abdülmecid barış, Mektûbât Tercemesi'ni inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

etkisini uzun süre üstün de hissettiren tasavvufa giriş kitabı...

iki kere hem okuyup hem de üstüne notlar tuttuğum kitap üçüncüsü de kitaplığımda...
insana varoluş amacından sonu olmayan güne kadar ki yolculuğunda gerekli olan bilgileri bulunduran kitap

bilinmeyenlerin kolay anlaşılmasını sağlayan


gönlün yapısını ne olduğunu
insanının yabancı olduğu ruh dünyasını kendisine anlatan kitap...

Nergiz TAŞKIN, bir alıntı ekledi.
11 saat önce

"İdeoloji bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla kurdukları hayalî ilişkinin bir temsilidir."

Matrix, Slavoj ZizekMatrix, Slavoj Zizek
Esin Tıknazoğlu, Keşke Kadın Olsam'ı inceledi.
 13 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"En büyük hatanız bizimle eşit olmaya çalışmak! Çok çabalarsanız eşit olmayı becerebilir misiniz? Elbette becerebilirsiniz AMA kendinizden, gücünüzden vazgeçerek becerebilirsiniz bunu! Erkekle EŞİT olmak için VAROLUŞ çıtanızı alçaltmanız, daha aşağı inmeniz gerekiyor. Eşitlik mi istiyorsunuz? Siz bilirsiniz!"
Aykut Oğuz

RAŞİT ÇAYIRLI, Günden Kalanlar'ı inceledi.
22 May 14:15 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Romanın baş karakteri olan uşak Stevens için hayatta en önemli şey "verilen görevi en iyi şekilde yapmaktır." Bu neredeyse onun bütün hayat felsefesini özetleyen cümledir. Stevens'ın özel hayatı hemen hemen yoktur. Kendi hayatını yaşamak yerine önceden, başkaları tarafından tanımlanmış bir hayatı yaşamayı tercih eder. Bunun bedelini de sonunda yine kendi ödeyecektir. Hayatında ilk defa kendi hayatıyla ilgili inisiyatif almak istediğinde de yaşayacağı bir hayal kırıklığından başka bir şey olmayacaktır. Ama İshiguro onun hayal kırıklığına uğradığından hiç söz etmez, Stevens da buna dair ne bir söz söyler ne de bir davranış sergiler. Fakat okuyucu olarak biz o hayal kırıklığını derinden hissederiz. İşte İshiguro'nun dehası, "Günden Kalanlar"ın büyüklüğü burada gizlidir.
"Günden Kalanlar" varoluş sorumluluğunu üstlenmeyen bireyin sakince ama bir o kadar da acımasızca eleştirisidir.

semra kartal, bir alıntı ekledi.
21 May 21:29 · Kitabı okuyor · Beğendi

Bütün varoluş, insanoğluna ve onun başına gelenlere gülüyor olmalı.

