1000Kitap Logosu

Vatan icin gidenler

62 syf.
Gerçek bir hikâye
Yüz Yüze, 1957 yılında AlaToo Dergisinde yayımlanmıştır. Betmebet (Yüz Yüze)” yahut Betmebet Kelgende (Yüz Yüze Gelince) adları orijinal olarak kullanılmıştır. Aytmatov'un ilk dönem eserlerinden birisidir. Henüz otuz yaşında bile değildir. Gerçek bir hadiseye dayanmaktadır. Hatta hikâyedeki İsmail'in gerçek adı da İsmail'dir. Aytmatov yıllar sonra bu öykünün yazılışını şöyle anlatmıştır. “İsmail gerçekti. Bizim köyümüzde yaşardı. Şeker köyü ve civarında onun bir kaçak olduğu ve savaştan kaçtığı konuşulurdu. Sonra bir gün yakalandı ve hapse atılıp, sürgüne gitti. Ancak on yıl kadar sonra geri geldi. Ben o zaman bir acemilik yaptım ve hikâyede İsmail’in gerçek adını kullandım. Hadise biliniyordu ve ailesi de halen köyümüzde yaşıyordu. Kitap çıktıktan sonra tiyatro oyunu da oynanmaya başladı. Epey tedirgin olmuşlardı. Yıllar sonra İsmail köye dönünce bana dedi ki, “Çingis sana teşekkür ederim. Adımı bütün dünyaya öğrettin. Evet, ben savaştan kaçtım. Sonra on yıl hapis yattım. Ama hiç pişman değilim. Bak, sağ salim döndüm köyüme.” Elbette Aytmatov öyküyü edebi bir hale sokmuştur. Köyde ineklerin çalınması doğrudur. Hatta Cengiz’lerin inekleri de çalınmış ve Cengiz eline bir tüfek alıp, hırsızları bulmak ve öldürmek için yola çıkmıştır. Onu yoldan geriye bir aksakal çevirmiştir. Yüz Yüze, yaklaşık elli sayfalık bir uzun hikâyedir ve Aytmatov’un ustalık yolundaki en önemli adımlarından biridir. Duygu çatışmasını fevkalade verir. Bu arada bütün Sovyet edebiyatında kaçak asker sorununu işleyen ilk eser budur. Toparlarsam, II. Dünya Savaşının en zorlu günlerinde Kırgızlar da Sovyet Ordusu’na alınmışlardır ve sürekli ölüm haberleri gelmektedir. Cepheye gidenlerden biri de Seyde'nin eşi İsmail'dir. Yüz Yüze, savaş, ölüm, vatan, kalanlar, gidenler ve kimin uğruna gibi çetrefilli konuları işleyen etkili bir povesttir.
Yüz Yüze
8.4/10
· 1.671 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
18
Şimdi buna, diyelim ki doğru, bu yüzde otuzun çoğunluğu şehirlerdedir. Köye düşse düşse yüzde onu düşer. Yani yüzde seksenin yüzde yetmişi şu atom, şu jet devrinde körkütük cahil, dünyadan habersiz. Bu adamlar ormanlarımızı yakıp, ocağımızı söndürüyorlar diyoruz. Bunlar bu gidişle adam olmazlar, diyoruz. Haklarında, onların hiçbir şeyden haberi olmadan, göğsümüzü gere gere türlü sözler ediyoruz. Halbuki bütün bu dertlerin, bu kötülüklerin, bu uykunun bir kaynağı var; o da, insanların ellerinden okuma haklarının alınması. Halk toplulukları okuma haklarını almak için otoriteleri zorlarlar. Bizde de zorladılar. Ve bunun sonucu olarak Köy Enstitüleri kuruldu. Köy Enstitülerinin kuruluşu vatanda görülmedik bir iş oldu. Toprağın yüzü güldü. Vatan sathı canlandı. Cıvıl cıvıl. Yüzlerce binlerce toprak çocuğu Enstitülere geldiler akın akın. Kendi okullarını kendi elceğizleriyle kurdular. Beş yıl içinde yüzlerce inanmış toprak adamı bilgilerle, zanaatlarla köylerine geri döndüler. Bu inanmış toprak adamlarıyla kara güç arasında zorlu bir dövüş başladı. İftiralara kurban gidenler, vurulup öldürülenler oldu. Ama onlar yürüdüler. Bir ışık gibi yurdu bir uçtan bir uca sarıyorlardı ki… Karşılarına aşılmaz bir duvar çıktı ve her şey tersine döndü. Artık ağzına ve akla ne kötülük gelirse onlara yakıştırılıyordu. Vatan hiyanetliği karasını bile sürdüler onlara. Sonra ne oldu. Köy Enstitüleri yön değiştirdi. Köy Öğretmen Okulları oldu. Bundan ne değişti diyeceksiniz. Her şey değişti. Eskiden yalnız köy çocukları alınırdı Enstitülere, şimdi şehirliler de alınıyor. Ben söyleyim de siz anlayın, şimdi Öğretmen Okullarına, yüzdeye vurursak daha çok şehir çocukları giriyor. Başka değişen ne mi var? Bütün program değiştirildi. Köylerine dönenler eskiden, ellerinde köylünün işine yarar bir zanaatla gidiyorlar, yaralarına merhem oluyorlardı. Şimdi efendi efendi, elini ılıktan soğuğa vurmamışlar gidiyor köye.
3
- İngilizler'e karşı savaşmak istiyorum. En yakın arkadaşım Kanal harekatında iken kucağımda şehit oldu. - Otur bakalım, Halit Mustafa. İntikam yani. - Öyle sayılır, komutanım. - Bak Mustafa, hepimiz askeriz. Asker demek, şahsi duygularından arınmış, ancak vatanı için çalışan, savaşan kimse demektir. Şahsi hareket edersek, nizam-intizam diye bir şey kalmaz. Seni gayet iyi anlıyorum. Ama kendin için değil, vatan için intikam almayı düşünmelisin. Zaman soğuk kanlı olma zamanıdır. Akıllı ve planlı bir şekilde hareket etmeliyiz. Bak kaç cephede savaşıyoruz.
5
Vatan zor günlere hazırlanıyordu. Balkanlar'da yenilmiştik. Cennetasa, bu vatan bizim olduğuna göre üstümüze düşen vazifeyi yerine getirmeliydik, bu vazife ölüm bile olsa... Zaten ölümü göze aldınız mı neden korkarsınız ki? Kaybedilen her karış toprak, gönlümüzde derin yaralar açıyordu. Düşman çizmesinin bastığı bir karış yer için bin kere ölmeyi tercih ederdik. Bütün bu düşünceler bizi hırslandırıyordu. Düşman ile karşı karşıya gelmeyi can-ı gönülden istiyorduk. Bazı yerlerin kaybedildiği haberini aldıkça Harbiye'nin sıralarına matem havasının o kurşun ağırlığı yayılırdı... "Vatan!" diyor, başka bir şey demiyorduk... "Vatan, vatan!" Hepimizde tek bir aşk, tek bir yürek vardı vatan için çarpan. Velhasıl her şey vatan içindi. Ama her şey...
3