyen gözler olduğunu bilmek. Tatlıdır ötüşüyle uyanmak bir tarlakuşunun ya da uyumak yanı başında bir çağlayanın. Tatlıdır arıların vızıltısı, kızların sesi, şarkıları kuşların…. Peltekçe konuşmaları ve ilk sözcükleri çocukların. _Gökyüzünü öpen bir dağdan geçtik işte. Başım dönüyor, düşlerim dönüyor, bu bir uyarı. _Aşk'ın evliliğe dönüşü, şarabın sirkeye dönüşmesi gibidir -sıkıcı, ekşi, basit bir içkiye- Zaman geçtikçe göklere yaraşır tadı keskinleşir. Ve ev işlerinde kullanılan sıradan bir maddenin tadına dönüşür. _İyi bir koca olurdum sanımca, bekarlığın tadını almasaydım. _Savaş borusu değil, Aşk kemanı duyuluyor burada _Don Juan_ Zampara" anlamında kurgusal bir karakterdir. _Efsaneye göre Don Juan soylu bir ailenin genç kızını baştan çıkararak kendine aşık etmiş ve kızın babasını öldürmüştür. Daha sonra mezarlıkta babanın heykelini saygısızca kendisiyle yemek yemeye davet etmiş ve heykel daveti kabul etmiştir. Babanın heykeli yemeğe Don Juan'ın ölümü için gelmiştir. Heykel Don Juan'ın elini sıkmak istemiş ve Don Juan elini uzattığında heykel onu Cehenneme sürüklemiştir. ________ _Jean de La Bruyère_ (1645 -1696) Fɾansız yazaɾ _Akıllı insanlara gülmek, delilerin ayrıcalığıdır. Alay, çoğu zaman akıl yoksulluğundan ileri gelir. _Gerçeğe ancak tek yoldan gidilir ama ondan uzaklaştıran binlerce yol vardır. _Çok konuşmak insanın gözden düşmesi için en kısa ve emin yoldur. _Erdem kılığına girmemiş, ondan destek almamış kötülük var mı? _Gönül okşayıcı sözler, kılık değiştirmiş yalanlardır. _Temiz yürekli İnsanlar hiçbir zaman rahat hayat yaşayamazlar. Çünkü kendilerini başkalarının hayatı için feda ederler. _Başkasını övmeyenlere, yerenlere, kimseden hoşnut olmayanlara bakın; bunlar kimsenin beğenmediği insanlardır. İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp onlar hakkında karar verme. _Amacımız uyarmaktı, ısırmak değil; yararlı olmaktı, yaralamak değil; töreleri esirgemekti, insanlara haksızlık etmek değil. _Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Ya kendi aklından faydalanmak, yahut da başkalarının akılsızlığından faydalanmaktır. _Dürüst bir insansınız, işinizi etrafınızdakileri memnun etmek ya da etmemek üzere yapmıyorsunuz; efendinize ve görevinize sıkı sıkıya bağlısınız. Siz, bitmiş bir adamsınız. _Zayıf olduğumuz için düşmanlarımızdan nefret eder ve ondan intikam almayı düşünürüz. Tembel olduğumuz için sakinleşir ve intikam almaktan vazgeçeriz. _Yeryüzünde sadece iki kişinin bulunduğunu ve tüm dünya nimetlerini aralarında paylaştıklarını farz ediyorum; gene de bu insanların çok geçmeden bozuşmak için bir neden bulacaklarına inanıyorum. _Bir kişiyi unutmaya çalışmak daima onu anmak demektir. _Zeka düşüncenin mikroskobudur. _Kadınlar_ _Kadınların birlerinden nefret etmesinin sebebi erkeklerdir. Kadının mizacı giydiği elbise ile değişir. Duygusuz kadın, sevebileceği erkeğe henüz rastlamamış olan kadındır. Bir kadının güzelliği, ancak sevmeye başladığı zaman meydana çıkar. Eğer kadın tembelse, onun bu