Sezgi, Osho (Sayfa 8)Sezgi, Osho (Sayfa 8)
Kafka T., Kambur'u inceledi.
21 May 13:52 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Ne çok yükümüz var değil mi? Hayatı algılayışımız, sevgimiz, sevgisizliğimiz, sevdiklerimiz, işimiz... Günü gelince hepsi bir kambur gibi sırtımızda bir yük olarak belirmiyor mu? Dünyaya şen gözlerle bakan bir yüz ile savaşın içinden çıkmış, sevmemiş, hor görülmüş bir insanın yükü aynı mıdır? Ya da şöyle soralım hepimiz develer gibi hörgüçlerimizle sırtlarımızda dolanırken hayat hepimize aynı eşit mesafede midir? Oyuncağı alınan bir çocuk ile savaşta annesini yitiren bir çocuğun yükü aynı kefeye konulabilir mi?
Hani nerde kamburlarınız? Antika saat tamircisi Şule Gürbüz'ün kaleminden dökülen satırlar sizin kamburlarınızı hatırlattı mı? "Akıl ideale varamayınca hicve varıyor." derken gülmek ve depresyon arasındaki o ince bağı ayırt edebildiniz mi?
"ben dünyaya olup biteni hayretle izlemeye ve şaşırmaya gelmişim-durmadan şaşırmaya... " diyerek dünyayı sürekli inceleyen, irdeleyen, hicveden Kambur, yüzyılımız insanı karşısındaki hayretini, şaşkınlığını nasıl hicv etmesin ki?
Kambur'u bir bedene sokamadım okurken, sanki bir ruh hastasının zihninden akan düşünceleri kambur ile somutlaştırmış gibi okudum. Kambur bir yük, başkalarının gözünde bir çirkinliğin sembolu iken yazar Kambur'u umarsız bir ruh haliyle yazmış ama biliyoruz ki umarsızlık ta bir savunma biçimi. Hepimizin kamburları var. Kendi gözümüzle gördüğümüz kadar başkalarının bizimle ilgili ne hissettiklerini de düşünüyoruz hep. Güvenli anlamlar verenler kamburlarından sıyrılabilirken, kendini değersiz olarak görme eğiliminde olanların kamburları gün geçtikçe büyümeye devam ediyor.
Şule Gürbüz, bilinç akışı anlatımı ile yeni bir soluk katmıştı edebiyatımıza. Yeni eserlerle bunu devam ettiriyor zaten. Yusuf Atılgan, Oğuz Atay'ın izinden giden bir yazar olduğunu düşünüyorum Şule Gürbüz'ün. Kendi cenazesine yetişmeye çalışan, zaman kavramının gerçeküstü bir şekilde anlatılışı aklıma Ahmet hamdi Tanpınar'ı da getirdi.
"Bu filme hiç ara verilmiyor; oysa susadım,sıkıldım. Ama çıkan da bir daha giremiyor yanım yörem ölülerle dolu, dayanamıyorum. Oyunumu beğeniyorum, ama bu oyun asla bana göre değil." Sanırım varoluş kaygısı çeken, hayata anlam yüklemeye çalışan her insan bu sorgu dolu satırlar arasında kaybolmuştur. Dilerim hepimiz oyunlarımızın mutlu kahramanları olma yolunda hızla ilerleriz.

KA, bir alıntı ekledi.
20 May 15:00

insan, tabiatın içinde bulunan, ama tabiattan daha üstün değerlere sahip olan bir varlıktır. bu değerler bir taraftan insanın tabiatta yalnız olmasına, garip ve sürgün olmasına yol açarken, diğer taraftan onu tabiatta garip, gurbette, sürgün, yalnız maddi tabiatla uyumsuz kılan aynı değerler, insanın tabiata egemen olmasına sebep olmuyor. o halde insan tabiata doğal olmayan hakim bir varlıktır. tersine, doğal olan bütün diğer varlıklara tabiat egemendir. ibrahimi ve islami kültürde var olan özgül ıstılahlara sahip net bir tanımda, ''insan, tanrı'nın halifesidir.'' tanrı'nın tabiattaki bu halifesinin çok büyük bir manası vardır. o kadar manası vardır ki nietzsche'nin kendi nihilizminde söylediği şey, din karşıtı ve tanrı karşıtı olmakla birlikte ibrahimi kültürde insan hakkında algılanan şeye de oldukça yakındır. o şunu söylemek istiyor: ''tanrı tabiatı yarattığı ve tabiat ve tabiatın idaresine iradesini koyduğu zaman, varoluş alemine her gün yeni bir icat ve yeni bir yaratış sundu ve nihayet insanı yarattı. ondan sonra artık yeni yaratış işini bu yeni meydana getirmeye bırakır.'' tabii ki islami ve ibrahimi kültür bu şekilde ifade etmiyor, ama insanın varlık içinde tanrı'nın halifesi olması, tanrı'nın sıfatlarına sahip olmasıdır. bu sıfatlar da hassaten insanın sahip olduğu sıfatlardır, tabiatın değil. tanrı, sıfatlar bakımından zihnimizde üç boyutta ve üç somut karakterde tezhür ediyor.

Kendisi Olmayan İnsan, Ali Şeriati (Sayfa 159)Kendisi Olmayan İnsan, Ali Şeriati (Sayfa 159)