• Bülent
    Bülent İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar'ı inceledi.
    360 syf.
    ·Puan vermedi
    Ölümsüzlüğe Sığınış
    Nunez de Balboa isimli bir maceraperestin Kristof Kolombun İspanya Kralına vaat ettiği altından ırmakları olan dağ ve taştan altın çıkan yeri istemeden bulan bir liderdir.Kendisi öncelikle ispanyol kralına isyan bayrağını çekmiş altını bulduktan sonra ise resmi bir şekilde vali olmak istemiştir.Tabikide büyük okyanusu gözleriyle ilk defa gören bu arkadaşın gözleri giyotin ile kapanmıştır.

    Bizans'ın Fethi
    Atamız Sultan Fatihi anlatan ve İstanbul'un fethine dayanmış,keşke bunu her Türk okusa İstanbula barış türküleriyle girmediğimiz ne kadar mel'un olduğumuzu görmüş olurlardı.

    George Friedrich Handelin Dirilişi
    Bu aranjör arkadaşımız 50 küsür yaşlarında felç geçirip 4 sene sonra sıcak su nedeniyle iyileşen müzisyen bestekar emektar bir insan, çoğumuzun bildiği Hristiyan ilahisi Ha-Halleluja(The Messiah) bestekarı kendisi kendisinden tam ümidi keserken bir akşam eve geldiğinde bahsettiğim ilahinin sözlerini kapısının altından atılmış bir şekilde bulur ve okudukça kendisinden geçer 2 hafta odasına kapanır ve aç susuz bi harika eserini ortaya koyar. Alçak gönüllü abimiz tüm konserlerini bağışlar, taktire şayan bir isim.

    Bir Gecelik Dahi
    Rouget de Lisanın yazmış olduğu fransız ulusal marşı, belediye başkanı ya vatan için bir şiir yaz demesiyle 5 dakikada yazdığı 18.yy den günümüze kadar gelen ve özellikle Jakoben, devrimci, özgürlükçü kesimlerin sahiplenmesi kendisi ise bunlara karşı fikirde bir insan olması işi ilginç kılar.Bu marşın şairini hala bir çok fransızın bilmediğine eminim, çünkü hiç bir zaman bu şiirle anılmıyor ve sefalet içinde ölüyor.

    Waterloo: Dünyanın Yazgısını Belirleyen An
    Bonaparte ve kuvveti, neredeyse tüm Avrupa'nın Fransa karşısında cephe aldığı büyük savaş ve Napolyon'un tek başına bunlara göğüs germesi, bir çok birlikleri dağıtması lakin bunlardan sorna kendisi de bitik düşmesi tek umudu Prusya ordusunu takip etsin diye gönderdiği bir kolordu lakin onlar ne Prusyayı takip ediyorlar ne de ağır top seslerini duymasına rağmen desteğe geliyorlar, pısırık bilinçsiz beceriksiz bir komutan yüzünden Waterloo da mağlup düşüyorlar, ne imparatorluk kalıyor ne de Napolyon.
    Marienbad Ağıdı
    Goethe ve gençlik, taze hisler depreşti fikirler ve fiiliyatlar bize yazarımızın Marienbad'in var oluşunu tasvir etmesi, öze dönüş ve Goethe, kitabı elle tutulur yapan bu hadiseyi kitaba dönüştüren yüzyılın şairi kendisine gelmesi,af ve bağış dilemesi fakat içindeki gençlik hissini söndürememesinin bir neticesidir elbet.

    Eldorado'nun Keşfi
    Suter Londra'dan ailesini bırakıp Amerika'ya kaçar oğulları eşi ve akrabaları göz arkası kalmıştır onun için San Francisco'ya yerleşir Vali'den izin alır ve buranın toprak sahibi olur, işçiler altın için isyan eder ve ona ait olan tüm yerler talan olur.Oğul ve eşi yanına gelmiştir, sahibi olduğu tüm topraklara yeni şehir kurulmuştur avukat oğul dava peşinde koşmuştur lakin tüm aile katledildi bugün hala August Suter San Francisco'nun toprak sahibi olmasına rağmen elinde tapusu ile açlık ve safeletle ölmüştür.

    Bir Yiğitlik Anı
    Dostoyevski'nin beyninde Karamazov'ların sarı gülüşü var.