hastalığını sadece sevgi iyileştirebilir. Kadın kalbi öyle bir uçurumdur ki, derinliğini ölçmek imkansızdır. _Hayat, duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir komedidir. _Düşmanımızın gün gelip dostumuz, dostumuzun da gün gelip düşmanımız olabileceğini unutmaksızın yaşamalıyız. _İnsanın sevmediği ile yaşaması, sevdiğinden ayrılmasından da beterdir. _Mutlu olmak mı istiyorsun? Yapman değil yapmaman gereken o kadar çok şey var ki. _Mevki yapma güçtür, ancak o mevkiye layık olmak daha da güçtür. _Cömertlik fazla vermekten ziyade yerinde ve zamanında vermek demektir. _İnsanın konuşacak kadar zekâya, ya da susacak kadar akla sahip olmaması büyük bir talihsizliktir. _Çocukların ne geçmişi, ne geleceği vardır. Şimdiki zamanı yaşar onlar _Günün birinde büyük bir ün, büyük bir otorite ya da büyük bir servetten kesinlikle vazgeçmesini bilen kişi, kendisini acılardan, uykusuzluklardan, kimi zaman birçok suçtan bile bir an içinde kurtarmış olacaktır." _Zamanın kısalığından en çok yakınanlar zamanlarını en kötü kullananlardır. _Halkın kafası yoktur, büyüklerin ruhu. Ben halk olmak isterim! _Kimi zaman yeryüzünde, erdemlik içinde pırıl pırıl, yüksek niteliklerle harika ışıklar saçan, eşine az rastlanır zarif kişiler belirir. Bunlar, tıpkı nereden geldikleri, kaybolunca da ne olacakları bilinmeyen harika yıldızlara benzerler; bu çeşit kişilerin ne ataları, ne de torunları vardır: Türlerini kendileri meydana getirmişlerdir. _Kimi yoksulluklar karşısında insan adeta mutluluğundan bir çeşit utanç duyar. _Samimiyetle söylenen söz yüreklere hızlı yol bulur. _Seni içkiye ve üçkağıtçılığa sevk eden ve çalışma azmi seninkinden az olan kişiyle iletişime geçme _Erkek başkasının sırrını kendi sırrından iyi korur, kadın ise sadece kendi sırrını saklayabilir. __________ _Rodney Dangerfield_ (1921-2004) Abd'li komedyen _Evcil hayvan mağazasında çalışıyordum. İnsanlar daha ne kadar büyüyeceğimi sorup duruyordu. _Karım seks sırasında konuşmayı severdi. Dün gece beni otelin birinden aradı. _Kaçırıldığım zamanı hatırlıyorum. Parmağımın bir parçasını babama gönderdiler. O ise daha fazla kanıt istedi. _Evsiz bir adam sokakta yanıma gelip, dört gündür yemek yemediğini söylemişti. Ben de ona "Adamım, keşke senin sahip olduğun iradeye ben de sahip olsaydım" dedim. _Psikiyatrist'im benim deli olduğumu söyledi. Ondan ikinci bir görüş istedim. O da, aynı zamanda çirkinsin, dedi. _Ailemin benden nefret ettiğini söyleyebilirim. Banyo oyuncaklarım tost makinesi ve radyoydu. _Küçükken ailem çok fazla taşınırdı ama her seferinde onları bulurdum. _Yıllardır eşimle konuşmadım. Onun konuşmasını bölmek istemedim. _Eşim ve ben yirmi yıl çok mutluyduk. Sonra tanıştık. _Yatak odamızı ayırdık, hafta sonları ayrı geziyoruz, tatile ayrı ayrı çıkıyoruz; Yani evliliğimizi sürdürmek için ne lazımsa yapıyoruz. _Gecen akşam eve erken döndüm ve karimi pizzacı çocukla yatakta yakaladım. Karim telaş icinde yataktan firlayip bana yalvarmaya başladı. Sütçüye bu olaydan bahsetmemem