• ...
    Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
    Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
    Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
    Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.
    Sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
    Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
    Rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.

    Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
  • İnsanın bir tür varlığı olduğu yönündeki çıkarım birkaç temel nokta üzerine kurulmuştur. Bunları sıralayacak olursak; Rousseau, hayvanın içgüdülerinden hareket ederek doğa karşısında eylemde bulunduğuna dikkat çekerken insanın kendi etkinliğini gerçekleştirirken içgüdülerine tamamıyla bağlı olmadığını, yapılması gereken şey karşısında iradesi sayesinde seçip seçmeme özgürlüğüne sahip olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda hayvanın da elbette iradesinin olduğuna değinirken insanın hayvana nazaran daha özgür bir irade sergilediğine dikkat çekmiştir.

    Hegel ise hayvanın eylemlerinin kaynağında Rousseau gibi içgüdünün yattığını söylerken insanın eylemlerinin kaynağını içgüdü değil kendine ve dış dünyaya dair bir bilince sahip olması olarak ortaya koyar. Hegel için hayvan, kendi doğasının zorlamaları karşısında sessizken, insanın doğasının zorlamaları karşısında kendisini tutabilmekte, bu zorlamalara insanca karşı koyabilmektedir.

    Feuerbach’a baktığımızda ise insanın bilinç ve öz itibarıyla farklı bir varlık olduğu fikri karşımıza çıkmaktadır. İnsan kendisini kendi nesnesi hâline getirebilen bir varlıktır. Bu yüzden insan bir başka insanı duyumsayabilirken hayvan bunu gerçekleştiremez. İnsan kendi olabildiği kadar bir başka insan da olabilmekte, onunla Özdeşlik kurabilmekte, bir başkasını hissedebilmektedir. Bundan dolayı Feurbach, insanı bir tür varlığı olarak düşünür.

    Olkan Senemoglu
  • Gelişim adına ortaya konulan her icat, her eylem bir varlık haykırışı bir deklarasyon hatta bazen de bir ültimatomdur.
    Büyüğü ve küçüğü olmadan her gayret ve çabanın size ait olması sizin varlığınızı ifade etmeye başladığınızın göstergesidir.
    Taklit ya da ithal edilen şey size aidiyeti değil sizin başkalarına yaslanmanızı ifade eder.
    Bu anlamda yapılan her şahsi ailevi ve vatani çalışma taktire şayan ve övülesi çalışmalardır.
    Kişisel anlamda da ülkesel anlamda da yapılan bütün gelişmeler öz güvenin yerleşmesine ve kimliğin oturmasına katkı sağlayacaktır.
  • Herkes doğrudan sadece tek bir varlığı -öz bilinçteki kendi iradesini- bilir. Geri kalan her şeyi ancak dolaylı olarak bilir ve her neyse onu ona kıyasen yargılar; düşünme gücünün derecesine göre bu kıyas daha ileri götürülebilir. Hatta bu bile nihayetinde ve temelli olarak gerçekte ancak tek bir varlık olmasından ileri gelir; harici, nesnel kavrayışın formlarından kaynaklanan çokluk yanılsaması (Maya) iç, yalın bilince nüfuz edemez; dolayısıyla o önünde her zaman ancak tek bir varlık bulur.
  • “Din eleştirisinin temeli şudur: Din insanı değil, insan dini yaratır. Din gerçekte, henüz kişiliğini bulamamış ya da bulup yitirmiş olan insanın öz bilinci ve kendine olan saygısıdır. Fa­kat 'insan' dünyanın dışına sürüklenen soyut bir varlık değildir. 'İnsan', insanın dünyası, devleti ve toplumudur. Bu devlet, bu toplum, tepetaklak olmuş bir dünya bilinci olarak dini üretti; çünkü kendileri de tepetaklak olmuş bir dünyadan başka bir şey değildirler. Din bu dünyanın genel teorisi, onun an­siklopedik özeti, onun popüler biçimdeki mantığı, manevi onuru, coşkusu, ahlaki yaptırımı, ağırbaşlı tefekkürü, genel avuntu ve mazeret kaynağıdır. İnsanoğlu gerçek bir varlığa sa­hip olmadığı sürece din insanın düşsel gerçekleşmesidir. Bu nedenle dine karşı mücadele, doğrudan doğruya ruhsal aro­ması din olan dünyaya karşı mücadeledir.

    “Dinsel ıstırap, aynı anda hem gerçek ıstırabın dışa vurumu,hem de gerçek ıstıraba karşı bir başkaldırıdır. Din ezilen yara­tığın iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın duyarlılığı, ruhsuz koşul­ların ruhudur. Din halkın afyonudur.

    “Halkın yanılsamalı mutluluğu olan dinin ortadan kaldırıl­ması, onların gerçek mutlulukları için gerekli bir istemdir.Onların koşullarıyla ilgili yanılgılardan kurtulmaları istemi,yanılsamaları gerektiren yaşam koşullarından kurtulmaları istemidir. Bu nedenle dinin eleştirisi, potensiyel olarak, aylası din olan bu gözyaşları vadisinin
    eleştirisidir.”
    Marx


    Unutulmaz ‘halkın afyonu’ deyişinin ilk kez ortaya kondu­ğu bu pasaj, günün gerici kilise yönetimlerine ağızlarının payı­nı vermiştir.
  • Emek -ekonomik üretim- kendinde bir amaç değildir, “üretimin temel sonucu,,, insanın varoluşudur,” (Ekonomi ve Felsefe Elyazmaları, s, 135, ) “Doğa insanın organik bedenidir,,, insan doğa sayesin­de hayatını sürdürür, yani doğa insanın ölmemek için sürekli bağ­lantıda olması gereken bedenidir, insanın fiziksel ve manevi yaşamı­nın doğayla bağlantı içinde olması demek, doğanın kendisiyle bağ­lantı içinde olması demektir, zira insan doğanın parçasıdır,,, insan kendisini ancak nesneler dünyasını işleyerek özgül bir varlık olarak
    ortaya koyar. Bu üretim de onun özgül etkin yaşamını teşkil eder.Bu üretim sayesinde doğa insanın eseri ve geçekliği olarak görünür.
    çözülse, yaşayan insan bu öze daha da yaklaşır; bu öz adeta tarihin Dolayısıyla, insanın bilinçte, zihinde değil fiilen, gerçekten ikiye ay nlması ve kendi yarattığı dünyanın içinde kendi üstüne düşünme­siyle birlikte, emeğin amacı insanın özgül yaşamının oluşması ve nesneleşmesi olarak karşımıza çıkar.” (agy, s. 88) Toplumsal tarih, insanın doğayı ve kendi doğasını sahiplenmesinin tarihidir. Top­lumsal emek ve ekonomik etkinlik bu sahiplenme sürecinin aracıdır ve insan özünün temel uğraklarıdır: İnsanın özünün hâkimiyetine girip ona entegre olmaları şartıyla. Çünkü kendi başlarına bu özü
    temsil etmezler. Ekonomik insan, total insanın özgürleşmesi için aşılmak zorundadır: “insan total insan olup... kendi çoklu (Allseiti-
    ges) özünü sahiplenir.”