    Okyanusu Aşan İlk Söz
    Cyrus Field ne bir bilim adamı ne de elektrikçi sadece mühendis Gisborne'nin işini devam ettiren bir planlamacı, plan ise İngiltereden Amerikaya okyanus ötesi elektirik tel çekmektir.İyi bir propaganda ile bu işe başlar Amerikan ve İngiliz hükümetinden maddi destekler alır aynı şekilde dönemin zenginlerinden de.Plan yapılır ve ilk girişim başlar heyecanla tüm halk bu katılır lakin bir kaç gün sonra makara kayması nedeni ile son bulur, aradan uzun bir süre geçer ortalığın yatışması beklenir ve yine bir defa denenir yine aynı gemiler iki kıtadan da haraket eder ve işe koyulur lakin bu sefer beklenmedik bir fırtına tüm işi berbat eder maddi zarar bir hayli fazladır ama Field asla vazgeçmeyecektir 3.deneme yapılır başka gemi ve yeni yatırımlar tabikide etrafına çok tepki alır lakin bu sefer başarılı olunur okyanus ötesinden kablo çekilmiştir, halkın gözünde çok büyür bir kaç hafta sonra ise kablolar dayanmaz ve yine hınç girişiminde bulunurlar belki insanlar küçükte olsa bir başarıdan mutlu olamıyorlar.

    Tanrı'ya Sığınış
    Lev Tolstoy ve son yılları, evine davet ettiği iki üniversiteli komünist militan ve soruları, neden bu davanın temellerini atmasına rağmen dava da kendisi yoktur?Tolstoy'un cevabı açıktır vahşet, zorbalık ve güç içerisinde herhangi bir dayatma olmamalıdır.Gençlerin Tolstoy'un evinden ayrılırken onu eleştirmeleri Tolstoy'un aklını başına getirir 83 yaşlarında olan bu adam tüm aile sıkıntısı için eşi ile konuşur ve yine onun hainliğine uğrar böylelikle 13 yıl evvel evden kaçış planını bugün uygular ve kaçar ülkede hemen yayılır Tolstoy kendi karakterleri gibi basit bir ölüme kavuşmak istemektedir yolculuk için bir trene binler ve istasyon şefi rahatsızlandığı için ona kendi odasını verir üzülerek.Bir yatak ve bir battaniye vardır tüm ülkede aranan Tolstoy bir bilinmeyen trende sessizce basitçe ve üryan bir şekilde hayata elveda der.

    Güney Kutbu İçin Savaşım
    Kaptan Scott ve adamları Güney Kutbu için İngiltere adına keşfe çıkarlar bu yolculukta 2-3 boyunca samimi olduğu hayvanları öldürüp yemek zorunda kalırlar 87.enleme geldiklerinde ise sadece 5 kişinin oraya varması gerektiğini diğerlerinin geri dönmesini söyler böylede olur o soğutan o zamanın en şartsız vaktinde 90. Dereceye varmayı başarılar lakin kendilerinden önce bir Norveç bayrağı görürler, o üzüntülü bakışlarla geri dönerler ilk başlarda bir arkadaşı pes eder sonra birisi daha ve 3 kişi kalılar artık ölme isteği daha ağırdır omuzlarında hayatlar fazla gelir ve Kaptan Scott dünyaya adını geçiren o mektubunu yazar(bkz.KaptanScottMektubu)bu mektuba kral bile dizlerini vurur tüm ingiltere saygıyla selamlar ölümünden 6-7 ay sonra bulunurlar birbirlerine sarılı halde ve ortalarında o mektup ile...

    Mühürlü Tren
    Dünyayı altüst eden mükemmel ama fiiliyatta boş olan komünizmin kurtarıcı Lenin ile bir tren yolculuğu, devrim hareketleri başlar İsviçre de olan Lenin derhal Rusya'ya dönmelidir lakin bunu yapamaz tüm yollar düşman ülkeleri ile kapalıdır en sonunda ise savaşta farklı tarafta olan Almaya ile anlaşır ve kendisi her yazısında Almanya'yı eleştirmesine rağmen şerefsizce bir hareket eder, tüm dünya düzeni değişir 20.yy başında olan bu olay tüm dünyaya seyir verecek ve Komünist düzenin başlangıcını bize gösterecektir.

    Cicero
    Zeki bilgin bir insan ve Sezar'ın tüm zalimliğine rağmen onun affından yararlandı lakin Sezar ölesiye kadar peşine düşenler ve onun hümanist fikirlerini engelleyenler aynı şekilde kendi halkının özgürlük değil çıkar peşinde oluşu aklı başına gelişi ve öldürülüşü, kitabın esrarengiz bölümlerinden

    Wilson'un Başarısızlığı
    Avrupada Birinci Cihan Harbiden sonra barış ve yeni dünya düzeni üzerine çalışan Amerikan başkanımızın başarısız oluşu, pek bir şey yazmayacağım kendisi bile hatasının farkındadır.
  • 196 syf.
    ·6 günde·10/10
    Böyle bir eseri ne inceleyebilir ne de hakkında yorum yapabilirim. Bu nitelikte bir insan değilim. Haddime değil, ama yine de hakkında düşündüklerimi yazmak istedim. Sarı Zeybek'in belgeselini yıllar önce izlemiş (ve de neredeyse unutmuş) olan bendenizin bu eseri okuması gerçekten çok iyi oldu. Öyle ki, kimi şeyleri unutmuş, Atatürk'ün son günlerini dahi nasıl bir asalet içinde geçirdiğini de anımsayamamıştım. Bir insanın son günleri nasıl geçer? Ölecek olsak ve bunun bilincinde olsak, kendimizden başka kimseyi ve şeyi düşünebilir miyiz? Ben düşünemezdim. Ama öyle bir insan düşünün ki hayatının son anlarında dahi vatan, millet sevgisi ile dolarak yine ülkesini düşünsün. Yine hayatının son anlarında ülkesi ile ilgili sorunların üstüne kafa yorsun.