için. _Çirkin bir çocuktum. Doğduğum zaman doktor kordonu kesip kendini asmıştı. _Bir keresinde benim yaşlı adam doğum günümde bana yarasa hediye etmişti. Onunla oynadığım ilk gün uçup gitmişti. _Benim yaşlı adam beni hiç sevmedi. Seyahatlerim için bana bol para verirdi. _Bir seferinde benden poster çocuğu olmamamı istemişlerdi, doğum kontrolü için. _Herkes görünüşün, yaşın ve paranın önemsiz olduğundan bahseder. Ama şimdiye kadar hiçbir kızın çirkin, yaşlı ve beş parasız birine aşık olduğunu duymadım. _Dün gece bir kızı saldırıya uğramaktan kurtardım. Kendimi kontrol ettim. _Cadılar Bayramı'nda aileler çocuklarını bana benzetip dışarı gönderirlerdi. _Babası aileyi ve onu terk etti. Anne, Dorothy onu ve kız kardeşini Queens, New York'a taşıdı. Hayat kolay değildi ve bu yüzden aileye yardım etmek için dondurma satmak zorunda kaldı. Öğretmenler ve akranlarından gelen anti-semitik ifadelerle karşılaştığında, durumu ile başa çıkmak için şakalar yazmaya başladı. Komediye geri döndüğünde, korkuyordu ve daha sonra adını Jack Benny'den alan Rodney Dangerfield olarak değiştirdi. _________________ _Woody Allen_ (1935), ABD'li komedyen. _Ölümden sonra yaşam varsa ve hepimiz aynı yerde buluşacaksak, beni aramayın, ben sizi ararım. _İstiridye yemeyeceğim. Ben yemeğimi ölü isterim, hasta değil, yaralı değil, ölü. _İnsanlık bende kalsın diye diye çevremde hayvanat bahçesi oluşturmuşum. _Tabiatın tüm mucizeleri içerisinde belki de en muhteşemi yaz vakti yeşillenen bir ağaç. Tabii tükürüklerini saça saça Embraceable you söyleyen geyiği saymazsak. _Mastürbasyonu tercih ederim. Çünkü daha iyi sınıftan kişilerle karşılaşıyorsun o yolla. _Bazı insanların ciğerinin beş para etmediği ortada işte _Kimileri bilgi nehrinden kana kana içer, kimileri ise yalnızca ağzını çalkalar. _Benim gibi birini bile kabul eden bir kulübe asla üye olmak istemem. _Ben mutlu olmak istemiyorum, ben, seninle birlikte olmak istiyorum. _Delilik göreceli bir kavramdır. _Bir fanteziye aşıksın. _Evde patron benim, karım sadece kararları verir. _Bazı insanlar kırıldığında düzelemez, aynı kalır. _İnsan sesi duymak istemiyorum. Beynimi ağrıtıyor. _Orgazmda hayatın bütün boşluklarını doldurabilen ağırlıklar var. _Binlerce yıllık uygarlığın ardından insanlık hala sevmeyi öğrenemedi. _Özgür seçimler, demokrasiler için vazgeçilmez ama önce insanların biraz daha eğitimli duruma gelmesi gerekir. _Bir hırsızı evinizi soyarken yakalarsanız paniğe kapılmayın. O da sizin kadar korkmuş haldedir. Yapılacak en iyi şeylerden biri, onu soymaktır. _Neden seyirciler "Grant” adında yaşlı, hoş bir adamı anlatan bir oyunu izlemektense, önlerinde oturan insanın ensesine uzun süreler bakarak onu telepatik olarak etkilemeye ve arkasına döndürmeye çalışırlar? _Ve kadın, tanrıya taptığını zannederek aslında erkeğin kurduğu egemenlik sistemine taptığının farkına varamadı. _Zaten kötülük dediğin, aşırıya kaçmış iyilik değil de nedir? Agathon: Nasıl yani? Allen: Şöyle düşün: Bir adam çok güzel bir şarkı söylerse, mest olursun. Hiç aralıksız söylerse, başına ağrılar girer. _Aşk olmadan seks boş bir deneyimdir ama boş deneyimler arasında olabilecek en iyi deneyimdir. _Bütün cevaplarınıza karşı sorularım var. _Hayat bir toplama kampı gibidir. Ölmeden terk edemezsiniz. _İnsanoğlu niçin öldürür? Yiyecek için öldürür. Üstelik sadece yiyecek için değil, çoğu kez yanında meşrubat da gerekir _Ben ölümsüzlüğü eserlerimle elde etmek istemiyorum; ölmeyerek elde etmek istiyorum. _Ah şu modern psikanalistler yok mu! Dünyanın parasını alıyorlar insandan! Benim zamanımda beş Mark'a Freud'un kendisi tedavi ederdi sizi. On Mark'a hem tedavi eder hem de pantolonunuzu ütülerdi. On beş Mark'a Freud kendisini tedavi etmenize izin verirdi... _Hak eden tüm hedeflere karşı ölçülü bir düşmanlık: Siyasetçiler, televizyon, estetik ameliyat, toplu konut mimarisi, polyester takım elbiseli adamlar, sinema kursları ve her cümlesine 'yani' diye başlayan insanlar... _Büyücü bir hareket yaptı ve açlık sona erdi. Bir başka hareket yaptı ve adaletsizlik sona erdi. Başka bir hareket daha yaptı ve savaş sona erdi. Siyasetçiler bir hareket yaptı ve büyücü sona erdi _Entelektüeller de mafya gibidir; yalnızca kendinden olanı vurur. _Bir insanla birlikte ne kadar saçmalıyorsanız, o kadar samimisinizdir. _Aşık olmak acı çekmektir _Evren tamamen fenomenolojik bir olgu. Hiçbir şey sonsuz değil. Her şey anlamsız. Yaşam tamamen absürd.. _Dünya'nın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. en büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi. _Eğer tanrı varsa, umarım iyi bir mazereti vardır. Eğer bir tanrının var olduğu ortaya çıkarsa, onun kötü niyetli olduğunu sanmıyorum. Ama işin kötüsü epey beceriksiz olduğunu söyleyebiliriz. _Hayat cinsellikle bulaşan, başbelası, ölümcül bir hastalıktır. _Mesele şu ki, nostalji inkar demektir. Şimdiki acı veren zamanın inkarı. _En kuvvetli insanın bile bazen zayıf düştüğü anlar vardır ve kader eğrisini bu zayıf anlar belirler. _____________ _Marquis de Condorcet_(1743-1794) Fransız filozof _İnsan ruhunun zincirlerini kımıldattığı, hepsini gevşettiği, kimini ise kırdığı; bütün eski kanaatlerin gözden geçirildiği ve bütün yanlışlara saldırıldığı; bütün eski adetlerin tartışmaya konu edildiği ve bütün ruhların özgürlüğe doğru beklenmedik şekilde kanat çırptığı bir çağ.(Aydınlanma çağı hakkında) _Bilginlerin aydınlatamadığı toplumları şarlatanlar aldatır. _Amerikаn Bаğımsızlık sаvаşını destekleyen, köleliğin kаldırılmаsını ve cumhuriyetçi yönetim ilkelerini sаvunаn birçok yаzı yаzdı ve eylemlere kаtıldı. Sеkiz arkadaşıyla birliktе hazırladığı anayasa taslağı Jacobеnlеr'cе tеpkiylе karşılandı. Аnаyаsаyа ilişkin broşürü nedeniyle yаkаlаnıp yаrgılаnmаsınа kаrаr verili. Condorcet, dostu Madame Vernet'nin evinde saklanmaya başladı. Bir işçi giysisiylе еvdеn ayrıldı. Mеudon ormanına vardı. Bir lokantada kılık kıyafеti dikkati çеkti ve yakalandı. Sabah sorgucular gеldiğindе ölüsüyle kаrşılаştılаr. İşkenceden kurtulmаk için uzun zаmаndаn