    Ata'nın son 300 gününü anlatan bu eserde birçok kişinin anlatımı mevcut. Örneğin yeri geliyor Atatürk'ün yaveri Salih Bozok alıyor sözü, yeri geliyor silah arkadaşı Kılıç Ali. Anlatımın, çeşitli kişilerin aktardıklarının üstüne eklenmesi kitabın 'yaşanabilirliğini' büyük ölçüde artırıyor. Bu açıdan o 'son' günleri sadece okumuyor, içinizde yaşıyorsunuz. Atatürk ile beraber Salih Bozok'un anlattığı rüyaya gülüyor, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin Dolmabahçe'nin önünden geçtiği sırada söyledikleri İstiklal Marşı ve 10. Yıl Marşı ile duygulanıyor, göz yaşlarınıza hakim olamıyorsunuz. Atatürk'ün çektiği sıkıntılara ortak oluyor, o 'istediği, hedeflediği şeyleri gerçekleştirememe' duygusunu içinizde yaşıyorsunuz.

    Atatürk'ün son günlerdeki yalnızlığı, içinize işliyor. O büyük insanın hazin yalnızlığı... Doktorlara karşı tabiri caizse çocukça direnişi... Peki ne için? Bir insan neden kendi sağlığını ona hatırlatan doktorları dinlemek istemez? Cevabı şudur bana göre: Canından çok sevdiği bir şey vardır çünkü onun için. Vatanı, canından çok sevdiği vatanı. O'nun için vatan sevgisinin yanında hastalık gibi şeyler ufak bir ayrıntı olarak kalır. Hasta halde vasiyetini yazdırırken dahi ince bir şekilde dikkat ettiği imla ve dil kuralları onun ne denli mükemmel bir insan olduğunu kanıtlar nitelikte. Dil kavramına verdiği önemi de buradan anlayabiliriz aslında. Düşünsenize; ölüm döşeğinde iken dahi mükemmel bir üslup kullanan biri.

    Derine inilen meseleler de var elbette. Doktorlar neden onu bu hastalığın ilk başladığı andan itibaren tedavi edemedi? Ya da bu hastalık neden geç anlaşıldı? Bu gibi konulara da ışık tutulmaya çalışılmış. Atatürk, Ankara'yı son bir kez görememesi, "ne olacaksam Ankara'da olayım" diyebilecek kadar Ankara'yı çok sevmesi, Hatay meselesini hasta haliyle yoluna koymaya çalışması bizlere birçok yönden örnek oluyor. Düşünüyorum; bir ülkenin cumhurbaşkanı, yani kurucusu dahi bu denli çalışkan iken milleti nasıl olmalıdır? Atatürk, önümüzde yaşayan bir örnek halen. Ve de bilinçli nesiller yetiştiği sürece de yaşayacak olan bir 'lider'.

    Can Dündar'ın usta kalemi ile çeşitli belgelerin birleşmesi bu güzel eseri açığa çıkartmış. Bence bu eser bir köşede durmalı, zaman zaman okunmalıdır. Atatürk'ü unutmama adına günümüzde böyle faaliyetler şart artık. Her zaman şunu savunurum: Herkes Ata'yı unutmadığını, onu örnek aldığını söyler ama önemli olan kalplerdeki, yüreklerdeki O'na ait değişmez yerin var olabilmesidir. Günümüzde çok görüyoruz; Ata'nın resmini her bir yere yapıştırabiliyorlar, bastırabiliyorlar artık, malum teknoloji gelişti. Ama önemli olan bu mudur? Onun görmek istediği gençlik kavramının hakkını veremeyen gençlerin arabalarına, kollarına, ve daha nerelere Atatürk'ün resmini yerleştirdiklerine şahit oldum, olmaktayım. Önemli olan yüreğimizdekidir. Yüreğimizde Atatürk sevgisi olduktan sonra bu gibi 'somut' şeylerle sergilememiz gerekmez; 'soyut' olan daimidir çünkü. Gelin biz Atatürk sevgisini yüreklerimizde (ve beyinlerimizde) devam ettirelim, daimi olanı daima yapalım.