beri üzerinde tаşıdığı zehiri içerek ölmüştü. _Libeɾal ekonomi, anayasal hükûmet, paɾasız ve eşit kamu eğitimi, kadınlaɾ ve tüm ıɾklaɾdan insanlaɾ için eşit haklaɾı destekleyen düşünceleɾiyle Aydınlanma Çağı ve Aydınlanma ɾasyonalizminin idealleɾini somutlaştıɾmıştıɾ. __________ _Auguste Comte_ (1798 -1857)Fransız sosyolog _Dirileri idare eden ölülerdir. _Başkalarının yararına acı çekmeye istekli olmalısın. _Sevgi, ilerleme ve ahenk dairesinde herkes için ve başkası için yaşamaktır. _Sevgi tek ahlaki duygudur, çünkü yalnızca o toplumculuğun kişisellikten üstün tutulmasını sağlar. _Bilimleri ve ahlakı yeniden düzenleyin,aynı anda toplumu yeniden örgütlemiş olacaksınız. _İlke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak da ilerleme. _Dogmatizm, insan zekasının normal hali, onun doğası nedeniyle sürekli olarak ve her türüyle, en uzak göründüğü zaman bile meylettiği haldir. çünkü şüphecilik bir kriz halinden ibaret olup insan aklının bir öğreti değişikliğine geçişinde ortaya çıkan zihinsel fetretin kaçınılmaz sonucudur. _Sosyoloji, neden diğer bilim dalları gibi bir dal olmasın tezini savunarak, sosyoloji ismini öne süren ilk sosyologtur. Comte’un asıl amacı, toplum olaylarını bilimsel yönetmelerle inceleyerek topluma yeni bir şekil, yeni bir yön vermektir. Bunun için sosyolojiyi bilim olarak kurmuştur. Sosyolojiye fizik ve matematiğin yöntemlerini uygulamaya çalışmıştır. Bu bakımdan pozitivizm, deneyci felsefenin bir türüdür. Sosyoloji alanındaki çalışmaları Fransız Devrimine ve Aydınlanma Düşüncesine bir tepki niteliğindedir. Comte evrimcidir. Tarihi bir ilerleme süreci olarak görür. _Üç hal kanununa yani evrim kuramına göre toplumlar üç aşamadan geçer. 1- Teolojik aşama: Tanrıbilimsel dönemde insanoğlu bilmediği olayları hep aşkın bir kaynakla açıklama yoluna gitmiştir 2- Metafizik aşama: Tanrılara duyulan inancın çökmesiyle birlikte değişik metafizik araştırmalar başlamıştır. 3- Pozitivist aşama: Bilimsel araştırma _Birey toplumsal bir varlıktır. İnsan daha ziyade duygular ve egosuyla hareket eder; zeka ve aklını kullanmaktan sürekli kaçınır. Zeka ve akıl onu toplumsallaşma olgusuna götürür. Arzu ve duygularla yaşayan insanlar sürekli didişirler. Aklını kullanan insan barış ve sükunete kavuşur. Bu nedenle insandaki bencil duyguları, akıl ve zeka aracılığıyla diğerkam hale getirmek zorunludur. _____________ _Steven Best_1955. Abd hayvan hakları aktivisti. _Kapitalist söylem, özel bir menfaati sanki genel bir menfaat gibi sunarak kendini gizliyor. İnsan hakları aslında kapitalistlerin hakları. _Hümanizm, büyük harflerle adı tarihe kazınmış bir kabilecilikten başka bir şey değil. _Hayvan hakları daha büyük kafesler değil boş kafesler talep eder. _Dünyaya çarpan meteor biziz _Tarih, insanların hayvanları sömürüp katletmesi, ardından diğer insanlara hayvanmış gibi davranıp aynısını onlara yaptığını gösteren bir kalıbın varlığını ortaya koyuyor. _Elbette hayvanlardan farklıyız; hayır, onlar elbette uzay gemisi yapamazlar, hayır onlar matematikten anlamazlar, hayır tabi ki Shelley gibi romantik şiir yazamazlar. Lanet olsun! Siz bir balina gibi yüzebilir misiniz? Kartal gibi uçabilir misiniz? Bir yarasa gibi işitebilir misiniz? Bir kedi kadar güzel misiniz? Kimlerin hak sahibi olacağı ve kimlerin hak sahibi olamayacağı, kimlerin topluma dahil olup olamayacağı türünden bir ahlaki evrende kriterimizi akıl olarak belirlemek tamamen saçmadır ve ayrımcılıktan başka bir şey değildir! Eğer zürafalar insan ırkı kadar geri kafalı, kendini beğenmiş ve önyargılı olsaydı en az 2 metrelik boynunuz olmadığı sürece hiçbir hakkınız olmayacaktı. Sizi diri kesimle kestikleri, yiyecek olasınız diye kesip biçtikleri, sırf o kadar uzun bir boynunuz yok diye size her türden işkenceyi yaptıkları böylesine emperyalist bir zürafa dünyasında yaşamak ister miydiniz? İşte bizim ahlaki kodumuz böylesine ayrımcı ve önyargılı. _Cehennemi hayal edin: acı çığlıklar, kan nehirleri, iç organlar ve kan, parçalanmış vücut kısımları ve hala canlıyken hisleri taşlaşmış sadistler tarafından kesilip parçalanan canlılar. Mezbahaların dünyasına hoş geldiniz; ama uyaralım: her şey hayal ettiğinizden çok daha kötü. Burada amaç hayvanlara, işçilere ya da halkın sağlığına önem vermek değil, kazanç elde etmektir. Mezbahalardaki hayvanlar bilinçleri yerindeyken zincire asılır, burun ya da anüslerinden kancalara takılır, yukarı kaldırılır, kanı akıtılır, parçalara ayrılır, derileri sökülür, kaynar suya atılırlar. Hayvanlar ölmeden önce mezbahanın içinde yarım millik bir yol gider, on dakikalık elektriktro şok verilir, dövülür ve nihayetinde tamamen ölmeden de adım adım parçalara ayrılırlar _Açık olalım: reform için değil devrim için mücadele ediyoruz; insancıl efendiler için değil köleliğin sona ermesi için mücadele ediyoruz. Hayvan özgürlüğü insan kulaklarının duyduğu en radikal fikri ilerilere taşıyor: hayvanlar bizim giysimiz, kaynaklarımız, yiyeceğimiz, eğlence araçlarımız değiller; onlar bizim amaçlarımız için değil kendi amaçları için varlar _Nazi toplama kamplarında kullanılan endüstriyel öldürme biçimlerinin ABD mezbahalarında 19. yüzyılın sonlarında kullanılan tekniklerden model alındığını söylemek gerek. Yahudi soykırımı kurbanları hayvanların mezbahaya götürüldüğü aynı tren raylarında taşındılar, insanlar tavuk çiftliklerindeki tavuklar gibi bir araya tıkıştırıldılar, ve Auschwitz gibi öldürme alanlarının kendi mezbahaları vardı. _Aydınlamanın anlamı, değişmektir. Onsekizinci yüzyılda aydınlanma dini dogmaları ve zorbalığı yenmek anlamına geliyordu; yirminci yüzyılın sonlarına doğru, aydınlanma ırkçılığı, cinsiyetçiliği, homofobiyi ve diğer önyargılarını yenmek anlamına geliyordu; ve şimdi yirmibirinci yüzyılda aydınlanma, türcülüğü yenerek hayatın tümünü onore eden evrensel bir etiği kucaklamak anlamına geliyor. _Hayvanlar için her saniye bir 11 Eylül saldırısıdır. Terörizm, ideolojik, siyasî ya da ekonomik saiklerle masum kişilere kasıtlı biçimde şiddet uygulamak demekse, insanların, bir hayatın öznesi olan insandışı hayvanlara karşı yürüttüğü savaş da terörizmdir. Kürk çiftlikleri, sınaî çiftikler, hayvan deneyleri vs. terörist endüstrilerdir; bu endüstrileri destekleyen devletler de terörist devletlerdir. _Hangi grup en uzun süre böylesine ezilmiş, en yoğun ve yaygın biçimlerde sömürülmüştür ki hayvanlardan başka? En güçsüz insanların bile gene de hayvanlar üzerinde kontrolünün olduğu, yoksul ya da ezilmiş neredeyse bütün insanların kendini hayvanlardan üstün kabul ettiği, hayvanlara sahip olmak, onları sömürmek ve öldürmek için yasal haklarının olduğu koşullarda hayvan bakış açısı mümkün olan bütün teori, tarih, etik ve siyaset içerisinde olabilecek en radikal değişimdir. Eğer tarih efendiler ve köleler arasında bir mücadele ise; insanlar efendidir, hayvanlar ise köle _Hayvan hakları, hayvanların bizimle eşit olduğunu söylüyor; ne de olsa hepimiz hayvanız, sadece öteki hayvanlardan söz ediyoruz; hepimizin acıdan, işkenceden, ölümden uzak olmak istiyoruz; özgür olmak ve aile üyelerimizle beraber olmak istiyoruz _Her ezilen grup kendini ezenlere karşı özgürlüğünü elde etmek için savaştı; sıra artık hayvanlarda. Kendi adlarına konuşamadıkları için, kendi özgürlüğümüzün hayvanların özgürlüğü uğruna insandan yana taraf tutmayı bırakıp diğer türlere doğru yönelmesi gerekiyor. _Dünyayı anlamak için kullandığımız dil son derece önemli; bu dil düşüncelerimizi şekillendiriyor, kısıtlıyor; _Hayvan özgürlüğü, insanlardan diğer hayvanlardan üstün olduğu şeklindeki inançlarından vazgeçmelerini ve türler arasındaki Berlin Duvarı’nı yıkmalarını talep ediyor. Hayvan özgürlüğü insanlardan güçlü olmanın sorumluluk gerektirdiğini, güçlü olmanın haklı olmak anlamına gelmediğini, gelişmiş bir neokorteksin doğaya tecavüz edip onu talan etmek için hiçbir şekilde bir sebep olmayacağını idrak etmelerini talep ediyor. Hayvan özgürlüğü, insanlardan etik bakış açısında ciddi bir sıçrama yapmak adına hümanizmin konforlu sınırlarını aşmasını, ve böylece ahlâk skalasını akıl ve dilden sentiense (kendi varlığının bilincinde olma özelliği) ve özne olmaya doğru yükseltmesini gerektiriyor _Rousseau, Condorcet ve Marks gibi birkaç modernist, kalkınma kavramını bütün insanlara faydası olan evrensel bir terim olarak tanımlamış, ama bu denkleme başka türleri katmamıştır. Hiçbiri modern dünyanın insanların kazanımlarının, hayvanların ve dünyanın kaybetmesi pahasına elde edildiği fikri üzerinde düşünmedi. Batı medeniyeti kalkınmayı, milyarlarca hayvanın köleleştirilmesi, sömürülmesi, katledilmesi; doğanın yağmalanıp talan edilmesi yoluyla kendi refahında ve konforunda meydana getirdiği gelişmeler olarak ölçmüştür. Hayvanlar ve ekolojik bakış açısından bakıldığında ise “kalkınma” bir gerilemedir -bu da kürk çiftçiliği, fabrika çiftçiliği, mezbahalar, aşırı nüfus artışı, türlerin yok oluşu, küresel ısınma ve dünyanın giderek kötü bir hal alması gibi korkunç gelişmelerden de alenen belli olmaktadır _Ülke için, bayrak için ya da şirket emperyalizminin uydurma savaşları için asla hayatımı feda etmem. Ama dünya için, hayvanlar için ve cephelerdeki yoldaşlar için seve seve ölürüm. _Irkçı kafa yapısı deri rengine dayanarak aşağı/üstün hiyerarşisi yaratırken, cinsiyet ayrımcısı mentalite, erkekleri ve kadınları daha yüksek ve daha aşağı varlık sınıflarına ayırır, tür ayrımcısı bakış ise biyolojik süremi insan ve hayvan şeklinde iki zıt gruba ayırarak hayvanları nesneleştirir ve aşağılar. Irkçılığın nefret dolu bir beyaz üstünlükçülüğünden kök salması, cinsiyet ayrımcılığının geri kafalı bir erkek üstünlükçülüğünün ürünü olması gibi, tür ayrımcılığı da şiddet dolu bir insan üstünlükçülüğünün -yani insanların hayvanları istedikleri her türden amaç için kullanma hakkının olduğu sonucunda meydana gelir, daha geniş bakarsak, refahçılığın ahlaki sınırları içinde bu böyledir, ama aslında bunların hepsi resmi Hristiyanlığın ahlaki bavulundan arta kalanlardan başka bir şey değildir _15. yüzyılda Avrupalılar Afrika’yı sömürge haline getirmeye başlayıp İspanya ilk uluslararası köle pazarını kurduğunda, hayvanları sömürmek için kullanılan metaforlar, modeller ve teknolojiler insan kölelere karşı eşdeğer bir zulüm ve güçle kullanıldı. Afrikalıları kendi doğal ortamlarından ve yuvalarından çalmak, acı içerisinde çığlık atan aileleri birbirinden koparmak, kölelerin vücutlarının etrafına zincirler sarmak, onları kıtadan kıtaya daracık bölmelerde çektikleri acıları ya da ihtiyaçlarını göz ardı ederek nakletmek, derilerine onların bir eşya olduğunu gösteren sıcak demirle damga vurmak, onları hizmetçi diye açık artırmada satışa çıkarmak, hizmet ve emekleri için üremeye zorlamak, çıkar elde etmek için hepsini sömürmek, onları nefret ve öfkeyle dövmek ve yığınlar halinde öldürmek… işte siyah kölelere uygulanan bu korkunç olayların hepsi ve daha nicesi öncelikle hayvan sömürüsü aracılığıyla geliştirildi ve mükemmelleştirildi _İnsancılık bir önyargıdır, gericilik ve yıkıcı bir üstünlük iddiasıdır; olgunlaşmamış, işlevsiz, antika ve bayat bir dogmadır; Akıl kilisesinden çıkma bir çeşit fundamentalizmdir, bir kabile ahlakıdır- birisinin sizin kabilenizden birisini öldürmesi yanlıştır ama diğer kabileye yönelik barbarlık mazur görülür. İnsancılık sahte bir evrenselciliktir, bir Kant şarlatanlığıdır, etiğe yönelik ikiyüzlü bir hiledir, işlevsiz bir insan kimliği ve bizi daha derin bir evrimsel çıkmaz sokağa sürükleyen kozmolojik bir haritadır ____________
10
Düşün, başına geleni kavrayamayacak kadar küçük yaratık o murdar,karanlık, soğuk yerde, ufacık eliyle sızlayan göğsünü yumruklayarak gözyaşları döküyor,“Tanrıcığı”na onu koruması için yalvarıyordu. Bu saçmalığa akıl erdirebiliyor musun sen dostum, kardeşim, dindar rahip adayı? Bu saçmalığın ne gereği var, dünyada varlığının nedeni ne? Bu olmasa, insan iyilikle kötülüğü ayırt edemeyeceği için yaşayamazmış derler. Bu kadar pahalıya patlayan iyilikle kötülüğün canı cehenneme! Bir yavrunun “Tanrıcığı”na döktüğü gözyaşları dünyanın bütün bilgisine bedeldir.
5